Kategoriler: Dergi,
Alt Kategoriler: Nisan,

21. yüzyılın en önemli fenomeni yükselen Asya gerçeğidir. Yükselen Asya beraberinde fırsatlar getirdiği gibi riskler de getirmiştir. Bu risklerden en önemlisi ise Asya’da farklı jeopolitik eksenlerin birbirleriyle mücadele ve rekabet halinde olmalarıdır. Bu durum da ister istemez Asya’da sahaya yansımaktadır. Bu jeopolitik rekabetin en son yaşandığı ülke Pakistan olmuştur. Pakistan’ın hangi jeopolitik eksene ait olduğu sorusunun cevabı aslında bugün Pakistan’da yaşananların nedenlerini de açıklamaktadır.

Pakistan 1950’den beri bölgede ABD’nin önemli müttefiklerinden birisiydi. 1955’te Orta Doğu’nun NATO’su olarak görülen 1955 yılında kurulan önceki adı Bağdat Paktı, daha sonra Irak’ın üyelikten ayrılmasıyla CENTO olarak değiştirilen bölgesel güvenlik mimarisinin de Türkiye ile birlikte kurucusuydu. Uzun yıllar ABD’nin yeşil kuşak stratejisinin merkeziydi. Ancak 11 Eylül saldırılarıyla birlikte ABD’nin de Pakistan’la yolları ayrıldı. Zira 11 Eylül saldırılarının ardından Afganistan’daki Pakistan destekli Taliban yönetimi Üsame Bin Ladin’i teslim etmemesi, Pakistan’ın 11 Eylül’de ABD’nin yanında durmasına rağmen 2011 yılında Üsame Bin Ladin’in Pakistan’ın Abbottabad şehrinde Amerikan Özel kuvvetleri tarafından Pakistan’a bilgi dahi verilmeden öldürülmesi AB’de Pakistan ilişkilerinde de bir gerginliğe neden olmuştu.

Bu süreçte özellikle Obama döneminde ABD’nin Pakistan ile ilişkileri düşük seviyede tutulmuş, Trump döneminde ise teröre destek verdiği gerekçesi ile Pakistan’a yapılan özellikle askeri yardımların tamamı kesilmiştir. Kuşkusuz,  bu durumda ABD’nin Hint-Pasifik stratejisini canlandırma, öne çıkarma ve bu bağlamda Hindistan’a atfettiği önem önemli bir rol oynamıştır.

“Hem Hindistan’la hem Pakistan’la stratejik ortaklığın bir arada yürümeyeceğini gören ABD tercihini istemeyerek de olsa Hindistan’dan yana koymuştur.”

ABD’nin genel olarak Güney Asya stratejisi Pakistan ve Hindistan arasında bir denge üzerine kuruluydu; ancak Trump, bu dengeyi Hindistan lehine bozdu. Japonya ve Hindistan’ın merkezinde olduğu Hint-Pasifik stratejisi ABD’nin yeni Asya Pasifik stratejisi ve yeni bir jeopolitik eksen olarak ortaya çıkmaktadır. Pakistan’dan bahsedildiği zaman sadece Pakistan’ın ulusal sınırları içerisindeki ülkesinden değil aynı zamanda Afganistan’da Bangladeş’te ve Hindistan’daki etki gücünden de bahsedilmiş olmaktadır. Dolayısıyla, Pakistan’ın Afganistan, Bangladeş ve Hindistan üçgeninde çok geniş bir coğrafyada etkin bir siyasi gücü bulunmaktadır. Bu bağlamda, Pakistan’ın durduğu jeopolitik eksen önemli bir şekilde avantajlı hale gelmektedir.   

Pakistan-ABD ile ilişkilerinin farklı yönleri de bulunmaktadır. 1970’lerde ABD’nin Çin ile ilişkilerini normalleştirmesinde Pakistan Cumhurbaşkanı Eyüp Han’ın arabuluculuğu önemli rol oynamıştır. Tüm bu süreç içerisinde ABD’nin Pakistan siyasi hayatı içerisinde de oldukça etkin bir konumu vardır. 1958, 1977 ve 1999 askeri darbelerinin ABD ile bir şekilde bağlantısı olduğu her zaman tarihçiler tarafından tartışılmıştır. 1979’da Sovyetler Birliği’nin Afganistan’ı işgal etmesiyle birlikte ABD’de Pakistan üzerinden Sovyetler Birliği’nin Afganistan işgaline karşı Afgan Mücahitlerini eğiterek Sovyetler Birliği’ne karşı bir direniş savaşı organize etmiştir. Afgan direniş savaşını ABD, Pakistan üzerinden yönetmiştir. Kimi iddialara göre ise Soğuk Savaş sonrası 1994’te Taliban’ın iç savaş sürecinde Afganistan’da yönetimi ele geçirmesinde de yine Pakistan üzerinden ABD’nin dolaylı etkisi ve bilgisi bulunmaktadır. Bir başka değişle Pakistan’ın desteğiyle Taliban’ın Afganistan’da iktidara gelmesi ABD’den habersiz ve izinsiz yapılan bir girişim değildi.

