Enerji güvenliği kavramının, evrensel düzeyde kabul görmüş ve kavramı farklı boyutlarıyla tam olarak ele alabilen sistematik bir tanımı yoktur. Ancak konunun birbirinden farklı yönlerini vurgulayan; ülkeden ülkeye, durumdan duruma, koşuldan koşula farklılık gösteren, hatta tarihsel süreç içerisinde değişikliklere uğrayan çok sayıda tanımı yapılmıştır. Bu tanımlardan da yola çıkılarak genel tanımlara ulaşılmaya çalışılmaktadır. Uluslararası Enerji Ajansı; enerji güvenliği kavramını “güvenilir yollardan rasyonel maliyetlerle enerji ihtiyacını karşılayabilme yeteneği” olarak tanımlamaktadır. Yapılan diğer tanımlamalar doğrultusunda da ele alındığında enerji güvenliği kavramının açıklanmasında; enerji arz güvenliği, enerji talep güvenliği ve ulaşım yolları güvenliğinin ön plana çıktığı görülmektedir. Enerji arz güvenliği; “Enerji kaynaklarının satın alınabilir bir fiyattan kesintisiz bir şekilde ulaşılabilirliği” olarak tanımlanabilmektedir. Bu kavram enerji ihtiyacını kendi öz kaynaklarıyla karşılayamayan, enerjide dışa bağımlı ülkeler için kullanılmaktadır. Türkiye ve İtalya gibi ülkeler bu bağlamda ele alınmaktadır. Enerji talep güvenliği; ürettiğinden daha azını tüketen, ihtiyaç fazlası enerjiyi de başka ülkelere satan devletler için kullanılmaktadır. Söz konusu bu ülkeler, dünya enerji piyasasında kendi kaynaklarının tatmin edici fiyatlara ve kesintisiz bir şekilde satılmasını hedeflemektedir. Suudi Arabistan, Azerbaycan, İran, Irak gibi petrol ve doğalgaz zengini ülkeler için enerji talep güvenliği ön plana çıkmaktadır. Ulaşım yolları güvenliği ise; alıcı ve satıcı arasında gerçekleştirilen enerji ticaretinin güvenlikli güzergâhlar üzerinden gerçekleşmesini konu edinmektedir. Enerjinin nakledildiği güzergâhlarda (karalar, denizler, boğazlar gibi) yaşanacak her türlü çatışma, istikrarsızlık ve problem enerji ticaretine doğrudan darbe vurabilecektir. Bu konu hem alıcı, hem satıcı hem de nakil güzergâhındaki ülkeler için hayati öneme haizdir.

            Petrol ve doğalgaz gibi enerji kaynakları açısından zengin bir ülke olan Azerbaycan açısından konu ele alındığında ise; enerji güvenliğinin hem enerji talep güvenliği hem de ulaşım yolları güvenliği çerçevesinde şekillendiği anlaşılmaktadır. Sovyetler Birliği’nin çökmesi ve Ermenistanla başlatılan Dağlık Karabağ savaşı nedeniyle çok zor bir süreç içerisine giren Azerbaycan ekonomisi 2000’li yılların ortalarından itibaren olumlu yönde büyüme göstermiş, “Yıllara Göre Azerbaycan’ın Dış Ticareti” isimli tablodaki verilerde görüldüğü üzere ülke sürekli dış ticaret fazlası vermiştir. Bunun en temel sebeplerinden biri kuşkusuz ülkenin sahip olduğu enerji kaynaklarını ihraç etmesidir. Azerbaycan’ın ihracatının %90’dan fazlası petrol, doğalgaz ve bunların çeşitli ürünlerinden oluşmuştur. 

Türkiye Cumhuriyeti Ticaret Bakanlığı’nın 2018 yılı verilerine göre; Azerbaycan’ın ithalatı 11.5 milyon USD, ihracatı 20.3 milyon USD’dir. 2019 yılı verilerine göre ise; Azerbaycan’ın ihracatı 19.5 milyon USD civarında olurken, ithalat 13.6 milyon USD seviyesinde kalmıştır.

