Kategoriler: Dergi,
Alt Kategoriler: Haziran,

Bir Savaş Hikayesi

 

Rusya-Ukrayna savaşı birden başlamamıştır. ABD ve İngiltere’nin başlattıkları hatalar zinciri Rusya’yı cesaretlendirmiş ve konjonktürün uygun olduğu an harekata başlamıştır.

 

Öncelikle ABD Başkanı Biden’ın geçici ulusal güvenlik stratejisi kılavuzu sürecin başlangıcını oluşturmuş, bu kılavuzda Çin 'iddialı', Rusya 'istikrarsızlaştırıcı' güç olarak tanımlanmıştır. Metinde, Çin'den 15 kez bahsedilirken, Rusya 5 kez anılmıştır.  Biden yönetimi Çin'i, Amerika'nın karşı karşıya olduğu en önemli stratejik rakip olarak kabul etmiş ve ekonomik, diplomatik, askeri, teknolojik gücünü uluslararası sisteme sürekli bir meydan okuma için birleştirebilecek tek potansiyel rakip olarak görmüştür. Rusya, küresel etkisini artırmaya ve dünya sahnesinde yıkıcı bir rol oynamaya kararlı bir güç olarak değerlendirilmiştir.

 

Afganistan yenilgisi sonrası yayımlanan bu belge Trump’ın kırdığı NATO vazosunu birleştirme, NATO ve AB ile ilişkilerde geçmişe sünger çekme, ilişkileri onarma  ve yeni bir başlangıç yapma, ABD’nin dünya genelinde  bozulan itibarını tesis etme, Çin ve Rusya tehdidini ön plana taşıyarak, bu iki ülkeye  karşı müttefiklerini birleştirme, yeni ittifaklar kurma amacını taşıdığı görülmüştür.

 

ABD’yi buna sevk eden Trump’ın oluşturduğu güvensizliğin artçı sarsıntılarının tsunami oluşturmaya başladığının tespit edilmesidir. Avrupa Dış İlişkiler Konseyi tarafından 11 ülkede 15.000'den fazla kişiyle yapılan anket sonuçlarını kapsayan ve Ocak 2021'de yayımlanan rapora göre, ankete katılan her ülkeden, ankete katılanların en az yüzde 60'ının - ve tüm bu ülkelerde ortalama yüzde 67'sinin- kendilerini savunmak için her zaman ABD'ye güvenemeyeceklerine inandıkları ve bu nedenle, Avrupa savunmasına yatırım yapılması gerektiğini düşündükleri ortaya çıkmış; her ülkeden katılımcıların en az yarısı, hükümetlerinin ABD ile Çin arasındaki bir çatışmada tarafsız kalmasını, sadece yüzde 23'ü ABD ile Rusya arasındaki bir çatışmada ABD'nin yanında yer alması gerektiği görüşüne sahipken, yüzde 59'unun ülkelerinin tarafsız kalmasını istedikleri ortaya çıkmıştır.

 

ABD, Avrupa ve dolayısı ile NATO olmaksızın Çin ve Rusya ile mücadele etme gücünü yitireceğini, maliyet boyutunun üstesinden gelemeyeceği kadar fazla olacağını gördüğünden öncelikle AB’den ayrılarak AB güvenlik mimarisini zayıflatan  nükleer güç ve güçlü deniz gücü sahibi İngiltere ile işbirliğini yeniden güçlendirme yolunu seçmiştir.

 

Nitekim İngiltere, ABD’nin yol haritasına, “en şiddetli tehdit olarak Rusya”yı gösterdiği strateji belgesi ile katılmış, akabinde ikili, aralarında istihbarat başta olmak üzere birçok alanda işbirliğini güçlendirecek bir protokole imza atmışlardır. NATO-2030 zirvesi öncesi vardıkları işbirliği konuları, NATO ve AB ülkeleri arasında bu iki ülkeye karşı var olan güvensizliğin daha da derinleşmesine neden olmuştur. Ayrıca, yine NATO zirvesi öncesinde yapılan G-7 zirvesi sonuç bildigesinde, Çin’e oldukça az yer verilmişken, Rusya’ya ABD ve İngiltere’nin etkisi ile özellikle Ukrayna üzerinden mesajlar verildiği görülmüştür.

 

NATO liderlerinin de katıldığı NATO-2030 zirvesinde NATO’ya Çin ve Rusya’yı da hedefleyen yeni görev alanları belirleme girişimlerinde bulunmuşlarsa da NATO’nun özellikle AB’li üyeleri enerji depoları olan Rusya’yı ve ekonomik birçok alanda yakın işbirlikleri  içinde bulundukları Çin’i hedefleyen bu girişime katkı vermemişlerdir.

 

Ardından ABD ve İngiltere yanlarına Avusturalya’yı da alarak Çin odaklı AUKUS adında yeni bir ittifak kurma yoluna gitmişler, Fransa’nın Avusturya ile imzaladığı denizaltı anlaşmasını yok sayarak Avusturya’ya nükleer denizaltı tedariki konusunda anlaşma imzalanmıştır. Bu ittifak için ABD ve İngiltere’nin NATO ülkelerine danışmamaları, Fransa’nın imzaladığı anlaşmayı yok kabul ederek yeni bir anlaşma imzalamış olmaları kırılmış olan NATO vazosunu birleştirme çabalarını iyice umutsuz hale sokmuştur.

