Kategoriler: Dergi,
Alt Kategoriler: Aralık,

Fâtih Sultan Mehmed Han, vezirleriyle bütçe müzâkeresi yapıyordu. Medreseler tahsisatına sultanın ayırdığı rakam bir hayli kabarıktı. Mâliye veziri, bu rakama muttali olunca, hayretle derin bir sükûta büründü. Vezirin bu tavrını fark eden ferâset ve basîret sahibi Fâtih Sultan Mehmed Han:

“–Paşa! Bütçe meselesinde asıl konuşması gereken kimse mâliye veziri iken, acep siz niçin konuşmaz oldunuz?”

Vezîr hâlini belli etmek istemeyip:

“–İstifâde ediyorum sultanım...” dedi.

Fâtih: “Paşa! Gâlibâ medreseler tahsîsâtı için koyduğum meblâğı fazla gördünüz” diyerek onun düşüncesine vâkıf olduğunu hissettirince vezir mecbûren:

“Evet sultanım! Memleketin bin bir derdi varken bunlardan biri olan ilim tahsiline gereğinden fazla pay ayırmışsınız” diyerek sükûtunun sebebini izhâr eder.

Bunun üzerine hem vezîrini küstürmemek hem de meseleyi halletmek isteyen ferâsetli Sultan Fâtih, sâkin ve iknâ edici bir üslûb ile şunları söyledi:

“Paşa! Her meslek fire verir. Bilhassa ilim mesleğinin firesi daha çoktur. Paşa! Kendilerine imkân sağladığımız yüz talebeden kaçı yetişiyor? Aralarından üç-beş tane adam çıkıyor mu?”

Mâliye vezîri: “Evet Sultanım! Yetişiyor elbette... Ama bu kadarından ne çıkar ki?” dedi.

Sultan mânidar bir şekilde tebessüm etti ve “Paşa! Bilir misin ki bunca ahâlîyi tenvîr edip yetiştiren de işte bu üç-beş kişidir.”

Vezir başını önüne eğdi ve gerçeği itiraf ederek: “Evet sultanım; bu doğrudur.”

Meseleyi ferâseti sâyesinde kolayca halleden Fâtih’in gönlü, son derece sürurla doldu ve vezîre:

“–Paşa! Mâdem ki medreselerimizdeki her yüz talebeden üç-beş tane de olsa, ahâlîyi tenvîr edecek ciddî insan yetişebiliyor. O hâlde onların hatırına fire sayabileceğimiz diğerlerini de bakıp gözetmeye râzı olmalıyız” dedi.

Yukarıda nakledilen kıssada görüldüğü gibi Fâtih Sultan Mehmed Han, Devlet-i Aliyye’nin en sağlam temel harcını, ilmü irfâna verdiği ehemmiyetle atmaktaydı. Bu menkıbeden alınması gereken ders sadece ilmi müesseselere aktarılan meblağın fazlaca olması değil, inşa edilen sistem içerisinde az sayıda da olsa millete öncü olacak, onları tenvir edecek bir liderler ekibini yetiştirme gayretidir. Yetişmiş nitelikli insan kaynağı noksanlığı veya başka bir ifade ile kök sebebi olan eğitim metodu sorunsalı batı dünyasından ilmi manada geriye düştüğümüz yaklaşık 150 yıldır sürekli çözülmesine gayret edilen bir dava olmuştur. Benzer niyet ve özveri ile yola koyulan mevcut hükümet, eğitim bütçesine diğer tüm kalemlerin üzerinde pay ayırmaya çalışmıştır. 2021 yılı Merkezî Yönetim Bütçesi’nde Milli Eğitim’e yaklaşık 212 Milyar Türk Lirası ile toplam bütçenin yüzde 15.7'lik kısmı ayrılmıştır.[1] 2022 bütçe teklifinde de yine en büyük paya denk gelecek şekilde benzer oranlarda hazırlık yapılmıştır. Mali planlamada yapılan bu önceliklendirmenin oldukça takdirle karşılanmasına karşın; eğitim ve sınav politikasının sürekli güncellenmesi, son 20 yılda dalgalı ekonomi yönetimi ile birlikte en çok tartışılan konulardan olmuştur. Lise ve üniversite seçimlerinde uygulanan yöntemlere bu dosyada değinmeden, kalıcı bir çözüm oluşturulması adına beklentimizi dile getirerek es geçiyoruz. 

