Bu makalenin amacı; Türkçe kaynaklar içinde geniş ölçekli bir “S-400 Triumph mobil, yüksek irtifa hava savunma sistemi” teknik analizi ortaya koymak, S-400 (Rusça: С-400 “Триумф” NATO kod adı: SA-21 Growler) hakkında medyada sürekli yer alan bilinçli/bilinçsiz yüceltme veya eleştiri çabalarına karşı cevap vermek ve araştırmacılar için süzülmüş net bilgi sunmaktır.

Ancak bunu yaparken, S-400 / F-35 tartışmalarından uzak durarak, ayrıca Türkiye’nin NATO/ABD-Rusya ile olan ilişkilerini göz ardı ederek, kimin daha dost/düşman olduğu gibi gereksiz tartışmalardan da mümkün olduğunca sakınarak bu makaleyi kaleme almak istedim.

NATO üyesi bir ülke olduğumuzu unutmak isteyen veya unutmuş gibi yapanlar ile NATO’nun bizi “çok sevdiği için” kendi içinde tuttuğunu sananlardan farklı olarak, olabildiğince tarafsızlık içinde konuyu sunmaya azami gayret ettim. Takdir edersiniz ki herkes tarafsızlık iddiasında bulunur ama çok az yazar tarafsız olabilir.

Belirtmem lazım ki Türkiye’nin yüksek irtifa hava/füze savunma sistemi ihtiyacı söz konusu olduğunda tarafsız bir gözle konuya bakabilmek beni oldukça zorladı.

Diğer yandan, bugüne kadarki bilgi dağarcığımla bir şeyleri yorumlamazsam da okuyucuya haksızlık etmiş olurum diye düşünüyorum.

Ayrıca “200-300 adet arası S-400 yani füze, 100 adet F-35 yani beşinci nesil savaş uçağı eder mi?” gibi saçma tartışmalara da hiç girmeyeceğim.

Yukarıda saydığım tüm bu tartışmalı konuları daha önce defalarca ve çok sayıda mecra için yazdım ve yorumladım ancak son gelişmelerin etkisi ile daha önceki yorumlarıma ilave olarak diyebilirim ki şüphesiz Türkiye’nin S-400 alımındaki gerekçeler sadece bir hava savunma füzesi ihtiyacı değil; Doğu Akdeniz hidrokarbon yataklarını birinci sıraya yerleştiren “Grand Strategy”nin bir sonucu veya gereğidir.

Bu stratejiye uygun olarak F-35’den olmak ve CAATSA’ya rağmen S-400 alımı…

Stratejinin doğru olup olmadığını zaman gösterecek.

Yayın hayatına yeni başlayan ve bana da heyecan veren konseptiyle Global Savunma dergisinde, farklı açılardan ve daha teknik bir S-400 analizini siz değerli okuyucular için kaleme aldım.

Bugün Rusya karşıtlarının da aralarında olduğu çoğu savunma uzmanına göre S-400, dünyanın tartışmasız en yetenekli yüksek irtifa hava ve füze savunma sistemidir.

Batı dünyasında ise bu söylemden “Balistik Füze Savunması”nı çıkarıp, en üstün teknik değerlere sahip yüksek irtifa SAM (Surface-to-Air Missile or Groundto-Air Missile-Yüzeyden veya Karadan Havaya Savunma Füzesi) sistemi olduğunu kabul edenler çoğunluktadır. Çünkü S-400’ün dünyadaki yakın rakipleri; ABD yapımı Patriot versiyonları, THAAD ve EUROSAM SAMP-T Aster-30’dur.

Bunlardan ikisi teknik değerler açısından S-400’e rakip olmayacağı için S-400’ler kendi sınıfının en iyisidir diyebiliriz zira rakipleri SAMP-T ve Patriot (PAC-3MSE’nin irtifa değeri daha fazla olsa da) füzelerinin yatay eksendeki menzilleri ve radar menzilleri S-400’den çok çok geride.