 

ABD ve İngiltere, Minsk anlaşmalarını imzalamış, ancak gereklerini kendi bilgileri dahilinde yerine getirmeyen Ukrayna’yı, NATO ve AB ülkelerine unutamayacakları bir ders vermek için araç olarak seçmişlerdir. Ukrayna NATO üyeliği konusunda Gürcistan örneğini bile dikkate almamış, ülkenin Rusya’ya adeta bir yem olarak sunulmakta olduğunu görememiş veya batının nasıl olsa yardımı gelir düşüncesi ile yem olmayı kabul etmiştir. ABD ve İngiltere NATO ve AB için Ukrayna’yı sınama alanı olarak seçmişlerdir. Her iki ülke savaş öncesi açıklamaları ile adeta Rusya’yı Ukrayna’ya saldırması için teşvik etmişler, Batılı ülke gazetelerinde Rusya’nın harekat planı adı altında Rusya’nın işgalini gösteren krokilere günlerce önceden yer verilerek Batı ülkeleri üzerinde baskıyı giderek arttırmışlar, Rusya’nın saldırısı sonrası için planlanan yaptırımlar için Avrupa’yı  hazırlamışlardır.

 

İlginç olan Zelensky’nin bütün çağrılarına rağmen yaptırımlar,caydırıcı etki yaratması açısından Rusya’nın saldırısı öncesi başlatılmamıştır. ABD, saldırı öncesinde yaptırımlara başlamanın AB ülkelerinde etkili olmayacağını anladığı için kasıtlı olarak Rusya’nın saldırısını beklemiştir.

 

Çin’de yapılan Kış olimpiyatlarının ABD, İngiltere gibi bazı Batı ülkeleri tarafından, Çin’in insan hakları ihlalleri gerekçesi ile alınan diplomatik boykot uygulama kararları Rusya-Çin yakınlaşmasının daha ileri seviyeye ulaşmasında önemli rol oynamıştır.

 

ABD’nin bu aşamada Doğu Akdeniz doğalgazını Avrupa’ya taşıyacak olan EASTMED boru hattından desteğini çektiğini açıklaması AB ülkelerinde ABD’ye duyulan güvensizliğin daha da artmasına neden olmuştur.

 

Bütün bu süreçte, ABD-İngiltere ikilisinin öngörüden yoksun attıkları her adım, özellikle NATO zirvesinde NATO harekat alanında değişikliğe gidilmemesi, Ukrayna’nın NATO’ya alınmayacağının kesinleşmesi, yaptırımların uygulamaya konulmaması, Çin ile sağlanan işbirliği, Gürcistan, Kırım işgali sırasında olduğu gibi Batı’nın sadece kınama ile sesini yükselteceğini çıkan farklı seslerden anlaması Rusya’ya uygun bir ortam yaratmıştır ve savaş başlamıştır.

 

Ukrayna-Rusya Savaşı, aslında ABD -İngiltere ikilisinin Rusya ile savaşıdır. Rusya’ya karşı kendi doktrinlerine(NATO) göre eğittikleri, silahlandırdıkları, harekat planlarını hazırladıkları; ancak Rusya korkusu nedeni ile Ukrayna’nın kuvvet gönderme ve hava sahasını kapatma desteği çağrılarını duymazdan gelen ABD ve elbette İngiltere’nin bir kez daha yenildiğinin resmidir Ukrayna.

 

Genel Bakış

 

Ukrayna - Rusya arasındaki savaş, Batı’nın asla ateşkes olmasını istememek maksatlı tutumu, ABD ve İngiltere’nin ise savaşın asla bitmemesini sağlayacak şekilde her türlü desteği aralıksız  devam etmektedir. Hatta yakın bir zamanda Ukrayna’nın Rusya’ya karşı taarruza geçebilecek duruma gelebileceğini ileri sürmektedirler. 2021 yılı son aylarında Rusya’ya karşı yapmak istedikleri taarruza karşı Rusya’nın önleyici bir strateji ile öncelik almasının planlarını alt üst ettiği değerlendirilmektedir.

 

Ukrayna’ya savaş öncesi, başta ABD olmak üzere NATO ülkelerinin sağladığı desteğin, verilen eğitimlerin, silah ve araçların sadece Ukrayna’nın savunmasını güçlendirmek amaçlı olduğunu düşünmek aldatıcı olabilecektir. Batı ülkelerinin öncelikli amacının Kırım ve Donbass bölgelerindeki Ukrayna Ordusu ve desteğindeki örtülü güçler ile Rus birliklerine çok hızlı bir taarruzi harekat icra ederek Rusya’nın dengesini bozmak, bu bölgelerin kontrolünü ele geçirmek, Rus kamuoyunda Putin’e duyulan güveni sarsmak ve muhalif hareketleri canlandırarak renkli bir devrim gerçekleştirmek olduğu, bu ayaklanmalar ile çok sayıda özerk, yarı özerk bölgelerden oluşan Rusya’nın parçalanmasına uygun bir ortam yaratmak olduğu değerlendirilebilir.

