Kategoriler: Dergi,
Alt Kategoriler: Aralık,

Yapay zekâ çağı olarak nitelendirilen günümüz dünyasında, teknoloji şirketlerinin uluslararası

arenada yeni bir güç unsuru olarak öne çıkmaya başladığı bir gerçektir. Geleceğin dünyasını

ve yaşamımızı şekillendirmesi beklenen makine ve otonom araçların; sağlıktan ulaşıma,

eğitimden haberleşmeye ve daha birçok alanda pozitif etkileri görülmektedir. Öte yandan

yapay zekanın ulaşabileceği sınırlar ve teknoloji şirketlerinin artan gücü hem toplumsal

anlamda hem de uluslararası düzen bağlamında sarsıcı sonuçlara neden olabilir. Özellikle

bugün hayatımızı kolaylaştıran yapay zekâ, robotlar, otonom araçlar ve makine öğreniminin

ilerleyen dönemde bir takım güvenlik sorunlarına yol açma riski, teknoloji-insan ilişkileri

bağlamında en büyük tartışmalardan biridir.

Son dönemde özellikle Big Tech temelinde öne çıkan tartışmaların odaklandığı bir diğer

nokta ise uluslararası ilişkiler ve güvenlik olmaya başlamıştır. Bu tartışmaların ilki büyük

güçler arasındaki mücadelede ortaya çıkabilecek yeni bir Soğuk Savaş olasılığının teknolojik

rekabete dayalı olacağı iddiasıdır. Özellikle Çin’in ve diğer bazı aktörlerin teknolojik

kapasitelerini her geçen gün artırması ve ABD’nin 2014 sonrasında ilan ettiği Üçüncü

Dengeleme Stratejisi, bize teknoloji rekabeti konusunda önemli ipuçları vermektedir. Üçüncü

Dengeleme Stratejisi, Çin ve Rusya’yı gelecekteki rekabet ortamında nasıl dengeleyeceği

sorusuna teknolojik alandaki üstünlüğü koruma yanıtını vermektedir.

Rand Corporation tarafından yayınlanan “A History of the Third Offset, 2014–2018” başlıklı

çalışmaya göre ABD, rakiplerinin manevra alanını sınırlandıracak teknolojilere yatırım

yapmayı ve A2/AD stratejisini güçlendirmeyi hedeflemektedir. Bunun en önemli adımı ise

inovasyon alanına yapılacak yatırımların artırılması olarak belirlenmiştir. ABD’li politika

yapıcılara göre; yeni dönemde güç dengelerini ve uluslararası sistemin yapısını

şekillendirebilecek veya “oyun değiştirici” olabilecek unsur inovasyon ve teknoloji

temelindeki gelişmelerdir. Benzer bir varsayımın Rusya, Çin, Avrupa Birliği ve diğer büyük

ve orta büyüklükteki güçler için de geçerli olduğu ve aktörlerin yeni düzen bağlamında

inovasyon ve teknolojik alandaki yatırımlarını artırdığı gözlemlenmektedir.

Özerklik ile Alternatif Aktör Olma Denkleminde Teknoloji Şirketleri

üzerinde düşünülmesi gereken bir diğer nokta ise özellikle veri güvenliği, yapay zekanın

avantaj ve dezavantajları, ulusal bilgi güvenliği bağlamında büyük teknoloji şirketlerinin artan

etkisidir. Özellikle Amazon, Apple, Facebook, Google, Twitter, Alibaba, Tencent gibi

Amerika ve Çin merkezli teknoloji şirketlerinin küreselleşen dünyamızda oynadıkları roller

dikkat çekicidir. Kimlik, kültür, dil, coğrafya fark etmeksizin birçok ülkeden insanlar için bir

çekim merkezine dönüşen teknoloji şirketleri, küresel düzen içerisinde de güçlenmektedir.

 

“The Technopolar Moment” başlıklı makalesinde bu konuya işaret eden Ian Bremmer,

şirketlerin devletlerin egemenliğinde bulunan alanlarda kontrolü ele geçirmeye ve jeopolitik

düzlemde devletlerle rekabet edebilir bir noktaya geldiğini iddia etmektedir. Teknoloji

şirketlerinin artan kapasitelerine bağlı olarak bir “dijital ortam” inşa ettiklerine dikkate çeken

Bremmer, şirketlerin giderek devlet egemenliğinden ayrıksı bir güce kavuştuklarını öne sürer.

Geçmişten bugüne silah ve petrol şirketlerinin lobi faaliyetleri bağlamında karar verici

aktörlerin ve politika yapımcılarının kararlarını etkileyebildiği genel kabul görmektedir.