THAAD ise hem geliştirilme amacı yani hedefi hem de irtifa değerleri (150 km) ile bir üst segment olduğundan zaten aynı kategoride değerlendirilemez.

Dolayısı ile S-400 hem kendi sınıfında rakipsiz hem de aslen Batı dünyası’nda tam olarak yani sınıf olarak karşılığı olmayan, saydığım üç sistemin orta yerinde bir füze sistemidir. Neden karşılığı olmadığını veya boşluğunu dolduracak bir muadilinin Amerikalılar tarafından yapılmadığına gelince… Sonda söylenecek sözü başta söylemek gerekirse olay aslında konsept/doktrin yani ihtiyaç meselesinden kaynaklanmaktadır.

BUGÜN RUSYA KARŞITLARININ DA ARALARINDA OLDUĞU ÇOĞU SAVUNMA UZMANINA GÖRE S-400, DÜNYANIN TARTIŞMASIZ EN YETENEKLI YÜKSEK IRTIFA HAVA VE FÜZE SAVUNMA SISTEMIDIR.

S-300 VE S-400 TRIUMPH (ZAFER) NASIL BİR KONJONKTÜR VE ORTAMDA DOĞDU?

Batı sistemlerini kapsam dışı bırakacağım için şimdilik durumu özetleyerek yukarıdaki başlıkta yer alan ifadeyi şöyle açmak istiyorum.

Ruslar gerek Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) zamanında gerekse şu anda (Rusya Federasyonu) ülke sınırları olarak çok geniş bir coğrafyaya hükmediyor.

Korumaları gereken hava sahası NATO ülkeleri ile kıyas edilmeyecek kadar büyükken, SU-27 ve türevleri avcı uçakları üretilene kadar, hava kuvveti olarak Batı dünyası’nın karşısına tereddütsüz çıkaracakları bir avcı uçağından da yoksundular.

Kara gücü çok daha büyük ve güçlü olmasına rağmen, hava gücü teknolojik (imkan-kabiliyet) olarak gerideydi. 

Deniz havacılığı ise NATO ile kıyaslanamayacak kadar küçüktü.

Bunu uçak sayısındaki fazlalıkla yani niteliği, nicelik ile dengeleme yoluna gitmişti.

Üstelik sayı olarak çok büyük kara gücü, hava saldırılarına karşı korunması gereken çok daha fazla birlik demekti.

Kısaca Soğuk Savaş zamanını özetlersek: hava üstünlüğünde nitelik, nicelikle; hava savunmasında ise NATO hava gücü, hava savunma sistemleri ile dengelenmeye çalışılmıştı.

Ancak SSCB’nin dağılmasından sonra mali yapı çökünce, denge sağlayacak nicelik imkanı da kalmadı. Sukhoi serisi Rus uçakları NATO uçakları ile baş edebilecek imkân ve kabiliyette olsa bile bu sefer de SSCB döneminin sınırsız mali kaynakları yoktu.

Dolayısı ile Rusya Federasyonu bugün sofistike savaş uçaklarına sahip olsa da eskinin tersine nicelik olarak, NATO’nun bir hayli gerisindedir. İşte bu hava hakimiyeti boşluğunu yani hava sahasını ve muharebe alanındaki birliklerini düşman uçakları ve saldırılarına karşı korumak için Ruslar yatırım/ finansman, gayret ve teknolojilerini hava savunma sistemlerine yöneltti.

Yukarıda saydığım durumu dengelemek için sayısız çeşit ve evsafta çok başarılı hava savunma füze sistemleri geliştirdiler.

Öyle ki bugün Rusya Federasyonu’nun sahip olduğu MANPADS’inden, alçak-orta-yüksek irtifasına kadar çokçeşitli hava savunma füze sistemlerinin karşılığı NATO’da yok gibidir. Şayet olsa bile sayı olarak yani nicelik açısından Rusya çok daha ileridedir ve Batı’nın bu güce erişmesi uzunca bir süre daha zor olacak gibi gözükmektedir.