 

Bu harekatın yapılması ve hedeflenen gelişmenin sağlanması halinde başta ABD olmak üzere NATO’nun da harekata iştirak ederek, Rusya’nın olabildiği kadarı ile derinliklerine harekatı genişleterek, Ukrayna’nın doğusunda bir tampon bölge oluşturmak, Rusya’nın Batı ile doğrudan temasını keserek, Ukrayna’nın güvenliğini sağlamak ve akabinde derhal Ukrayna’yı NATO üyeliğine dahil etmenin planlanmış olması kuvvetle muhtemeldir. Bu harekat ile ABD’nin, “Genişletilmiş Karadeniz” kavramını uygulamaya sokarak Rusya’nın Karadeniz ve civarındaki etkisini yok olma noktasına getirmek ve bir sonraki adım olan Kafkaslardaki Rus etkisini kırarak Orta Asya’ya bu bölgeden açılmak olduğu  üzerinde düşünülebilir.

 

Rusya’nın geniş cepheli harekat ile gücünü yayması ABD ve İngiltere’nin istediği bir gelişme olmuştur. Bu sayede Rusya’nın askeri ve ekonomik anlamda yıpranmasının önü açılmıştır. Eğer Rusya bu kadar geniş cephe ile ve özellikle Kiev batısını hedef alan (örneğin Liviv gibi) saldırılarda bulunmasaydı Batı ülkeleri ve dünyada bu kadar tepki ile karşılaşmayabilirdi. Rusya’nın ilk harekatını Donbass bölgesi ile sınırlı tutmayarak geniş alana yayması, Minsk anlaşmaları ile belirtilen bölgelerin dışına çıkması Batılı ülkelerin ABD etrafında toplanmalarına yol açmıştır. ABD’nin de etkisi ile giderek artan yaptırımlar ve Ukrayna’ya yardım konusu Rusya’nın harekatın başındaki geniş cepheli harekatı ile Batı ülkelerinde yaratmış olduğu korku sonucu ivme kazanmıştır. Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliğine girme yönünde oluşan kararlılığını özellikle kamuoylarında pekişmesine yol açmıştır.

 

ABD ve İngiltere, şimdi Gürcistan, Moldova, Tayvan üzerinde benzeri bir oyuna başlamış görünmektedir. Rusya’yı, Gürcistan ve Moldova’da, Ukrayna benzeri bir girişime yöneltme çabalarının giderek artacağı öngörülebilir. Bu suretle Rusya çok cepheli bir savaşın içine girmek zorunda kalacak, bu durum ABD ve İngiltere’nin daha rahat bir şekilde Çin üzerine odaklanmalarına imkan sağlayabilecektir. ABD, dünya yarı iletken ihtiyacının neredeyse yarısını tek başına karşılayan Tayvan’ı Çin’e kaptırması beklenmemelidir. Bu maksatla, ABD, Ukrayna-Rusya savaşı sonrası Haziran 2022 ayında yapılacak ilk NATO Liderler zirvesinde aynı zamanda kendini test edecek, NATO’nun Avrupalı ülkelerinin ne ölçüde peşine takılabileceklerini gözlemleyecek ve akabinde Eylül 2021 NATO Zirvesinde başaramadığı NATO’nun yeni harekat alanı/alanları belirlenmesi konusunda ağırlığını koyabilecektir. Haziran 2022’de NATO Afganistan sonrası ilk kez sorumluluk sahası dışında faaliyette bulunmaya başlayabilecektir. Bu durum NATO için çok hassas bir konu olacak, eğer ABD toplantı öncesi üyeleri ikna edemez veya Rusya çok önemli sonuçlar elde ederse ABD’nin oynamakta olduğu kumar hüsranla sonuçlanabilecektir.

 

İstihbaratın Rolü

 

Savaşta öldürülen Rus General sayısının artıyor olmasında başta ABD olmak üzere NATO ve Batı ülkelerinin göz ve kulaklarını Rusya üzerine odaklanmasının önemli rolü olduğu bir gerçektir. Rusya’nın geleneksel istihbarat sisteminin Batının gelişmiş her türlü teknolojiyi kullanan istihbarat sistemleri karşısında geride kalmış olması savaşın uzamasında ve Ukrayna’nın direncinin artmasında önemli etken olduğu değerlendirilmektedir.

 

ABD’nin Ukrayna’yı bu savaşa hazırlarken Rusya’nın hassas taraflarını çok iyi analiz ettiği ve bu hassas tarafları zafiyete uğratıcı planlamalar yaptığı savaş ilerledikçe daha net görülmektedir.Ukrayna’nın savaş öncesi hazırlıkları arasında İstihbarata Karşı Koyma Faaliyetleri başlığı altında yürüttüğü çalışmaların  ve küçük birlik harekatını yöntem olarak seçmesinin Rusya’nın zayiatının artmasında önemli etken olduğu düşünülebilir.