Günümüzde de öne çıkan şirketlerin başında gelen askeri teknoloji şirketleri, karar süreçlerine

doğrudan veya dolaylı olarak etki etmekte veya devletleri yönlendirebilmektedir. Öte yandan

bugün dünyanın en büyük teknolojileri listesinde yer alan Amazon, Microsoft, Apple,

Alibaba, Samsung, Facebook, SpaceX, Tesla gibi şirketlerin de benzer şekilde karar verme

süreçlerine etkisi artmaktadır. Öte yandan bulundukları ülkelerin yasalarına uygun şekilde

kurulan şirketler küreselleştikçe, hukuksal ve teknolojik özerklik kazandıkları, dünyanın farklı

noktalarına erişim imkanlarının artmasıyla birlikte jeopolitiği de dönüştürdükleri iddia

edilmektedir. Örneğin, sahip oldukları kapasite ile farklı ülke vatandaşlarının verilerine ulaşan

ve bunları elinde tutabilen şirketlerin, söz konusu verileri ülkelerle paylaşma noktasında veya

veri güvenliğini sağlama noktasında devletlerle ters düştüğü görülmektedir. Benzer şekilde

söz konusu verilere erişimleri, devletler açısından güvenlik zafiyeti oluşturabilmektedir.

Dijital platformların, sunucuların, algoritmaların ve diğer internet merkezli araçların devletler

karşısında bir güç unsuruna dönüştüğü bir ortamda, şirketlerin devlet egemenliğine meydan

okuma veya edindikleri güçle bir tür dijital egemenlik sahası inşa edebilecek kapasiteye

ulaşabilecekleri değerlendirilmektedir.

Uluslararası Politika, Yapay Zekâ ve Teknoloji

Son yıllarda akademik çevrelerin önemli tartışmalarından biri haline gelen teknoloji

şirketlerinin artan rolü, temelde devletlerin uluslararası sistemin en önemli aktörü olduğu

iddialarına eleştirel yaklaşanların dikkat çektiği konular arasında yer almaktadır. Devlet

merkezli uluslararası düzeni eleştirenlere göre ulus aşırı şirketler, uluslararası örgütler, suç

örgütleri vb. oluşumlar da giderek belirleyici olmaya başlamıştır. Nitekim 2000’li yıllardan

itibaren devlet dışı unsurların, şirketlerin ve örgütlerin sistemi etkileme, dolayısıyla devlet

otoritelerine meydan okuma kapasitelerinin artığı görülmüştür.

Bu dönüşüm realist isimlerin de devlet dışı aktörleri okuma biçimini etkilemiştir. Örneğin

Walt, her ne kadar Bremmer’in teknoloji şirketlerin küresel düzeni şekillendireceği iddiasına

karşı çıksa da şirketlerin artan etkisini kabul etmektedir. Walt, dijital alanın, fiziksel alandan

farkına dikkati çekerek, Big Tech’in küresel düzeni şekillendirmeyeceğini savunmaktadır.

Walt’a göre teknoloji şirketleri kendilerini fiziksel alandan ayıramadıkları gibi, alternatif bir

egemenlik iddiası da gerçekçi olmayacaktır. Walt, şirketlerin devletlere alternatif olmaktan

ziyade, devletlere tabii olmak zorunda olduklarını ifade eder. Yine de Walt, hükümetlerin

teknoloji şirketleri üzerindeki otoritesinin giderek zayıfladığını kabul etmektedir. Devletlerin,

dijital alanı sınırlandırma girişimlerinin veya şirketlere baskı yapmasının şirketleri

engelleyemeyeceğini, sadece teknolojik özerkliği sınırlandırabileceğini ifade etmektedir.

Bu tartışmalara farklı bir boyut kazandıran bir diğer çalışma ise Henry Kissinger ve Eric

Schmidt tarafından yazılan “The Age of AI and Our Human Future” başlıklı çalışmadır.

Yapay zekanın ve makinelerin insan yaşamını güçlü bir şekilde etkileyeceğini ifade eden

Kissinger ve Schmidt, yapay zekanın aynı zamanda uluslararası politikayı, askeri ve siyasi

stratejileri değiştireceğini ifade etmektedir. Nihayetinde bugün Türkiye’nin SİHA

teknolojisinin sahadaki başarılı sonuçları ve savaşların sonucunu belirlemede kuvvet çarpanı

olması, otonom araçların askeri stratejileri dönüştürme potansiyeline önemli bir örnek olarak

öne çıkmaktadır.

Josph S. Nye ise “Our AI Odyssey” başlıklı makalesinde yapay zekanın özellikle büyük

güçler arasında yarattığı rekabet nedeniyle küresel güç dengesini de etkilediğini ifade

etmektedir. Nye, yapay zekanın küresel alanda çatışmaları daha öngörülmez kılacağını ve

dijital alanda yaşanan bu gelişmelerin devletleri yakından ilgilendirecek bir tartışmaya

dönüşeceğini ifade etmektedir. Teknoloji firmalarının ulaştıkları kabiliyetler, fiziksel alanın

ötesinde dijital bir alanda tahakküm kurmaları ve devletlerin belirlemiş olduğu kuralların

dışına çıkabilmeleri riskli alanlar olarak öne çıkmaktadır.

