Kategoriler: Dergi,
Alt Kategoriler: Eylül,

Türkiye’nin kendi savunma sanayisini geliştirmesinin Türkiye ve Dünyaya uzun vadede etkileri neler olacaktır?

Savunma sanayisi bir ülkenin bel kemiğidir. Bugün Türkiye’nin savunmada kendi kendine yeterlilik seviyesi %70’lerin üzerindedir. Bu coğrafyada ayakta kalabilmek için önleyici, caydırıcı ve etkin olmak zorundasınız. Türkiye’nin savunma sanayisini geliştirmesi kendisi kadar çevre ülkelerin de faydasınadır. Çünkü biz işgalci ve sömürgeci bir devlet karakteri taşımıyoruz. Ancak bu bölge için işgal ve sömürü politikalarını uygulayan ve uygulama gayretinde bulunan çok ülke var. Dolayısıyla bölgede caydırıcı unsur olarak güçlü bir devletin bulunması Orta Doğu’nun güvenliği için de önem arz eder. Savunmada ne kadar yerli olunursa, küresel arenada da o kadar etkili bir güç olursunuz. Tıpkı ekonomi gibi savunma da bağımsız ve yerli dinamikler üzerinde yükselirse anlam kazanır. Savunma sanayisinde uzun vadeli politikalar aşağı yukarı bellidir. Gelişen teknoloji ile tehdit algıları da değişiyor. Bunu kontrol etmek gerekiyor. Terörle mücadele, terörü destekleyenle mücadele, çevre ülkelerde yaşanan iç savaşlar, oluşan yeni ittifaklar, değişen ekonomi paradigması…vs. tüm bunlar karşısında iki temel unsuru konsolide etmek ve derinleştirmek zorundayız. Bunlardan biri ekonomi, diğeri de savunma sanayi. Bu anlamda savunma sanayisinde geçmişe nazaran çok ilerideyiz. Bizim savunmada ileri olmamız kendimize yetebilmemiz ve özellikle silah satışları noktasında dünyada pazar payımızı mümkün olduğunca artırmamız en az politika kadar önemli ve etki gücü yüksek bir ayraçtır

Türkiye, yaptığı hamlelerle, dünyanın en büyük on silah ihracatçısı hedefine hızla yaklaşıyor. Bu durum başka ülkeler nezdinde bir rahatsızlık doğuruyor mu?

Hiçbir devlet başka bir devletin savunma sanayisinde %100 yerli olmasını istemez. Bunu bir kere anlamak gerekiyor. Yani biz yerli savaş uçağı uçuracağız, yerli SİHA yapacağız, yerli tüfek üreteceğiz, helikopter, tank yapacağız deyince bizi alkışlamalarını bekleyemeyiz. Rahatsızlık olması gayet normaldir.

Önemli olan bu rahatsızlıkların dönüştüğü refleksleri yönetmektir. Yani bizim bugün silah ihracatımız %170’lerin üzerine çıkmış durumda. Bu pazarda Türkiye’nin payı hızla yükseliyor. Henüz istediğimiz seviyelerin altındayız. Ancak böyle giderse orta vadede önemli silah üreticilerinden biri olacağız.