 

İstihbarata karşı koyma faaliyetleri ile potansiyel herkes istihbarat kaynağına dönüştürülmüştür. Ukrayna İçişleri Bakanlığına bağlı İstihbarat Servisi’nin savaşın hemen öncesi ve başlangıcında ele geçirdiği Rus ve ayrılıkçı unsurlar hesabına çalışan, Rusya adına hedef işaretlemesi yapan, suikast hazırlıkları içinde bulunan/bilgi toplayan, unusurlar arasında mobil iletişim sağlayan casuslar, Rusya’nın anlık istihbarat elde etmesinin önünü büyük ölçüde kesmiştir.

 

İstihbarata halkın dahil edilmiş olması, Rus hedeflerinin tespit edildiği anda, konumları ile birlikte halk tarafından online olarak süratle iletilmesi Ukrayna Ordusunun ilk vuruş kapasitesini arttırmıştır. Askeri istihbarat ile yakın koordinasyon içinde çalışan istihbarat servisi, enformasyon yönetimi ile Rus ve ayrılıkçı güçlerden ele geçirilen savaş esirlerinin sorgulanması ve elde edilen bilgilerin anında operasyonel unsurlara iletilmesinde de önemli rol oynamıştır. Sivil halkı da örgütleyen istihbarat servisi, Rus askerlerinin işini zorlaştırmak için yön levhalarının kaldırılması, yollarda barikatlar kurulması, molotof kokteyli hazırlanması ve tank avcılığının nasıl yapılması gerektiği konularında sürekli bilgilendirme yapmıştır.

 

Savaş öncesi Ukrayna coğrafyasında geniş bir istihbarat ağına sahip olan Rusya, Ukrayna’nın istihbarata karşı koymada uygulamaya soktuğu önlemler ile göz ve kulaklarını adeta kaybetmiştir.

 

Elon Musk’ın Starlink adlı uydu interneti erişimi sağlamak üzere inşa etmekte olduğu proje Ukrayna’ya ücretsiz tahsis edilen 5000 adet yer terminali ile ilk kez muhrabe sahasında kullanılmaya başlanılmıştır. Bu interneti kullanmaya başlayan bir kişi, Twitter'da yaptığı paylaşımda saniyede 200 megabit internet hızına ulaştığını bildirmiştir. Bu da Ukrayna’ya askeri ve sivil alanda kesintisiz ve çok hızlı iletişim ve paylaşım imkanı sağlamıştır.

 

Küçük Birlik Harekatı

 

Etkin ve zamanında istihbarat 10-15 kişiden oluşan küçük birlik seviyesinde faaliyet gösterecek şekilde sivil halkla koordineli faaliyet gösteren Ukrayna Ordusuna sahada avantaj sağlamıştır. Sun Tzu’nun “Karşısındaki ve kendini bilen hiçbir savaşta tehlikeye düşmez; karşısındakini bilmeyen, sadece kendini bilen bir kazanır, bir kaybeder; karşısındakini de, kendini de bilmeyen her savaşta mutlaka tehlikeye düşer” sözünü savaşın ana felsefesi olarak kabul etmiş görünen Ukrayna aynı zamanda Mao’nun gerilla savaşı stratejisini günümüz teknolojisi ve batının etkili desteği ile uygulamaya başlamıştır.

Japonya’nın 1931 yılında Çin’i işgal etmesi sonrasında başlayan Mao önderliğindeki direniş hareketleri gerilla savaşının doktrinin gelişmesine katkıda bulunan olaylar zinciridir. Küçük fakat, güçlü bir devlet olan Japonya’yı Çin topraklarından atmak için, o zaman büyük fakat zayıf bir ülke olan Çin, gerilla savaşı taktiklerini etkili bir şekilde kullanarak 1945 yılına kadar savaşmıştır. Mao tarafından Japonlara karşı geliştirilen direniş stratejisi,  “uzatılmış savaş stratejisi” olarak isimlendirmiştir.

 

Bu stratejide asimetrik etki yaratan husus; düzenli birliklerle genel olarak savunma stratejisi uygularken, inisiyatif sahibi, çevik ve küçük birliklerle, düşmanın cephe hattından uzak birliklerine, zamana yayılmış taarruzlar icra etmek şeklinde formüle edilmiştir.  Adından da anlaşılacağı üzere, Mao’nun stratejisi, işgal kuvvetlerini önce hızlı bir zaferden mahrum bırakmak, daha sonra düşmanı uzun süreli bir yıpratma savaşına zorlamaktır.

 

Uzatılmış savaş stratejisinden beklenen sonuç; işgal ordusunun savaşın başlangıcında ümit ettiği sonucu elde edememesi ve yıllarca sürecek bir savaşın ekonomik ve politik yükü altında ezilmesi, buna karşılık halk arasında işgalciye karşı duyulan nefretin her geçen gün artarak çoğalması sonucunda direniş kuvvetlerinin sürekli güçlenerek, işgal kuvvetleriyle savaşacak bir düzenli ordunun oluşturulmasıydı.  

