Türkiye ile Mısır yaklaşık 8 yıllık aradan sonra Dışişleri Bakan Yardımcıları düzeyinde ilk temaslarını Kahire’de gerçekleştirdi. Bu görüşme içeriğinden ziyade sadece gerçekleşmiş olması dolayısıyla dahi önemli bir ziyaret olarak kayıtlara geçti.

 

Türkiye ile Mısır arasındaki ilişkiler Mısır’da 3 Temmuz 2013’te gerçekleşen askeri darbe sonrasında, Mısır Ordusu’nun sivillere yönelik katliamları ve Türkiye’nin bunlara üst perdeden yaptığı itirazlar dolayısıyla kopma noktasına gelmişti. Mısır ve Türkiye 23 Kasım 2013’te karşılıklı olarak büyükelçilerini istenmeyen adam ilan edince ilişkiler buzdolabına girdi. Bu tarihten itibaren her iki ülke birbirine karşı sert açıklamalara devam etti. Türkiye Mısır yönetiminin demokrasi sorunlarının altını çizerken Mısır Türkiye’nin Müslüman Kardeşler üyelerine ev sahipliği yapmasına tepki gösterdi. Kahire yönetimi Türkiye karşıtı her türlü faaliyete destek vermeyi politika olarak benimsedi.

 

İki ülke arasındaki gerginlik Ortadoğu’daki genel ittifaklaşma içinde derinleşti. Sisi yönetimi demokrasi ihlallerine rağmen başta ABD olmak üzere Batılı ülkelerin desteğini almaya devam etti. Fransa, ABD, Almanya gibi ülkeler Mısır’la silah anlaşmaları imzaladı. Mısır, 2017’de ABD Başkanı Trump’ın Ortadoğu’da kurduğu ittifakın da önemli bir parçası oldu.

 

Riyad’daki fotoğrafla hafızalara kazınan ‘küre ittifakı’ Suudi Arabistan önderliğindeki Körfez Arap ülkeleriyle Mısır’ı, İsrail ile bir araya gelerek İran’ı kuşatmayı hedefliyordu. Bu ittifakın ilan edilmemiş rakiplerinden biri de Türkiye’ydi. Trump’ın başkanlığı döneminde bu ülkeler bölgede etkinliklerini arttırmaya çalıştılar. Yemen, Libya ve bir ölçüde Suriye’de faaliyet gösterdiler. Katar’a uygulanan ambargo da bu siyasetin bir parçası oldu. Türkiye’nin Katar’a verdiği destek de bu kutuplaşma kapsamında Türkiye-Mısır ilişkilerinin olumsuz seyrinde rol oynadı. Mısır, Avrupa Birliği’ne yakın düşünce kuruluşlarının raporlarına yansıyan “Türkiye’ye yumuşak kuşatma” politikasının Doğu Akdeniz’deki önemli unsurlarından biri haline geldi.

 

LİBYA MÜDAHALESİ VE MISIR

 

27 Kasım 2019’da Türkiye ile Libya arasında imzalanan Deniz Yetki Alanları Anlaşması Türkiye-Mısır rekabetini yeni bir boyuta taşıdı. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Libya’daki Ulusal Birlik Hükümeti ile imzalanan ikili güvenlik anlaşması kapsamında meşru hükümeti ayakta tutmak adına operasyonlara başlaması Hafter güçlerini destekleyen Mısır’ı rahatsız etti. Mısır sınır komşusu Libya’da etkili olarak hem bölgede nüfuzunu arttırmak hem de bu ülke kaynaklarında söz sahibi olmak istediğinden Türkiye’nin müdahalesine karşı çıktı. Sisi yönetimi 2020 Ekim’inde Kahire’de anayasal istişare toplantıları düzenleyerek inisiyatifi ele almak istedi. Mısır, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri ile birlikte Hafter’i destekleme gerekçesiyle Türkiye ile askeri anlamda da dolaylı olarak karşı karşıya geldi. Mısır lideri Sisi’nin Türkiye’ye yönelik kışkırtıcı açıklamaları ve tehditleri ile gerilim had safhaya çıktı.