“Bugün gelinen noktada Pakistan üzerine jeopolitik rekabet farklı bir boyut kazanarak siyasete ve yönetime müdahale etme şekline dönüştü.”

 Dünya Nisan ayına Pakistan iç siyasetindeki gelişmelerle girdi. Pakistan Başbakanı İmran Han, ABD’nin kendisine bir tehdit mektubu gönderdiğini söyleyerek, mektupta kendisinin görevi bırakması halinde Pakistan’ın affedileceğini aksi halde kendisinin can güvenliğinin tehlikede olduğunu, bu yönde ellerinde istihbarat olduğu ifade ediliyordu.

İmran Han’ın mektubu ifşa etmesiyle İmran Han hükümetine destek veren MQM partisi birden bu desteğini çekerek muhalefete katılmasıyla İmran Han’ın 342 sandalyeli Ulusal Meclis'teki desteği 164’e düştü. Muhalefet ise 175 sayısına yükseldi. Asıf Ali Zerdari ve Benazir Bhutto’nun oğlu olan Halk Partisi lideri Bilawel Bhutto Zerdari’nin öncülük ettiği muhalefet, İmran Han’a karşı güven oylaması başvurusunda bulundu. Mevcut tablo İmran Han’ın bu oylamayı geçemeyeceğini gösteriyordu. Pakistan Başbakanı İmran Han’a göre tüm bu yaşananlar İngiltere’de yaşayan bazı eski siyasetçilerle ABD’nin hükümete karşı bir komplosuydu. İngiltere’de yaşayan eski siyasetçi olarak işaret ettiği ama adını vermediği siyasetçiler eski Cumhurbaşkanı ve eski başbakan Benazir Butto’nun eşi Asıf Ali Zerdari ve eski Başbakan Nawaz Şerif’ti. ABD de vakit kaybetmeden İmran Han’ın iddialarına karşı mektup olayının doğru olmadığını açıkladı.

Tüm bu tartışmaların gölgesinde 3 Nisan günü meclis güven oylaması için toplandı. Ancak Meclis başkanlığı mektup olayından yola çıkarak dış güçlerin isteğiyle güven oylaması yapıyor gibi bir görüntünün çıkmasıyla konunun anayasa boyutuna bakarak, anayasanın 5. Maddesine aykırılık teşkil ettiği gerekçesiyle güven oylamasını iptal etti. Muhalefet bu karar itiraz ederek derhal anayasa mahkemesine başvurdu. Güven oylamasının iptal edilmesi üzerine Başbakan İmran Han televizyonda Pakistan halkına seslenerek erken seçim çağrısında bulundu. Bunun üzerine Pakistan cumhurbaşkanı meclisi ve hükümeti feshetti ve 90 gün içinde seçim yapılması kararı alındı. Böylece İmran Han geçici hükümet atatana kadar 15 gün daha başbakanlık koltuğunda oturacak. Seçimlerde İmran Han tekrar seçilir mi? Bu sorunun cevabı halen belirsizliğini koruyor; ancak dış güçlerin aslında istediği bir şekilde oldu. İmran Han başbakanlığı bıraktı. 

Açıkçası ABD’nin Pakistan’da İmran Han hükümetini devirmeye yönelik bir toplumsal ve siyasal mühendislik üzerinden bir post modern darbe arayışı içerisinde olduğu görülüyordu. Oysa hatırlanacağı üzere Biden yönetimi göreve geldiğinde Amerikan Dışişleri Bakanı Blinken,  ABD’nin artık darbelere destek vermeyeceğini söylemişti. Blinken’ın gerekçesi ise darbe girişimlerinin ekonomik olarak ABD’ye oldukça maliyetli olmasıydı.

ABD’nin Afganistan’da 20 yıl önce kendisinin büyük emeklerle kurduğu Afgan hükümetini, ordusunu ve devletini bir kalemde silip ve yıkıp yerine 20 yıl boyunca savaştığı Taliban’ı getirmesi akıllara ziyan bir durumdu; ancak bu yeni durum aslında ABD’nin Avrasya coğrafyasında yeni bir hamleye hazırlandığının da bir göstergesiydi. 

“ABD, Afganistan üzerinden Avrasya politikasını bir dantel gibi ince ince işlemeye devam ediyor.”

