Yunanistan devlet sınırları içerisinde yaşayan ve vatandaşlık bağıyla bağlı olan kişileri tanımlamak için kullanılan “Yunan” kelimesi, daha çok politik kimlik arz etmekte, tarihsel bir atfı söz konusu olmamaktadır. Yunan kelimesinin kullanımı özellikle Kurtuluş Savaşı yıllarında yoğunlaşarak Türk literatürüne girmiştir. Türk Dil Kurumu tanımlarına göre Rum sözcüğü, “Müslüman ülkelerde oturan Yunan asıllı kimse” dir.

Yunan halkı, Roma, Bizans, Pontus uygarlıklarının varisi ve Hellen (Elen) milletinin torunları olduğunu iddia etmektedir. Bugünkü Yunan toplumu, Helenlerden değil, Grek, Aka ve Dor’ların karışımından meydana gelmiştir, “Antik Yunan”la da bir ilgisi bulunmamaktadır. Rum-Yunan toplulukları, ırk birliğinden çok, mezhep(Ortodoks) ve dil birliğinden oluşmaktadır.

Sırpsındığı Savaşı’ndan (1364) sonra şimdiki Yunanistan topraklarına ilk kez ayak basan Osmanlı Devleti, 1503 yılına kadar anakaranın tamamını Osmanlı Devleti topraklarına katmıştır. Osmanlıların fethinden Yunan bağımsızlık savaşına kadar geçen süre Rumlar için o ana kadar hiç tanımadığı bir sükûn ve refah dönemi olmuştur. Ticari ve iktisadi hayatta söz sahibi olan Rumlar, Osmanlı’nın en zengin ve refah içinde yaşayan toplumu olmuşlardır.

1814’de Atina’da kurulan “Heteria Flamusan” ve Odesa’da kurulan “Philike Hetairia (Filiki Eterya)” dernekleri, Yunan bağımsızlık hareketinin örgütü olmuştur.Yunan bağımsızlık hareketinin doğuşu ve gelişiminde dış güçlerin, özellikle Rusya'nın önemli bir katkısı olmuştur. Filiki Eteriya'dan sonra, Yunanistan'ın bağımsızlığını kazanmasının ardından bu kez de 1894’de “Etniki Eteriya(Ulusal Dernek)” Subaylar tarafından yeniden kurulmuş, her iki örgüt de esas hedef olarak “Megalo İdea'yı(Büyük Ülkü)” benimsemiş ve tüm çalışmalarını, bu hedefe ulaşılması için Osmanlı toprakları üzerinde gizli ayaklanma hazırlıklarına yöneltmişlerdir.

1821 yılında Mora’da Yunan isyanı başlamıştır. 14 Eylül 1829’da Rusya ve Osmanlı arasında imzalanan Edirne Antlaşması ve 3 Şubat 1930’da İngiltere, Fransa ve Rusya arasında imzalanan Londra Protokolü’yle, İngiltere, Fransa ve Rusya’nın gözetimi altında, 24 Nisan 1830 yılında Mora ve çevresinde bağımsız monarşi olarak Yunanistan devleti kurulmuştur

Yunanistan kurulup, Yunanlılar Megali İdea  uğrunda ilk toprakları elde ettikten sonra Bizans-Grek İmparatorluğu’nu yeniden kurmayı amaçlamışlar, bu hayallerini adım adım gerçekleştirmeye çalışmışlardır. Yunanlar, Osmanlı devletinde yaşayan Rumları, patrikhaneleri kullanarak kışkırtmışlar, karışıklıklar çıkartmışlar, katliamlar yapmışlardır. Osmanlı Devleti başka bir ülkeyle savaşırken ayaklanmalar çıkarmışlardır. 1864 senesinde İngiltere, İyon Adaları’nı Yunanistan’a bırakmış, 1878’de Berlin Konferansı’nda Teselya Yunanistan’a verilmiştir. Balkan Savaşları (1912-1913) sonunda kuzey Ege kıyıları ve adaları Yunanistan Krallığı topraklarına katılmış, Girit üzerindeki egemenlik hakları da kabul edilmiştir.

Yunanistan bütün bu kazanımlarla yetinmemiş, I. Dünya Savaşı’nda İngiltere, Fransa ve Amerika Birleşik Devletleri’nin desteğiyle “Megali İdea”yı gerçekleştirmek için Batı Anadolu ve Trakya’yı işgal etmiştir. Türk halkına karşı büyük katliamlar yapmıştır. Bu yanlış siyaseti sonucunda, Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğindeki Kurtuluş Savaşı’yla ağır bir yenilgiye uğramıştır.