Kısacası NATO ve özellikle ABD son 20- 30 yıldır anti-balistik füze sistemlerine milyar dolarlar harcarken, Rusya ise bunu SAM sistemlerinde yapmış ve başarmış durumdadır.

Aslında her iki bloğun bu stratejiyi belirlemesinde yakın tarihin çok etkisi vardı.

Birazcık Birinci Körfez Savaşı ile ilgili tarih okuması yapılsa, bunun sebebi her iki blok açısından da çok rahat anlaşılacaktır. Ruslar S-400’ün atası sayılabilecek S-300 sistemini modernize ederken (PMU-1/2) Birinci Körfez Savaşı yaşandı. O zaman Rus Entegre Hava Savunma Sistemi (IADS) Ruslara göre aşılmaz bir sistemdi ve felsefesine gönülden inanıyorlardı. Katmanlı ve kademeli bir hava savunma şemsiyesinde kabiliyetli SAM füzeleri de varsa düşman ağır kayıplar vermeden stratejik hedefleri vuramaz sanıyorlardı.

Rus ve Fransız malı SAM füzeleri, Fransız üretimi ve kurulumu hava savunma ağ ve iletişim-komuta-kontrol sistemi ile donatılan Irak hava savunması, koalisyon hava gücünün 6 haftalık hava harekâtına dayanamamış ama daha kötüsü bu entegre hava savunma sistemi sadece birkaç saatte yani 16-17 Ocak gece yarısından sabah güneş doğana kadar çökmüştü. Suudi Arabistan sınırından alçak irtifada giriş yapan AH-64 Apache helikopterleri ve düşük radar görünürlüğüne (Stealth) sahip ilk uçak olan F-117’ler, elektronik karıştırma uçaklarının da yardımını alarak, hava savunma radar ve bataryalarını Bağdat’a kadar temizlemiş ve açtıkları koridor boyunca öncelikle radar ve komuta merkezlerini felç etmişlerdi.

Sabaha kadar 3 sorti yapan F-117 filoları Irak komuta-kontrol sistemini işlemez hale getirmişti.

STANDART S-400 BATARYASINDA OLMAYAN OPSIYONEL RADARLAR ILE MOSKOVA ÇEVRESI GIBI ÖNEMLI NOKTALAR TAKVIYE EDILDI. BU RADARLAR AYNI ANDA VHF, S VE L BANTLARI KULLANABILEN ÇOK GELIŞMIŞ VE S-400’E ENTEGRE RADARLARDIR.

20 metre irtifadan yeri yalayarak uçan Tomahawk seyir füzeleri de eş zamanlı olarak aynı işi yapıyor ve 20-30 metreden uçtukları için doğal olarak Irak radarlarına yakalanmıyordu.

Ruslar, yaşanan bu olumsuz tablodan, çok tedirgin olmuştu. Teknolojisi oldukça eskimiş olan F-4E Phantom ile SEAD (Düşman hava savunmasının bastırılması) görevli F-4G Wild Weasel uçakları, taşıdıkları anti-radar/ radyasyon füzeleri ile F-117’lerin açtığı koridordan diğer koalisyon uçakları ile Bağdat’a kadar ne kadar hava savunma radar, komuta merkezi ve bataryası varsa vurmuştu. Sadece F-4G uçakları Irak Hava Savunma Sistemlerine yönelik bine yakın anti-radyasyon füzesi ateşlendi.

Irak kuvvetleri ise tüm savaş boyunca 2 bin 600 civarı koalisyon uçağından sadece 38 adedini düşürülebildi.

Bu savaştan Ruslar şu sonuçları çıkardı: Öncelikle Stealth uçaklar geleceğin baş belası idi.