Sınav sistemi kadar eleştirilmeyen hatta bilakis birçok kesimce destekle karşılanan bir konu da ülkenin her yanında hızla açılan üniversitelerdir. 2002 yılında 76 olan Türkiye’de hizmet veren üniversite sayısı, yaklaşık 2.7 kat artarak 2021’de 78’si vakıf/özel 129’u kamu olmak üzere toplam 207’ye çıkmıştır.[2] Yükseköğretim Bilgi Yönetim Sistemi’nden alınan veriler (Görsel.1) incelendiğinde vakıf üniversiteleri arz-talep ilişkisi gereği İstanbul ve Ankara merkezlerinde yoğunlaşma gösterirken, devlet üniversiteleri tüm yurtta yükseköğrenime erişim imkanı sunma politikası gereği coğrafi bölgelerde düzenli bir dağılım göstermektedir. Özellikle 2008 yılında topyekûn bir planlama ve seferberlik gösterilerek ülke çapında üniversitesiz şehir kalmaması sağlanmıştır. Yerleşkeler dışında kampüs yakınlarında konaklama/yurt imkanları da yine devlet desteği ile hizmete sunulmuştur.

Görsel 1. Bölgelere Göre Üniversite Sayıları

Buraya kadar sunulan çalışmalar ve istatistiki veriler aslında oldukça pozitif görünmektedir. Fakat mühim olan kemiyet değil keyfiyettir. (not quantity, but quality). Yani fazlaca mekanlar inşa etmenin yanında buraları yüceltecek eğitim kadrolarını da mukim kılmak zaruridir. Uzun süredir araştırma görevlileri yetiştirme programları kapsamında yurt içindeki köklü üniversitelerde veya yurtdışında burs imkanları sunulmuştur. Buralarda yetişen değerli eğitimciler, kendilerini daha da geliştirmek adına atandıkları bölgelerden büyük şehirlere geçişler yapmaktadırlar. Bu durum aslında özünde araştırma kelimesi geçen bir meslek dalı için normal karşılanmalıdır. Değerli hocalar ile bir arada önemli projelerde yer almak ve bilimsel yayınlar çıkararak tecrübe kazanmak oldukça kıymetlidir. Alanlarında uzman olan bu bilim insanları da hem sağlamış olduğu imkanlar hem de daha fazla öğrenciye ulaşmak gayesiyle metropollerde görevlerini icra etmektedirler. İnsan gücünü daha verimli kullanmak ve tecrübeli akademisyenlerden geniş kitlelerin eğitim almasını sağlamak adına her şehre üniversite açmak yerine nispeten nüfusun az olduğu merkezlerde o bölgenin ihtiyacına yönelik nitelikli meslek liseleri, yüksek okullar ve enstitüler oluşturmak daha doğru olur kanısındayım. Açılan çok sayıdaki üniversite hamlesinin yargılanmasını, günümüze değil belki de tarihe bırakmak lazım. Gelecekte eğitim seviyemizi artıran bu kampüsleri alkışlayacak mıyız? yoksa keşke eldeki kısıtlı imkânlar falanca alanlara aktarılsaydı mı denecek bunu zaman gösterecek sanırım.

Bu mesele uzun uzun tartışılsa da günün sonunda konunun uzmanları tarafından farklı bakış açılarından öznel savlar çıkacağı aşikârdır. Fakat subjektif olmayan uluslararası veriler incelendiğinde, sayıların artmasının kaliteye iyi yönde etki sağlamadığı görülmektedir. Global anlamda kabul görmüş otoritelerden olan “QS World University Rankings” 2021 sıralamasında maalesef ilk 500’de Türkiye’den hiçbir üniversite yer almamaktadır. 500-750 aralığında daha önceki yıllarda da olduğu gibi Koç, Sabancı, Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ), Bilkent, Boğaziçi ve İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) yer alabilmektedir.[3]

Dünya çapındaki derecelendirme sistemleri genelde yapılan bilimsel yayınları, buluşları ve patentleri referans almaktadır. Bu alandaki noksanlığın yanı sıra ortalaması çok yüksek olsa da teorik odaklı eğitim sisteminin sonucu olarak iş dünyası nezdinde nitelikli olmayan mezunlar veriyoruz veya veriyorduk mu demeliyiz. Son yıllarda üniversite – sanayi işbirliği kapsamında çok kıymetli işler yürütülmekte ve meyveleri alınmaya başlanmıştır. Eleştiriler ile başladığımız bu yazımızda, kampüs dışında işin mutfağını görerek yetişen yeni nesil sektör içerisinde de eğitim alan bir nevi hem mektepli hem alaylı diyebileceğimiz mühendislik kavramının oluşmasına ışık tutan üç önemli başlığı ele almaya çalışacağız. 

