YAPISI GEREĞI BAZEN BILINEN SIMETRIK TEHDITLERIN FARKLI BIR ANLAYIŞLA KULLANIMINI IFADE ETMIŞ OLMASINA RAĞMEN ASIMETRIK TEHDIDIN ESASINDA GENEL BIR TANIMI OLMADIĞI GÖRÜLMEKTEDIR. ASIMETRIK TEHDIT BAZEN TERÖR GIBI TEHDITLER IÇIN BAZEN DE ÇOK YÖNLÜ NEREDEN GELECEĞI KESTIRILEMEYEN TEHDITLER IÇIN KULLANILMAKTADIR.

Dünya çapındaki sosyal değişim, soğuk savaşın sona ermesi, ekonomik modernleşme, küreselleşme süreçleri, insanları milli kimlik ve milli devletten uzaklaştırmaya başlamıştır.

Günümüzde güvenlik olgusu da yeni gelişen tehditlere bağlı olarak evrilmiştir. Yeni güvenlik olgusunun, tehdit algılamasıyla başladığını söylemek mümkündür. İki kutuplu dünya düzeninde güvenlik, daha çok bir ülke silahlı kuvvetlerinin karşı ülkelerde yarattığı tehdit ve buna karşı alınan tedbirler olarak gündeme gelmişti.

Soğuk Savaşın bitmesini müteakip özellikle milenyum sonrası iki kutuplu dünya düzeninin yıkılmasını devam eden periyotta oluşan yeni dünya düzeni içerisinde tehdit ve buna bağlı olarak güvenlik algılamaları da doğal olarak değişti. Değişen güvenlik algılamaları çerçevesinde tehdit ve güvenlik politikasının vazgeçilmez bir unsuru haline gelen asimetrik tehdit kavramları arasında şartlara göre değişkenlik gösteren bir bağ mevcuttur. Nedir bu asimetrik, Türk Dil Kurumu (TDK) sözlüğüne göre; aralarında bakışım bulunmayan (iki şey) veya iki yanı arasında bakışım olmayan (bir şey), simetrisiz, iki yanda kalan parçalarının birbirine benzememesi şeklinde tarif edilmektedir. Yapısı gereği bazen bilinen simetrik tehditlerin farklı bir anlayışla kullanımını ifade etmiş olmasına rağmen asimetrik tehdidin esasında genel bir tanımının bulunmadığı görülmektedir.

Asimetrik tehdit bazen terör gibi tehditler için bazen de çok yönlü nereden geleceği kestirilemeyen tehditler için kullanılmaktadır.

“POLITIK YÖNETICILER IÇIN BIR CAN SIMIDI”

Bu kapsamda asimetrik tehdit üzerinde yeterli kavramsal çalışma yapılmadan üretilmiş bir terim olduğu görülmektedir. Tanımının yapılamamasından dolayı gerek yapısal gerekse tanımsal sorunları ile kolaylıkla siyasi olarak istismar edilen bir tehdit kavramı haline gelmiş ve sık sık da kullanılır olmuştur. Asimetrik tehdit, günümüzde özellikle de politik yöneticiler için bir can simidi niteliğini almıştır. Zira önlenemeyen, önceden kestirilemeyen her tehdit asimetrik tehdit olarak ifade edilmeye başlanmıştır.

Buna göre ABD’nin, bu kavramı kullanarak uluslararası hukukça henüz tanımlanmamış bir alan yarattığı ve bu durumu da sık sık istismar ettiği görülmektedir. Daha sonra diğer küresel güçler ve politikacılar tarafından da konu istismar edilmeye başlanmıştır. O halde asimetrik tehdit kavramı için iyi çalıştırılamayan bir sistem veya üstesinden gelinemeyen her türlü sorunun başına konularak adeta yönetim zafiyetlerini kapamak için kullanılan bir terim olduğu söylenebilir. Uluslararası ilişkiler dinamiğinde silahlı çatışma hukuku yazımında savaş terimi yerine daha kapsayıcı bir kavram olan kuvvet kullanma sözcüğü kullanılmaktadır. Buna karşın savaş, birden fazla bilimsel disiplini kapsayan yapısı ve tarihsel süreç içerisinde kazandığı yeni boyutlarla giderek daha karmaşık bir mahiyet kazandığı görülmektedir. Savaşı konu alan çalışmalarda çoğunlukla askerî ve akademik yaklaşımların birbirini bütünleyen bir yapı arz etmediği görülmektedir. Bu durum, kavramın kuramsal bir bütünlük içinde incelenmesini de olanaksız kılmakta, terimin yanlış bir şekilde kavramsallaştırılmasına ve yorumlanmasına neden olabilmektedir. İşte bu kavram karmaşasının içine tam olarak asimetrik tehdit söylemini de ekleyebiliriz.