Küresel ölçekte silah ihracatında ipi göğüsleyen ülkeler ABD, Rusya, Fransa ve Çin’dir. ABD tek başına küresel silah pazarının %36’sına sahip. Rusya %20’lerde. Bu ülkelere baktığınızda bir şeyi daha görüyorsunuz. Küresel politikayı yönetmek ve gündem oluşturma kapasitesi. Demek ki ekonomi ile birlikte güçlü bir silah sanayisine sahip olmak ve uluslararası silah ticaretinde önemli satıcı olmak da gerekiyor. Alıcılara baktığınızda ise Orta Doğu haritası gözünüzün önüne geliyor. Suudi Arabistan başta olmak üzere, bizim de en çok silah ihracatı yaptığımız Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeler var. Yani parası var teknolojisi yok veya yaptırmıyorlar. Dünyada birkaç ülke silah pazarını elinde bulundurmak istiyor. Parası olan ülkelere veya çevresinde suni oluşturulan tehditlere karşı kendini savunmak isteyen ülkelere silah satıyorlar. Bu satışlar normal bir seyir de izlenmiyor. İhtiyaç doğmuyor, zorla hissettiriliyor. Dolayısıyla silah ticareti aynı zamanda politikalara ve ülkelerin yönetimlerine etki edecek kadar derin ve karmaşık ilişkiler barındıran yarı saydam bir sektör. Bizim son 5 yılda silah ithalatımızda %25’lere varan bir azalma söz konusu. Bunun nedeni hem üretiyor olmamız hem de ABD tarafından askıya örtülü şekilde uygulanan silah satışına yönelik engeller. Buna ambargo demiyorlar çünkü ambargo koymak 20. yüzyılda belki etkili bir politikaydı ancak bu yüzyıl bilgi ve teknolojinin hızlı transfer edildiği bir dönem. Dolayısıyla bize şundan 10 yıl önce 2 tane predatör vermeyen ABD, bugün İHA’lardan SİHA’lardan rahatsız oluyor. Neden? Çünkü uyguladığı ambargo ters döndü ve Türkiye’nin sahip olmasını istemedikleri predatörün çok daha donanımlı ve kabiliyetlisini kendimiz ürettik. O nedenle bu yüzyıl ambargo yüzyılı değildir. Paradigma değişti, tehdit algıları değişti.

Türkiye’nin NATO standartlarının ötesinde, silah ve savunma çeşitliliğini farklı ülkelerle iş birliği yaparak geliştirmesi doğru bir hamle mi?

Türkiye bağımsız, egemen bir devlettir. Bize düne kadar NATO üzerinden koyulan kısıtlara en başından beri bakarsak, 1952’den beri NATO’nun Türkiye’nin menfaatine yönelik dişe dokunan bir kararının olmadığını görürüz. NATO’nun en büyük askeri gücü olan Türkiye ne Suriye iç savaşında yaşadığı tehditler konusunda ne de Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekatlarında NATO’dan beklediği ölçüde bir destek görmemiştir. Biz, Kuzey Atlantik Paktı ile ilgili üye olduğumuzdan beri her türlü sorumluluğu yerine getirmemize rağmen, aynı şeyi konu Türkiye olunca Pakt’tan görmedik. 1964 Kıbrıs çıkarmasını engelleyen meşhur Johnson Mektubu bunun en bariz örneğidir. İçeriğine bakın, “Kıbrıs’a çıkarsan Sovyetler sana savaş açar, Sovyet sana savaş açarsa NATO olarak seni korumam” diyor. Bizim Doğu Akdeniz’de menfaatlerimizi koruması gerekirken, yine bizi Sovyet rejimi ile tehdit ediyor. Kim? NATO. NATO’nun misyonu ne SSCB’nin yayılmasını önlemek. Yani ne kadar trajikomik değil mi? Biz 10 yıl sonra 1974’te Kıbrıs’a girince de ne yaptılar? ABD kongresi silah ambargosu kararı aldı. 1990’lı yıllar.. Türkiye’de PKK terörü ocaklara ateş düşürüyor. Ve devlet de tüm gücü ile terör örgütü PKK ile mücadele ediyor. NATO ittifakımız Almanya ne yapıyor? Siviller katlediliyor diyerek bize silah ambargosu koyuyor. Terörle mücadele eden bir NATO ittifakına bir başka NATO üyesi silah ambargosu uyguluyor.

En son Suriye meselesinde de hepimiz gördük. Dolayısıyla şimdi şöyle bir düşünelim; Türkiye silah portföyünü genişletmesin, NATO envanteri içinde kalsın, o da silah satarlarsa tabii, kaç kez Patriot istedik verdiler mi? Böyle bir şey mümkün müdür? Yani bir taraftan terörle mücadele edeceksin, bir taraftan sınırında 7 yıldır bir savaş yaşanıyor. Ve sen hava savunma sistemi istiyorsun ama hem kurmuyorlar hem de satın diyorsun satmıyorlar. Yani böyle bir çarpıklık, böyle bir iki yüzlülük olabilir mi? Sonra da çıkıp Rusya’dan S400 alırsan F35 vermem diyorsun. Oh ne güzel. İsrail’in işine gelir. Zaten istemiyorlardı F35’te olmamızı S400’ler bahanesi oldu.

 


SAVUNMADA ETKİLİ OLAN, KÜRESEL ALANDA DA ETKİLİ OLUR