Türkiye ve Siber Vatan

Yapay zekâ ve teknoloji alanında yaşanan gelişmeler birçok ülkeyi olduğu gibi Türkiye’yi de

yakından ilgilendirmektedir. Milli teknoloji hamlesi çerçevesinde inovasyon ve teknoloji

alanında yatırımlarını artıran Türkiye’nin dijital çağın gerçekleriyle uygun bir tasarıma

ihtiyacı bulunmaktadır. Bu çerçevede Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın deklare ettiği

“Vatan savunmasını dijital dünyada siber vatanı içine alacak şekilde genişletme” düşüncesi

hem teknolojik alt yapının güçlendirilmesi hem de dijital çağ ile uyumluluk anlamında

önemlidir. Nitekim günümüzde Cumhurbaşkanlığı’na bağlı kuruluşlar, Savunma Sanayii

Başkanlığı, Dijital Dönüşüm Ofisi, Sanayii ve Teknoloji Bakanlığı ile savunma

şirketlerimizin faaliyetleri ülkemizin teknoloji noktasında ilerleme kaydetmesini sağlamıştır.

Savunma sanayii alanında yerlileşme oranının artması, veri güvenliği, siber altyapının

güçlendirilmesi, yapay zekâ ve otonom araçlara yapılan yatırımlar, Türkiye’nin uluslararası

alanda teknoloji merkezli rekabete hazırlıklı olması için güçlü işaretler barındırmaktadır. Bu

bağlamda Dijital Dönüşüm Ofisi tarafından yayınlanan “Ulusal Yapay Zekâ Stratejisi 2021-

2025” planı yapay zekâ ekosisteminin güçlendirilmesi noktasında önemli adımları

barındırmaktadır. Ülkemizin ihtiyaçları ile uyumlu amaç ve tedbirleri barındıran plan, nitelikli

ve sürdürülebilir bir çerçevenin oluşturulmasına önemli bir katkı sağlamaktadır. Örneğin

yapay zekanın GSYH’ya katkısının %5’e çıkartılması, bu alanda istihdam edilmesi planlanan

donanımlı insan gücünün artırılması ve Türkiye’nin yapay zekâ endeksinde ilk 20 ülke arasına

girmesi önemli hedefler olarak belirlenmiştir. Savunma sanayii şirketlerimizin kapasite ve

kabiliyetlerini artırması, askeri teknoloji alanında güçlü bir altyapının oluşturulması da

ülkemizin yeni nesil tehditlerle mücadele sürecini pozitif etkileyecektir.

 

Benzer şekilde ülkemizin teknoloji üretim merkezlerini güçlendirmesi, geleceğin teknolojik

rekabetine hazırlanması noktasında bazı kurum ve programların da ciddi katkısı olacaktır. Bu

çerçevede firmaları buluşturan ve güçlü bir ağın şekillenmesine katkı sunan Bilişim Vadisi,

Saha Expo, Siber Güvenlik Kümelenmesi, TEKNOFEST gibi merkezler, fuar ve festivaller ile

üniversitelerimizin çalışmaları orta ve uzun vadede yeni fırsat ve imkanların oluşmasına

büyük bir katkı sağlayacaktır. Bu çalışma ve programların sürdürülebilir hale gelmesi için bir

doktrine dönüşmesi şarttır.

Diğer taraftan dijital çağ ile birlikte fiziki sınırların etkinliğini yitirmeye başlaması,

konvansiyonel tehditlerin yanı sıra dijital merkezli tehditlerin etkisini de artırmaktadır.

Nitekim fiziki sınırlar dahilinde hesaplanabilir tehdit ve riskleri barındıran güvenlik

sorunlarının daha çok dijital alana kaymasına neden olmaktadır. Bugün teknolojideki

gelişmelerin etkilediği bir diğer unsur da uzay merkezli rekabettir. Kara, deniz ve hava

sınırlarının ötesinde uzay merkezli güvenlik sorunları dijital ortamla birlikte ele alındığında

çok katmanlı yeni bir güvenlik konseptine olan ihtiyaçlar da artmaktadır. Bu anlamda Türkiye

Uzay Ajansı’nın kurulması, ülkemizin uzay, havacılık ve teknoloji alanındaki amaç ve

hedeflerinin belirlenmesi açısından önemli bir adımdır. Ülkemizin teknoloji ve dijital

alanlarda faaliyet yürüten kurum ve kuruluşlarının güçlendirilmesi ve ulusal eylem planına

dönüştürülmesi büyük önem arz etmektedir. Bu noktada Siber Vatan kavramı çerçevesinde

inşa edilecek bir doktrinin Türkiye’nin dijital çağda hazırlıklı olmasına katkı sağlayacaktır.