Günümüzdeki savaşlar ne olarak adlandırılmaktadır; Örtülü savaş mı? Karanlık savaş mı? Dördüncü nesil savaş mı? Beşinci nesil savaş mı? Bölgesel savaş mı? Orantısız güç kullanımı mı? İstihbarat savaşı mı? Ekonomik savaş mı? Gayri nizami savaş mı? Adına ne dersek diyelim masum insanların kanı dökülmekte ve canı alınmaktadır. İnsanlık tarihinin savaşların tarihi olduğu söylenir. Savaşları en çok öldüren ve hasmını sindiren kazanır. Savaşların sözde medeniyetin gelişmesiyle birlikte ortadan kalkması beklenirken tam tersi bir şekilde daha acımasız ve daha alçakça bir şekilde devam etmekte olduğu gözlenmektedir. Dünya denildiği gibi adil değil ve Birleşmiş Milletler de denildiği gibi barışa istenildiği gibi hizmet edemedi. Günümüzde adı resmi olarak konulmamış kaotik bir dünya hakim. İşte bu kaosun yol açtığı her türlü öngörülemeyen tehdidin adıdır asimetrik.

Soğuk Savaş sonrası dünya üzerinde bozulan güç dengesi ABD’nin lehine olacak şekilde değişti. Bu gelişen durumdan istifade eden ABD ve Batı yönetimleri Doğu’ya doğru hareket etmeye başladılar. Bu hareket, küresel teröre karşı mücadele, demokratikleştirme, insan hakları ihlallerinin önlenmesi gibi sebepler öne sürülerek meşrulaştırılmaya çalışıldı. Tarihe milat olarak geçen 11 Eylül 2001 sonrası şekillenen “Yeni Dünya Düzeni” içerisinde stratejik menfaatlerin odaklandığı Orta Doğu istikrarsızlık merkezi addedilerek burada sözde ABD menfaatlerine karşı tehdit olarak algılatılan iki güç kaynağı, “Radikal İslam” ve “milliyetçilik” akımlarının bölgeye uygun demokrasi ve ekonomik kalkınma hareketlerinin ateşlenmesi suretiyle “Ilımlı İslam Kuşağı”na dönüştürecek uluslararası mekanizmaların harekete geçirilmesi hedeflendi. Bu kapsamda Soğuk Savaş dönemi sonrası ABD tarafından bölgemizde önce Büyük Orta Doğu (BOP), daha sonra da Genişletilmiş Orta Doğu Projesi (GOP) adı altında uygulanmak istenen projenin esas olarak planlandığı gibi sürdürüldüğü görülmektedir. Arap Baharı halen gelmeyi, çiçekler halen açmayı bekliyor.