Dünya petrol rezervleri açısından değerlendirildiğinde, Azerbaycan en fazla petrol rezervine sahip 20. ülkedir. Doğalgaz rezervlerine bakıldığında ise ülke 27. sırada yer almaktadır. 2017 yılı verilerine göre Azerbaycan’da günlük 800 bin varil petrol üretimi yapılmakta olup, yapılan bu üretimin 700 bin varillik kısmı ihraç edilmiştir. İhracat yapılan ülkelerin başında İtalya, Almanya, Portekiz, Fransa ve Çekya gibi Avrupa ülkeleri gelmektedir. Bununla birlikte Kanada, Çin ve ABD gibi ülkelerde Azerbaycan’dan petrol ithal etmiştir. Bu petrolün büyük bir kısmı Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) boru hattı üzerinden ihraç edilmiştir. Diğer taraftan Azerbaycan’ın çoğunluğu Şah Deniz bölgesinde olan 3.5 trilyon fit küp (TCF) civarında doğalgaz rezervine sahip olduğu tahmin edilmektedir. Ülkede 2017 yılında 360 milyar fit küp (BCF) doğalgaz üretimi yapılırken, bunun 284 milyar fit küplük kısmı Avrupa ülkelerine ihraç edilmiştir. Azerbaycan’ın gaz ihracatında Bakü-Tiflis-Erzurum (BTE) ve Trans Anadolu Doğalgaz Boru Hattı (TANAP) hayati öneme sahiptir.

Söz konusu veriler ışığında değerlendirildiğinde; Azerbaycan ekonomisinin enerji kaynaklarının ihracatı ile paralel olarak büyüdüğü, Azerbaycan’ın hem petrol hem de doğalgaz açısından dünyanın önemli kaynak ülkelerinden birisi olmaya başladığı, bu durumun ayrıca Azerbaycan’ın askeri alandaki savunma harcamalarına olumlu yönde yansıdığını söylemek mümkündür. 2018 yılı verilerine göre Azerbaycan’ın tüm bütçe içerisinde savunma harcamaları için ayırdığı bütçe 1 milyar 624 milyon USD civarında seyrederken, dönem dönem sıcak çatışmaların yaşandığı Ermenistan’ın savunma harcamaları ise 2018 yılında 591 milyon USD olmuştur. Bu farkın oluşmasında Azerbaycan’ın savunma harcamalarında enerjinin rolü önemli bir belirleyici olmuştur.

Azerbaycan’ın hem iç hem de dış politikasında, bir anlamda Azerbaycan’da hayatın her alanında, en az enerji konusu kadar önemli bir başka konu da Azerbaycan-Ermenistan savaşı ve işgal altında bulunan Dağlık Karabağ sorunudur. Sovyetler Birliği’nin 1990’ların başında çökmesi ve Soğuk Savaş döneminin son bulmasıyla bağımsızlıklarını kazanan Azerbaycan ve Ermenistan arasında Azerbaycan’a ait Dağlık Karabağ toprakları için savaş başlamış, 1994 yılında yapılan ateşkesle Dağlık Karabağ bölgesi Ermenistan tarafından işgal edilmiştir. 1994 yılından bugüne kadar diplomatik anlamda tüm girişimler sonuçsuz kalmış, Ermenistan Uluslararası Hukuka aykırı hareket etmeye devam etmiştir.

1994 yılındaki ateşkesten günümüze kadar cephe hattında çok sayıda irili ufaklı çatışma yaşanmıştır. Ancak Temmuz 2020 ayı içerisinde olağan dışı bir gelişme yaşanmış, Ermenistan Dağlık Karabağ bölgesinden uzak, buradaki cephe hatlarından farklı bir noktada bulunan Tovuz bölgesinde ağır silahlarla büyük bir saldırı başlatmıştır. Dönem dönem Ermenistan tarafından küçük çaplı saldırıların yaşandığı bu bölgede ilk kez böyle büyük bir saldırı olması dikkatleri bu bölgeye çekmiştir.

Tovuz hattında 12 Temmuz’da Ermeniler tarafından başlatılan ve sivil yerleşim yerlerini de kapsayan top atışları nedeniyle gerilim hızlı bir şekilde yükselmiştir. Yapılan ilk saldırı neticesinde dört, sonraki saldırılarda ise yedi Azerbaycan askeri şehit olmuştur. Azerbaycan ordusunun karadan ve havadan yapmış olduğu karşı saldırılarda ise çok sayıda Ermeni askeri öldürülmüş, Ermenilere ait askeri binalar ve araçlar imha edilmiştir.

