Kategoriler: Dergi,
Alt Kategoriler: Mart,

Rusya’nın Ukrayna operasyonu dünyanın kurulu düzenini temelden sarsmışa benziyor.

Her ne kadar Rusya’nın NATO’ya karşı ulusal güvenliğini sağlamaya çalıştığı söylense de “Putin’in hırsları nedeniyle tuzağa çekildiğinden” tutun, “ABD ve Avrupa’yı tuzağa çektiğine, stratejik bir plan uyguladığına” kadar pek çok senaryo gündemde. Hangi senaryonun gerçek olduğunu ileride, öğrenebileceğiz. Biz, bugünkü gelişmelerin yarına etkisini değerlendirmeye çalışabiliriz.

Soğuk Savaş sonrası düzenin ilk on yılı, Amerikan kibri, 11 Eylül Saldırıları ve Irak'ın işgali ile geçmişti. Ardından uluslararası sistemi dengeleyen kurallar ve normlar uygulamaya kondu. Putin Rusyası’nın Ukrayna’ya girmesi ile normatif düzen kökten yıkıldı gibi.

ABD’NİN ÜÇ TEHDİT ALGISI

Putin’in Ukrayna operasyonunun tüm dengeleri ve mevcut ittifak anlayışlarını değiştirdiği kesin. Konuya açıklık getirmek açısından Çin faktörüne özel bir başlık açmak gerekiyor.

ABD devlet sisteminin ve Pentagon’un 3 tehdit algısı vardır;

1- Rusya tehdidi,

2- Çin tehdidi,

3- Rusya-Çin ittifakı tehdidi.

ABD askeri ve sivil bürokrasisinin ilk iki tehdit noktasında kendilerini fazla kastığı söylenemez. Teker teker Rusya’yı ve Çin’i orta-uzun vadede alt edebileceklerini düşünüyorlar.

Ancak üçüncü seçenek kabusları olmaya başladı.

Rusya’nın elindeki nükleer silahlar, Putin’in olaylara “askeri liderlik” penceresinden bakması, çözüm yolu olarak klasik Sovyetler Birliği mantığına sahip olması ve dünyada genel kabul gören insani, ahlaki ve hukuki kavramlarla kendisini sınırlamaması gibi faktörler kabuslarının temelini oluşturuyor. Olası bir sıcak çatışmada “zarar verme-zarar görme” olasılığının eşit olması Washington’un elini kolunu bağlıyor.

Çin’in ekonomik gücü ise ABD’nin önündeki en büyük engel. Bu ülkenin ekonomik gücü, Çin’in yavaş ama sağlam hamlelerini karşılamakta zorlanmaya başladı. Yol-Kuşak projesinin Afrika’dan Avrupa’ya, Asya’dan Ortadoğu’ya, Akdeniz’e kadar ağ gibi sarmasının yansıra Çin’in “gerektiğinde” küresel ekonomik sistemi ve tedarik zincirini kilitleme imkan ve kabiliyeti de Washington’u düşündüren bir başka faktör.

Bu iki gücün ittifakı ABD’nin karar vericilerini yeni önlemlere itiyor. Muhtemeldir ki ellerindeki tek önlem, Rusya-Çin ittifakını zayıflatmak. Bu ihtimali temel alarak devam edelim.

KORKULAN İTTİFAK BOZULUR MU?

Asıl konumuza geri dönelim. Washington’da yapılan tüm askeri planlamalarda Çin ve Rusya’nın ayrı ayrı tehdit olarak görülmediğini; ancak ikisinin ittifakının Washington’a kabusu yaşattığını, Çin’in ekonomik gücü ile Rusya’nın askeri gücünün yarattığı sinerjinin ABD’nin askeri ve ekonomik gücünü zorlayacağını söylemiştik.

Ayrıca bu sinerji, Avrupa, Afrika, Ortadoğu dahil tüm dünyada çekim merkezi haline dönüşecektir. İleride ABD’nin karşısında Çin ve Rusya’nın merkezde bulunduğu etkili bir bloğun oluşma ihtimali güçleniyordu. Rusya-Çin ittifakının ABD, Avrupa ve Japonya'nın birleşik ekonomik gücüne rakip olabilmesinin biraz daha zaman alacağı, ama eninde sonunda bu sonucun kaçınılmaz olacağı tespiti bu noktada önem kazanıyor ve bir şekilde söz konusu bloğun çözülmesi gerekiyordu.