Atatürk, Yunanlılardan intikam alma yerine, daima dostluk elini uzatmıştır. Ancak 30 Ocak 1923’te iki ülke arasında imzalanan Türk ve Rum Nüfus Mübadelesine İlişkin Sözleşme ve Protokol”ün uygulanışında ortaya çıkan problemler, “Azınlıklar”, “Fener Rum Patrikhanesi”, 1930 yılına kadar Türk-Yunan ilişkilerini olumsuz olarak etkilemiştir.

1930’lu yıllarda Almanya’da Hitler tehdidi, özellikle İtalya’da Mussolini’nin Akdeniz’deki nüfus sahasını genişletmeye başlaması ve Bulgaristan’ın revizyonist tutumu her iki ülkeyi birbirine yakınlaştıran temel unsur olmustur.10 Haziran 1930’da Ankara Antlaşması’yla, iki ülke arasındaki nüfus mübadelesi ile ilgili sorunlar çözüme kavuşturulmuştur. Türkiye ile Yunanistan arasında 1930 Dostluk, Tarafsızlık, Uzlaştırma ve Hakemlik Antlaşması, 14 Eylül 1933’de Samimi Pakt imzalanmıştır. Atatürk’ün Selanik’te doğduğu ev, 1933 yılında kamulaştırılarak müze haline dönüştürülmüştür. Yine aynı yıl İstanbul’daki Ayasofya Camisi Atatürk’ün kararı ile müze haline dönüştürülmüştür. Karşılıklı bu jestler ve barış havası içinde Venizelos 12 Ocak 1934 yılında Nobel Ödülü Komitesi’ne yazdığı bir mektupla, barış ödülünün Atatürk’e verilmesini önermiştir.

9 Şubat 1934 tarihinde Türkiye, Romanya, Yugoslavya ve Yunanistan’ın katılımıyla Atina’da Balkan Atlantı imzalanmıştır. Balkan Atlantı, 1941 yılına kadar varlığını sürdürmüş ve en azından Bulgaristan’ın yayılmacı emellerine set çekebilmiştir. Türkiye ile Yunanistan arasında 1930 Dostluk, Tarafsızlık, Uzlaştırma ve Hakemlik Antlaşması ile 1933 Samimi Pakta 27 Nisan 1938 tarihinde bir ek antlaşma imzalanmıştır.

Türkiye, II. Dünya Savaşı’nda işgale uğrayan, harp sonrası iç savaşa sürüklenen ve perişan hale düşen Yunan halkına ekonomik yardımda bulunmuştur. Savaştan sonra 1947 Paris Anlaşması’yla 12 Ada olarak bilinen Ege Adaları Yunanistan’a verilmiştir.

Demokrat Parti Dönemi (1950-1960) Türk -Yunan ilişkileri, 1950-1954 yılları arasında ABD’nin ve NATO’nun etkisiyle nispeten olumlu bir seyir izlemiştir. Ancak İki ülke İlişkileri, 1954-1960 aralığında ise Kıbrıs Meselesi nedeniyle olumsuz bir seyir izlemiştir.

İki ülke ABD’nin desteğiyle 1952 yılında NATO’ya dahil edilmiştir. Türkiye ve Yunanistan 1953 yılında Balkan Paktı ve 1954 yılında Balkan Paktı’nın tamamlayıcısı olarak Bled Antlaşması’nı imzalamışlardır.

Yunanistan, 21 Ağustos 1954 yılında Kıbrıs meselesini ilk defa Birleşmiş Milletler gündemine taşımıştır. Kıbrıs Adası’nın Kıbrıs halkı arasında ortak yönetimini öngören Zürih ve İngiltere’nin de katılımıyla Londra Anlaşmaları 1959 yılında imzalanmış ve 1960 yılında Bağımsız Kıbrıs Cumhuriyeti kurulmuştur.

