SURİYE’DE M4 KARAYOLU DEVRİYELERİNE ARA VERİLMESİ, GÖZLEM NOKTALARININ YER DEĞİŞTİRMESİ VE 26 EKİM 2020 TARİHLİ RUS HAVA SALDIRISININ DEĞERLENDİRMESİ:

 

İGAB (İdlib Gerginliği Azaltma Bölgesi) ve Birleşik Kara Devriyesi, Nasıl Başladı, Nasıl Devam Etti, Neden Durdu?:

T ürkiye ve Rusya 05 Mart 2020 tarihinde “Soçi” anlaşması olarak da anılan mutabakatın ardından 15 Mart'ta, İdlib'in güneyinde, Nayrab yerleşkesinden başlayarak, 74 kilometrelik bir yol olan M4 karayolunda ortak devriyelere başlamıştı. Karayolunun kuzeyinde ve güneyinde altışar kilometrelik alanda güvenli şerit oluşturulacak ve böylece karayolu da kullanıma açılacaktı.

 

Bu devriyelere başlamak için Türkiye olağanüstü bir çaba sarf ederek, muhaliflerin özellikle de HTŞ grubunun protestolarına ve silahlı direnişlerine karşın sözünü tutmak için fedakarca çalışmış, bu uğurda şehitler vermiş ve 700 metre ile başlayan devriye faaliyetini kısa sürede 74 kilometreye çıkarmıştır.

 

Ancak Temmuz, Ağustos ve Eylül aylarında Türk-Rus Birleşik Kara Devriyelerine ve askeri konvoylarına yapılan saldırılar -ki bombalı araç ve roketli saldırılar- arttı. Araçlar hasar görürken Ağustos ayı sonunda 26. ortak devriye sırasında düzenlenen bir saldırıda Türk ve Rus araçları hasar alırken, bir Rus askeri hafif şekilde yaralandı. Muhaliflerin yaptıkları açıklamalarda bu eylemleri yapanların “kontrol edilemeyen aşırı gruplar” oldukları vurgulansa da, kendisine yapılan eylemlerden dolayı HTŞ’yi sorumlu tutan Rusya, özellikle Ariha’da yoğunlaşan gruplara “sivillerin yaşamasına” aldırış etmeden, hava ve roket saldırıları düzenledi. Onlarca masum insan hayatını kaybetti. Daha sonra da ortak devriyelere, bölgedeki radikal grupların saldırıları nedeniyle ara verildiği duyuruldu. Bu duyuruyu Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, 21 Eylül Pazartesi günü Birleşik Arap Emirlikleri'nin Al Arabiya kanalına verdiği röportajda, şu sözlerle açıkladı:

 

"Mutabakat metni hâlâ yürürlükte, M4 karayolundaki ortak devriyeler güvenlik endişesi sebebiyle durdu. Hayat Tahrir eş-Şam (HTŞ) silahlı provokasyonlarına ve Suriye hükümetinin pozisyonlarıyla Rusya'nın Hmeymim'deki hava üssüne saldırmaya devam ediyor. Türk mevkidaşlarımız, bu terör saldırılarına karşı savaşmaya ve hükümetle diyaloğa hazır olan muhaliflerle bu teröristleri birbirinden ayırmaya yönelik verdikleri söze sadık olduklarını söylüyor."

 

Bu tarihten sonra Türkiye, her hafta ortak devriye için hazırlıklarını eksiksiz yaptı ve Rus tarafını davet etti, ancak bu davetine yanıt alamadı ve Rus tarafı devriyelere katılmadı. Ancak, Türkiye bahse konu M4 karayolu ve anlaşmada yer alan kuzey ve güneydeki 6 km derinlikli koridorda her gün sivillerin zarar görmemesi için “Rejim ve Rus unsurlarınca” atılan uçak bombası, top atışları, havan atışları vb. silahların patlamamış mühimmatlarını arayarak yerinde imha ediyor, yolun emniyetini sağlamak için gece gündüz demeden faaliyetlerini sürdürüyor, halk ile bütünleşerek her konuda onlara yardımcı oluyor ve insani yardımlarını sürekli sağlıyor. Kısacası anlaşmadaki rolünü -karşı tarafa rağmen- tam anlamıyla yerine getiriyor.

