Kategoriler: Dergi,
Alt Kategoriler: Nisan,

Üniversite-sanayi iş birliği üniversitenin hem teknik hem de insan kaynağı ile sanayinin imkanları birleştirilerek bilimsel, teknolojik ve ekonomik yönden fayda sağlayacak bütün çalışmaları kapsamaktadır. Günümüzün en çok konuşulan konularından birisidir. Ülkelerin gelişiminde çok önemli olduğu bilinmektedir. Fakat genel olarak bu ilişkinin gerçek manada tesisi zor olup mesafe almanın kolay olmadığı aşikardır. Ümit ve temenniler çerçevesinde ilişkiler sürüp gitmektedir. Her platformda birlikteliğin önemi vurgulanmakta, fakat sonuçta elde edilen katkı ve katma değer çok az seviyede olmaktadır. Sebebi ise, gerçek manada tarafların birbirlerini anlayamamalarıdır. Konunun özü yeterince anlaşılamamıştır. Bu ilişkide her iki tarafın fayda sağlayacağı sonunda da ülkenin kazanacağının belirtilmesine rağmen, tarafların bu konudaki yaklaşımları ve attığı adımlar yeterli düzeyde değildir. Önemli olan bu birlikteliği üretken hale getirmek ve katma değer sağlamaktır.

 

Üniversite-sanayi iş birliklerinin tarihi 19. yüzyıldaki sanayi devrimine dayanmaktadır. Ülkelerden ülkeye değişiklik arz etse de dünyanın birçok ülkesinde durum benzerdir. Gelişmiş ülkelerde daha canlı ve aktif, gelişen ülkelerde ise biraz alt düzeydedir. Gelişmemiş ülkelerde ise durum daha zayıftır. Üniversite-sanayi iş birlikleri ülke sanayileri ve ihtiyaçlarına bağlı olarak ortaya çıkmış, zaman içerisinde bugünkü haline gelmiştir. Özellikle seksenli yıllarda üniversitelerle olan ilişkilerde gelişmeler yaşanmış, üniversitelerle uzun nefesli çalışmalar başlamıştır [6]. 90’lı yıllardaki ekonomik sıkıntılardan dolayı endüstri araştırma ve geliştirmeye yönelik harcamalarında kısıtlamaya gittiğinden üniversite-sanayi arasındaki ilişki zayıflamıştır. 2000’li yıllarda ise tekrar canlılık kazanmıştır. Günümüzde de faaliyetler hızla artmaktadır. Üniversite desteklerinde genellikle devlet desteği sanayi desteğinin çok üzerindedir. Sanayi hemen paraya dönüşecek projelere destek vermektedir. Uzun nefesli projelere kaynak ayırmak istememektedir. Bilindiği üzere ülkemizde ilk defa Üniversite-Sanayi İş birliği Birinci Şurası (4-5 Kasım 1994) İTÜ Ayazağa Kampüsü’nde düzenlenmiştir [8]. Ülkemizin genel durumu değerlendirilmiştir. Bu Şura’dan sonra da zaman içerisinde önemli adımlar atılmış o günden bugüne kadar birçok gelişme yaşanmış ve önemli çalışmalar yapılmaya başlanmıştır. Fakat gelişmiş ülkelere kıyasla yeterli seviyeye ulaşılamamıştır. Teknoloji transferi üniversitelerde