TÜBİTAK Destek Programları

TÜBİTAK uzun yıllardır, öğretim görevlileri öncülüğünde lisans veya lisansüstü eğitim gören üniversite öğrencilerine veya doğrudan mezunlara çeşitli alanlarda araştırma ve destek fonları sağlamaktadır. Fakat bu programlarda çıkan teknoloji temelli çalışmalar, ticarileşme ve pazarlama dürtüsünden uzak olduğu için katma değere yani tam anlamıyla ürüne dönüşmesinde başarım oranı çok düşük kalmaktaydı. Bu eksikliği gidermek adına TÜBİTAK’a bağlı Teknoloji ve Yenilik Destek Programları Başkanlığı (TEYDEP) tarafından sağlanan desteklerden sadece birisi olan TÜBİTAK 1505 Üniversite Sanayi İşbirliği Destek Programı’nın amacı şu şekilde ifade edilmektedir: 

“Üniversite/kamu araştırma merkez ve enstitülerindeki bilgi birikimi ve teknolojinin, Türkiye’de yerleşik ve proje sonuçlarını Türkiye’de uygulamayı taahhüt eden kuruluşların ihtiyaçları doğrultusunda, ürüne ya da sürece dönüştürülerek sanayiye aktarılması yoluyla ticarileştirilmesine katkı sağlamaktır.”[4]

1505 Programı’nda bütçe 1 Milyon TL ile kısıtlıyken 1501 Sanayi Ar-Ge Projeleri Destekleme Programı’nda herhangi bir üst limit bulunmamaktadır. Görsel.2’de sunulduğu üzere 2007 yılında başlatılan birçok yeni hibe programları sayesinde her yıl ortalama 3-4 bin civarında başvuru yapılmakta ve bunların yaklaşık yüzde ellisi projelendirilerek fonlanmaktadır. Grafikte 2015-2016 yılında yaşanan pikin ardından bir miktar duraksama yaşansa da yeniden başvuru sayıları artışa geçmiştir.

Görsel 2. TEYDEP Hibe Destek Proje Başvurularının Yıllara Göre Dağılımı

Burada esas gaye, sanayi odaklı ürün elde etme olmasının yanı sıra konumuzla ilintili olarak bu programlarda görev alan öğrenciler de çok ciddi bir sektörel tecrübe kazanmaktadır. Piyasayı ve firmaları yakından tanıma, ülkemizin hangi alanda ne tür ihtiyaçları olduğunu anlama ve yurtdışından tedarik edilen, yerlileştirme zarureti bulunan kritik alt bileşenleri öğrenme fırsatı elde etmektedirler. Yine destek fonları ile ticarileşme yoluna giren akademi camiası ile Ar-Ge kültürü oluşan sanayi firmaları arasında Teknoloji Transfer Ofisleri (TTO) sayesinde köprüler oluşturulmaktadır.   

TEKNOFEST

İlki 2018'de gerçekleştirilen TEKNOFEST Havacılık Uzay ve Teknoloji Festivali, Türkiye’de milli teknolojinin geliştirilmesi konusunda kritik rol oynayan birçok kuruluşun destek ve katkısıyla düzenlenmektedir. Binlerce gencin hayallerini gerçekleştirmesi ve Türkiye’nin milli teknoloji üreten bir topluma dönüşmesi konusunda farkındalık oluşturmayı hedefleyen organizasyon kapsamında çeşitli disiplin ve kategorilerde yarışmalar düzenlenmektedir. 2018 yılında 14 farklı kategoride toplamda 20 bin gencin oluşturduğu 4333 takım; 2019 yılında 19 farklı kategoriye çıkarılan teknoloji yarışmalarına 17.373 takım ile 50 bin yarışmacı ve 2020 yılında Gaziantep’in ev sahipliğinde gerçekleşen TEKNOFEST kapsamında 21 farklı kategoride 100 bin genç 20.197 takım ile başvuruda bulunmuştur. 21-26 Eylül 2021 tarihlerinde Atatürk Havalimanı'nda bu sene dördüncüsü gerçekleşen Havacılık Uzay ve Teknoloji Festivali kapsamında 35 farklı kategoride düzenlenen teknoloji yarışmalarına 81 il, 111 ülkeden 44.912 takım ve 200.000 kişi başvurmuştur. Yarışma başvuruları arasından 2.200 takım ve 13.000 yarışmacı  ise finalist olarak yarışmıştır. 