 

Ukrayna’nın da uygulamakta olduğu strateji Mao’nun stratejisi ile benzerlik göstermektedir. Ukrayna’nın Mao dönemine göre avantajı istihbarat elde etme ve anında sahaya aktararak  saldırıda bulunma üstünlüğüdür. Bu üstünlüğü elinde bulundurmanın avantajı ile Ukrayna, stratejik savunma, stratejik denge ve stratejik saldırı aşamalarında oluşan uzatılmış savaş kavramını farklı bir versiyonu ile sahada uygulamaya çalıştığı değerlendirilmektedir.

 

İsveç ve Finlandiya

 

1814 yılından beri savaşa katılmayan dünyanın en eski tarafsız ülkesi İsveç ile 1955 yılında Birleşmiş Milletlere üye olan ve bu tarihten itibaren tarafsızlık politikası izlemeye başlayan Finlandiya’nın tarafsızlık politikalarını terk etme niyetlerinde sadece Rusya’dan algıladıkları tehdit olduğunu düşünmek yanıltıcı olabilecektir.

 

İki ülke Rusya’nın Gürcistan saldırısı ve arkasından Kırım’ı işgali ile tarafsızlık düşüncelerini değiştirmeye başlamışlardır. Aslında tarafsızlıkları şeklen olmuştur. Her iki ülke AB üyesidir ve AB’nin stratejik özerklik öngören ve adına Stratejik Pusula denilen AB’ye özgü bir güvenlik mimarisinin içinde yer almaktadırlar. AB’ye girerek zaten tarafsızlıkları ortadan kalkmış durumdadır. Bugüne kadar bu iki ülke başta ticaret olmak üzere birçok dış politika konularında tarafsızlıklarını avantaja çevirmeyi başarabilmişlerdir. Savunma harcamalarını tarafsızlık şemsiyesi altında diğer ülkelere göre nispeten düşük seviyede tutmaları başta gelişmişlik düzeyi olmak üzere hemen her alanda kendilerine ciddi katkı sağlamıştır. Günümüzde hemen her alanda ilk sıralarda yer almaları büyük ölçüde tarafsızlık stratejilerine bağlı olduğu bir gerçektir.

 

Aslında bu iki ülkenin NATO üyelik isteği birden alevlenmemiştir. Savaş, dünya kamuoyuna Rusya’nın saldırganlığını bahane göstererek iki ülkeye tarafsızlıklarını sürdürmelerinin bekalarına ciddi tehdit oluşturacağı yönünde kuvvetli bir argüman sunmuştur. Ve bu argümanı NATO’ya üyelik  başvurusuna çevirmek için bir fırsat olarak görmüşlerdir.

 

Finlandiya ve İsveç’in, Rusya gözünde stratejik öneme ve bu kapsamda önceliğe sahip olmadığı düşünülmektedir. Bu iki ülke asla bir Ukrayna’nın konumunda değildir. Peki nedir bu iki ülkeyi NATO üyeliği konusunda kararlı hale getiren? Dünyadaki hidrokarbon rezervlerinin üçte birinden fazlasını barındıran Kuzey Kutup veya Arktik Bölgesidir. ABD Jeoloji Araştırmaları Merkezi (U.S. Geological Survey, USGS) tarafından 2008 yılında yapılan çalışmalarda, Arktik’te toplam 90 milyar varil petrol ve 1,669 trilyon kübik fit doğalgaz bulunduğuna yönelik veriler elde edilmiştir. Bu veriler ışığında, dünya üzerindeki keşfedilmemiş petrol rezervlerinin %13’ünün ve keşfedilmemiş doğal gaz rezervlerinin %20’sinin Arktik’te olduğu tahmin edilmektedir Bu bölge, küresel rekabetin ve güç çatışmasının ana merkezlerinden biri olmaya adaydır.

 

Arktik Okyanusu’na sınırı olan ve Arktik Beşlisi olarak kabul edilen devletler Rusya, Kanada, ABD, Norveç ve Danimarka’dır. Bu devletlerin yanı sıra İsveç, İzlanda ve Finlandiya’nın topraklarının bir kısmı Arktik Bölgesi’nde bulunmaktadır. Arktik bölgesinin yasal olarak kesin sınırlarının belirlenmemiş olması, ekonomik motivasyonlarının yanı sıra ABD, Rusya, Çin ve AB gibi aktörlerin bölgedeki rekabeti beraberinde çatışmayı da gündeme getirmektedir. Buzulların erimesi ve teknolojideki gelişmeler, bölge ve bölge dışındaki aktörlere Arktik Bölgesinde kontrol, yerleşim, maden, enerji çıkarma ve askeri karakollar kurma gibi rekabet alanları oluşturmaktadır. Bölge ile ilgili en yetkili organ Arktik Konseyi’dir. Konseyin üyeleri: Rusya, Kanada, ABD, Norveç, İzlanda, Danimarka, İsveç ve Finlandiya’dır. Bölgenin yüzölçümü bakımında en fazla toprak talep eden ülkeler Rusya ve Kanada’dır.

