Kategoriler: Dergi,
Alt Kategoriler: Eylül,

     Taliban’ın Kabil’i hiçbir mukavemetle karşılaşmadan kolayca işgal etmesi, Afganistan’ın gelecek tartışmalarını uluslararası kamuoyunun en önemli meselelerinden biri haline getirmiştir.  11 Eylül 2001 sonrası 'oğul George Bush' yönetimi Afganistan operasyonuna ‘’kalıcı özgürlük’’ sloganıyla başlamıştı. 20 yıllık süreçten sonra ABD ordusu çekilirken, Kabil Taliban tarafından hiçbir mukavemetle karşılaşılmadan işgal edildi ve geride sadece kalıcı bir Taliban hakimiyeti kaldı. Nihayetinde ABD’ye 2 trilyon dolara mal olan bu savaş görünürde ABD’nin çekilmesiyle sonuçlandı. 20 yıl süren Afganistan savaşının katılan tüm taraflara bedeli; 71.344 sivil, 3.586 ABD ve NATO askeri, 78.314 Afgan ordu personeli, 84.191 Taliban güçleri, 136 gazeteci, 549 insani yardım çalışanı. Tüm bu kayıplar neticesinde Taliban yok edilemedi ve daha güçlü biçimde Afganistan’a hakim oldu. Afganistan’ın geleceği ise karanlık ve belirsiz. Taliban’ın kapı kapı dolaşarak infazlara başlaması ise gelecek günlerin bugünü dahi aratacağını ortaya koyuyor.

 

    Taliban 1994 yılında kuruldu ve 1996 yılından 2001 yılına değin  Afganistan’da kesintisiz iktidar sahibi  olmuştur. 2001’de başlayan ABD işgali sonrası kurulan Afgan hükümetine karşı gerçekleştirdiği terör eylemlerinin dozunu arttırmıştır. İslami medrese geleneğinden etkilenerek ortaya çıkan ve ana hedef olarak Afganistan’ı başta ABD olmak üzere tüm NATO güçlerinin askeri birliklerinden arındırmayı ve katı şeriat kurallarının uygulandığı bir İslam emirliği kurmayı planlayan Taliban an itibariyle bunu büyük ölçüde başarmış görünmektedir. Peki, bu başarısını koruyabilecek midir? İşte bu sorunun cevabı Taliban’ın yönetim yapısının analizinde gizlidir.

 

     Afganistan gibi her açıdan zorlu bir coğrafyayı 1996-2001 arası aralıksız yöneten Taliban’ın kendi iç hiyerarşisinin işleyişi, örgütün tam 20 yıl sonra yeniden ülkeyi ele geçirmesi sonrası bile net olarak analiz edilebilmiş ve çözülebilmiş değildir.

   Taliban’ın günümüzdeki lideri Heybetullah Ahunzade, 2016 yılında selefi Molla Mansur Ahtar’ın ABD’nin bir hava saldırısı sonrası yok edilmesi sonrasında, örgütün üst karar merci olan 26 kişilik yüksek şura tarafından yeni lider olarak seçildi. Bu şura Pakistan’ın Quetta kentinde kurulduğu için ‘’Quetta Şura’’ olarak da adlandırılmaktadır.

   Taliban yönetim yapılanmasında, lideri dahi seçebilen bu 26 üyeli yüksek şura bütün askeri ve siyasi kararları tek başına almaktadır. Şuranın bünyesinde; askeri, istihbarat, siyasi, ekonomik olmak üzere farklı alanlarda bir nevi bakanlar kurulu gibi faaliyet yürüten komisyonlar yer almaktadır.

     Aslına bakılırsa Heybetullah Ahunzade Taliban için askeri savaşı yürüten bir komutandan ziyade, manevi bir figür olarak seçildi. Zira Taliban’ın askeri harekatlarını yöneten kilit isim; Mola Abdülgani Baradar. Peki kim bu Baradar?

    Abdülgani Baradar, Afganistan'ın Uruzgan kentinde 1968'de doğdu. Çocukluk ve gençlik yılları Kandahar'da geçti. Baradar, SSCB güçlerinin Afganistan'ı işgal etmesiyle birlikte yerel direniş saflarına geçti. Cesareti ve kurnazlığıyla kısa zamanda ünü yayıldı ve yerel direnişçiler içerisinde yetki ve insiyatif sahibi oldu. Bacanağı ve en yakın arkadaşı Molla Ömer ile beraber 1994'te Taliban hareketini kurdu. Molla Ömer örgütün lideri seçildi. Ancak perde arkasında örgütün askeri kanadını, gayrıresmi uluslararası temaslarını, medresede süren eğitim işlerini daima Baradar yönetti.

    Molla Abdulgani Baradar, 1994 yılında Afganistan'da Taliban'ı kuran az sayıda isimden biri. NATO güçlerinin Afganistan'ı işgali sırasında Taliban direnişinin kilit isimlerinden olan Baradar, 2010'da Pakistan'da yakalandı ve tutuklandı. Baradar 2018'de ABD ile Taliban arasındaki müzakereler sonucu serbest bırakıldı. İşte bu serbest bırakılışın nedeni halen gizemini korumaktadır. Günümüzde bir taraftan Çin'le ve Rusya ile diyalog kuran bir Taliban görüntüsü verilmektedir. Ancak diğer taraftan da uluslararasu kamuoyu kulislerinde ne çok tartışılan konu, ''Taliban'ı veya Taliban içinde bir kliği ABD'nin yönlendirdiği''  iddiasıdır. Dolayısıyla akla şu soru gelmektedir: ''Taliban ama hangi Taliban?''

