Emperyal güçlerin küresel planlarını gerçekleştirmesinin iki yolu vardır.

1- Hukuka uygun diplomatik ve askeri yöntemler.

2- Hukuka aykırı kirli yöntemler.

Bugüne kadar birinci maddede sorun yoktu. Ekonomik ve askeri açıdan güçlü olan birkaç ülke dünyayı istedikleri gibi şekillendiriyordu. Özellikle iki kutuplu ve tek kutuplu iken dünyanın yönetilmesi çok kolaydı. İki kutuplu dünyada ABD ve Sovyetler kendilerine göre bir denge kurmuş geçinip gidiyorlardı. Sovyetler yıkılıp ABD tek başına kalınca dünya tek kutupluluğa dönüştü. Her şey çok daha kolaylaşmıştı. Uluslararası kuralları kendisi koyuyor, uluslararası kurum ve kuruluşları istediği gibi yönetiyor, kendi koyduğu uluslararası kurallara uymayan ülkeleri ya ekonomik ya da askeri yöntemle terbiye ediyordu.

Bu süreç Rusya’nın yeniden sahneye çıkmasına kadar sürdü. Ancak Rusya yalnız değildi. Çin, Hindistan, İngiltere, Almanya, Türkiye dahil pek çok ülke de sahnedeki yerini almıştı. Dünya çok kutuplu olmuştu.

Çok kutuplu dünyanın aktörlerinin askeri ve ekonomik güçleri de eşitlenmişti. Konvansiyonel güç dengesi sağlanmıştı. ABD’den Rusya’ya, Çin’den İngiltere’ye, Fransa’ya, Türkiye’ye kadar pek çok ülkenin elinde birbirine benzer silahlar vardı.

Nükleer güç deseniz, birbirine rakip ülkelerin elindeydi.

Sonuç itibariyle hukuka uygun bir savaşın galibi olmayacaktı. Geriye tek bir silah kalıyordu; ekonomi. Ekonominin temelini ise ABD Doları oluşturuyordu.

Ekonomik dengeler de el değiştirmişti. ABD’nin en büyük rakibi olan Çin, dünyanın ekonomik lideri olmuştu. Yol Kuşak projesi, teknolojik atılımı, ucuz işgücü ile sermayenin de merkezi olmuştu.

Öte yandan ABD Doları’na alternatif arayışlar hız kazandı. Türkiye, Rusya, Çin başta olmak üzere bazı ülkeler kendi para birimleri ile ticaret konusunda uzlaşmaya vardı. Bitcoin ve benzeri sanal para dönemi başladı. FED başta olmak üzere ülkelerin merkez bankaları Bitcoin’le ilgilenmeye başladı. Bu, ABD Doları için en büyük tehditti.

ABD, elindeki iki güçten biri olan askeri üstünlüğünü kaybetmişti. Şimdi Dolar’ın üstünlüğünü kaybetme tehlikesi ile karşı karşıyaydı.

Bu arada şunu da belirtelim; ABD ile diğer ülkeler eşitlenirken ABD için geçerli olan sorunlar diğer ülkeler için de geçerliydi. Yani hiçbir ülke bir diğeri üstünde etkin olamıyordu.

Yeni bir yöntem gerekiyordu; Vekaletler savaşı.

Bu savaş, küresel güçler adına savaşmayı kabul eden küçük ülkecikler eliyle olurken, “terör örgütü” olarak kabul edilen yasadışı yapılanmalar eliyle de olmaya başladı. Yani ikinci madde.

Sorun, ikinci maddenin devreye girmesi ile başlıyor. Kirli yöntemler, kurdurulan kirli örgütler eliyle uygulanır. Emperyal devletler, kirli planlarını uygulamaları için son 10 seneye kadar kurdurdukları yerel terör örgütlerini kullanırlardı. Dünyanın hemen her coğrafyasında demokratik haklar, özgürlük gibi masum gerekçelerle kurulmuş, ancak en acımasız terör yöntemleri uygulayan örgütler bulunuyor. Asya’da El Kaide, Ortadoğu’da PKK, Hizbullah, Afrika’da Boko Haram ve benzeri örgütler gibi,

Ancak yerel örgütlerin kontrolündeki zorluklar, ekonomik giderlerin artması gibi gerekçeler, emperyal devletlerin yeni yöntemler aramasına yol açtı. Yeni yöntem çabuk bulundu; tüm bu örgütleri bünyesinde barındıracak çatı terör örgütü.