 

Arktik Bölgesi, gerek ABD gerekse Rusya için stratejik ve vazgeçilmez bir bölge konumundadır. ABD’nin bölgeye özellikle Grönland’a ilgisini 19. yüzyıla kadar götürmek mümkündür. ABD’nin Grönland’ı satın alma fikri 1867, 1910, 1946 ve son olarak 2019’da Donald Trump döneminde gündeme gelmiş fakat tüm tekliflere Danimarka ret yanıtı vermiştir. Grönland’da ABD’ye ait Thule Hava Üssü ve derin su limanı bulunmaktadır. Nükleer füzeler ile stratejik bombardıman uçaklarına ev sahipliği yapan üs, ABD Uzay Komutanlığı ve Kuzey Amerika Hava Sahası Savunma Komutanlığı tarafından kullanılmaktadır.  Üste bulunan hava erken ihbar radarları ABD Balistik Füze Savunma Sistemi’nin bir parçası konumundadır.  

 

Arktik Okyanusuna en uzun sınırı olan (toplam kıyı şeridinin %53’ü)  ve bölgede en fazla buzkıran gemilere sahip olan Rusya’nın ise bölgeye bakışı egemenlik ve ekonomik kaynaklar açısından vazgeçilmezdir. Rusya’nın bölgede çok sayıda hava üssü ve sınır karakolları oluşturması ve Ağustos 2019’daki askeri tatbikatı bölgedeki gerilimi artırmıştır. Diğer taraftan NATO’nun bölgedeki güç dengesi oluşturmak istemesi gerilimi daha da tırmandırmaktadır.

 

Rusya’nın kuzey donanma ana üssünün bölgede bulunması Rusya’ya stratejik üstünlük sağlamaktadır. Diğer taraftan Rusya’nın Arktikteki faaliyetleri, Norveç ve diğer Nordik ülkeleri için önemli bir tehdit unsuru olarak ön plana çıkmaktadır. Rusya’nın bölgede askeri faaliyetlerinin yoğunlaştırması Nordik ülkelerini ABD’ye daha da yakınlaştırmaktadır. 

 

Arktik bölgesindeki gelişmelere kayıtsız kalmak istemeyen Çin, Güney Kore, Singapur gibi Asyalı devletlerde bölgeyle yakından ilgilenmektedir. Arktik; uluslararası kamuoyunda politik, ekonomik, askeri, kültürel, toplum, çevre gibi farklı yönleriyle olası yeni bir sıcak ve soğuk çatışmayı beraberinde getirmektedir. Bölgedeki alternatif ticaret yolu güzergâhı, enerji kaynakları, değerli madenler, bilimsel keşifler, turizm gibi etkenler Çin’in yöneliminin temel amaçlarını oluşturmaktadır. Çin’in enerji ihtiyacı Arktik bölgesine ilgisini artırmaktadır. Özellikle Kuzey “Kutup İpek Yolu” projesi bölgeye verdiği önemi göstermektedir.

Arktik’teki güvenlik yaklaşımlarını değiştiren son ve en önemli gelişme ise Rusya karşısında diğer kıyıdaş devletlerin NATO ile işbirliklerini geliştirmesi ve NATO’nun Arktik’teki askerî varlığını güçlendirmesi olmuştur. Arktik’te NATO üyesi olmayan tek ülke olan Rusya için, NATO’nun Arktik politikası ve bölgedeki hareketliliği büyük bir endişe kaynağı olmuştur. Bu bağlamda NATO’nun hem bir uluslararası aktör olması hem de diğer Arktik devletlerinin NATO üyesi olması Rusya tarafından tehdit olarak algılanmıştır.

NATO’nun Arktik güvenliği hakkında 2017 yılında yayımladığı “NATO and Security in the Arctic” başlıklı raporda, Rusya’nın Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü ihlal etmesinin diğer Arktik devletleri tarafından endişe ile karşılandığı ifade edilmiştir. Arktik’teki kıyıdaş devletlerin benzer bölgelerde hak iddialarında bulunmaları, aralarındaki anlaşmazlıkların çatışmalara dönüşebileceğine yönelik endişelere neden olmuştur. Bu raporda Rusya’nın en büyük kıyıdaş devlet olarak, enerji kaynaklarınının güvenliğini sağlamak için Arktik’teki askerî varlığını güçlendirmesinin diğer bölge devletleri ile çatışma riskini arttırdığının da altı çizilmiştir.

Arktik konusu NATO ile Rusya arasında savaşa yol açabilecek kadar ciddi bir konu haline dönüşmesi, NATO şemsiyesi altında olmayan, tarafsız olmaları halinde ise bölge zenginliklerinden Rusya etkisi nedeniyle pay alamayacaklarını düşünen Finlandiya ve İsveç, fayda-maliyet analizi yaparak tercihlerini NATO üyeliğine başvuru yönünde kullanmışlardır.

 

İki ülkenin şidetli soğuklarda muharebe tecrübesi ve teçhizatına sahip olmaları Rusya karşısında NATO’ya büyük bir avantaj sağlayabileceği değerlendirilmektedir. Bu şekilde NATO’da Arktik bölgesinde etkisini arttırmış olacaktır.