Bu sebeple Irak güçleri şuursuz ve komutadan yoksun bir hava savunması yaparken Rus ajanları F-117 hakkında bilgi topluyordu ki bu bilgiler Bosna-NATO müdahalesinde düşürülen F-117’de de kullanıldı. (Tabii ABD F-117’den kazandığı deneyim ile F-22 ve F-35’i yaptı ki bu iki uçak sadece stealth açısından bile F-117 ile kıyaslanamaz).

Alınan bir diğer önemli ders ile hava savunma sistemlerinin seyir ve anti-radyasyon füzeleri karşısında ne kadar çaresiz kaldığını gören Ruslar S-300 PMU-3’ü hem seyir füzeleri ile angajmana girecek hem de stealth uçaklarını bir nebze de olsa erkenden tespit edebilme kabiliyetine sahip yeni radar sistemleri ile donatmaya çalıştı.

Ayrıca o güne kadar balistik füze tehdit algısı olmayan Rusya, Saddam’ın Scud’ları (EL-Hüseyin / Rus R-17 Scud füzesi türevi) kendi teknolojisi olsa da artık X-Bant radarları düşünmeye başlamıştı bile.

Sonradan S-400’e evrilecek sistem bu tehdit ortamından doğdu.

Diğer yandan anlaşıldı ki bölgeyi uzun menzil ve yüksek irtifa katmanında koruyan yüksek irtifa hava savunma sistemleri, alçaktan gelen füzelere karşı çaresizdi. Çünkü ne kadar kabiliyetli ve uzun menzilli dahi olsa S-400 radarının sahil kenarı veya çöl gibi dümdüz araziler haricinde konuşlandığında dağlık ve orman örtüsünden kaynaklanan kör noktaları olacaktır. Bu sebeple alçak irtifadan saldıran uçak, seyir füzesi ve anti-radyasyon füzelerine karşı S-400’ün kendisinin de korunması amacı ile Rus Silahlı Kuvvetleri hava savunma mimarisi içerisinde S-300/400’ü koruyacak Pantsir ve TOR-M2 gibi alçak-orta irtifa hava savunma füze sistemleri yerleştirilmiştir.

Bunlar hem ileri hatlarda hem de

S-400’ün çok yakınına yerleştirilmektedir.

Diğer yandan bir batarya S-400, 8 veya 9 lançerden yani 32-36 füzeden veya komuta aracı en fazla 15 lançer idame edebildiğinden 15 lançerden/60 füzeden müteşekkil demektir.

Bu durumda sayısız seyir ve anti-radyasyon füzesi için bunları harcadığında esas görevi olan savaş uçağı gibi hedeflere angaje olamayacaktı. İşte bu sebeplerle S-400 geliştirilmesi sırasında değişik radar sistemleri ve değişik özellik ve menzil kabiliyetinde farklı füzeler geliştirildi ve bunlar aynı bataryada görev yapabilecek şekilde uyarlandı. Stealth hedeflere angaje olabilmesi için L-Bant veya VHF radarlar, balistik füzeler için X-Bant radar ilave edildi.

Ayrıca standart S-400 bataryasında olmayan opsiyonel radarlar ile Moskova çevresi gibi önemli noktalar takviye edildi.

Bu radarlar aynı anda VHF, S ve L bantları kullanabilen çok gelişmiş ve S-400’e entegre radarlardır. Bugün Ruslar Nebo SVU ve Nebo M radarların steatlh hedefleri görebildiğini iddia ediyor ama bu sadece iddia.

Bunun ispatlanamayacağını ifade eden benim gibi araştırmacılar da şunu iddia ediyor ki dünyada sadece 3 tür gerçek 5’inci nesil stealth uçak var.

AMERIKAN F-22, F-35 VE ÇIN J-20.