1960 yılından sonra da Yunanistan Kıbrıs’la ilgili “Enosis”(ilhak) iddialarından vazgeçmemiştir. Kıbrıs’ta Yunanistan’ın desteğiyle Kıbrıs Türklerine karşı tedhiş Hareketlerine devam edilmiştir. 1963 Aralık ayında Rumlar Kıbrıs’ta birçok Türk’ü katlettikten sonra(Kanlı Noel), adada İngiliz generalin komutasında Barış Gücü konuşlanmıştır. Türkiye, 1974 yılında “Kıbrıs Barış Harekatı’nı yapmak zorunda kalmış, Yunanlıları Kıbrıs’ta ağır bir yenilgiye uğratmıştır. 1974 yılında Yunanistan, NATO’nun askeri kanadından ayrılmış ve Türkiye’ye karşı ASALA ve PKK gibi terör örgütlerine yardım ve yataklık yapmaya başlamıştır. 1980 yılında Yunanistan, Türkiye’nin desteğiyle NATO’ya geri dönebilmiştir.

1980-1990 arası dönem iki ülke arasında uyuşmazlıkların tırmanma gösterdiği ve çatışma riskinin arttığı bir dönem olmuştur. Yunanistan, 1981-1990 yılları arasındaki dış politikasını “Türk Tehdidi” eksenine oturtan Başbakan Andreas Papandreou iktidarında, 1983 Limni ve 1987 Kıta Sahanlığı bunalımlarının ardından iki ülke arasında diyalog ve güven arttırıcı önlemler alınmaya başlamıştır. Bu bakımdan Papandreou liderliğindeki PASOK’un Türkiye ile diyalogdan kaçınması ve Yunanistan’ın ulusal bütünlüğü ve yaşamsal çıkarlarına yönelik tehdidin doğudan değil Türkiye’den geldiğini belirtmesi, diyaloğun kurulabilmesini güçleştirmiştir. 27 Mayıs 1988 tarihinde imzalanan Papulias ve Yılmaz Mutabakatı ile her iki taraf birbirlerinin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne ve Ege’nin açık deniz alanlarını ve uluslararası hava sahasını kullanma haklarına saygı gösterilmesi yükümlülüğünü dile getirmişlerdir. Başbakan Turgut Özal’ın Atina ziyaretinde, 8 Eylül 1988 tarihli İstanbul “Uluslararası Hava Sahası ve Açık Denizlerde Kazaların ve Olayların Önlenmesine İlişkin İlkeler Mutabakatı” imzalanmıştır.

Yunanistan’da Yeni Demokrasi Partisi, 1990-1993 yılları arasındaki kısa hükümeti döneminde, Türkiye ile diyalog arayışları içerisine girmiş, ancak bu arayışlar, 1993 yılında Andreas Papandreou başkanlığındaki PASOK’un tekrar iktidar olmasıyla son bulmuştur.

Andreas Papandreou, 1996 yılına kadar sürecek Başbakanlığı döneminde de, “Türk Tehdidi” söylemini yeniden benimsemiş ve böylelikle iki ülke arasındaki ilişkileri gergin tutmuştur. Papandreu döneminde, 1982 BM Deniz Hukuku Sözleşmesi'nin 1 Haziran 1995'te Yunan parlamentosu tarafından onaylanmasıyla bu ülkenin kara sularını 12 mile çıkarma kozunu Türkiye'ye karşı daha ciddi bir şekilde oynama arzusu ortaya çıkmıştır.

1996 yılında Türkiye ile Yunanistan’ı savaşın eşiğine dek getiren Kardak kayalıkları için patlak veren kriz, Türkiye’nin dikkatini Ege’de “aidiyeti belirsiz” olarak nitelediği ada, adacık ve kayalıklara çevirmesine neden olmuştur. Güven arttırıcı bir başka girişim ise, 1996 Kardak bunalımı sonrasında 8 Temmuz 1997 tarihinde, iki ülke arasında Madrid Deklarasyonu kabul edilmiştir. Bu antlaşma, Yunanistan’a tek yanlı bir eylemde bulunmama yükümlülüğü, Türkiye’ye de askeri kuvvet kullanma tehdidinde bulunmama yükümlülüğü getirmektedir.