Bu noktada başka bir soru gündeme geliyor. Blok çözülürse Çin ve Rusya tek tek ABD’nin baskısına ne kadar dayanabilir? Pekin bu sorunun cevabını mutlaka arıyordur ve Washington’a, “Sana nasıl güveneceğim?” sorusunu soruyordur. Çin’i yakından takip edenler dış politikasında dikkatli hareket ettiğini bilir.

Washington’dan güçlü ve somut garantiler almadan Pekin ittifakın çözülmesine izin vermeyecektir.

Washington da ittifakın çözülmesi için Pekin’e istediği garantileri verecektir.

Bu noktada Moskova’nın Pekin’e olan ihtiyacı, Pekin’in Moskova’ya olan ihtiyacından daha fazla olacak ve Pekin, Rusya’yı yanında tutarken ABD ve Avrupa ile daha “ılımlı” bir süreç başlatabilecektir.

ÇİN UKRAYNA KRİZİNE NASIL BAKIYOR?

Ukrayna savaşının güç dengesinde bir değişime işaret edip etmediği henüz şüpheli. 2008 mali krizinden sonra, Rusya ve Çin ABD'nin düşüşte olduğunu öne sürmeye başladı; ancak ABD'nin dünya ekonomisindeki payı on yıllardır şaşırtıcı bir şekilde sabit kaldı. Çin ekonomisinin büyüklüğü önümüzdeki on yıl içinde ABD'yi geçse ve Çin Rusya ile ittifakını güçlendirse bile, ikisi birlikte ABD, Avrupa ve Japonya'nın birleşik ekonomik gücüne rakip olabilmesi biraz daha zaman alacak. Ama eninde sonunda bu sonuç kaçınılmaz olacak.

Eski ABD Başkanı Richard Nixon'ın Çin'e yaptığı tarihi ziyaretin 50. yıldönümü münasebetiyle Şanghay'da düzenlenen bir toplantıda ana konuşma konusu, tarihi bir ironi olarak, Rusya'nın Ukrayna'yı işgaliydi. Nixon'ın ortak düşmanları Sovyetler Birliği'ne karşı ABD ile Pekin arasında yakınlaşmaya yol açan Pekin ziyareti, “dünyayı değiştiren hafta” olarak adlandırıldı. Şimdi, Moskova ve Pekin Washington'a karşı bir araya geldiğinde dünya yeniden değişti. 

Eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger Nixon'a tavsiyede bulunarak, birkaç on yıl içinde Çin'in daha da güçleneceğini, ABD'nin "Çin'in güçlenmesini önlemek için Rusya ile iyi ilişki kurmanın yollarını araması gerektiğini” söylemişti.

Çin Dışişleri Bakan Yardımcısı Hata! Köprü başvurusu geçerli değil., basın toplantısında , “Bugün gördüğünüz şey, bizim görmek istediğimiz şey değil. Tüm tarafların diyaloğa ve müzakereye geri dönebileceğini umuyoruz” demiş; ancak “istila, işgal” demekten kaçınmış, “ABD alevi körüklüyor” demekle yetinmişti. Ama, “Bugün gördüğünüz şey, bizim görmek istediğimiz şey değil” cümlesi, Pekin’in kafasının karıştığını gösteriyordu.

Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, kafa karışıklığını giderdi. Ukraynalı mevkidaşı Kuleba ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada ilk kez “savaş” ifadesini kullandı.

Pekin’den gelen iddialara göre, Rus ordusunun Ukrayna’ya girmesinin ardından Çin Komünist Partisi'nin Politbüro Daimi Komitesi toplandı ve Xi'nin Putin ile yakın bir ilişki içinde olduğu algısını yumuşatmaya karar verdi.

Cuma günü geç saatlerde yapılan bir telefon görüşmesinde Xi, Putin'i Ukrayna krizini müzakere yoluyla sona erdirmeye çağırdı. Çin’in Xinhua haber ajansına göre Putin, Ukrayna ile üst düzey diyalog kurmaya istekli olduğunu söyledi. Xi, "Soğuk Savaş zihniyetini terk etmenin" ve "müzakereler yoluyla dengeli, etkili ve sürdürülebilir bir Avrupa güvenlik mekanizması oluşturmanın" gerekli olduğu uyarısında bulundu. Çin, Ukrayna krizine bağlı olarak, en azından Kasım ayında yapılacak ABD ara seçimlerine kadar ABD'nin dikkatini Hint-Pasifik bölgesinden Avrupa'ya çevirmesi beklentisine girdi. Bu, ABD'nin birincil stratejik rakibi olarak Çin'e beklenmedik bir rahatlık sağlayabilir.