Dolayısı ile bu üç uçağın gizli RCS testleri, ülkelerinde sivillere kapalı çöl gibi özel alanlarda yapılıyor ve bu test amaçlı uçuşlar haricinde dünyanın her yerinde ve her zaman (henüz savaş çıkmadığına göre) radar reflektörlü olarak uçuyorlar. Radar reflektörü denen küçük parça, uçakların radarda normal bir F-16 gibi görünmesini, düşmana RCS istihbaratı vermemesini ve hatta sivil hava trafiğini tehlikeye sokmamasını sağlıyor.

Yani ne Çin Denizi'nde F-22, F-35 ve J-20 ne de Suriye’de İsrail F-35I uçağı reflektörsüz uçmuyor.

Bu durum “Suriye’de de S-400 var ama İsrail F-35 uçuruyor. Zaten S-400 her şeyini öğrendi” diyenlerin boş konuştuğunu göstermesinin yanı sıra, savaş durumu hariç, kullanıcı ülkelerin ortak askeri/teknik sırrı olması sebebi ile reflektörsüz uçmanın yasak olması gerçeğini düşündüğümüzde “Çin veya Rus radarları dünyanın neresinde ve ne zaman reflektörsüz bir F-35’e denk geldi ki görebildiklerini iddia ediyorlar?” sorusunu akla getirmektedir.

 Aslında soruyu tersinden de sorabiliriz ABD nerede bir S-400 radarı bulup F-35 ile test yapabildi ki, reflektörlerini çıkarıp, göremeyeceğini test etti?

Ayrıca standart S-400 bataryasında olmayan bu ilave opsiyonel radarlar, S-400’ün ana radarı 91N6E “Big Bird” radarından oldukça büyük oldukları için düşman keşif unsurlarınca çok çok daha uzaktan tespit edilme imkanları var.

Türkiye’nin alacağı S-400 bataryalarında bu radarlardan 91N6E dışında yukarıda bahsettiğim (L-Bant veya VHF) radarlardan olup olmayacağına dair bilgimiz yok.

Diğer yandan ABD ise etkin hava gücü ve dünyanın her yerindeki uçak gemisi görev gücü ile (Soğuk Savaş zamanı 7 filo ile) aynı zamanda Ruslara göre kat kat yaygın hava üssü ağı ile hava hakimiyeti sıkıntısı yaşamıyordu.

Yani ABD, hava kuvvetleri ve sahip olduğu dünyanın en iyi savaş uçakları ile hava hakimiyeti noktasında sıkıntı yaşamayacağını düşündüğü için Ruslar kadar yüksek irtifa hava savunma sistemi yatırımı yapmadı.

Bunun yerine varını yoğunu balistik füze savunma sistemleri yani anti-balistik füze sistemlerine harcadı. Buna dönmeden önce tarih okumalarında ne görmeniz gerektiğini anlatarak yazdıklarımı desteklemek istiyorum.

Suriye’de geçen sene ABD özel kuvvet askerlerinin Rus uçakları tarafından “yanlışlıkla” vurulmasını saymazsak son 50-60 yıldır yani Kore Savaşı’ndan beri hiçbir ABD kara birliği muharebe alanında düşman uçaklarının hava saldırısına uğramadı.

Yani ABD askeri çoğu zaman hava üstünlüğünün de ötesinde hep hava hakimiyeti altında savaşmıştır.

Dolayısı ile ABD Kara Kuvvetleri birinci Körfez Savaşı’nda Saddam, Scud balistik füzelerini fırlatana kadar ciddi bir hava savunma zafiyeti yaşamamıştır ki Scud da (Irak versiyonu El-Hüseyin) zaten uçak değil balistik füze olduğu için SAM sistemlerinin değil balistik füze savunma sistemlerinin yani anti-balistik füzelerin hedefidir.