ve araştırma merkezlerinde üretilen bilgilerin ve teknolojilerin sanayiye aktarılması olarak ifade edilmektedir. Hem Yükseköğretim Kurulu (YÖK) hem de Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) tarafından önemli çalışmalar yapılmış ve yapılmaktadır. Ülkemizdeki birçok üniversitede ve Teknoparkta Üniversite-Sanayi iş birliğinin sağlanması amacı ile Teknoloji Transfer Ofisleri (TTO) kurulmuştur. Bu ofislerin çalışanları TÜBİTAK tarafından fonlanarak sadece üniversite-sanayi iş birliğini sağlaması için çalışmalarına başlamıştır. Üniversitelerin bu fonlara başvurması için Girişimci ve Yenilikçi Üniversite Endeksinde ilk 50 üniversite içerisine girmesi gerekmektedir. Bu rekabet ruhu ile üniversitelerin girişimci ve yenilikçilik kriterleri bakımından kalitesi artmakta, kalitesi iyi olan üniversiteler daha fazla fondan destek almakta ve günün sonunda Teknoloji Transfer Ofislerinin faaliyetlerini sürdüreceği maddi imkanlar doğmaktadır. Böylece tek işi üniversite-sanayi iş birliği olan bir yapı yardımı ile hem sanayi tarafında hem de üniversite tarafında yüksek arabuluculuk sağlanmaktadır.

Sanayi kuruluşlarının temel hedefi, çok hızlı mesafe alarak bir an önce para kazanmaktır. Uzun süreli çalışmaları desteklemekte gönülsüzdürler. Bir an önce ürünü ortaya çıkarmak ve müşteriyi memnun etmek istemektedirler. Hal böyle olunca üniversite yavaş kalmaktadır. Sanayicinin derdine kısa sürede derman olması çok zordur. Birbirlerini anlama konusunda da yeterli ilişki kurulamamıştır. Sanayi tam ne istiyor, akademisyen veya üniversite ne verebilir? Sorularının tam olarak cevabı yoktur. Sanayicinin gözünde üniversite yavaş, konuları bilmeyen, dünyadan habersiz ve çok teorik olarak görülmektedir. Üniversitenin gözünde ise sanayi para harcamaz, sabırsız, geleceği anlayamayan günü kurtarma derdinde olan bir yapıdadır. İlk olarak sağlam bir ilişki kurularak birbirini anlama konusunda adımlar atılmalıdır. Problemler üniversitenin çözeceği hale getirilmelidir. Sanayici gelişmeleri gördükçe adımlarını atacak hatta koşmaya başlayacaktır. Sanayicinin ışığı, katma değeri görmesi gerekir. Buradaki sıkıntı bazı çalışmalar gerekli ve kaliteli olsa dahi sanayicinin gözünde katma değer anlamında değersizdir. Bunu çözmek kolay değildir. Bu anlamda adım adım ilerlemek ve devlet desteğiyle yürümek gerekebilir. Devlet temel seviyedeki çalışmaları desteklemek zorundadır.

 

“Üniversitelerin deneysel bir alt yapı için Bilimsel Araştırma Projelerine yüksek miktarlarda ödeneklerin ayrılması önem arz etmektedir”

 

Akademinin sanayiye katma değer sağlaması için üniversitelerin alt yapılarının daha güçlü olması gerekmektedir. Çağın getirdiği teknolojik ekipmanlara harcanan paralardan kaçınılmaması ve güçlü bir alt yapı oluşturulması önem arz etmektedir. Örneğin bir akademisyen simülasyon yapacağı yazılımı ve bilgisayarın üniversite tarafından temin edilmesi, deneysel bir alt yapı için Bilimsel Araştırma Projelerine (BAP) yüksek miktarlarda ödeneklerin ayrılması önem arz etmektedir. Bunların olmadığı bir üniversitede yapılan Ar-Ge çalışmaları genellikle teoride kalmakta, bu nedenle üniversite-sanayi sinerjisi oluşmamaktadır. Ayrıca bu silsilede yetişen bir akademisyen sanayici gözlüğü ile bakmadığı için anlaşmazlıklar ortaya çıkmakta veya sanayiciye yeterli çözüm önerisi sunulamamaktadır. Bu nedenle sanayinin problemini çözebilecek bölümlerdeki akademisyenlerin üniversitede çalışabilmesi için sanayide belli bir süre çalışma şartı getirilmesi ile hem üniversite tarafında hem de sanayi tarafında bulunmanın avantajlarını her iki tarafa da sunabilecek öğretim elemanlarının yetişmesi sağlanabilecektir. Tecrübelerimiz sanayide belli süre çalışmış olan akademisyenlerin öğrencileri yönlendirmede daha aktif olduklarının yanı sıra sanayicinin derdini çözmede daha başarılı olduklarını göstermiştir.