Bu arada Çin, dengeli politikasını sürdürüyor. Bir yandan Rusya’ya karşı “tarafsız” görünmeye çalışırken, diğer yandan Tayvan’a yapılan silah satışlarını gerekçe göstererek Amerikan savunma sanayi şirketleri Lockheed Martin ve Raytheon Technologies’i yaptırım listesine aldığını açıkladı.

Çin, Rusya’nın yol açtığı girdapta kaybolmak gibi bir hataya düşmez. İki ülkenin birbirine ihtiyacı olduğu tartışma götürmez. Ancak Çin bazı soruların cevabını netleştirmeden tavrını da netleştirmez.

Soru-1: Rusya’ya yönelik yaptırımların etkileri Batı’yı mı, Rusya’yı mı daha çabuk vuracak?

Soru-2: Rusya-Çin bağlamında hangi ülkenin diğerine daha çok ihtiyacı var?

Soru-3: Çin Putin'in savaş bütçesini finanse ediyormuş gibi görünmek isteyecek mi?

Yaptırımlar Batı’yı daha çabuk vurursa, Avrupa’ya şikayetler artar. Bu, ABD ile Avrupa arasında yeniden tartışmalara yol açar. Çin Avrupa için kurtarıcı pozisyonuna geçer.

Yaptırımlar Rusya’yı daha çabuk vurursa, bu kez Çin Rusya için kurtarıcı olur. Rusya’nın petrolünü ve doğalgazını satabileceği Çin’den başka müşterisi kalmayabilir. Yani kozlar Çin’e geçer.

Rusya Merkez Bankası’nın en son rakamlarına göre, Rusya'nın döviz rezervlerinin yaklaşık yüzde 13'ü (tahmini 77 milyar dolar) Haziran 2021 itibariyle Çin varlıklarındaydı. Moskova, sıkıntılı likiditesini artırmak için bu varlıkları satmaya çalışabilir. Muhtemel alıcı da Çin olacaktır.

Çin’in ihtiyatlı tavrı BM Genel Kurulu oylamasında netleşti. Oylamada “çekimser” kalarak hem ABD ve Batı’ya hem de Rusya’ya güçlü mesaj gönderdi.

ABD VE ÇİN YENİ SAYFA AÇABİLİR Mİ?

Rusya ve Çin’in kurduğu ittifak, askeri olmaktan çok ekonomik temele dayanıyor. Rusya, Çin için petrol, doğalgaz ve buğday tedarikçisi. Öte yandan ABD ve Avrupa Çin için çok önemli ekonomik ve finansal partner.

Bu açıdan bakınca, her iki ülkenin küresel politikalarda ve ikili işbirliğinde kendi konumlarını dikkate alacakları kaçınılmaz.

Önce; yaptırımlar karşısında Rus ekonomisinin durumuna bakmakta fayda var.

Batılı ülkeler, Rusya'ya, ülkenin merkez bankası da dahil olmak üzere, ekonomisini yok etme potansiyeline sahip eşi görülmemiş mali yaptırımlar getirdiler. Uzmanlar, bunların duyulmamış bir nitelik ve kapsamda tam ölçekli bir mali savaş anlamına geldiğini söylüyor.

Aynı zamanda, Rus toplumuna geniş tabanlı bir tecrit duygusu empoze eden kültürel ve sportif bir boykot düzenledi. Batı, Rusya'yı cezalandırmayı ve rota değişikliğine baskı yapmayı amaçlayan ekonomik ve yumuşak gücün bir kombinasyonu olan yeni bir tür “hibrit” savaşa öncülük ediyor.

Ruble şimdiden yüzde 25 oranında değer kaybetti, Batılı hükümetlerin firmaların takası yöntemini ve denizaşırı işlemlerini yasaklaması ile Ruble Rusya dışında neredeyse kullanılamaz hale geldi. Moskova borsası sık sık kapanmaya başladı. Rusya Merkez Bankası, dış yatırım çekmek ve rublenin serbest düşüşünü durdurmak için faiz oranlarını iki katından fazla arttı.