 

Elbette rejim tarafında yer alan Rusya, Türkiye’nin sözünü yerine getirmesini yeterli bulmuyor, kendisine yapılan saldırıları bahane ederek, muhaliflerin yeterince kontrol altına alınmadığı iddiası ile tespit ettiği hedeflere saldırıyor.

 

Lavrov "M4 karayolundaki ortak devriyelere yakında, ortalık yeniden sakinleştiğinde başlayacağımızın garantisini verebilirim" diyerek bitirdi. HTŞ'nin İdlib'de kontrol ettiği alanın da gittikçe daraldığını belirtmişti. İşte burada dikkat çeken bir nokta ki, Suriye’de muhalif grupların en kuvvetlisi denebilecek olan HTŞ.nin siyasi kanadının, Türkiye’nin halkla samimiyetinden de rahatsız olduğu biliniyor, bu durum HTŞ’nin halk üzerindeki otoritesini sarsıyor. Türkiye; HTŞ askeri gücü ve SMO unsurlarının birleşmesi için yoğun çaba sarf ediyor. Eğer bu başarılırsa kuzeyde kurulmaya çalışılan geçici yönetimin eli çok kuvvetli olacak ve Suriye rejimi ile masaya oturmak için şartlar olgunlaşmış olacak. Son bir ay içerisinde muhalif gruplar içerisinde “darbe” olarak nitelenebilecek, siyasi kanadın askeri kanat üzerindeki keyfi davranışlarını engellemek ve bir nevi anlaşmaya zorlamak için HTŞ devreye girdi ve anlaşmazlıkları çözdü. Öyle ki, SMO unsurlarının en güçlülerinden olan Ahrar Şam grubunda üst düzey askeri yetkililerin değiştirilmesi ve hatta bazılarının ortadan kaybolması konuları kısa bir süre muhaliflerde moral bozulmasına sebep oldu.

Ancak son nokta İdlib’te, Türkiye sınırına 5 km mesafede bulunan Feylak Şam grubuna ait bir SMO eğitim alanında eğitime hazırlanan gruba Rus savaş uçaklarınca yapılan hava saldırısında onlarca SMO personeli hayatını kaybetti, bir o kadarı da yaralandı. Bu saldırıyı çok yönlü değerlendirebiliriz. Birincisi bu saldırı ile tahrik olan muhaliflerin rejim kontrolündeki alanlara saldırıda bulunmasını sağlayarak, Rus-Suriye-İran güçlerinin, muhaliflere saldırıları şiddetlendirmek için bir mazereti olarak kullanmak, ikincisi; muhalifleri, anlaşma gereği kontrol altında tutan Türkiye’yi zora sokmak. Rusya hedeflerinden bazılarına bu sayede ulaştı, çünkü Feylak Şam grubu, kendisine yapılan bu saldırının intikamını almak için onlarca fil füzesini saldırının ertesi günü rejim kontrolündeki alanlarda tespit ettiği askeri hedeflere gönderdi, Rus uçaklarının olduğu havalimanını ateş altına aldı, topçu ve Çok Namlulu Roket Atarlar ile bu hedeflere günlerce ateş yağdırdı. Bunu sebep sayan Rus-Rejim-İran kuvvetleri de, Javer Zaviye Dağ bloğu kuzeyindeki yerleşim birimlerinde muhaliflerin olduğu mazereti ile yüzlerce defa top atışı, roket atışı ve hava saldırısı düzenleyerek karşılık verdi. Hatta bu atışlar esnasında Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) üs bölgeleri yakınlarına da bazı atışların düştüğü biliniyor.