Türkiye’nin en önemli önceliği teknik altyapısını güçlendirmek ve kabiliyetlerini artırmak

olmalıdır. İkinci nokta ise ulusal bilgi güvenliğinin korunması, siber saldırılara karşı

önlemlerin artırılması ve vatandaşlarımızın verilerini elinde bulunduran yabancı teknoloji

şirketlerinin konumu ile ilgilidir. Türkiye’nin teknoloji alanında henüz kendi markalarını

geliştirememiş olması ve bu alanda sürdürülebilir bir politikanın geliştirilememiş olması

riskleri artırmaktadır. Örneğin yerli sosyal medya uygulamalarının geliştirilmesi ve hem

ulusal ölçekte hem de küresel ölçekte rekabet edebilir bir noktaya gelmesi büyük önem arz

etmektedir. Üçüncü nokta ise ülkemizin inovasyon ve yazılım başta olmak üzere etkin bir

altyapıyı kurmasıdır. Bunun için hem devlet kurumlarının hem de özel şirketlerin iş birliğini

artırması, donanımlı insan gücünün sayıca artırılması, yazılım ve robotik alanları kapsayan

eğitimlerin ilk okul çağından itibaren uygulanması da önemlidir.

Türkiye’yi yakından ilgilendiren bir diğer unsur da teknoloji şirketleri ile devlet ilişkileri

bağlamındadır. Yukarıda belirtildiği gibi teknoloji şirketlerinin kapasitelerini artırması ile

birlikte giderek özerk hareket edebildikleri gözlemlenmekte ve devlet otoritesini sınırlandırma

imkanları ortaya çıkabilmektedir. Bu durum Türkiye’nin teknoloji şirketleri ile ilişkisini

rasyonel bir zemin üzerine inşa etmesini gerekli kılmaktadır.

Sonuç Yerine

Her geçen gün, yaşamlarımızda etkileri hissedilir derecede artan teknolojinin kazanımları ve

olumlu yönlerinin yanı sıra orta ve uzun vadede ne tür riskleri beraberinde getirebileceği

 

önemli bir tartışma konusudur. Algoritmalar ve sunucular üzerinden elde ettikleri verilerle

tercihlerimizi, gitmek isteyebileceğimiz yerleri, ilişkilerimizi, politik düşüncelerimizi

algılayabilen ve bizi yönlendirme imkanına erişen dijital platformların geleceğimizi

etkileyebileceği ifade edilmektedir. Nihayetinde, uluslararası alanda öne çıkan görüşe göre,

teknoloji şirketlerinin artan gücü, belli alanlarda özerk hareket etmelerine, politik süreçlere

etki etmelerine ve hatta devletlerden ayrışmalarına zemin hazırlamaktadır. Özellikle teknoloji

şirketlerinin, yapay zekanın ve diğer otonom araçların, uluslararası politikayı ve küresel

düzeni şekillendirebilmesi artık uzak bir ihtimal olarak görülmemektedir. Bir diğer tartışma

alanı ise şirketlerin artan güçlerine paralel olarak fiziki alanın ötesinde bir “dijital ortam” inşa

etmeleridir. Bu dijital ortam üzerinden sağladıkları egemenlik de onları devletlere karşı güçlü

kılabilmektedir. Her ne kadar realist isimler teknolojinin düzeni değiştirme imkanını gerçekçi

bulmasa da teknoloji şirketlerinin devletleri sınırlandırma imkanını kabul etmektedir.

Teknoloji şirketlerinin artan gücü, giderek güçlenen dijital ortam ve bu ortamın ortaya

çıkardığı siber güvenlik sorunları, ülkelerin bu çağın koşullarıyla uyumlu bir kapasiteye

ulaşımını zorunlu kılmaktadır. Bu noktada Türkiye’nin siber vatan kapsamında dijital çağın

beraberinde getirdiği imkanları doğru kullanması ve risklere karşı altyapısını güçlendirmesi

önem arz etmektedir. Milli teknoloji hamlesi çerçevesinde hayata geçen projeler ülkemizin

geleceği için sürdürülebilir bir doktrinin inşası için de güçlü işaretler vermektedir. Yapay

zeka, inovasyon, donanımlı insan gücünün artırılması, dijital markaların geliştirilmesi ve

güçlendirilmesi, siber altyapının güçlendirilmesi Türkiye’nin teknolojik rekabet ortamında

öncü aktörler arasına dahil olmasını kolaylaştıracaktır.


TEKNOLOJİ ŞİRKETLERİNİN OTONOMLAŞMA İMKANI VE TÜRKİYE’NİN SİBER VATAN ANLAYIŞI