   Taliban'ın diğer iki önemli ismi; Siracettin Hakkani ve Molla Yakup. Siracettin Hakkani 80'li yıllarda SSCB ordusuna karşı savaşan Celaleddin Hakkani'nin oğlu. Günümüzde Taliban'ın başkan yardımcısı. Aynı zamanda örgütün intihar saldırılarını koordine eden isim. Molla Yakup ise Taliban'ın kurucusu Molla Ömer'in oğlu. Taliban'ın askeri komite başkanı ve örgütün askeri stratejilerinin genel koordinasyonunu yürütüyor.

     Geçtiğimiz hafta, Reuters haber ajansına konuşan ve adları açıklanmayan iki Amerikalı kaynak, ABD Başkanı Joe Biden'ın 23 Ağustos Pazartesi günü CIA Başkanı William Burns'ü Kabil'e yolladığını ve Burns'ün, Molla Abdulgani Baradar'la görüştüğünü açıklamıştı. (Burns'ün Baradar'la görüştüğü haberi, ilk olarak Amerikan Washington Post gazetesinde haber olmuştu.)

   Taliban'ın ideolojisi, 1980'lerde SSCB ordusuyla savaşan mücahitlerin geleneksel İslamcı görüşleriyle, Peştun aşiret ideolojisinin bir sentezi olarak ortaya çıkmıştır. Taliban’ın bir diğer radikal İslamcı terör örgütü olan Deaş’ı rakip ve düşman olarak görme nedeni Deaş’ın aşırı ve köktenci çizgisinin, Taliban’ın NATO güçlerini Afganistan’dan çıkarmak amacıyla birleşik bir İslamcı hareket kurma hedefine zarar verdiği düşüncesidir.

   Afganistan yerleşik yaşama geçtiği 9 bin yıllık tarihinde daima şiddetin, savaşların ve işgallerin süregeldiği bir coğrafya olmuştur. Bu uzun tarihsel süreçte değişmeyen tek şey, Afgan halkının değişmeyen makus talihi olmuştur. Afganistan'ın çok katmanlı etnik yapısını irdeleyecek olursak; ABD merkezi istihbarat servisi CIA'nin 2019 verilerine göre, Afganistan'daki en büyük grubu toplumun %43'ünü teşkil eden Peştunlar'dır. Ayrıca Tacikler toplumun %28'ini, Özbekler %9'unu, Hazaralar %8,7'sini, Aymaklar %4,3'ünü, Türkmenler %3'ünü, Beluçlar ise %2,2'sini oluşturmaktadır. Dolayısıyla Afganistan'ın oldukça karmaşık etnik yapısı, toplumdaki ideolojik farklılıklar ve bu coğrafyanın makus talihi olan şiddet, terör, savaşlar ve işgaller Afganistan'da istikrarlı bir yönetimin oluşumuna engel olmaktadır. Taliban'ı güçlü kılan temel etken de istikrar ve otorite boşluğudur. Yüzyıllardır makus talihini yenmeye çalışan, insani ve çağdaş değerlere kavuşmak isteyen, ancak 21. yüzyıla gelindiğinde, büyük güçlerin, uluslararası silah şirketlerinin, uyuşturucu mafyasının ve artık hibrit bir nitelikte çalışan hibrit terör örgütlerinin tehditleriyle harap hale gelen Afganistan ve pes etmiş hale gelen Afgan halkı, bugün kimin veya kimlerin kontrol ettiği halen açıklığa kavuşturulamayan Taliban tarafından yönetilmektedir. Hibrit terörün en önemli niteliğinin, çok uluslu ve çok fonksiyonlu bir korelasyon modeli olduğu unutulmamalıdır. Zira artık terör örgütleri yok olmamak için bir nevi anonim ortaklık veya uluslararası terör konsorsiyumları şeklinde yapılanmaktadır. Gelişen bu yeni terör anlayışı sonucunda, bir coğrafyada istikrarsızlık için yaratılan terör örgütleri içerisinde neredeyse her büyük güç, bir klik ve deyim yerindeyse ''bir hisse'' sahibi olmaktadır.

     Kabil’in Taliban tarafından en ufak bir mukavemetle karşılaşılmadan zapt edilişi sonrası açıkça görülmektedir ki; bugün değişen sadece Taliban’ın taktik ve stratejisi değildir. 11 Eylül 2001 sonrası, Taliban’ın yapısı, ideolojisi ve üyeleri de değişime uğramıştır. Zira bugünkü Taliban geçmişe göre oldukça karmaşık bir strateji izlemektedir. Artık dünyadaki pek çok gizli servisle ve hatta özel askeri şirketlerle bile ciddi ilişkiler tesis edebilen bir Taliban söz konusudur. Taliban’ın izlediği bu yeni stratejiyi post modern çağın gerçeklerine uygun yeni bir “Post-Terör” stratejisi olarak da okuyabiliriz.

 

 

KAYNAKÇA

 

-Muhammed Hekim Nahiz, Afganistan Coğrafya Ansiklopedisi, İstanbul : TİKA, 2015.

 

-Başbakanlık, Afganistan Genel Durum Raporu, Ankara, 1980.


TALİBAN’IN YÖNETİM YAPISININ ANALİZİ