Avrupa Birliği, ABD ve Rusya taraflara itidal çağrısında bulunurken, Türkiye Ermenistan’a sert şekilde tepki göstermiştir. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN’ın, “Hiç şüphesiz bu saldırı Ermenistan’ın çapını aşan bir hadisedir.” açıklaması ile Dışişleri Bakanı Mevlüt ÇAVUŞOĞLU’nun, “Ermenistan’ın yaptığı kabul edilemez, aklını başına toplasın. Biz Türkiye Cumhuriyeti olarak tüm imkanlarımızla Azerbaycan’ın yanındayız.” ifadeleri hem Ermenistan’a hem de Ermenistan’ın arkasındaki ülkelere cevap niteliğinde olmuştur. Türkiye her alanda olduğu gibi dost ve kardeş ülke Azerbaycan’a enerji alanında da desteğini göstermiştir. Bir anlamda Türkiye’nin enerji güvenliği Azerbaycan’ın enerji güvenliğinden ayrı düşünülemez mesajı verilmiştir.

Saldırının başlatıldığı, akabinde iki ülke arasında çatışmaların yaşandığı Bakü’ye 445 km mesafede bulunan Tovuz Rayonu, Azerbaycan-Gürcistan-Ermenistan sınırında yer almakta olup 2013 yılı verilerine göre tüm rayonda 170 bin civarında nüfus yaşamaktadır. Ancak Tovuz bölgesini daha önemli kılan Azerbaycan enerji kaynaklarının dünyaya açılmasını sağlayan BTC petrol boru hattı ve TANAP doğalgaz boru hattının bu bölgeden geçiyor olmasıdır. 1776 km uzunluğundaki BTC ile 2006 yılından 2020 yılına kadar 3 milyar 450 milyon varil ham petrol taşınmıştır. 2018 yılında faaliyete alınan 1850 km’lik TANAP ile öncelikle Türkiye’nin doğalgaz ihtiyacının karşılanması planlanmış, akabinde Trans Adriyatik boru hattı ile birleşerek Avrupa’nın içlerine doğalgaz iletilmesi hedeflenmiştir. 2018-2020 yılları arasında TANAP kapsamında Türkiye’ye 6 milyar metreküp gaz taşınmış oluyor. Bundan sonra yıllık 6 milyar küp hedefi ortaya konulmuştur.

Her iki nakil hattı Azerbaycan’ın enerji talep ve ulaşım yolları güvenliğini doğrudan etkilemektedir. Azerbaycan üretmiş olduğu ihtiyaç fazlası petrol ve doğalgazı dünya pazarına kesintisiz bir şekilde ihraç etmek istemektedir. Bu kaynakların enerji nakil hatları ile iletiminde yaşanabilecek her sorun Azerbaycan’ın enerji ticaretini olumsuz yönde etkileme potansiyeline sahiptir. Ermenistan’ın bu hatlara yönelik olası askeri saldırıları veya yapılabilecek olası sabotajlar ciddi tehlike arz etmektedir. Nakil hatlarının geçtiği bölgelerdeki istikrarsızlıklar enerji arz güvenliğini ön planda tutan alıcı ülkeleri de daha istikrarlı bölgelerden enerji alımı yapmaya itmektedir. Bir anlamda Azerbaycan’ın, müşterilerini kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya kalma ihtimali ortaya çıkabilmektedir.

Sonuç olarak; enerji kaynakları açısından zengin bir ülke olan Azerbaycan’ın siyasi, ekonomik ve askeri gelişiminde ve güçlenmesinde sahip olduğu enerji kaynaklarının büyük bir rolü vardır. Bu kaynakların dünya piyasalarına açılması ve sürdürülebilirliğinin sağlanması güvenlikli enerji nakil hatları vasıtasıyla gerçekleşmektedir. Bu bağlamda Azerbaycan’ın dünyaya açılan TANAP ve BTC boru hatları hayati öneme haizdir. Bu sebeple bu hatların geçmekte olduğu Tovuz bölgesine yapılan Ermeni saldırıları Azerbaycan enerji güvenliğini tehdit etmiştir. Azerbaycan’ın önümüzdeki süreçte bu hatların güvenliğini almak adına daha ciddi tedbirler alması gerekmektedir.

 

 

Tovuz Bölgesinde Yaşanan Çatışmalar Azerbaycan’ın Enerji Güvenliği Kapsamında Değerlendirilmesi