Büyük düşünür İbn-i Haldun; 'Coğrafya kaderdir' demişti. Herhalde bizim kaderimiz de bu coğrafyada yaşıyor olmak. Anadolu coğrafyasında yaşayan kavimlerin zayıf olma, stratejik öngörüsüz olma hata yapma lüksü yoktur. Bu coğrafya, birlik olmayan, akıllı olmayan ve güçlü olmayan kavim ve milletleri üzerinden atar. Şimdi ana konumuza tekrar dönecek olursak asimetrik tehdit kaygılarıyla dolu bir dünyada yaşamak zorunda bırakılıyoruz. Fakat bu tehdit ve endişe duyulmasına yol açan kaygılar coğrafi olarak farklılıklar muhteva etmektedir. Bu farkı en iyi anlamak için Akdeniz'in Atlantik Okyanusu'na açılan kapısı Cebelitarık Boğazı’na gidelim. İspanya'nın güneyinden Algeciras'dan feribotla Afrika'ya geçelim çok değil mesafe 14 km. kadar. Ceuta'dan araçla Fas'ın kuzeyinde yer alan Tanca şehrine gidelim. Aynı gün içinde gidip dönebilirsiniz. Aynı gün içinde Avrupa'dan Afrika'ya geçebilir ve tekrar Afrika'dan Avrupa'ya dönebilirsiniz. İşte tam da bu noktada İbn-i Haldun aklınıza gelecek. Mesafe 14 km. İki kıta birbirine bu kadar yakın ve bu kadar uzak. İki ayrı gezegen gibi. Bir yerde endişesiz, gülen, mutlu, refah düzeyi yüksek, rahat insanlar. Diğer yerde ise mutsuz, korkmuş, endişeli, tedirgin ve ürkek olanlar. İşte size asimetri.

ASIMETRIK TEHDIT, GÜNÜMÜZDE ÖZELLIKLE DE POLITIK YÖNETICILER IÇIN BIR CAN SIMIDI NITELIĞINI ALMIŞTIR. ZIRA ÖNLENEMEYEN, ÖNCEDEN KESTIRILEMEYEN HER TEHDIT ASIMETRIK TEHDIT OLARAK IFADE EDILMEYE BAŞLANMIŞTIR.

Günümüzde uluslararası sistem içerisinde devletlerin alışageldikleri güvenlik anlayışının değiştiği söylenir. Doğrudur ancak bu anlayış Cebelitarık örneğinde de olduğu gibi devletten devlete, milletten millete fark gösterir. Güvenlik anlayışındaki bu değişim, dünya insanlarını birbirlerine daha fazla yaklaştıran teknolojik gelişmelerin ve bunun sonucu olarak ortaya çıkan küreselleşmenin bir sonucu olarak kabul edilmekteydi. Soğuk Savaş’ın sona ermesi ile birlikte uluslararası sistemin dengesini bozan organize suçlar, yasadışı göç, insan kaçakçılığı, uyuşturucu ve silah kaçakçılığı, para aklama gibi yeni tehditler ön plana çıkmaya başladı. Ama emin olun bu karmaşanın ve kaotik düzenin beslediği yeni bir tür insan grubu ortaya çıktı. Kandan ve kaostan beslenenler… Soğuk Savaş sonrasında küresel güvenlik ortamını derinden etkileyen ve şekillendiren en önemli olayın 11 Eylül terör saldırıları olduğu söylenir. Saldırılar sonucunda yeni küresel güvenlik tehditleri – terörizm, kitle imha silahlarının yayılması, devlet yönetimi zayıf devletler vb. – uluslararası güvenlik gündeminin tepesine oturmuştur. Bu açıdan 11 Eylül olayları, bölgesel güvenlik problemlerinin küresel etkilerini ortaya çıkarmış ve bölgesel güvenlik problemlerini de küreselleştirmiştir. Güvenlik problemlerinin küreselleşmesi başta egemen güçler olmak üzere tüm ülkeleri kendi ulusal güvenlikleri için yeni bir anlayış çerçevesinde tedbirler almaya yöneltmiştir. Tüm buraya kadar söylediklerime şunu eklemek istiyorum; "Yaşanan tüm bu karmaşa, asimetrik tehditler, kaotik sistem, yeni terör örgütleri tamamen kontrollü olarak gerçekleştirilmektedir. Bu olayları kurgulayıp hayata geçiren güçler, dünyanın bir yarısı harcanabilir diğer yarısı ise muhafaza edilmelidir". görüşünde olanlardır.