Türk-Yunan ilişkileri 1999 yılı ikinci yarısı itibariyle işbirliği ve diyaloğa dayalı yeni bir döneme girmiştir. Bunun ardından Türkiye Yunanistan’a terörizmle mücadele konusunda bir anlaşma imzalanması önerisinde bulunarak taraflar arasında iş birliği ve diyalog sürecinin başlatılmasının yolunu açmıştır. 2002 sonrası süreçte dış politikada komşularla sıfır sorun politikası bağlamında Türkiye komşusu Yunanistan’ı tehdit tanımının dışına çıkararak işe başlamıştır. 6-8 Mayıs 2004 tarihlerinde on altı yıl aradan sonra bir Türk Başbakan’ın Yunanistan’a ilk resmi ziyareti gerçekleştirmesi ve Batı Trakya’nın ziyaret edilmesi, Türk-Yunan ilişkileri açısından yeni bir dönüm noktası olarak değerlendirilmiştir. 23-25 Ocak 2008 tarihlerinde 49 yıl aradan sonra Yunanistan’dan Kostas Karamanlis tarafından başbakan düzeyinde Türkiye’ye ilk ziyaret gerçekleştirilmiştir. Bunu 9 Ekim 2009 tarihinde İstanbul’da düzenlenen Güney Doğu Avrupa Ülkeleri Gayri Resmi Dışişleri Bakanları toplantısı vesilesi ile göreve başladıktan sonra ilk yurtdışı ziyaretini Türkiye’ye yapan Başbakan Yorgo Papandreu’nun ziyareti izlemiştir. 1999 yılının ikinci yarısında başlayan yumuşama döneminde, iki ülke arasındaki sorunların diyalog yoluyla ele alınması amacıyla siyasi istişareler, istikşafı temaslar, Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi (YDİK) gibi çeşitli mekanizmalar geliştirilmiş ve üst düzey ziyaretler artış göstermiştir. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN'ın, 7-8 Aralık 2017 tarihlerinde Atina ve Gümülcine’yi kapsayan bir program çerçevesinde Yunanistan’a gerçekleştirdiği resmi ziyaret, iki ülke arasında Devlet Başkanı düzeyinde 1952 yılından beri yapılan ilk resmi ziyareti teşkil etmiştir. Yunanistan Başbakanı Aleksis Çipras 5 Şubat 2019 tarihinde Türkiye’ye bir çalışma ziyareti yapmıştır.

 

Bütün bu olumlu gelişmelere rağmen Yunanistan Türkiye’nin aleyhindeki faaliyetlerine devam etmiştir. 27 Kasım 2019’da Türkiye-Libya arasında imzalanan Münhasır Ekonomik Bölge(MEB) Sınırlandırma Mutabakat Muhtırası imzalanmış, Türkiye Akdeniz’de petrol ve doğalgaz arama çalışmalarına başlamıştır. Bunun üzerine Yunanistan, İsrail, Güney Kıbrıs ve Mısır arasında AB’nin de teşvikiyle Türkiye’ye karşı ittifak oluşmuştur. Yunanistan, İsrail ve GKRY, Doğu Akdeniz doğalgazının, Akdeniz altında yapılacak boru hattıyla Avrupa'ya ulaştırılmasını hedefleyen projenin anlaşmasını 2 Ocak 2020’de Atina'da imzalamıştır. 10 Ağustos 2020’de Yunanistan-Mısır ile MEB Sınırlandırma Anlaşması imzalanmıştır. Anlaşmaya Birleşik Arap Emirlikleri(BAE) de destek vermiştir. Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de yaşadığı izolasyondan istifade ederek Yunanistan Başbakanı Mitsotakis, 26 Ağustos 2020’de Karasularının 12 mile çıkması konusunu tekrar gündeme getirmiş, Türk-Yunan İlişkilerinde yeni bir kriz yaratmıştır.

Türkiye ve Yunanistan arasında yaşanan karasuları sorununun temelinde Lozan Barış Antlaşması ile Ege Denizi'nde tesis edilen dengenin zaman içerinde Yunanistan lehine bozulması yatmaktadır.

Yunanistan, Lozan’da 3 mil olarak belirlenen karasularını 1936 yılında tek taraflı 6 deniz miline çıkarmış, o dönem Türk-Yunan ilişkilerine hâkim olan olumlu hava nedeniyle Türkiye, bu karara itiraz etmemiştir. Türkiye de 1964 yılında Kıbrıs sorunu nedeniyle Yunanistan’ın Anadolu kıyılarına yakın adaları silahlandırması sonrasında karasularını 6 deniz miline çıkarmıştır. 1974 Kıbrıs Barış Harekatı’ndan sonra Yunanistan Ege Denizi’nde açık deniz alanı olarak kabul edilen alanların büyük bir kısmını kendi egemenliğine almak için, karasularını 12 deniz miline çıkarma girişiminde bulunmuştur. Türkiye, 15 Nisan 1976 tarihinde Yunanistan’ın bu girişimini “savaş sebebi (casus belli)” sayacağını bildirmiştir.