IŞİD projesi, son yüzyılın en büyük projelerinden biri olarak kabul edilebilir. Emperyalizm, sömürü düzenini sürdürebilmek için “her yöntemi” kullanmaktan çekinmez. Bu yöntemlerin başında askeri güç kullanarak ülkeleri işgal geliyor. Ancak bu yöntem; hem masraflı olması, hem de hedef ülke halkı tarafından ciddi direnişle karşılaşması nedeniyle süreç içinde nitelik değiştirdi.

Emperyalizm, yeni stratejiyi bulmakta gecikmedi: “Demokrasi, insan hakları, azınlık hakları için mücadele” gerekçesi ile müdahale ortamı yaratmak.

Bu yöntem için kullanılacak argüman da hazırdı: Azınlıkları, dini grupları kışkırtmak ve kullanmak.

Bu argüman emperyalizm için çıkarlarına göre “özgürlük savaşçısı” veya “terör grupları” olarak adlandırıldı.

Yeni stratejiye uygun en büyük “özgürlük savaşçısı-terörist grup karışımı” yapılanma, Rusya işgaline karşı kullanılmak üzere El Kaide adıyla 1988’de Afganistan’da ortaya çıkarıldı.

El Kaide, Rus işgali döneminde “özgürlük savaşçısı” olarak tanımlandı ve ABD tarafından desteklendi. Ruslar’ın Afganistan’dan çekilmesi ile birlikte örgütün tanımı “terörist örgüt” olarak değiştirildi. Ancak tanımı ne olursa olsun El Kaide ABD’nin küresel çıkarlarının kirli oyuncağı olarak görevini başarıyla yerine getirdi.

Türkçe “Kuruluş” anlamına gelen El Kaide, küresel çapta faaliyet gösteren İslamcı silahlı örgüt olarak tanımlandı. Afganistan’da Sovyetler Birliği’ne karşı ABD tarafından kurdurulduğu bilinen El Kaide’nin en önemli eylemi, 11 Eylül 2001’deki İkiz Kuleler saldırısıdır. Bu saldırı ile ABD’nin küresel işgal planları da uygulamaya sokuldu.

EL Kaide’nin, ABD derin devletinin bilgisi ve izni dahilinde 11 Eylül eylemini yaptığına dair iddialar, ABD’nin başlattığı savaşın kapsamına bakınca haklılık kazanıyor. ABD, kabul ettiği “önleyici saldırı” doktrini ile Afganistan’da başlattığı işgal dönemine girdi. Afganistan’ın ardından Irak işgal edildi. Eş zamanlı olarak BOP gereği Libya’dan Tunus’a, Cezayir’den Mısır’a kadar Arap Baharı devreye sokuldu.

Küresel hakimiyetini pekiştirmek isteyen ABD’nin dünyaya savaş ilan etmesi için çok büyük bir gerekçeye ihtiyacı vardı ve El Kaide bu gerekçeyi ABD’ye verdi. El Kaide, özellikle ABD’nin etkin olmak istediği bölgelerde “şubeler” açtı. Bu şubelerin Asya, Ortadoğu ve Afrika gibi yeraltı-yerüstü kaynaklarının bulunduğu bölgelerde açılması dikkatlerden kaçmadı.

EL KAİDE GÖREVİNİ TAMAMLADI, IŞİD ÇIKTI

Ancak Rusya’nın yeniden küresel güç olarak ortaya çıkması ve paylaşım savaşının yeni bir boyuta taşınması ile birlikte El Kaide yerel örgüt konumunda kaldı ve yetersizliği ortaya çıktı. 2010 yılında El Kaide’nin görevini tamamladığına karar verildi. Yerine küresel çapta etkili olabilecek, bir üst çatı konumunda bir örgüte ihtiyaç vardı. Bu örgüt için El Kaide’nin lideri Usame Bin Ladin’in “emekli edilmesi” gerekiyordu. 2011’de ABD özel Kuvvetleri’nin operasyonu ile Ladin’in öldürüldüğü ve cesedinin denize atıldığı açıklandı.