 

 

Batının Desteği ve Sonuçları

 

Batılı devletler tarafından gönderilen her silah,mühimmat vb.’nin Ukrayna’nın direnme gücünü arttırdığı kuşkusuzdur. Rusya’ya verdirilen zayiatta etkileri olduğu kesindir. Ancak, bu tür desteği iki ucu keskin bıçak olarak düşünmek gerekir. Rusya’nın, direniş arttıkça, kayıpları fazlalaştıkça, kullandığı silahlarda, isabet yüzdesi ve tahrip gücü yüksek olanları tercih etmesine neden olduğu gözden uzak tutulmamalıdır. Bu ise Ukrayna’nın özellikle sivil kayıplarının artmasına, önemli altyapı tesislerinin ciddi şekilde zarar görmesine yol açmaktadır. Batının tüm desteğine rağmen bir Avrupa devleti olan Ukrayna adım adım Başarısız Devlet kategorisine girmektedir. Tarihte bir ilk gerçekleşmek üzeredir. Bugüne kadar bu tür devletlerin Ortadoğu veya Afrika’dan çıkmasına alışmış olan Avrupa, Avrupalı bir devletin bu kategoriye girmek üzere oluşunu umarsamazlık içinde sadece izlemektedir. Savaşın bu şekilde gelişimi halinde, Ukrayna’yı başka devletlerin de takip edebileceği, safha safha kontrol alanını geliştirecek Rusya’nın her hamlesinin NATO’nun parçalanmasına kadar gidebileceği, bu durumda eski peykleri olan devletlerin tekrar Rusya’ya yakınlaşabileceği göz ardı edilmemelidir.

 

Putin adı konulmamış olsa da doktrini adım adım uyguluyor. NATO ise kuruluşundan beri oluşturduğu 7 konsept ile üyelerini bir arada tutabilmek için çaba göstermiş olsa da hiçbir zaman aradığını bulamamıştır. NATO-2030 vizyonu kapsamında 8’inci konseptin hazırlığı içinde iken savaşın başlaması ile bu konseptinde değişeceği belli gibidir. Son liderler zirvesinde yeni kuvvet oluşturması için alınan karar bu değişikliğin göstergesidir. 30 üyeden oluşan NATO’nun sık yaptığı bu değişiklikler üyeler üzerinde güvensizlik oluşturduğu kesin gibidir. Rusya, NATO’nun ne iş yaptığını çok iyi öğrenmişe, kararsızlık ve oluşan güvensizlik sarmalını iyi değerlendirmişe benzemektedir.

 

Yapıcı Yıkım

 

Rusya Dış ve Savunma Politikası Konseyi Onursal Başkanı Sergey Karaganov yayınladığı makalede “Ukrayna’da yaşanan gelişmelerin NATO’ya karşı bir başlangıç” olduğunu belirtmiş, Putin’in Ukrayna stratejisini “yapıcı yıkım” olarak ifade etmiştir.

 

Putin’in nükleer silah kullanma tehdidi asla boş tehdit olarak algılanmamalıdır. Soğuk savaşın sona ermesi ile birlikte nükleer silah kullanma tehdidi baskısını üzerinden atabilen dünya ve özellikle Batı, Putin’in sözleri ile korkuya tekrar geri dönmüştür. Nükleer silah kullanmanın tam bir yıkım olacağı ancak asla yapıcı olmayacağı kesindir. Hiroşima ve Nagazaki örnekleri bunu bize dikte ettirmektedir.

 

Çıkarılacak Dersler

 

ABD’nin önde gelen askeri strateji öğretmenlerinden John Arquilla,  gelecek kuşak savaşları hakkında “Bitskrieg: The New Challenge of Cyberwarfare” isimli kitabını yayımlamıştır. Kitabında savaşın üç yeni kuralını anlatmış ve Ukrayna’nın üç kuralı da uyguladığını belirtmiştir.

 

- “İlk kural, ‘Çok ve küçük; büyük ve ağırı yener.’ Ukraynalılar, akıllı silahlarla donanmış manga seviyesindeki birimlerde faaliyet göstermektedir. Bu yapı, çok daha büyük oluşumları bozabilmekte ve yavaş hareket eden, yüksek sesli helikopterlere ve benzerlerine saldırabilmektedir. Sayıca az olsalar da Ukraynalılar bu yapılanma ile daha fazla eylem birimine sahip olmuşlardır. Arquilla; uçaksavarlar, dronelar ve hafif tanksavarlar gibi akıllı ve isabetli silahlara sahip olan genellikle sekiz ila 10 askerden oluşan küçük Ukrayna birliklerinin “Rusların çok daha büyük ve ağır tank birliklerini yok edebileceğini” vurgulamaktadır.

 

Ukrayna’da izlenen, modern savaşın ikinci kuralı ise “Bulmak her zaman kalabalığı yener. Düşmanı önce keşfederseniz onu alt edebilirsiniz. Hatta düşman 65 kilometrelik tank ve zırhlı araçların oluşturduğu konvoylar gibi birkaç büyük birlikten oluşuyorsa, sayıca eşitlenmeye gerek duymadan onları etkisiz hale getirebilirsiniz” ifadesi ile şekillenmektedir.