1982 BM Deniz Hukuku Sözleşmesi'nin 1 Haziran 1995'te Yunan parlamentosu tarafından onaylanmasıyla bu ülkenin kara sularını 12 mile çıkarma kozunu Türkiye'ye karşı daha ciddi bir şekilde oynama arzusu ortaya çıkmıştır. TBMM 1995 yılında aldığı kararla, Yunanistan'ın karasularını 12 mile çıkartmasının bir savaş nedeni olacağını duyurmuştur.

Yunanistan karasularını 12 mile çıkarırsa; Türk kara sulan %7.47’den % 8.76’ya çıkarken, Yunan kara sulan yaklaşık %30’luk bir artışla % 43.68'den % 71.53’e yükselecek, açık deniz alanları ise, yaklaşık %30’luk bir daralmayla %48.85’den %19.71’e inecektir .

Karasuları konusunda statükoyu koruyan en önemli tedbir, Türkiye’nin ilan ettiği Casus Belli (savaş sebebi)’dir. Son yüzyıl içinde adaları kaybeden Türkiye, 12 mil meselesiyle de Ege Denizi üzerinde olan hakkını yitirecektir. Yunanistan'ın istediği 12 millik Karasuları hakkı kabul edilirse Adalar(Ege) Denizi “Yunan Denizi” haline gelecektir.

Yunanistan, her dönemde Türklerin en buhranlı günlerini, “Megali İdea”sını gerçekleştirmek için bir fırsat olarak değerlendirmiştir. Türkiye ile Yunanistan arasındaki başlıca gerginlik noktaları; Kıbrıs, Egeden kaynaklı sorunlar(adaların silahlandırılması, karasuları, kıta sahanlığı, hava sahası, FIR hattı) ve Azınlıklar’dır. Diğer taraftan Yunanistan’ın, Türkiye aleyhine faaliyet gösteren terör örgütlerine verdiği destek, lobilerinin Türkiye aleyhtarı girişimleri, Türkiye’ye yönelik kurmaya çalıştığı ittifaklar ve ikili meseleleri Avrupa Birliği platformuna taşıma amacı, her ne kadar Atina tarafından kabul edilmese de Türkiye açısından, iki ülke münasebetlerindeki diğer sorunları oluşturmaktadır.

Yunanistan, AB üyeliğini, birliğe adaylık sürecinde bulunan Türkiye’ye karsı bir koz olarak görmekte ve bunu zaman zaman kullanmaktan da çekinmemektedir. 1999 Helsinki Zirvesi’nden sonra Ege sorunları AB’nin de gündemine girmiştir. Helsinki Zirvesi’nde alınan karar gereğince, mevcut durumun Uluslararası Adalet Divanı’na götürülmesi her an gündeme gelebilecektir.

Yunanistan, tarafların sorunlarını Uluslararası Adalet Divanı’na götürmek isterken Türkiye, tüm sorunların bir paket halinde karşılıklı müzakereler yoluyla çözülmesini istemektedir. Sorunların çözümlenmesinde kullanılacak yöntem konusunda da bir uzlaşma noktasına varılamamaktadır.

Etnik-i Eterya”nın çalışma programını ve hedeflerini dış politikasına ilke edinmiş olan Yunanistan Hükümetleri, Türkiye’ye karşı izledikleri yayılmacı politikalarında her araca başvurmuş, dini, askeri, siyasi ittifaklar aramışlardır. Yunanlılar, güçlü ve yaygın bir propaganda çalışması ile hemen hemen her dönemde batı kamuoyunun ve devletlerinin maddi ve manevi desteklerinden yararlanmışlardır.

 “Megali İdea”yı gerçekleştirme yolunda, Yunanistan’ın attığı adımları küçümsemek; tarihi gerçekleri inkâr etmek demektir. Türkiye’nin dış politikada güçlü olması, birlik ve beraberliğini korumasına bağlıdır. Türkiye, Yunanistan politikasını kısa-orta-uzun vadeli olarak planlamalı, psikolojik savaş tekniklerini kullanmalı, zamanın ve şartların gereklerine göre hareket etmelidir. Yunanistan’a hiçbir zaman güvenilmemesi gerektiğini tarihi bir gerçek olarak aklından çıkarmamalıdır.

 

Kaynakça:

AKANDERE, Osman, SEMİZ, Yaşar, Milli Mücadele ve Türkiye Cumhuriyeti Tarihi, Eğitim yay.,Konya, 2018.