 

“Proje destek mekanizmaları Ür-Ge nazarında arttırılmalı, tanımlamaların ve destek verilirken puanlanan başlıkların puan dağılımları güncellenmelidir”

 

Araştırma-Geliştirme (Ar-Ge) uzun süreli bir çalışmadır. Aslında geleceğe yatırımdır. Yatırım yapacaksınız ve zamanı geldiğinde bu yatırımın faydasını göreceksiniz. Bazen yapılan yatırımlar dolaylı olarak katma değere dönüşür veya yeni kapılar açabilir. Bu yüzden Ar-Ge denince devlet desteği mutlaka akla gelmelidir. Uzun süreli yatırımlar ancak devlet desteğiyle, ileriyi gören bir vizyonla sürdürülebilir. Bugünden geleceği tasarlamak ve planlamak zorundayız. Aksi taktirde o gün geldiğinde her şey çok geç olabilir. Ar-Ge kelimesi genellikle Ürün-Geliştirme (Ür-Ge) ile aynı anlamda kullanılmaktadır. Küçük sanayici genellikle Ür-Ge yolu ile ithal bir ürünü yerli ürüne dönüştürme çabasındadır. Bu nedenle yazılan birçok devlet destekli (KOSGEB, TEYDEB vb.) proje başvuruları Ar-Ge yönü ve yenilikçilik noktasında zayıf bulunmakta ve reddedilmektedir. Bu durum sanayicinin hevesini kırmakta ve bir daha proje başvurusu yapmamaktadır. Eğer bir ürün ithalatının önüne geçecekse ve/veya ihracat potansiyeli yüksek ise desteklenmesi ve yönlendirilmesi önem arz etmektedir. Bu nedenle proje destek mekanizmaları Ür-Ge nazarında arttırılmalı, tanımlamaların ve destek verilirken puanlanan başlıkların puan dağılımları güncellenmelidir. Ayrıca sanayicinin bu proje kapsamında alacağı akademik desteğin bedeli doğrudan akademisyene proje desteğini veren ilgili kurum tarafından yatırılmalıdır. Dolayısı ile akademisyen ne yapacağını proje başvurusundaki sorumluluklarına göre bilir ve kuruma yapacağı raporlarla işinin sorumluluğunu daha ciddi yapar ve parasını kurumdan alacağını bildiği için kaygısız çalışır; sanayici ise akademisyene vereceği parayı dert etmemiş olur ve günün sonunda ülke ekonomisine katma değer sağlayacak ürünler ortaya çıkar.

 

“Önemli olan ihtiyaç sahibi ile çözüm getirecek olan akademisyeni buluşturabilmektir”

 