Bu olay öncesinde Rusya, Türk Gözlem Noktalarının rejim kontrolündeki topraklardan çekilmesini talep etmişti, hatta bu gözlem noktalarına yapılan ikmal faaliyetlerini zaman zaman sekteye uğratmaya çalışmıştı. Türkiye, bu alanlardaki gözlem noktalarını kendi iradesiyle kuzeye çekmeye karar verdi, kendi askerlerinin güvenliği için bu şarttı.

 

Bu karmaşık alanda Türkiye, kendi topraklarının teröristlere karşı korunması için eşi benzeri görülmemiş bir mücadeleye devam ediyor. Suriye harekat alanı, bir çok farklı sektörle şekilleniyor. İstikrarın sağlanamadığı, meşru yönetimin olmadığı topraklarda, sivillerin yaşamını sadece Türkiye’nin önemsediğini unutmamak ve TSK’nin görevini yaparken her zaman sivillerin hayatlarını ön planda tuttuğunu bilmek önemli. Öyle ki Türkiye’nin buradaki varlığını istemeyen sadece Rus-Rejim-İran ittifakı değil, muhaliflerden de varlığımızdan rahatsız olanlar mevcut. Türkiye’nin buradaki varlığı sayesinde milyonlarca masum insanın evine döndüğü ve dönme şansı olduğu ortada. Ancak son bir ay içerisindeki gelişmeler gösteriyor ki, diktatör rejim masaya oturmak değil, kendisine muhalif olanları ister sivil ister silahlı unsur olsun yok etmek istiyor.

 

Morek taşındı, diğer gözlem noktaları da taşınacak mı?

 

Bu şimdilik netlik kazanan bir konu değil ancak Türkiye açıkça “İdlib’deki varlığımızı sürdüreceğiz” diyerek, gözlem noktalarının yerini değiştirse de kararlılığını asla değiştirmeyeceğini açıkça ifade etti. Ayrıca cephe hattındaki birliklerini son birkaç ay içerisinde kuvvetlendirdiğini de gözden kaçırmamak lazım. Bu karşı tarafa müthiş bir kararlılık göstergesidir. Sadece İGAB bölgesinde bile dehşet bir vurucu güce sahip Türkiye, yaptığı anlaşmaya bağlı kalmak için çok çaba göstermekte. Halen hava gücünü anlaşma gereği devreye sokmayan Türkiye, eğer anlaşma bozulursa kara gücü ile birleştireceği hava gücü ile neler yapabileceğini farklı harekat alanlarında da kanıtlamış durumda.

 

 

Tüm bu sebeplerden dolayı, vekalet savaşının tam anlamıyla yaşandığı Suriye harekat alanında, Türkiye karşıtı ülkelerin vekilliğini terör örgütleri üstlenmiş durumda. Gerek Zeytin Dalı Harekat alanı, gerek Barış Pınarı Harekat Alanı gerekse İdlib Gerginliği Azaltma Bölgesi harekat alanında Türkiye karşıtı güçlerin destekledikleri ve silahlandırdığı terörist gruplar, ismi ve görüşü ne olursa olsun Rejim güçleri adına eylemler gerçekleştirerek Rejimin düşmanlığını gerçekleştirirken, Rejimin anlaşmaya uyduğu izlenimini vermektedir. Son iki hafta içerisinde gerek açık kaynaklardan gerekse yerel halkın verdiği bilgilerden açıkça masumların yaşam alanları da, “muhaliflerin barındığı alanlar” adı altında yüzlerce top ve uçak mermisi ile vurulmaktadır.

 

Tüm bu zorluklara ve hibrit harekatın nevilerinin açıkça oluştuğu bu alanda TSK, Suriye Milli Ordusu unsurlarının nizami bir güç olması için eğitim desteği vermeye devam etmektedir.