Ancak nedense Libya lideri Kaddafi’nin linç, Irak lideri Saddam’ın idam görüntülerini yayınlayan ABD, Usame Bin Ladin’in cesedini yayınlamadı. Ladin’in öldürülmüş olma ihtimali ile bir yerlerde sakallarını kesmiş emeklilik hayatı yaşama ihtimali yüzde 50-50 oranında.

2011 tarihine dikkat edin. Usame Bin Ladin’in öldürülmesi ile Suriye iç savaşının başlaması aynı tarihlere denk gelir. Suriye’deki gösteriler 15 Mart 2011’de başladı ve Nisan 2011 tarihinde ülke çapına yayıldı. Gösteriler, Arap Baharı olarak bilinen, Orta Doğu’daki daha geniş bir protest hareketin parçası olarak kabul ediliyor ve arkasında ABD’nin bulunduğu biliniyor.

Suriye iç savaşı ile birlikte Suriye dışından binlerce terörist, Esad rejimi ile savaş gerekçesiyle ülkeye sokuldu. Yüzlerce muhalif grup, kime hizmet ettikleri bilinmeden kaosa yol açtı.

Sünni temelli din devleti kurmak istediklerini iddia eden IŞİD (Irak ve Şam İslam Devleti-2014’teki ismiyle İslam Devleti), Petrol kaynaklarına yakınlığı nedeniyle dünyanın en zengin terör grupları arasında yer alıyor. IŞİD’in kuruluşu ABD’nin Irak’ı işgal ettiği yıllara dayanır. Irak Savaşı’nın ilk yıllarında kurulan ve 2004 yılında El-Kaide’ye bağlılığını ilan eden grup bir süre sonra Irak El-Kaidesi adını aldı. Şubat 2014’te, sekiz aylık uzun bir güç mücadelesinden sonra, el-Kaide IŞİD ile bütün bağlarını kestiğini duyurdu. Yani El Kaide dünya sahnesinden çekilirken IŞİD sahneye çıkmaya başladı.

Bu, öylesine komplike bir örgüttü ki, Avrupa’dan Asya’ya, Ortadoğu’dan Afrika’ya kadar dünyanın her köşesinde eylem yapabilen, stratejik/taktik akılla hareket edebilen, kısa sürede dünyanın değişik coğrafyalarındaki terör örgütlerinin kendisine biat etmesini sağlayan bir yapı karşımıza çıktı.

Her ne kadar IŞİD adında bir örgüt var gibi görünse de, IŞİD’i artık bir marka olarak kabul etmek gerekiyor. Bir anlamda IŞİD, “franchise yöntemiyle çalışan bir şirkete” dönüştü.

Ekonomide franchise, “bir sistem ve markanın imtiyaz hakkı sahibinin, belirli süre, koşul ve sınırlar içinde, işin yönetim ve organizasyonuna ilişkin sürekli disiplin ve destek sağlayarak, belirli bir bedel karşılığında, bağımsız yatırımcılara sistem ve markasını kullandırmasına dayanan, uzun vadeli ve sürekli bir iş ilişkisi” olarak tanımlanıyor. Böyle bir sistemle çalışan bir yapıyı “klasik terör örgütü” tanımı ile açıklamak mümkün değil.

Sonuç olarak her ülkenin bir IŞİD’i oldu. Bu yerel IŞİD’ler, IŞİD Holding’in birer şubesi olarak merkezden gelecek her türlü emri yerine getirmek üzere uyuyan hücreler olarak bekleyecek. Bu hücreler gerektiğinde kendi ülkelerinde, gerektiğinde birkaçı veya daha fazlası birleşerek bir başka hedef ülkede aktif hale getirilebilecek. IŞİD’e katılımda Rusya ve Türkiye’nin ilk iki sırayı paylaştığını belirtmekte fayda var.

IŞİD; sosyolojik, psikolojik, diplomatik ve daha birçok yönleri ile incelenmesi gereken bir yapılanmadır. Bir terör örgütü değildir. Yasal bir güç değildir. Mevcut tanımlara uymaz. Nedir IŞİD? Neyi temsil eder? Nasıl bir yapıya sahiptir? Bu soruların cevapları 4 ana başlıkta incelenebilir.