İlk adım Ocak 2022’de Kazakistan’da atıldı. Akaryakıt fiyatlarına gelen zammı protesto için sokağa dökülen halk bir anda hükümet karşıtı bir kalkışmanın öncüsü oldu. Aslında Kazakistan’da yaşananalar 2000’li yılların ortalarında Ukrayna’da Gürcistan’da ve Kırgızistan’da yaşanan daha sonra literatüre “Renkli Devrimler” olarak geçen halk eylemlerini aratmayacak türde benzer eylemlerdi. Fakat bir noktada bu eylemler Rusya ve Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü’nün müdahalesi ile durduruldu. Aslında, Kazakistan’da yaşanan bu kalkışma ABD’nin bir nabız yoklamasıydı. ABD, Kazakistan üzerinden Rusya’nın ve Orta Asya devletlerinin reflekslerini ölçmek için bir False Flag (sahte bayrak)  operasyonu yapmıştı. Kazakistan olaylarının üzerinden çok zaman geçmeden bir ay sonra Ukrayna krizi, Ukrayna savaşına dönüştü ve bir anda dünyanın gündemi Kazakistan’da yaşananlardan Avrupa’ya Ukrayna’ya döndü; ancak ABD, hiçbir zaman Avrasya’dan ve Orta Asya’dan vazgeçmedi. Bir dantel gibi ABD şu anda Afganistan üzerinden Avrasya politikasını ince ince işlemeye devam ediyor.

ABD, İmran Han hükümetinden umutluydu. Zira İmran Han’ın dünyaca ünlü eski bir kriket oyuncusu ve bir dönem İngiliz sosyetesinin önemli bir ismi olması nedeniyle Batı ile birlikte hareket edeceği düşünüldü; ancak 2020’de İmran Han, Üsame Bin Ladin’den şehit olarak bahsetmesiyle başlayan süreç Batı’yı büyük bir hayal kırıklığına uğrattı. Ayrıca Keşmir nedeniyle Hindistan ile olan ilişkilerini ise neredeyse savaşın eşiğine getirmesi Batı’nın da İmran Han’a yönelik umutlarını tüketmesine neden oldu. İmran Han’ın iktidara gelmeden önce Çin ile ilişkilere soğuk bakarken ve bu yönde ABD’de bir umuda neden olurken iktidara geldikten sonra Pakistan-Çin stratejik ortaklığının daha da derinleşmesinin yarattığı hayal kırıklığı ve özellikle ABD ve NATO’nun Afganistan’dan çekildikten sonra en azından istihbarat ve özel kuvvetler düzeyinde Pakistan’da bazı üslere yerleşme isteği İmran Han tarafından geri çevrilmesi tüm ipleri kopartmıştır.

 Öyle ki, CIA başkanı uçağa atlayıp İslamabad’a giderek Pakistan hükümetini devre dışı bırakarak, Pakistan gizli servisinin başkanı ile üsler meselesini yüz yüze konuşmasına rağmen meseleyi çözemeyince bu defa Amerikalılar ordu nezdinde girişimlerde bulundular; ama ordu önce ABD’nin Pakistan’a yönelik bazı örtülü ambargoların kaldırılmasını istedi. Örneğin Türkiye’den alınacak Atak helikopterlerinin Pakistan’a satılmasının önündeki vetonun kaldırılması da bunun bir parçasıydı. Bugün gelinen noktada halen bu satış üzerindeki ABD engeli kaldırılabilmiş değil.

ABD’nin Pakistan’da bir türlü doğru pozisyonu alamaması Orta Asya, Afganistan ve Taliban ile ilgili olan planlarını da akamete uğrattı. Bu nedenle 2021 sonbaharından itibaren Pakistan’da askeri darbe olasılığı kuvvetle muhtemel hale geldi. Ancak Ukrayna krizinin çıkması ve daha sonra bu krizin bir savaşa dönüşmesi ABD’nin de stratejilerini yeniden gözden geçirmesine neden oldu. Ukrayna savaşının daha ikinci gününde İmran Han’ın Moskova’yı tüm uyarılara rağmen ziyaret etmesi ve BM Genel Kurulunda çekimser kalarak Rusya’nın yanında saf tutması da ABD’yi rahatsız etti. Bilindiği üzere, Ukrayna Savaşında ABD çekimser ülkeleri Rusya’yı desteklemekle itham ediyor. Özellikle Çin’in doğrudan ve Hindistan’ın ise dolaylı olarak Ukrayna savaşında Rusya’nın yanında yer alması ABD’nin Hint-Pasifik stratejisini de derinden etkilemiştir.

“İstanbul-Tahran-İslamabad demiryolunun Çin-Pakistan ekonomik koridoruna bağlayacak olması ABD’nin dikkatinden kaçmamıştı.”

