Kategoriler: Dergi, Savunma,
Alt Kategoriler: Eylül,

Saygıdeğer okurlarımız, Dergimizin 13. sayısı ile bir defa daha birlikte olmanın gururuyla, hepinize merhaba.


 

Dergimizin bu sayısını ülkemizi hayli zamandır meşgul eden “Doğu Akdeniz” meselesine ayırmış bulunuyoruz.

Akdeniz bilinen insanlık tarihinin başından beri “Eski Dünya” nın merkezi olmakla, çağlar boyunca öneminden hemen hiçbir şey kaybetmemiş, mevcut dünya küresi üzerinde büyük bir coğrafi değişiklik (tektonik veya volkanik hareketler) olmadığı sürece de eski dünyanın sıklet merkezi olmaya devam edecektir.

Antik çağlardan beri dünya ticaret yollarının köprüsü konumunda olan Akdeniz, dünya paylaşım mücadelesinin çatışma alanı olması hasebiyle yakın zamanda memleketimizin de içinde bulunduğu yeni bir kriz ortamına girmiş bulunuyor.

Türkiye’nin uluslararası hukuktan doğan haklarını hiçe sayan Atlantikçi ittifak tarafından Yunanistan öncülüğünde başlatılan bu hukuk tanımazlık karşısında Türkiye haklarını savunma kararlığını göstermeye devam etmektedir. Gelinen bu noktada 1. Dünya savaşından sonra yaklaşık seksen yıllık kısmi barış ortamının ardından ortaya çıkan durum Türkiye’nin artık, bilinen misakı milli sınırlarını muhafaza etmenin ötesine geçerek, bölgesel barışın korunması ve uluslararası hukuktan doğan kara ve deniz sahalarını da koruması gerekliliğini ortaya çıkarmıştır. Bu yoldan olmak üzere Yayın Danışmanımız Doç. Dr. Fahri Erenel; “Deniz Hakimiyet Teorisi ve Doğu Akdeniz” yazısıyla; “Kara ve deniz sahalarımızla birlikte bir doktrin olarak tanımlanabilecek iki kelimeden oluşan “Mavi Vatan” kavramıyla” Türkiye’ye karşı oluşturulmaya çalışılan gelişmeleri değerlendirmektedir.

Kaçınılmaz olarak çatışma ortamına doğru sürüklenen bu kriz, doğal olarak “Alan Kapatma’’ ya yönelik olması ister istemez Akdeniz’de uluslararası aktörlerin siyasi ve askeri eylemlerini gündeme getirmesini A. İnci Sökmen Alaca, “Alan Kapatma (Anti Access) Savaşı ve Akdeniz Bölgesi” makalesinde ABD başta olmak üzere, Avrupa ülkeleri, Çin ve Rusya arasındaki stratejik hamlelerle, ittifaklar, ekonomik paylaşımlar, politik ve insani baskı unsurları gibi dış politikalarındaki muhtemel gelişmeleri ortaya koymaktadır.

Doğu Akdeniz, tarih boyunca çok önemiyle, bölgenin Türkiye’nin hinterlandında yer aldığına dikkat çeken Dr. Aydın Çetiner, ‘’Türkiye’nin Jeopolitik Önemi ve Doğu Akdeniz Stratejisi” makalesinde İsrail, Kıbrıs Rumları, Yunanlılar ve Mısır tarafından Doğu Akdeniz’e davet edilen petrol ve doğalgaz arama şirketlerinin, bir takım oldu-bittiler le bütün Doğu Akdeniz’i kendi ekonomik çıkarları doğrultusunda kullanmak istemeleri karşısında, Türkiye’nin bu tür oldubittilere izin vermeyeceğini net bir biçimde dünyaya ilan etmiştir.

Dr. Tarık Ak ve Yayın Kurulu Üyemiz Prof. Dr. Nesrin Çobanoğlu tarafından kaleme alınan “Denizdeki Güvensizlik Ortamında Rekabet Edebilir Olmak” adını taşıyan makalede, Batı destekli Yunanistan’ın Batı desteğiyle Türkiye’ye karşı uyguladığı Akdeniz’de ki baskıya ilişkin olarak Türkiye’nin uluslararası hukuk çerçevesinde Yunanistan’a karşı her zaman çözüm önerileri teklifinde bulunmasına rağmen Yunanistan’ın bütün bunları görmezden gelerek batı desteğiyle Akdeniz de baskın rol oynama isteği karşısında Türkiye’nin yeni şartlar karşısında her zaman savunmaya hazır olduğunu ve bu yoldan olmak üzere çatışma konseptini yenileyerek, teknik tedbirler üzerinde durmaktadırlar.