Devletlerin temel amacının varlıklarını sürdürmek ve halkının güvenliğini sağlamak olduğu söylenir. Bir devlet, kendi ülke güvenliğini sağlarken sadece diğer devletleri değil, öteki uluslararası aktörleri de dikkate almak durumundadır. Ulusal güvenlik konusu incelenirken, kavramın oluşumunda ulusal çıkarlar, bunlara yönelik tehditler ve bu tehditlere karşı alınacak tedbirlerin ana gündem maddeleri olacağını söylemek mümkündür. Güncel olması hasebiyle bekanın anlamına bakalım. Ulusal çıkar; Türkiye Cumhuriyeti 2945 sayılı Milli Güvenlik Kurulu ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Kanunu'nda: “Devletin bekası ve güvenliği ile milletin refahını sağlamak için ulaşılması ve korunması gereken amaçlardır” şeklinde tanımlanmıştır. Burada en dikkat çeken husus beka kavramının yanında çok daha yoruma muhtaç olan milletin refahı kavramıdır. Bu ve benzeri ucu açık tanımlar, tüm diğer uluslar için de geçerlidir. Bir ulusun çıkarlarının sınırları, yalnızca hükümet edenlerin yorumları ile sınırlıdır. Bu durum, güvenlik kavramının çok daha tartışmalı hale gelmesine yol açmaktadır. Dönüşüm süreci yaşayan dünyanın, yeni güvenlik sorunlarıyla karşılaşmasının dönüşümün bir sonucu olduğu, bu bağlamda, bilgi toplumu ekseninde, ulusal güvenlik anlayışında bir değişimin yaşanması gerektiği öne sürülebilir. Bu durumda güvenlik sorunları, askeri tehditlerin dışına çıkarak, çeşitlilik gösterebilecektir. Bilgi teknolojilerini yoğun olarak kullanan devletler, bilgi sistemlerine ve dolayısıyla bilgi sistemlerine dayalı ekonomilerine yönelik, asimetrik tehditlerle vurulabilecektir. Bilgi toplumuna dönüşmekte olan toplumları, yeni fırsatların yanı sıra, yeni güvenlik sorunlarının da beklediği kabul edilebilir.

TARIHE MILAT OLARAK GEÇEN 11 EYLÜL 2001 SONRASI ŞEKILLENEN “YENI DÜNYA DÜZENI” IÇERISINDE STRATEJIK MENFAATLERIN ODAKLANDIĞI ORTA DOĞU ISTIKRARSIZLIK MERKEZI ADDEDILEREK BURADA SÖZDE ABD MENFAATLERINE KARŞI TEHDIT OLARAK ALGILATILAN IKI GÜÇ KAYNAĞI, “RADIKAL İSLAM” VE “MILLIYETÇILIK” AKIMLARININ BÖLGEYE UYGUN DEMOKRASI VE EKONOMIK KALKINMA HAREKETLERININ ATEŞLENMESI SURETIYLE “ILIMLI İSLAM KUŞAĞI”NA DÖNÜŞTÜRECEK ULUSLARARASI MEKANIZMALARIN HAREKETE GEÇIRILMESI HEDEFLENDI.

Yeni güvenlik anlayışı çerçevesinde askeri, ekonomik, siyasal, sosyal ve çevresel meseleler bir bütün içerisinde analiz edilmelidir. Uluslararası terörizm ve bilgi savaşı operasyonları gibi tehdit kaynakları, yeni bir güvenlik anlayışının gerekli olduğunu savunmak amacıyla incelenebilir. Ancak, yeni bir güvenlik anlayışının geliştirilmesi gerektiğine işaret edebilmek amacıyla, incelenebilecek geniş kapsamlı bir örneğin asimetrik savaş olgusu olduğu öne sürülebilir. Bu bağlamda asimetrik savaş ve tehdit, yeni değil, yeni uluslararası ortama en fazla uyan kavramlar olarak değerlendirilmektedir.

Asimetrik tehdit için Türkiye Cumhuriyeti Milli Güvenlik Kurulunun (MGK) tanımı; “Asimetrik tehdit, yarattığı ani ve hazırlıksız durum nedeni ile ülkelerin siyasi, sosyal ve ekonomik sistemlerinde istikrarsızlıklara neden olan, düşük seviyede kuvvet ve teknoloji kullanarak etkin olmayı amaçlayan tehdit algılamasıdır” şeklindedir. ABD Genelkurmay Başkanlığı ise asimetrik tehdidi, hasmın normal harekât tarzlarından belirgin bir şekilde farklı metotlar kullanarak, bir yandan onun zayıflıklarını istismar ederken, diğer yandan onun kuvvetlerini yıkmak ve aldatmak maksadıyla yapılan girişimleri tanımlamak için kullanılan bir terim, olarak ifade etmiştir.