 Bu farklılığın bir sebebi i ise, ABD ortakları İsrail, Japonya ve Güney Kore yıllar boyunca “Haydut devlet” olarak nitelediği İran ve Kuzey Kore’nin ve Orta Doğu’daki diğer asimetrik harp unsurlarının topçu roketi/balistik füze tehdidini enselerinde hissettiği için balistik füze savunma sistemlerine milyar dolarlar harcarken, Rusya; ne İran ne Kuzey Kore’den tabii olarak böyle bir tehdit algılamamıştır. Bu tehdidi algılayabileceği ülkeler NATO ülkeleri idi. Oysa 1988 yılında yürürlüğe giren INF Antlaşması, 500 ila 5 bin 500 km menzildeki seyir ve balistik füzeleri yasaklamıştı.

Dolayısıyla INF dışında kalan n Çin ile de arasının çok iyi olduğunu düşündüğümüzde Rusya’nın hiçbir komşusundan kısa-orta-uzun menzilli balistik füze (SRBM-MRBM-IRBM) tehdidini algılamadığını söylemek çok da yanlış olmaz. (Taraflar yakın zamanda INF Antlaşmasından çekildiklerini ilan ettikleri için ABD tarafı da yeniden Pershing füzelerinin muadili MRBM üreteceğini açıkladı. Rusya tarafı da 500 km ile sınırlandırdığı SS-26 Iskander füzelerinin muhtemelen daha uzun menzillisini üretecek.

Dolayısıyla yeniden bir SRBM-MRBM-IRBM balistik füze tehdidi doğmuş olacak). Bu sebeple dünyanın en etkili SAM sistemleri üreten Rusya Federasyonu yukarıda ayrıntılarına girmeden özetlemeye çalıştığım sebeplerden yani coğrafya, hava gücü kapasitesi ve doktrinel olarak balistik füze savunmasına yönelmedi ve ABM (anti-balistik füze) konusunda hiç de kullanışlı ve ani reaksiyon kapasitesi olmayan A-135/235 (51T6 ve 53T6M) sistemleri ile idare etmeye çalıştı.

Rusya’nın gerçek manada ilk ABM kabiliyetli füzesi servise girdiğinde bunun S-500 olması bekleniyor. ABD tarafı ise PAC, THAAD, SM-3 gibi sistemlerde ABM yönünü daha çok ön plana çıkarmış; yüksek irtifa hava savunmasını avcı uçaklarına bırakırken (özellikle ana karada) alçak ve orta irtifa hava savunmasına önem vermiştir.

S-300/400 sistemlerinin nasıl bir ihtiyaç ve konjonktürde geliştirildiğini anlatmanın, bu sistemlere ve Rus mühendislik teknolojisine haksızlık etmemek yönü ile önemli olduğunu düşünüyorum.

Hatta balistik füze savunmasının olmazsa olmazı olan X-Bant radar bile S-400 sistemi ilk üretildiğinde yoktu ve sonradan eklendi. Örneğin Moskova hava savunma kruvazörü S-300 dolu iken Rusya’nın hala (ABD donanmasının balistik füze savunma amaçlı AEGIS SYS yüklü gemileri gibi) serviste olan ve hava savunma yanında, balistik füze savunması amaçlanmış bir harp gemisi (tasarımında ve mühimmatında) yoktur. Şu ana kadar anlatılan farklılığın Rus ve Amerikan nükleer caydırıcılık ve erken uyarı sistemi ile karıştırılmaması gerekir.

Rusya’nın gerçek manada ilk ABM kabiliyetli füzesi servise girdiğinde bunun S-500 olması bekleniyor.

ABD tarafı ise PAC, THAAD, SM-3 gibi sistemlerde ABM yönünü daha çok ön plana çıkarmış; yüksek irtifa hava savunmasını avcı uçaklarına bırakırken (özellikle ana karada) alçak ve orta irtifa hava savunmasına önem vermiştir.

S-300/400 sistemlerinin nasıl bir ihtiyaç ve konjonktürde geliştirildiğini anlatmanın, bu sistemlere ve Rus mühendislik teknolojisine haksızlık etmemek yönü ile önemli olduğunu düşünüyorum.