 

Türkiye’nin Libya ve Doğu Akdeniz’deki faaliyetlerinden rahatsızlık duyan Fransa, Yunanistan gibi ülkeler Mısır’ı yanlarına alarak kuşatma cephesini pekiştirmek istediler. Mısır, Kıbrıs Rum Kesimi, Yunanistan ve İsrail ile birlikte hareket ederek bu cephenin önemli bir unsuru oldu. Yapılan işbirliği anlaşmaları, enerji işbirliği girişimleri, East-Med boru hattı projeleri Batı’nın da desteği ile bir kuşatma çabasına dönüştü.

 

Ancak bütün bu gerilimlere rağmen 2021 baharında iki ülke arasında, beklenmedik bir biçimde ılık rüzgarlar esmeye başladı. Bakan yardımcıları düzeyinde görüşmeler başladı. Bu gelişmede ikili ilişkilerin yanı sıra kutuplaşmaya neden olan bölgesel ittifaktaki çatlaklar da etkili oldu.

 

BIDEN FAKTÖRÜ

 

ABD’deki seçimlerin bölgeye etkisi son derece büyük oldu. 2021’de Trump yönetiminin son bulması ve Demokratların işbaşına gelmesi sadece Türkiye ve Mısır’ın değil bölgedeki tüm ülkelerin pozisyonlarını gözden geçirmelerine yol açtı. Biden yönetiminin İran politikası, müzakerelere dair beklentiler, Demokratların Suudi Arabistan yönetimine yönelik olumsuz tutumu Körfez’deki dengeleri değiştirdi. Trump dönemine damga vuran Küre İttifakı anlamsız hale geldi.

 

Biden sonrası Körfez’deki değişimin ilk adımı Körfez İşbirliği Konseyi’nin Katar’a yönelik ambargoyu kaldırması oldu. ABD’nin Kaşıkçı suikastı ile ilgili Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed Bin Selman’ın sorumluluğunu ilan etmesi, Yemen savaşının bitirilmesi için baskı yapması yeni dönemin işaretleri olarak dikkat çekti. Akabinde Suudi Arabistan Kralı Selman ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın telefon görüşmesi pek çok ülkenin ilişkilerini gözden geçirmeye başladığının işareti oldu. Nisan ayında Suudi Arabistan Veliaht Prensi ağır hakaretler ettiği İran yönetimine sıcak mesajlar göndererek Tahran ile gizli görüşmeler yapıldığını kabul etti.

 

Türkiye ile Mısır arasındaki ilişkilerde diyalog arayışı da bu sürecin bir parçası olarak öne çıkıyor. ABD’nin bölgeden çekilme eğilimi, Biden’ın Afganistan’dan çekilme kararı ile somutlaşırken bölge ülkeleri ulusal çıkarlar temelinde birbirleriyle ilişki kurmakta daha istekli görünmeye başladı. Sadece Mısır değil her alanda Türkiye aleyhinde faaliyetleri ile öne çıkan Birleşik Arap Emirlikleri’nin dış politikadan sorumlu Devlet Bakanı Enver Gargaş’ın Ocak ayında "SkyNews" Televizyonu'na verdiği röportajda Türkiye’ye pozitif mesajlar göndermesi yine bu çerçevede düşünülmelidir. Gargaş, "Türkiye'ye şunu söylemek istiyoruz; karışlıklı olarak egemenliğe saygı çerçevesinde ilişkilerimizin normalleşmesini istiyoruz" diyerek bir kapı aralamış, Türkiye de bunu karşılıksız bırakmamıştı.