Üniversite-sanayi iş birliğinde en kötü durum öğretim elemanlarının itibarsızlaştırılmasıdır. Bunun temel sebebi, öğretim elemanından beklenen yanlış çıktılardır. Bir öğretim elemanına bana bir uçak yap, bana bir gemi yap sıfırdan bir ürün ortaya çıkar gibi istekler sunulduğunda bunun ortaya çıkması imkân dışıdır. Öncelikle çalışmalarda öğretim üyesinin uzmanlığı göz önünde bulundurulmalı uzman olduğu alanlarda yaşanan sıkıntıların çözümü istenmelidir. Aksi taktirde sonuç “üniversiteden bir şey olmaz, bu hocalar konuşur iş yapmaz” gibi hak edilmeyen ithamlara maruz kalınabilir. Hal böyle olunca ilk adım ne isteyeceğini bilmektir. Ne istediğini bilmiyorsan nasıl verim alabilirsin? Bu olacak iş değildir. Ülkemizin güçlü bir insan kaynağı mevcuttur. Bu kaynakların ciddi envanteri çıkartılırsa, hocalardan uzmanlıkları kapsamında ciddi olarak yararlanılabilir. Hızlı bir şekilde katma değer elde edilir. Örnek verecek olursak; paslanma problemi yaşanan bir boru sistemi, konunun uzmanı tarafından özel işlemlere tabi tutularak paslanmaz hale getirilebilir. Paslanma süresi geciktirilebilir, ürünün ömrü arttırılabilir. Problem çözülebilir. Ürünün hem kalitesi hem ömrü hem de rekabet gücü artar. Bu şekilde bir yararlanma çok basittir. Konuyu bilen bu problemi rahatlıkla çözebilir. Aynı şekilde iyi süreç analizi yapan bir öğretim elemanı veya araştırmacı bir fabrikayı ciddi olarak gözlemleyerek bir problemde tıkanıklığa çözüm getirebilir. Süreci iyileştirebilir. Sanayici verimliliği gördükçe daha fazla Ar-Ge desteği almak ister üniversitelere bakış açısı değişir. Bu şekilde bir yol izlenmelidir. Faydalı uygulamalar birçok ön yargıyı ortadan kaldırabilir. Burada önemli olan ihtiyaç sahibi ile çözüm getirecek olan akademisyeni buluşturabilmektir, zor olan burasıdır.

 

“Günümüzde müfredatlar mutlaka güncellenmeli, çağın gerektirdiği yenilikler ve gelişmeler programa yansıtılmalıdır”

 

Sanayi kuruluşları, gerçek manada üniversitelerle ilişki kurduklarında devlet tarafından da desteklenmeli ve bu ilişkiler teşvik edilmelidir. Sağlıklı ilişki kuran üniversite ile proje geliştiren firmalara pozitif ayrımcılık yapılmalıdır. Çalıştırılan insan kaynağına istisnalar uygulanmalıdır. Kurulan ilişkiler, gerçekleştirilen ilişkiler ciddi anlamda gözden geçirilmeli, izlemeler sağlıklı olarak yapılmalıdır. Planlar net olmalı ve görev tanımları göz önünde bulundurulmalıdır. Özellikle sanayi kuruluşlarında yapılan stajlar çok ciddi olarak takip edilmelidir. Uzun süreli stajlar zorunlu hale gelmeli, stajyere ait her türlü destek devlet tarafından verilmelidir. Durum böyle olunca ilişki yönetmek daha kolay olacak firmalar doğrudan stajyer avına çıkacaktır. Günün sonunda da en iyi elemanı seçme şansı olacaktır. Staj programlarında stajyerden sorumlu hocalarla da toplantılar yapılarak ortak programlar düzenlenmelidir. Ortak toplantılar, diyaloglar ve sosyal faaliyetler ilişkilerin gelişimine katkı sağlar.

 

Sanayi kuruluşları tarafından desteklenen iş garantili eğitimler yaygınlaştırılmalı ve sanayinin istediği bilgi birikimi, yetkinlik ve donanıma sahip öğrenciler yetiştirilmelidir. Örneğin sadece tasarım alanında çalışacak bir personelin eğitim formatını sanayinin belirleyeceği ders içeriklerinden oluşması daha verimli olacağı düşünülebilir. Sanayi öğrenciyi işe alarak hızlı bir şekilde verim alabilir. Günümüzde müfredatlar mutlaka güncellenmeli, çağın gerektirdiği yenilikler ve gelişmeler programa yansıtılmalıdır.