 

Modern savaşın üçüncü kuralı, “Birlik olmak her zaman ani saldırıları etkisiz hale getirir. Savaş artık yalnızca bir sayı meselesi değildir. Küçük akıllı silahlarla düşmanınızı boğmak için büyük sayılara ihtiyacınız yoktur.

 

Arquilla, “Rus tanklarının  videolarından bazılarını görmüşsünüzdür. Aniden öndeki bir tank sonra da arkada bir başkası vuruluyor. Böylece Ruslar manevra yapamıyor ve birdenbire yakalanıyor” diye üçüncü kuralı örneklendirerek anlatmaktadır.

 

Savaşı analiz eden Arquella, “Ruslar çok daha merkezi. Bu kadar çok generalin öldürülmesinin nedenlerinden biri, çatışmada taktik düzeyinde hızlı kararları verme yetkisine sahip insanların olmaması. Bunu sadece generaller yapabiliyor. Bu yüzden cepheye yaklaşmak ve Amerikan ordusundaki teğmen ve çavuşların rutin olarak yaptığı şeyleri yapmak zorunda kaldılar” demektedir.

 

Ukrayna'daki çatışmanın daha ilgi çekici yönlerinden biri Rusya’nın siber savaş yetersizliği olduğunu belirten Arquilla, "Ruslar Ukrayna komuta ve kontrolünü bozmak için siber uzay tabanlı saldırı araçları kullandılar. Ancak Ukrayna'nın düzenli ve milis savunma kuvvetlerinin çok merkezi olmayan operasyonları nedeniyle genel olarak çok az etkisi olduğunu” özellikle vurgulamaktadır.

 

Arquilla Rusya'nın övülen hava üstünlüğüne gelince “Jetlerinin ve helikopterlerinin Stinger'lara karşı ne kadar savunmasız olduğunu gördük. Bu, savaşın bir sonraki aşamasında değişmeyecek” diyerek hava üstünlüğünün tam anlamı ile sağlanamayacağını belirtmiştir.

 

Bu ana kadar olan gelişmeleri aşağıda yer verdiği şekilde özetlemek mümündür.

 

-Ülkeler kollektif bir savunma vb. bir örgütün üyesi olsalar bile kendi güçlerini tehditleri ile orantılı olarak geliştirmeye, sözlere, örgütün planlarına asla dayanmadan kendi milli bekalarını sağlamayı hedeflemek zorundadırlar.

 

-Rusya, Ukrayna’yı kontrolü altına aldıktan sonra 4-5 farklı alt yönetim bölgelerine ayrılarak federatif bir yapıya dayanan yeni bir devlet yapısı, akabinde Belarus ve Ukrayna ile birlikte Rus dünyası hedefi kapsamında yeni bir federasyon oluşturabileceği, bu yapıya zaman içinde Transdinyester ile Belarus üzerinden Kaliningradı ekleyebileceği, Baltık Ülkelerini bu şekilde çevreleyerek  Rus usülü caydırıcılık ile acele etmeden bu ülkelerin Rusya ile birlikte hareket etmelerini sağlayabileceği, Ukrayna’nın Karadeniz kıyılarını kontrol altına almak sureti ile Karadeniz’de tekrar üstünlüğü sağlayabileceği, kıyı uzunluğunu bu şekilde arttırabileceği dikkate alınmalıdır.

 

-Konvansiyonel savaş önemi kaybetmemiştir. Öneminin daha da arttığı söylenebilir. SİHA’ların ortaya çıkışı ile tankların önemi zayıfladı gibi görüşlerin saha da karşılık bulmadığını görüyoruz. Tanklar yine ön planda yer almaktadır. Elbette piyade ile birlikte.

 

-Savaşın cereyan ettiği alanlar şehirler olmaktadır. Meskun mahallerde savaşa göre ordular yapılanmalıdır.

 

-Kritik tesislerin korunmasının daha öncelikli bir hal aldığı görülmektedir. Ruslar öncelikle bu tür tesisleri hedef almışlardır.

 

-İkinci dünya savaşı ile birlikte ortaya çıkan Harp Ekonomisi kavramının tekrar değerlendirilmesi gerekmektedir. Ukrayna’nın bu konuda çok hazrılıksız olduğu görülmektedir. Genel seferberliğini çok geç ilan etmiştir. İkinci Dünya Savaşı’nda Almanya işgalini beklemeyen Polonya’nın durumuna düşmüştür.

 

Kant’ın Ebedi Barış adlı eserinde öncelik ve önemle vurguladığı akıl hakim olmadığı sürece dünyamız daha çok kanlı savaşlar yaşamaya devam edecektir. Sonuçta, yazar Heywood’un vurguladığı, “Barışta çocuklar babalarını, savaşta ise babalar oğullarını gömerler” ifadesi  daha çok görünür olmaya devam edecektir.


UKRAYNA -RUSYA SAVAŞININ DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