Sadece İran-Körfez dengesi değil Türkiye’nin ortaya koyduğu vizyon, sahadaki gerçekler ve son dönemde Libya ve Karabağ’da yaşananlar da Mısır’ın Türkiye’nin uzattığı eli tutmasına neden oldu demek yanlış olmaz. Türkiye’nin 27 Kasım 2019’da Libya ile imzaladığı Deniz Yetki Alanı Anlaşması’na karşı kurulan, yumuşak kuşatma cephesi Doğu Akdeniz’de kıyısı bulunmayan Yunanistan ile maksimalist hedefleri olan Kıbrıs Rum Kesimi’nin çıkarlarına hizmet ederken Mısır’ın önemli büyüklükteki deniz yetki alanlarını gasp ediyordu. Ayrıca bu birlikteliğin merkezine oturtulan East-Med doğal gaz boru hattının maliyeti ve Türkiye’ye rağmen uygulanmasının doğurduğu güçlükler de bu cephenin önemli zafiyetleri olarak öne çıkmaktaydı. Kıbrıs’taki anlaşmazlığın doğurduğu riskler, Türkiye’nin Karabağ ve Libya’da ortaya koyduğu askeri güç ve ardındaki siyasi kararlılık, Ankara’dan gelen olumlu sinyaller Mısır’ı da yeni bir değerlendirme yapmaya yöneltti. Hepsinin ötesinde Kahire yönetimi Türkiye’nin deniz yetki alanlarının belirlenmesine dair tezlerinin kendi çıkarlarına daha çok uygun olduğunu idrak etti. Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi’nin çizimlerinde Kıbrıs adası kadar alanın kendilerinden alındığına kani oldu ve Türk tezlerine yakınlaştı. Mısır 2021 Mart’ında ülkenin yer altı kaynakları çalışmaları için Türkiye'nin deniz yetki alanlarını baz alarak 18 parsel belirledi. Bu üstü kapalı olarak Ankara’nın yaklaşımının kabul edildiği anlamına geliyordu. Ankara bu mesajı alarak Mısır’a yönelik diyalog çabalarını arttırdı.

 

Tüm bu gelişmeler doğrultusunda Ankara ve Kahire alt düzeylerde ilişkileri yeniden rayına oturtmak için görüşmelere başladı. İki bakan arasındaki telefon görüşmelerinin de yardımıyla diyalog kapısı aralanmış oldu. Sonuçta Türkiye’den Dışişleri Bakan Yardımcısı düzeyinde bir ziyaret düzenlendi.

 

Kuşkusuz Mısır ile Türkiye arasındaki sorunların çabuk bir biçimde çözülmesi ve ilişkilerin bir anda çok üst noktalara çıkmasını beklemek gerçekçi görünmüyor. Ancak iki tarafın diyaloğa başlaması, meselelerin aracısız konuşulmasını sağlaması büyük bir ilerleme olarak değerlendirilebilir.

 

Türkiye ve Mısır iş birliği alanlarını belirleyerek bu konularda ilişkilerini geliştirebilir. Anlaşmazlık konuları üzerinde de anlaşılabilir ve bu konuların ikili iş birliğini zedelemesine izin vermeyecek şekilde denklem dışında tutulabilir. Burada en üst düzey iş birliği hedefi Türkiye ile Mısır arasında bir Deniz Yetki Alanı Anlaşması imzalanması olabilir. Bu gerçekleşirse hem karşı cephe çökertilmiş olacak hem de Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi’nin maksimalist talepleri çöpe gitmiş olacaktır. Türkiye ve Mısır’ın bu konudaki iş birliği Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki konumunu güçlendirecek, enerji alanında da iş birliğinin önü açılabilecektir. Devamında Türkiye bu tür anlaşmaları İsrail ve Filistin Yönetimi ile de gündeme getirebilecektir. Türkiye-Mısır Deniz Yetki Anlaşması’nın imzalanması Mısır yönetiminin de lehine olacaktır. Daha çok deniz yetki alanı daha çok kaynak ve fırsat anlamına gelmektedir.

 

Türkiye işbirliği ve rekabet alanlarını ayırarak ilişki sürdürme diplomasisini farklı ülkelerle yapabilmektedir. Türk-Rus ilişkileri dikensiz gül bahçesi değildir ve iki ülke arasında ciddi anlaşmazlıklar bulunmaktadır. Kırım’ın işgali ve ilhakı, Rusya’nın Suriye’de PKK-YPG ile süregiden ilişkileri, Suriye’de Esad rejimi üzerindeki anlaşmazlıklar herkesçe bilinmektedir ve uzlaşması çok zor olan konulardır. Buna rağmen Türkiye ile Rusya pek çok alanda iş birliğini yürütmekte hatta stratejik konularda bile ortak hareket edebilmektedir. Türkiye ile Mısır da bunu gerçekleştirebilir. Türkiye-Mısır ilişkilerinin normalleşme sürecine girmesi Ankara’yı sadece Doğu Akdeniz’de değil Libya ve Suriye’de de rahatlatacak bir gelişmedir, yumuşak kuşatma stratejisinin sonu anlamına gelmektedir.

 

TÜRKİYE’NİN DOĞU AKDENİZ’DEKİ DİPLOMASİ ATAĞI