“ULUSLARARASI SISTEME YENI AKTÖRLER, YENI TEHDITLER HAKIM OLMAYA BAŞLAMIŞTIR”

Bu tanımlamalar paralelinde asimetrik tehdidi dilbilimsel olarak, hasım açısından tam olarak benzer bir karşılık vermenin mümkün olamayacağı tarzda icra edilen tehdit olarak tanımlamak mümkündür. daha karmaşık bir hale gelmiştir. Uluslararası sisteme yeni aktörler, yeni tehditler ve bu bağlamda yeni güvenlik anlayışları hakim olmaya başlamıştır. Yeni dönemde tehdit kavramı düşman kavramından çok daha önem kazanmıştır. Geçmiş dönemin klasik anlayışındaki düşman kavramı ortadan kalkmıştır. Düşmanı isimlendirme eğilimi geri plana düşmüş, tehditlerin belirlenmesi ve onunla mücadele ön plana çıkmıştır. Bu durumun sebebi, tehdidin kaynağı olabilecek aktörlerin artık çok daha geniş bir yelpazede ve coğrafyada yer almasıdır. Eskiden tehdidin kaynağı genellikle komşu devletler olarak düşünüldüğü için düşmanı bulmak daha kolaydı, oysa günümüzde küreselleşmenin de etkisiyle coğrafyanın anlamı değişmekte böylece düşmanı bulmak ve adlandırmak giderek daha zor hale gelmektedir. Yapılan incelemelerde asimetrik tehdidin evrensel bir tanımı olmaması ve yapısı gereği, bazen bilinen simetrik tehditlerin farklı bir anlayışla kullanılırken, bazen de terör gibi tehditler için kullanılmakta olduğu değerlendirilmektedir. İkinci Dünya Savaşı esnasında ABD’nin Japonya’ya attığı atom bombaları asimetrik tehdit olarak nitelendirilirken, günümüzde, bir terör örgütü olan El-Kaide’nin oluşturduğu tehdit de asimetrik tehdit olarak ifade edilmektedir.

Her tehdit, zamana, mekana, kullanım konseptine, taraflara ve duruma göre asimetrik olabilme potansiyeline sahip olduğu değerlendirilmektedir. Asimetrik tehditler, tehdit kavramı içerisinde uluslararası sistemin yapısına paralel olarak değişen oranlarda dönemsel bir yer işgal ederler. Bu oranı tespit için, mevcut uluslararası sistem, bu sistem içindeki aktörler ve ortaya çıkan tehditler çok boyutlu olarak analiz edilmelidir. Hegomon devletlerin bünyelerine ve çıkarlarına uygun olarak üretmiş oldukları tehdit yaklaşımları ve güvenlik algıları coğrafi olarak farklılıklar göstermektedir.

Bir de tüm bu yukarıda değinmiş olduğumuz konulara küresel iklim değişikliğinin yol açabileceği küresel felaket senaryolarını ve 19. yy. Sanayi Devrimi sonrasında geride bıraktığımız iki asırlık süreç içinde kapitalist evrimin üretimi olan ideolojilerinin artık sürecini tamamladığını ve Sanayi Devrimi'nin üçüncü büyük krizi olan 2007- 08 Küresel Finans krizinin halen dünyayı küresel olarak nereye götürebileceğinin tam olarak öngörülemediği muhtemel gelecek senaryolarıyla sizleri baş başa bırakalım. Kaos Teorisine göre kaotik sistemlerin kendine has bir düzene sahip olduğu söylenir.

Kim bilir belki de bu kaotik ve asimetrik yapı, MÖ 600’lü yıllarda antikçağ ozanı Hesiodos’un Tanrıların Yaratılışı (Theogonia) adlı eserinde söylediği üzere; "Doğrusu, başlangıçta Khaos (kaos) vardı, sonra da ondan Gaia (geniş göğüslü yer, doğurucu ilke) ve Eros (doğurtucu erkek ilke) doğdu.

TEHDİT VE SAVAŞLAR ÜZERİNE...