Yaptırımların ardından, faiz ödemeleri ülke içinde sıkışıp kalmışken Putin Rusya'daki aracılara ödeme yapılmamasını emretti. Bu durum, bazı Rus şirketlerinin ve devlet kurumlarının uluslararası alacaklılara olan tahvil ödemelerini temerrüde düşürülebilir. Analistler, Rusya ekonomisinin bu çeyrekte yüzde 20'ye kadar daralmasını bekliyor.

Ayrıca Apple Inc.'den Royal Dutch Shell Plc'ye kadar dev uluslararası şirketler Rusya’dan çıktı.

Bu noktada Çin’in Rusya ile Batı arasında tercihi kaçınılmaz hale geliyor. Çin'in ABD ile topyekün ekonomik çatışmada Rusya'nın tarafını tutmak için acele etmeyeceğini düşünmek için nedenler var.

Çin bankaları aslında ABD Hazinesi ile ters düşmek konusunda oldukça temkinli. Büyük Çin bankaları dünyanın en büyükleri arasındadır ve küresel sistemle derinden bütünleşmişlerdir. Bu nedenle Rusya’nın yanında yer alma ve yaptırımları reddetme konusunda gönüllü olmayacakları belirtiliyor.

Çin'in ayrıca ABD’nin müttefikleriyle de kendi ekonomik bağları var. Japonya, Avustralya ve Yeni Zelanda'yı içeren, ancak ABD'yi hariç tutan Bölgesel Kapsamlı Ekonomik Ortaklık adlı büyük bir ticaret anlaşmasının merkezinde yer alıyor.

Trump’ın açıkladığı 2017 Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi’nde Çin, “düşman” kategorisinde değerlendiriliyordu.

Ancak; 2019’da Londra'da yapılan NATO Zirvesi sonuç bildirgesinde Çin ilk defa "ittifak için olası bir tehlike" olarak nitelendirilirken, ABD Savunma Bakanı Mark Esper, son cümlenin "Çin'in şu an için bir düşman olduğu anlamına gelmediğini" dile getirdi.

ABD Başkanı Joe Biden da daha Başkan seçilmeden önce yaptığı konuşmalarda ve geçen yıl Foreign Affairs dergisinde yayımladığı yazısında, Çin'i "ABD'nin en önemli rakibi" olarak tanımlamıştı.

Tüm bu faktörler ışığında Çin - ABD ilişkisinin evrileceği yön, Çin-Rusya ilişkisini de belirleyecek.

Bu noktada Çin’in bundan sonra izleyeceği politika, dünya için önem kazanıyor. ABD ve Çin birbirini en önemli “rakip ve düşman” gören iki ülke. Öte yandan iki ülke de birbirlerine karşı galip gelmenin maliyetlerinin farkında.

Bir kere askeri seçenek artık çözüm olmaktan çıktı. ABD’nin dünyanın en büyük askeri gücü olması, olası bir savaşta Çin’i yenebileceği anlamına gelmiyor. Ekonomik ve askeri altyapısına zarar verebilir; ama Çin’in tarihsel “kinini ve cezalandırma” içgüdüsünü bilen Washington, Pekin’in aynı oranda ABD’ye zarar vereceğini hesaba katar.

Geriye tek seçenek kalıyor: ABD ve Çin’in geleceğe yönelik yeni bir sayfa açması.

Çin’in resmi yayın organı Global Times, son bir aydır makalelerde bir yandan “AB’nin Çin’le çatışmasının bir sonuç getirmeyeceği” mesajları verirken, diğer yandan Richard Nixon’ın Çin’i ilk ziyaret eden ABD başkanı olmasına, Şanghay Ortak Bildirisi'ne atıfta bulunuyor. Makalede şu yorum dikkat çekiciydi: “Kissinger'e göre, o dönemde Çin tarafında da Sovyetler Birliği'nden gelen tehdit konusunda endişeler vardı. Bunlar, Şanghay Bildirisi'nin atılımını gerçekleştirdiği iki temeldi. Ona göre bildirinin temel ruhu, ABD ile Çin arasında doğrudan bir işbirliği ilişkisi kurmaktı.”

Şu gerçeği de hatırlatmakta fayda var; Rusya ile Çin arasındaki kronik anlaşmazlıklar çözülmüş değil. ABD ortak tehdidi nedeniyle dondurucuya kaldırılmış durumda. “Putin hayallerinin peşinden gidiyor” tezi doğru çıkarsa ve kendisini durdurulamaz hissederse, “dondurucudaki sorunları çıkarabileceği” endişesi Avrupa kadar Pekin’de de hissediliyor olabilir.