 

“Sanayi teknolojik gelişmelerin en önemli izleyicisinin ve geliştiricisinin üniversiteler olduğunu hissetmelidir”

Üniversite-sanayi arasındaki diyalog birbirlerini tamamlayıcı ve destekleyici yönde geliştirilmelidir. Sanayi teknolojik gelişmelerin en önemli izleyicisinin ve geliştiricisinin üniversiteler olduğunu hissetmelidir. Karmaşık problemlerin çözümünü üniversitelerden araması gerektiğini görmeli ve inanmalıdır. Bunun yolu da üniversiteleri güncellemek ve toplumla iç içe, toplumun sorunlarını çözmeye yönelik çalışmaları teşvik etmektir. Bir ülkenin bilim ve teknoloji üretme yetkinliği o ülkenin geleceğinde toplumsal bir faydaya dönüşüyor ise anlamlıdır. Teknolojik gelişmeleri üniversiteler çok iyi takip etmeli, öncü olmaya çalışmalıdır. Bilginin kaynağı olmalıdır. Üniversite hocaları bilim adamı olduğunu çalışmalarıyla topluma hissettirmelidir. Toplum çözümün üniversitede olduğunu bilmelidir. Üniversite özgün çalışmalarıyla sanayiye böyle olduğunu göstermelidir. Ziya Paşa’nın önemli cümlelerini hatırlatmakta fayda vardır.

“Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz/

Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde."

("İnsanın aynası iştir, lafa bakılmaz.

Bir kişinin aklının seviyesi yaptığı işte görünür.")

 

 

KAYNAKÇA

Seok-Eun Kim, “The Impact of University-Industry Collaborations on Academic Values” Master Tezi, Iowa State University, 1997.

Michaela Martin, “Managing University-Industry Realations: A Study of Institutional Practices from 12 Different Countries” International Institute for Educational Planning/UNESCO, 2000.

Fahrettin Öztürk, Mahmut Alkan, Ş. Tan Akdoğan, Zafer Yılmaz, Aziz Aydinç, Songül Çitçi. Mühendislik Eğitiminde Uzun Süreli Staj-Yüksek Lisans ve Doktora Çalışmalarında Üniversite-Sanayi İşbirliği TMMOB Mühendislik Eğitimi Sempozyumu, Ankara, 17-18 Kasım 2005.

G. W. Matkin, “Technology Transfer and the University” Macmillan Publishing Company, New York, 1990.

A. H. Dupree, “Science in the Federal Government” Harper & Row Publishers, New York, 1957.

W. A. Hetzner, T. R. Gidley, D. O. Gray, “Cooperative Research and Rising Expectations: Lessons from NSF’s Industry/University Cooperative Research Centers”Technology in Society, Cilt 11 No.3 ,1989, s. 335-345.

H. I. Fusfeld, “Industry’s Future: Changing Patterns of Industrial Research” American Chemical Society, Washington, DC, 1994.

Türkiye Üniversite-Sanayi İşbirliği Birinci Şurası, “Üniversite-Sanayi İşbirliğinin Geliştirilmesi, Strateji Tasarımı ve Uygulama Modelinin Ortaya Konulması Alt Komisyonu Raporu” İTÜ Ayazağa Kampüsü, 4-5 Kasım 1994.

Mahmut Kiper, Teknoloji Transfer Mekanizmaları ve Bu Kapsamda ÜniversiteSanayi İşbirliği, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği 50. yıl yayınları, Teknoloji Kitabı, Geçmiş

ve Gelecekte Teknolojinin Rolü, S.59-120, ISBN 975-395-766-1, Kozan Ofset, Ankara, 2004.

https://www.yok.gov.tr/Documents/Yayinlar/Yayinlarimiz/2021/universite-sanayi-isbirliginin-gelistirilmesi-eylem-plani.pdf

 https://www.tubitak.gov.tr/tr/destekler/sanayi/ulusal-destek-programlari/icerik-1505-universite-sanayi-isbirligi-destek-programi

Ünal KURT, Metin YAVUZ, Üniversite-Sanayi İşbirliği: Dünü, Bugünü, Geleceği, Süleyman Demirel Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Dergisi, 17(1), Özel Sayı, 50-57, 2013.


ÜNİVERSİTE SANAYİ İLİŞKİSİ NASIL TESİS EDİLMELİ?