TEKNOFEST yarışmalarını TÜBİTAK destek programlarından ayıran en önemli unsur ekibin tamamen öğrencilerden oluşması ve rakipler arasında tatlı bir rekabet, meydan okuma (challenge) olmasıdır.  Model uydudan jet motoru tasarımına, insansız hava aracından su altı araç tasarımına ve yapay zeka sürü dron çalışmalarından roket dizaynına kadar birçok disiplinde yarışan adaylar yarışma başvurusundan final etabına kadar proje kurgusu, ön tasarım raporu, kritik tasarım hesabı, üretim ve test safhalarını kapsayacak şekilde tam anlamıyla ürün yaşam döngüsüne hakim olmaktadırlar. Ürünü ortaya çıkarma dürtüsü ile süreç boyunca yaşanan zorluklara karşı gecelere kadar çözüm üretme çabası gösterdiklerine bizatihi şahitlik etmekteyiz. Aynı zamanda proje boyunca ekip içerisinde ilgili kişi, atanan görevi yapmakla yetinmeyip diğer disiplinlere de mutlaka kulak kabartmayı ihmal etmemektedir. Sorun yaşandığında bu bir kişinin değil, tüm ekibin emeğini zayi edeceği farkındalığı ile çıkış yolu aranırken hep beraber kafa kafaya verilmektedir. Ayrıca iş sadece tasarım ve hesaplamalarla bitmeyip işin bir de imalat ve dolayısıyla finans yönetimi tarafı bulunmaktadır. Burada çözüme nasıl ulaşılır dan ziyade iş en pratik ve en düşük maliyetle nasıl halledilebilir anlayışı oluşmaktadır. Bu saydıklarımız sayesinde de daha mezun olmadan gerçek bir mühendis olmayı hak ediyorlar. TEKNOFEST yarışmasının bir parçası olan genç arkadaşlar, ete kemiğe bürünen bir proje yapma özgüveni ile işe alım süreçlerin diğer adaylara kıyasla oldukça fark yaratmaktadırlar. 

Milli Teknoloji Hamlesi hareketinin önemli bir kilit taşını oluşturan TEKNOFEST yarışması, katılımcılara gerçek manada devlete ve millete hizmet şuuru yüklenmesi adına ayrıca bir ehemmiyete sahiptir. Etkinliğe ziyaretçi olarak katılan gençler, festival alanında yerli tasarım ürünleri canlı canlı görüp kurumlarımız ile gurur duymaları ve kendilerine gelecek adına hedef koymaları sağlanmaktadır. Maalesef sosyal medya akımları ve gayrimilli içerikler neticesinde savrulan yeni nesil, en mühim ve müstacel ihtiyacı olan “milli” “rol model” şahsiyetleri ve fikirleri burada müşahede etme fırsatı edinebiliyorlar. 

 

Aday Mühendis Programları  

Üniversitelerin hemen hemen tüm bölümlerinde, zorunlu ya da öğrencinin inisiyatifine bırakılan staj yapma gereksinimi bulunmaktadır. Hukuk ya da öğretmenlik gibi sayısal olmayan bölümlerde durum farklılık göstermekle beraber genelde yaz staj süreleri 4 ila 6 hafta olmaktadır. Kampüs dışında ileride çalışmayı planladığı iş yerinde staj yapma fırsatı bulan gençlerimiz ilk günler çok heyecanla gitse de maalesef sonraki günler çok da verimli geçmemeye başlamaktadır. Sadece mühendislik özelinde değil birçok branşta durum benzerlik göstermektedir. Stajların düşük verimde geçmesinin birkaç sebebi olduğu söylenebilir. Hangi sektör olursa olsun çalışana iş verilmeden önce kurum kültürüne uygun şekilde işleyiş hakkında kısa bir eğitim veya bilgilendirme gereksinimi bulunmaktadır. Kısa staj süreleri dikkate alındığında bu öğrenim süreci olması gerektiği gibi işletilememektedir. İcra edilse dahi tam bir görev verilmeye başlandığı sırada staj süresi sona ermektedir. Bunun bilincinde olan ve iş yoğunluğu nedeniyle müsait vakti de çok bulunmayan tecrübeli çalışanlar, stajyerlere gereken ilgiyi gösterememektedirler. Staj sürelerince çoğunlukla belirli konularda araştırma yapmaya ve çalıştıkları konu üzerine genel mühendislik dokümanlarını okumaya yönlendirmektedirler. İkili diyaloğun aza inmesinden ötürü stajın cazibesi azalmaktadır. Tabi vakit dar bile olsa öğrenim ve bilgi paylaşmayı önemseyen çalışanlar da yok değil. Bir şekilde işlerinden zaman ayırabilenler, geleceğin meslektaşları üzerinde özel bir konum kazanmaktadır. Staj sonrası üniversiteye dönen öğrenciler hem ilgili uzmanı hem de staj yaptıkları kurum/firmayı olumlu şekilde yad etmektedirler. En önemli yatırım muhakkak insana yapılandır ve şirketler de kurumlar da bunun farkındalar. Fakat meyvesini almak şartıyla, yani kısa süre eğitim fayda sağlanacağı sırada ellerinden uçmasını istemezler. Bunun için de ihtiyaç olan yeterli zamandır.