Bu noktada Pekin, “uzlaşabileceği ülke” ile “sorun yaşayabileceği ülke” tercihinde bulunabilir ki, orta-uzun vadeli plan yapabilme yeteneğine sahip Çin’in bu seçeneği düşünmediğini söylemek mümkün değil.

TUZAĞIN MİMARI KİM?

Yazının başında sözünü ettiğimiz senaryolara geri dönelim. Putin bir tuzağa düşürüldü ise; bu tuzağı kim kurdu, tuzak en çok kimin işine yarar?

Bu noktada, eğer Putin’e bir tuzak kurulmuşsa bu tuzağı “ABD tek başına mı kurdu, yoksa Çin ve İngiltere’den destek mi aldı?” sorusu, dünyanın gelecekte evrileceği yön açısından önem kazanıyor.

Çin ve İngiltere’nin desteğini almış ise, (İngiltere faktörü ayrı bir yazı konusudur) yeni ittifaklar için bir ipucu olabilir. Askeri güç gösterileri yerine daha uzlaştırıcı bir dönemin kapısının aralandığını söylemek mümkün olabilir.

Ancak henüz net bir analiz için çok erken. Her ne planlanıyorsa ilk aşamasını izliyoruz. Net analiz için bir süre geçmesi gerekiyor.

ASKERİ LİDERLİK-SİVİL LİDERLİK

Rusya-Ukrayna savaşı bir başka soruyu gündeme getirdi.

“Askeri liderlik mi, sivil liderlik mi belirleyici oluyor” sorusu. Ülkeler, konumları, yönetim sistemleri, imkan ve kabiliyetleri ölçüsünde farklı güç modellerini kullanabiliyor. Bu modeller şartlara göre değişkenlik gösterebiliyor. Hard power yöntemi, soft power yöntemi, hard-soft power (hibrit) yöntemi.

Bu bağlamda;

RUSYA: Hard Power,

ABD: Hard-Soft Power (hibrit)

ÇİN: Soft Power yöntemini kullanıyor diyebiliriz.

Aynı zamanda;

RUSYA: Güçlü askeri liderlik (hard power),

ABD: Güçlü askeri-sivil liderlik (hard-soft power),

ÇİN: Güçlü Ekonomik liderlik (soft power) temelli yönetim sistemlerine sahip.

Güçlü Askeri Liderlik: Kişiselleştirilmiş liderlik.  Karar alma ve onaylama yetkisi bir kişide ve güç kullanarak çözüm arayışı içindedir.

Güçlü Sivil Liderlik: Güçlü devlet mekanizması. Ortak devlet aklı. Karar alma yetkisi mekanizmadadır, onaylama yetkisi ise sivil liderdedir.

Güçlü Ekonomik Liderlik: Devlet mekanizmasının bir kuruma terkedilmesi (ÇKP) liderliği. Devletleştirilmiş ideolojik ortak akıl. Karar alma ve onaylama yetkisi kurumsal mekanizmada (ÇKP).

Rusya’nın “güçlü askeri liderlik” temelinde “hard power” yöntemini dış politikada öne çıkarması, Çarlık Rusyası’ndan Sovyetler Birliği’ne, oradan da Rusya Federasyonu’na geçmiş genetik bir aktarımdır. Korkutucu ve caydırıcı güç olmakla birlikte “sürdürülebilirliği” kısıtlı bir yöntem ve yönetim sistemidir ki Sovyetler Birliği’nde yaşayarak gördük. Her ne kadar Sovyetler döneminde Çin’e benzer “güçlü kurumsal liderlik (Komünist Partisi)” modeli uygulanmış olsa da sürdürülebilirliğin ekonomik, sosyolojik, insani, hukuki, demokratik boyutu ihmal edildi ve sonuç ortada.

Sonuç itibariyle; 3. Dünya Savaşı laflarının ve tehditlerinin ortalıkta dolaştığı günümüz dünyasında bu kriz aşılabilirse, ABD ve Çin’in merkezde olduğu yeni bir süreç başlayacak gibi görünüyor.

 

 


UKRAYNA’NIN DOMİNO ETKİSİ VE ÇİN FAKTÖRÜ