 

Türkiye’nin taraf olduğu Libya ve Azerbaycan harekat sahalarındaki başarılı faaliyetlerinin de, aynı çevreleri ve daha fazlasını rahatsız ettiği görülen bir gerçek. Çok cepheli bir muhabereyi kendi ülkesi dışında tutmayı başarmış bir dış politika ve askeri harekat ile bir çok ülkenin hayal bile edemeyeceği başarılara imza atan Türkiye; sabır, sebat ve kararlılığı sayesinde terör örgütlerinin beslendiği bataklığı kurutmaya çok yaklaşmış durumda.

 

Ayrıca Türkiye ve Rusya’nın varlığına karşı Huraseddin Al Din(HAD/El kaide) terör örgütü ise güçlü bir tehdit olarak karşımıza çıkıyor. Özellikle Rusya’nın bu örgüt ile mücadelesi ileri seviyelere çıkmış durumda. Türkiye ise yine PKK’nın uzantısı olan YPG’ye sahada büyük darbeler indirmeye devam ediyor. Her iki ülkenin de, Suriye’deki meşru boşluktan faydalanarak bela olacak yeni örgüt ve yapılara izin vermeyeceği ortada. Bu sebeple Suriye harekat alanı kritikliğini sadece Türkiye için değil, bölge ve bölgeye bağlı çıkarı olan tüm ülkeler için koruyor.

 

 

26 Ekim 2020 Rus hava saldırısının asıl nedeni nedir?

 

26 Ekim tarihindeki Rus hava saldırısının Türkiye-Rusya gerginliğini artırdığı açık, bu yukarıda da belirttiğim gibi, Libya, Azerbaycan ve Suriye harekat alanlarında karşı karşıya gelen iki ülkenin, zaten devriyelerin askıya alınması ile çokça açığa çıkan gerginliği daha da derinleştirdiği ve Türkiye’nin Mart ayında aldığı hava savunma önlemleri konusunda daha fazla tedbir almasını da tetikleyeceği değerlendirilebilir.

İşte yukarıda da açıkladığım gibi, üç büyük harekat alanında başarıya ulaşan Türkiye’nin rakiplerine verdiği rahatsızlık için bir nevi gövde gösterisi anlamını taşıyan ve Suriye’de Türkiye’yi destekleyen ve Türkiye’nin güdümünde ve desteklediği unsurları vurarak “alandaki sözde hakimiyetini” vurgulamaya çalıştığı bir Rus mesajıydı bu saldırı. Aynı zamanda Rejime olan desteğini de bir kez daha gösterdi.

Özellikle Javel Zaviye dağ bloğunu hedef alan hava saldırıları ile son zamanlarda hareketliliğini artıran Rusya-Rejim-İran ittifakı kontrolü dışındaki topraklarda huzursuzluk yaratma çabasını sürdürerek bıkkınlık yaratma ve teslimiyet yaratma çabasında.

 

Sonuç:

 

Herşeyin ötesinde, Suriye’deki sivillerin karşı karşıya kaldığı üç esas tehdit var. Bir tarafta Kovid-19, bir yanda sürekli top/havan/uçak saldırıları, bir yandan kışın çetin şartlarında çadırlarda yaşama mecburiyetindeki milyonlar. Ve bu insanlık dramında halkını ölüme mahkum eden bir diktatör. İşte uluslararası ortamda Türkiye’nin haklılığını gösteren diğer bir sebep de bu zaten. Suriye’de savaşmaktan gerçekten yorulmuş ama bir o kadar da kazanımından vazgeçmek istemeyen muhalif grup var. Halk ile bu grupları karşı karşıya getirmek isteyen Rejim acımasız saldırılarına devam edecektir. Uluslararası arenada bu durumu görmezden gelmeyen Türkiye de kararlı harekatı sonucunda bu insanlık dramına son verecek ve buradaki boşlukta oluşacak terör koridorunun yaratılmasını engelleyecektir.

 

 

 

 

 

 

 

SURİYE’DE M4 KARAYOLU