AKSU, Fuat, Türk-Yunan İlişkilerinde Güvenlik ve Güven Arttırma Çabaları, Ayraç yay., Ankara, 2003.

CLOGG, Richard, Modern Yunanistan Tarihi, Dilek Sendil (çev.), İletisim Yay., İstanbul, 1997.

ERAN, Yavuz, “Tarih Boyunca Türk-Yunan ilişkileri”, Gn.Kur. ATASE Bşk.lığı Yayınları, Ankara, 1986.

DAYIOĞLU, Ali, “Yunanistan’la İlişkiler”, Baskın Oran (der.), Türk Dış Politikası, Kurtuluş Savaşından Bugüne Olgular, Belgeler, Yorumlar, Cilt III, İletişim Yayınları, İstanbul, 2013.

DURAN, Tülay, “Yunanistan’ı Adalar Siyasetine İten İlk Uygulama: İngiltere’nin Armağanı Yedi Ada”, Belgelerle Türk Tarihi Dergisi, Dün/ Bugün/ Yarın, Cilt. 7, Sayı. 40, (Ocak 1971).

Gnkur ATASE Başkanlığı, Türk Yunan İlişkileri ve Megalo İdea, Gnkur Basımevi, Ankara 1985.

GORCE, La, Çağlar Boyu Yunanlılar, Belge Yay., İstanbul, 1986.

GÖNLÜBOL, Mehmet, SAR, Cem, Atatürk ve Türkiye’nin Dış Politikası(1919-1938), AKDTYK Atatürk Araştırma Merkezi yay., Ankara, 1997.

GÜREL, Şükrü Sina, Tarihsel Boyut İçinde Türk Yunan İliskileri (1821–1993), Ümit Yayınları, Ankara, 1993.

ORTAYLI, İlber , İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı, Alkım Yayınevi, İstanbul, 2006.

ÖZEL, Sabahattin, Büyük Milletin Evladı ve Hizmetkarı Atatürk ve Atatürkçülük, Derin Yay., İstanbul, 2006.

“Rum-Helen-Yunan-Grek Tanımları ve Tarihsel Bağlamları”, 24 Kasım 2017, https://www.tesadernegi.org /rum-helen-yunan-grek-tanimlari-ve-tarihsel-baglamlari.html.

ÜÇOK, Coşkun, Siyasal Tarih (1789-1960), 2.baskı, Ankara, 1978.

UÇAROL, Rıfat, Siyasi Tarih, Üçüncü Baskı, Harp Akademileri Basımevi, İstanbul, 1985.

http://www.turkishgreek.org/den.html.

“Türkiye-Yunanistan Siyasi İlişkileri”, http://www.mfa.gov.tr/turkiye-yunanistan-siyasi-iliskileri.tr.mfa.

 

1 İsmail Soysal, Türkiye’nin Siyasal Antlaşmaları 1920-1945, Cilt I, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 2001, s. 464.

2 Sabahattin Özel, Büyük Milletin Evladı ve Hizmetkarı Atatürk ve Atatürkçülük, Derin Yay., İstanbul, 2006, s. 214-215

3 Mehmet GÖNLÜBOL, Cem, SAR, Atatürk ve Türkiye’nin Dış Politikası(1919-1938), AKDTYK Atatürk Araştırma Merkezi yay., Ankara, 1997, s.59-66.

 

4 Fuat Aksu, Türk-Yunan İlişkilerinde Güvenlik ve Güven Arttırma Çabaları, Ayraç yay., Ankara, 2003,

s.245.

5 İstanbul Sözleşmesi İlkelere ilişkin tam metni için bkz;http://www.turkishgreek.org/den.html.

6 8 Temmuz 1997 tarihli Madrid Deklarasyonu’nun tam metni için bkz; http://www.mfa.gov.tr.

 

7 Ali Dayıoğlu, “Yunanistan’la İlişkiler”, Baskın Oran (der.), Türk Dış Politikası, Kurtuluş Savaşından Bugüne Olgular, Belgeler, Yorumlar, Cilt III, İletişim Yayınları, İstanbul, 2013, s. 564-565.

8 “Türkiye-Yunanistan Siyasi İlişkileri”, http://www.mfa.gov.tr/turkiye-yunanistan-siyasi-iliskileri.tr.mfa.

 

SON GELİŞMELER IŞIĞINDA TÜRK-YUNAN İLİŞKİLERİ