IŞİD’İN ÜÇLÜ YAPISI

IŞİD, temel olarak; tepe yönetim, maceracılar ve cihadçılar olarak üç ana gruba ayrılır. Çok başarılı stratejik ve taktik adımlar atması, IŞİD’in arkasında çok güçlü bir yapılanmanın olduğunu gösteriyor.

TEPE YÖNETİM

Bu gibi terör örgütlerinin tepe yönetimi; üst akıl, planlayıcılar ve uygulayıcılar olarak üçe ayrılır.

Üst akıl

IŞİD’in ortaya çıkması, yazının başında sözünü ettiğimiz emperyal devletlerin küresel menfaatlerinin korunmasına yöneliktir. Emperyal devletlerin özellikle ekonomik menfaatleri, çokuluslu şirketlerin menfaatleri anlamına geliyor. Bir başka ifadeyle; petrol, silah, ilaç gibi en karlı sektörleri elinde tutan küresel şirketler, menfaatlerini korumak için “kirli savaş yöntemlerini” uygulayabilecek kirli ordulara ihtiyaç duyuyor. Üst akıl, küresel şirketlerdir ki, her zaman karanlıkta kalırlar.

Planlayıcılar

Bu grup, üst akıldan aldıkları talimatları yerine getirmek için gerekli olan yapıları kurmakla, taktikleri belirlemekle ve sosyolojik altyapıları oluşturmakla görevlidir. Bu yapılar, IŞİD gibi terör örgütleridir. Örneğin silah şirketlerinin temsilcileri, gizli ortakları planlayıcı olarak görev yapar. Planlayıcılar, bölgelerin yerel özelliklerine göre terör örgütlerinin kurulması, gerektiğinde Soros gibi kişiler eliyle iç karışıklar çıkarma, örgütlere misyon-vizyon yükleme gibi görevler üstlenirler. Bunlar da perde arkasında kalırlar.

Uygulayıcılar

Bu grup, terör örgütünün görünen yöneticileridir. Örneğin Halife El Bağdadi, Irak ve Suriye valileri, Savaş konseyi, kabine danışmanları, komutanlar, ekonomik, siyasi, askeri sorumlular gibi yönetici kadroları IŞİD’in görünen uygulayıcılarıdır.

MACERACILAR

IŞİD’in savaşçı kesiminin önemli bir kısmını maceracılar oluşturur. Bu kesim, dünyanın hemen her ülkesinde toplum düzenine uyum sağlayamamış, kişiliği gelişmemiş, ekonomik ve sosyal açıdan en alt tabakada yer alan, uyuşturucu bağımlısı kişilerden oluşuyor.

IŞİD bu insanları çok iyi kullanıyor. IŞİD’e katılınca özgüvenleri yerine geliyor. IŞİD’in verdiği maaşın yanısıra istedikleri gibi “ganimet” elde etmeleri, IŞİD’in kuralları dışında hiçbir kurala uymamaları bu tip insanlara cazip geliyor. Bir anlamda içlerindeki tüm içgüdeleri gerçekleştirme imkanı buluyorlar. “Ben”lik duyguları gelişiyor. IŞİD teröristlerinin “kafa kesmeyi” günlük bir olay gibi kabul etmeleri, kişilik bozukluklarının dışa vurumu olarak kabul ediliyor.

Öte yandan IŞİD’in koyduğu kuralların herkes için geçerli iken erkek teröristlere geniş özgürlükler getirmesi, bir başka etken. Örneğin İslam’a davet ettikleri kişilerin bunu reddetmesi durumunda katledilmesi gibi İslam dışı bir uygulama, kadınların alınıp-satılan bir meta olarak görülmesi IŞİD’in erkek egemen ve insanın içinde bulunan vahşi duyguları kullanması açısından dikkat çekici.

Ayrıca Afrika’daki Boko Haram örneğinde olduğu gibi gelir düzeyi çok düşük ve açlıkla mücadele eden geniş kitleler, “bir umutla” terör örgütlerine katılıyor.