Savunma sanayi şirketlerimiz tarafından 10 yılı aşkın süredir, her sene sistemi ve katılımcı sayısını daha da geliştirerek aday mühendis süreçleri işletilmektedir. Farklı kurumlarda stajyer mühendis programı ya da aday araştırmacı adı ile de anılan bu kurgunun temel amacı, üniversitelerin mühendislik bölümlerinin 3. ve 4. sınıf öğrencilerine savunma sektöründe yürütülen faaliyetlere yönelik farkındalık ve tecrübe kazandırmaktır. 6 ay veya 1 sene boyunca süren programlarda adaylardan haftada 1-3 gün işe devam etmeleri beklenmektedir. Düzenli olma ve süreklilik esas gayelerdendir. 2020-2021 yılı itibariyle ASELSAN, TUSAŞ, ROKETSAN ve TÜBİTAK’ta yaklaşık olarak kurumların toplam çalışan sayısının yüzde 10’una tekabül eden 2000 kişi civarında aday araştırmacı istihdam edilmektedir. Programa seçilen öğrencilerin, ortalamanın üzerinde bir başarı puanına sahip olup mülakatlar esnasında hem başvuru yaptıkları şirketin yürüttüğü projelere ilgisi hem de öğrenmeye karşı istek ve arzusu ölçülmektedir. Aslında mezun olmadan bir nevi yeni mezun ön mülakat prosedürü işletilmektedir. Hal böyle olunca, özverili bir tecrübe edinim aşaması geçiren aday mühendislerin büyük bir çoğunluğu, henüz diplomalarını almadan iş teklifleri almaktadırlar. Bu sayede işveren kurum içi adapte sorunu olmayan ve deneme sürecini başarıyla atlatmış hazır vaziyette çalışan alma şansını elde ederken, öğrenci arkadaşlar da iş arama mecburiyetinde kalmamaktadırlar.

Üniversiteler ile tasarlayan, üreten firmalarımız arasında ilişkinin sıkı olması ülkemizin kalkınması adına oldukça önemli rol oynamaktadır. İnsan kaynağımızı en doğru şekilde yönlendirerek öğretilen teorik bilgiler ile uygulama alanları arasında ilişki kurgusunu kurabilmeleri hedeflenmelidir. Farklı hibe fonları, yarışmalar ve programlar ile kuramsal dünyadan uygulama alanına geçiş başarılı bir şekilde sağlanmıştır. Bu projelerden kazanılan birikim sayesinde, hem okulunda derslerine daha bilinçli kulak veren hem de mesleğinin bizatihi içinde yetişen gümbür gümbür, kalite odaklı ve farkındalığı yüksek bir mühendis nesil yetişmektedir. 

 

Kaynakça

1] https://www.meb.gov.tr/mill-egitim-bakanligi-2021-yili-butcesi-tbmm-genel-kurulunda-kabul-edildi/haber/22162/tr  

2] https://istatistik.yok.gov.tr/ 

3] https://www.topuniversities.com/university-rankings/world-university-rankings/2022 

4] https://tubitak.gov.tr/tr/destekler/sanayi/ulusal-destek-programlari/1505/icerik-yonetmelik-ve-esaslar#x 

5] 

https://www.tubitak.gov.tr/sites/default/files/21566/teydeb_web_sunum_2020_0.pdf 

6] https://www.teknofest.org/hakkimizda.php 

 

 


YENİ NESİL MÜHENDİSLİK MEKTEPLİ VE ALAYLI EĞİTİM