Hatta balistik füze savunmasının olmazsa olmazı olan X-Bant radar bile S-400 sistemi ilk üretildiğinde yoktu ve sonradan eklendi. Örneğin Moskova hava savunma kruvazörü S-300 dolu iken Rusya’nın hala (ABD donanmasının balistik füze savunma amaçlı AEGIS SYS yüklü gemileri gibi) serviste olan ve hava savunma yanında, balistik füze savunması amaçlanmış bir harp gemisi (tasarımında ve mühimmatında) yoktur.

Şu ana kadar anlatılan farklılığın Rus ve Amerikan nükleer caydırıcılık ve erken uyarı sistemi ile karıştırılmaması gerekir.

Her iki tarafın da bu amaçla kurduğu dev sabit radarlar ve çeşitli erken uyarı sistemleri mevcut. Rusya’da da dev radarlar var ve bunlar Soğuk Savaş’tan beri Rus balistik füze savunmasının belkemiğini oluşturuyor.

ABD/NATO’da da var üstelik ABD’de ICBM yani kıtalararası balistik füzeleri vurma kapasitesindeki bir ABM olan GBI füzesi de var ancak bu füzeden 100 tane ya var ya yok.

Yani her iki tarafın yüzlerce nükleer başlıklı SLBM/ICBM’lerine karşı savunması, “daha çok başlık ve füze” ve “sende varsa bende de var” mantığı ile “erken uyarı sistemi” yani “çıkış yaptığın anda benim de haberim olur, anında ateşlemeye başlarım” mantığı üzerine oturur.

Dolayısı ile yukarıda bahsettiğim balistik füze tehdit algısı veya umursamazlığı ICBM/SLBM dışında SRBM, MRBM sınıfları içindi.

S-400, ABM OLARAK BATILI RAKIPLERINE GÖRE ZAYIF KABILIYETLI

Daha kısa menzilli ve İran gibi gelişmekte olan ülkelerin bile sahip olduğu topçu roketi, SRBM ve MRBM’lere karşı ise ABD, Japonya, İsrail gibi ülkelerde olan sistemler, henüz yukarıda yazdığım doktrin, ihtiyaç ve en önemlisi tehdit algısı gereği Rusya Federasyonu’nda yok ve tekrar belirteyim çağdaş ölçülerde ilk ABM S-500 ile olacak.

Bu sebeple SAM olarak mükemmel olan S-400, ABM olarak batılı rakipleri PAC-3MSE, Aster-30, Arrov-2 (Arrow-3 üst segmentte olduğu için S-400 rakip olamaz) gibi sistemlere göre zayıf kabiliyetli.

Ruslar her ne kadar SRBM’ye karşı etkilidir şeklinde S-400 broşürlerine yazsalar da hiç balistik füze testi yapmamaları, “thruster”lardan (Küçük kanallar) yoksun bir füze yapısı ve hit-tokill (kafa-kafaya çarpışma) kabiliyetinin olmaması, bunun en büyük delili. (Son yıllarda üretilen ve balistik füze önleme amaçlı ABM füzeleri olan 9M96E sadece aerodinamik kanatları ile manevra yapmaktadır).

Ayrıca Avangard, Poseidon ve Kinzhal gibi en gizli ve en ileri teknoloji Rus silahlarını bile defalarca övünerek anlatan Rusya Lideri Vladimir Putin’in S-400’ün bu kadar piyasası açılmış iken balistik füze testini dünyaya duyurmaması daha önceki yaptıkları ile çelişmesi olurdu ki bunda gizli bir husus da yok.

Öte yandan, test ve gösteri için çağrılan Türk, Çin ve diğer ülke heyetlerine genelde hedef drone veya seyir füzesi gibi aerodinamik, hava soluyan hedefler üzerinde atış gösterisi yapıldı.