İmran Han, Türkiye ile olan ilişkilere de oldukça önem veriyor. Özellikle Karabağ savaşında Azerbaycan’ı aktif olarak Türkiye’nin dışında destekleyen tek Müslüman ülkeydi. Öyle ki 2021’de Azerbaycan, Türkiye ve Pakistan İslamabad deklarasyonunu imzalayarak, “Bir Millet Üç Devlet” olduklarını ilan ettiler. En son geçtiğimiz günlerde Pakistan Milli günü kutlamalarında hem Türkiye hem de Azerbaycan ordusu geçit törenine katıldı. Yine 2020’de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Pakistan ziyaretinde Çin-Pakistan ekonomik koridoruna Türkiye’nin katılma arzusunda olduğunu söylemesi ve Pakistan ile Çin’in bunu memnuniyetle karşıladıklarını açıklamaları,  Türkiye’nin yeni dönemde Asya politikası açısından da önemli bir gelişme olmuştur. Türkiye’nin bu hamlesi kısa sürede meyvesini vermiş ve 6543 km uzunluğunda olan İstanbul-Tahran-İslamabat Demiryolu Aralık 2021’de hizmete girmiştir.

 

ABD’nin Pakistan konusunda bu kadar aceleci olmasının arkasında yatan neden ise Ukrayna savaşında Hindistan’ın çekimser kalarak Rusya-Çin ekseninin yanında durmasıdır. Biden, Brüksel’de NATO toplantısına katılırken Çin Dışişleri Bakanı da Hindistan’ı ziyaret ediyordu. Son gelen haberlere göre Hindistan, Rusya ile oldukça karlı bir petrol anlaşması yapmış durumda. Bir başka deyişle Rusya ve Çin’in Hindistan’ı yanlarına çekerek ABD’nin Hint-Pasifik stratejisine büyük bir darbe vurmasıyla ABD de Pakistan’a karşı bir hamle yaparak Rusya-Çin eksenine karşı bir misilleme de bulundu. ABD’nin Pakistan’da istediği sonuç ortaya çıkmasa da bir meydan okuma yaparak gözdağı verdi.

Pakistan ordusunun bu gelişmelerdeki tutumu da oldukça önemlidir. 2 Nisan cumartesi günü tam da bu siyasi kaosun yaşandığı günde Pakistan Genel Kurmay Başkanı Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik askeri saldırısını kınadı ve daha küçük bir ülkeye uygulanan “büyük bir trajedi” olarak nitelendirdiği olayın derhal durdurulması çağrısında bulundu. Bu çağrı açıkça Başbakan Han’ın Ukrayna savaşı konusundaki tutumuyla çelişiyor aynı zamanda dış güçler için özellikle de ABD için bir fırsat ve umut yaratıyordu.

Zaten geçtiğimiz aylarda AB’yi ziyaret eden Pakistan Genel Kurmay Başkanının buradaki temasları da Başbakan Han’ı pek memnun etmemişti. Bu ziyarete ilişkin yapılan yorumlara göre Pakistan’ın batı dünyasının yanında yer aldığı ifade edilerek, Pakistan’da siyasi hava ne olursa olsun Pakistan ordusu her zaman Batı’nın yanında olduğunun altı çizilmişti.

“Pakistan tarihinin aynı zamanda askeri darbeler tarihi olduğu da düşünüldüğünde ilk ve tek Müslüman nükleer güç olan Pakistan’ın halen bir darbe tehdidi altında olduğu düşünülebilir.” 

Başarısız askeri darbeler bir tarafa bırakıldığında 1958, 1977 ve 1999’daki darbeler bu tezi destekler niteliktedir. 1977 darbesinin ardından dönemin başbakanı Zülfikar Ali Bhutto idam edilmiştir. 2007’de yine eski başbakanlardan olan kızı Benazir Bhutto seçim gezisi sırasında Pakistan’da bir suikast sonucu öldürülmüştür. Bu nedenle Pakistan’da idamlar ve suikastlar siyasi hayatın bir parçası olarak öne çıkmaktadır. Dolaysıyla İmran Han’a karşı suikast düzenleneceği yönündeki ABD istihbaratı da her şeye rağmen dikkate alınmalıdır! 

Sonuç olarak, Avrasya’nın en uzun savaşında yeni bir cephe de Pakistan’da açılmak üzere.  Küresel güçler Pakistan’a karşı bir askeri darbeden çok siyasal ve toplumsal mühendislik üzerinden post modern bir siyasi darbe arayışı içerisinde. Dolaysıyla, kararı Pakistan halkı sandıkta verecek.


Yükselen Asya ve Pakistan