Akdeniz havzasında cereyan eden krize tarihsel bir perspektiften bakan Yazı Kurulu Üyemiz Doç. Dr. Hüseyin Şeyhanlıoğlu, geçmişte Musul örneği üzerinden yaptığı değerlendirmede, Avrasya kıtasının enerji hatları üzerinde yer alan Akdeniz havzasının önemine değindiği “Doğu Akdeniz ve Musul” yazısında, Türkiye’nin tıpkı 1. Dünya savaşı sonunda Musul’daki haklarının gaspedilmesi gibi, yeni bir gasp savaşı sonunda Akdeniz havzasındaki çıkarlardan saf dışı bırakılacağına dikkat çekmektedir.  Yazarımız ve Deniz Harp Tarihçisi Dr. Evren Mercan, “Deniz Harbinin Geleceği Üzerine Bir Değerlendirme” yazısında; “Gelecekte teröristlerin hedef skalasında askerî gemiler dışında kalan, savunmasız sivil gemiler veya stratejik limanlar olacağına değinenirken, otonom ya da uzaktan kumanda ile idare edilecek araçlarla gerçekleştirilecek bombalı saldırılara karşı cevap verme olasılığı üzerine bir tartışma açıyor. Doğu Akdeniz’in en büyük adası ve kilit noktası olan Kıbrıs civarında son yıllarda keşfedilen doğal gaz ve petrol rezervleriyle, dikkatleri üzerine çeken Kıbrıs sorununun etnik bir problem olmanın ötesinde dünya dengeleriyle ilgili olduğunu belirten yazarımız Hasan Ateş, “Doğu Akdeniz’de Gelişen Tehdit ve Değişen Güvenlik Dengeleri” başlıklı yazısında, konunun hızla bir dünya sorunu haline geldiğine vurgu yaparak, bu durum karşısında Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki Münhasır Ekonomik Bölgesini tanımlamayarak, ulusal hak ve menfaatlerimizin ihlalinin “Casus Belli” olarak deklare edilmesini ve oluşabilecek krizlere karşı önlem alması gerektiğini belirtmektedir.

“Son Gelişmeler Işığında Türk-Yunan İlişkileri” başlıklı ilk makalesi ile Global Savunma ailesine katılan, E. Alb. Dr. İlhan Yılmaz Cömert, Yunanistan’ın, AB üyeliğini kullanarak, Türkiye’yi baskı altına almak istediğini ve bunu zaman zaman kullanmaktan da çekinmediğini belirterek, Türkiye’nin her türlü müzakere isteğine karşı Yunanistan’ın uzlaşmaz tutumunu göz önüne sermektedir.

Dergimizin sürekli yazarı olan Güvenlik Politikaları uzmanı Tolga Başkan ve Haber Müdürümüz Doç. Dr. Ece Baban tarafından kaleme alınan “Hibrit Tehditler ve Suriye’de Aktif Gruplar” adını taşıyan ortak makalede, hibrit modeli içinde terör ve terör örgütlerinin yıkıcı istihbarat faaliyetleri, organize suçlar, siber saldırılar, sabotaj faaliyetleri, toplumsal kaos, ekonomik baskı ve saldırılar, bilgi savaşı ve propaganda gibi unsurlarına değinilen yazıda, bu terör yönteminin Suriye’de bulunan terör gruplarının faaliyetlerini Türkiye ölçeğindeki muhtemel gelişmelere dikkat çekmektedirler.

Global Savunma ailesine katılan bir diğer yazarımız ise Doç.Dr.Hv.Öğ.Kd.Alb.(E.) Osman Yalçın’ın, “Türk Hava Ordusu Kurumsallaşma ve Stratejik Güce Dönüşme Mücadelesi” yazısı, Soğuk Savaş döneminde NATO ittifakının önemli bir üyesi olan Türkiye’nin Kıbrıs savaşına müteakip, ittifak üyeleri tarafından dışlanması karşısında zorunlu olarak milli kaynaklara yönelik yeni bir hava savunma konsepti geliştirme zorunluluğuna dikkat çekmektedir.

Yayın Kurulu Üyemiz Prof.Dr. Anıl Çeçen hoca, “Kontrol Dışı Dünya” yazısında; Birleşmiş Milletler’in yetersiz kaldığı, başta ABD olmak üzere İsrail ve İngiltere gibi saldırgan ülkelerin bu uluslararası kuruluşun kararlarını dinlemediği bir aşamada dünyanın güvenlikli kontrolü için yepyeni kuruluşlara gerek olduğunu, bunun için bütün devletlerin eşit olarak katılacağı bir uluslararası örgütlenmeye giderek, istenen sonuçlara varılabileceğine dikkat çekmektedir

“Kara Havacılığı ve Sabit Kanatlı Hava Araçları” başlığını taşıyan yazıda Gökhan Karakuş, “Topyekûn savaşların yerini bölgesel çatışmaların, soğuk savaşın yerini tek kutuplu güç gösterilerinin alması, muharebelerin meskun mahallere kayması ve asimetrik savaş, sadece savaşın şeklinin değişmesiyle, Kara havacılığının önemine vurgu yaparak, Sabit/Döner kanat konusunda uzun süredir geliştirilen hava aracı, tiltrotor teknolojisine dikkat çekmektedir.

Daha önceki sayılarımızdan devam niteliğinde olan Terörizm Sözlüğünün bu sayısında Erol Başaran Bural, “Yalnız Aktör Terörizmi Nedir?” başlıklı yazısıyla bu kavramı DEAŞ üzerinden okuyucularımıza sunmaktadır.

Dergimizin 1. Yılını doldurduğunu tekrar hatırlatır, tüm okuyucularımıza ve katkıda bulunan herkese teşekkürü bir borç biliriz.

Gelecek sayılarda yeniden buluşmak dileğiyle, saygılarımızla.

 


Türkiye\'nin Mavi Vatan Doktrini Deniz Savaşları ve Doğu Akdeniz