CİHADÇILAR

IŞİD’in en tehlikeli kesimini bu grup oluşturuyor. Terör örgütünün İslami bir örgüt olduğuna inanan, Allah adına cihad ettiklerini düşünen bu kesim, yaptıklarının İslam kurallarına uygun olduğuna inanmış. Sünnilik adına kendilerinden olmayanları katletmek onlar için Allah’a hizmetin bir yolu.

Cihadçılar’ın psikolojik yapıları ile maceracıların psikolojik yapıları birbirine benziyor. Biri kişisel egolarını tatmin, diğeri dini egolarını tatmin için katliam yapıyor. Beline sardığı bombayı patlatarak masum onlarca insanı öldürüp kendisinin cennete gideceğine inanmak, sağlıklı bir ruh hali ve İslami mücadele yöntemi değil.

Sonuç olarak IŞİD’i kurduran üst akıl; cehaleti, açlığı ve kişilik bozukluklarını çok iyi kullanıyor.

IŞİD’İN GİZLİ VE AÇIK YAPISI

Yeni bir araştırma bu duruma açıklık getiriyor. Araştırma sonuçları, dünyanın farklı bölgelerinden ve farklı sosyoekonomik yapılardan gelerek IŞİD’e katılan militanların çoğunun bir ortak noktası olduğunu ortaya koyuyor. Terör örgütündeki yabancı savaşçıların büyük bir çoğunluğu yaşadığı ülkelerdeki durumdan derin rahatsızlık duyuyor.

Yeni Amerika Vakfı’nın “Yerel Cihat” adlı araştırmasının yöneticisi Nate Rosenblatt, ülkelerinden şikayetçi olma gerçeğinin bir çok yerde, IŞİD’in elini kolaylaştırdığını söylüyor.

Rosenblatt, “İnsanlar hayal kırıklığı nedeniyle kendi istekleriyle IŞİD’e katılmakla kalmıyor, terör örgütü de bu insanları yanına çekmek için aynı şikayet söylemini kullanıyor” diyor.

IŞİD BAŞVURULARI İNCELENDİ

IŞİD’den 2016’da kaçan eski bir militanın sızdırdığı, 2013-2014 yıllarında Türkiye-Suriye sınırında yapılan 3500 yabancı savaşçı başvurusunu incelenmiş.

Bu incelemeye göre, ilk bakışta başvuru yapanların fazla ortak noktası yok. Bahreyn’den gelen yabancı savaşçılar genellikle çok genç ve yaş ortalaması 19. Çin’den ise çok yaşlı savaşçılar geliyor.

Ancak başvuranların demografik yapısı daha yakından incelendiğinde IŞİD’e en fazla katılımın görüldüğü bölgelerin ortak bir noktası olduğu fark edilmiş.

Araştırmacılar, inceledikleri bütün bölgelerde, halkın hükümete karşı ayaklandığını ya da ayrılıkçı harekete kalkıştığını söylüyor. Bu bölgelerden gelen yabancı savaşçıların çoğu, kendi ülkelerindeki devlet düzenine bir alternatif olarak gördükleri için IŞİD’e katılıyor.

BÖLGEYE GÖRE FARKLI KAMPANYA

Yapılan diğer araştırmalar, IŞİD’in genellenmiş bir İslami ütopya vizyonunu pazarlamaktan hoşnut olmadığını söylüyor. Araştırmalara göre örgütün her bölgenin farklı şikayetlerine göre, birçok yerel istihdam kampanyası hazırladığını ortaya koyuyor.

Mesela, IŞİD’in Çin’deki Uygur toplumunu hedef alan çalışmaları da bu kampanyalar arasında. Uygur halkının başörtüsünü ve sakal bırakmayı yasaklayan Çin hükümeti tarafından yıllardır ezilmesi ve tecrit edilmesi IŞİD ve benzeri örgütler için biçilmiş kaftan.

IŞİD’e Çin’den katılan yabancı militanların, genellikle ailelerini de yanlarında getirmesi bu nedenle sürpriz değil. Benzer bir durum, Bahreyn ve diğer ülkelerde de görülüyor.

Araştırmacılar, benzer şartların yaşandığı her ülkenin IŞİD ve benzer radikal örgütlere güvenli bölge sağladığı kadar, bu bölgelerin istihdam merkezi haline geldiğine inanıyor.

 

 

 

TERÖRİZMDE FRANCHISE YÖNTEMİ