Henüz S-400’ün balistik füze vurduğuna şahit olan veya olduğunu açıklayan bir ülke veya heyet yok. S-400’ün Koruduğu Sahaya NATO’nun AWACS, Tanker veya ISR Uçakları Giremez Diğer açıdan S-400 ne tür bir ortamda doğdu sorusuna tekrar dönecek olursak, NATO ve ABD’nin hava sahasının kontrolü sofistike uçaklar, tankerler, yaygın üs ağı ve uçak gemileri ile sağlanırken, Rusya’nın aynı şeyi S-400 ile sağlama gayreti içinde olduğunu görmekteyiz ki henüz bir ABD-Rus çatışmasına şahit olmasak da şu ana kadar görünen o ki Ruslar bunu başarmış durumda.

600-400 km arası radar menzili ve 120- 380 km menzilli füzeleri ile S-400’ün koruduğu sahalar A2/AD (Girişi Engelleme/Bölgeyi Hapsetme) uygulaması açısından başarılı uygulamalar içinde.

Bugün Rusya, işgal edilmiş Kırım’da, Suriye’de, Kuzeydoğu Avrupa’daki Kaliningrad’ta ve Japon Denizi kıyısındaki Krasnoarmeysky’de S-300/400’ler sayesinde çok tehditkâr ve caydırıcı A2/ AD uygulamaları yapabilecek seviyededir ve zaman zaman da yapmaktadır. Bu bölgelere NATO AWACS, tanker veya ISR uçaklarının elini kolunu sallayarak girmesi artık düşünülemez.

Hatta en sofistike avcı uçaklarının eskortunda bile S-400 füzelerinden kurtulamazlar.

Bu açıdan zaten çok çok etkili Rus alçak ve orta irtifa hava savunma füzelerine takviye veya hava savunma şemsiyesinde üst katman-yüksek irtifayı dolduracak S-300 ve sonrasında S-400 hava savunma sistemleri komple bir alan savunması ve hakimiyeti sağlamakta veya A2/AD uygulamalarındaki boşluğu mükemmel bir şekilde kapatmaktadır.

Ruslar nispeten zayıf hava gücü ve üstüne geniş coğrafyaya dağılmış kara birliklerini korumak için Batı'da muadili olmayan mobil, çok fonksiyonlu, örneğin hem top hem füze içeren Pantsir sistemini hem de aynı sistemin paletli zırhlı araç üzerinde kullanılan versiyonunu üretti ki bu uygulamanın da Batı'da pek örneği yok.)

(S-300 ve S-400’ün daha çok Rus Kara Kuvvetleri tarafından kullanılan “V” modelleri gibi. Geniş Orta Asya stepleri ve otoban olmayan geniş Rus topraklarında her türlü arazide hareket kabiliyeti olan araçlardır). Eski Rusya’nın yüksek irtifa hava savunma sistemi SA-5/S-200 de bugün hala birçok ülkede kullanılıyor.

S-400 bu teknolojiyi yenilemek için yapıldı. (SA-2 ve SA-5 diğer adı ile S-200’ler Vietnam’dan Arap-İsrail savaşlarına uzanan süreçte yüzlerce uçağı düşürdü. SA-5, NATO’nun Bosna müdahalesinde F-117’yi ve son bir yıl içinde ise Suriye’de bir İsrail F-16I uçağını ve yanlışlıkla/dost ateşiyle de Rus ISR uçağı İL-20M’yi düşürdü.) Sonuç olarak S-300 ve S-400 yüksek irtifa hava savunma sistemleri, seyir füzeleri gibi çağın tehditlerini bertaraf etmek; ABD’nin modern ağır bombardıman uçakları, stealth savaş uçakları ve stratejik casus uçakları ile baş edebilmek amacıyla “büyük çaplı daireler içinde komple alan savunması” ve “hava savunma şemsiyesinde bir üst kaplama” olarak düşünüldü ve geliştirildi diyebiliriz.

Gelecek Sayı: İdeal Hava ve Füze Savunma Sistemi Nasıl Olmalı?

 

“TRUMP”A KARŞI “TRIUMPH”