Kategoriler: Savunma,
Alt Kategoriler: Eylül,

Bölgesel çatışmaların arttığı, ekonomik ve siyasi ağırlık merkezlerinin yer değiştirdiği ve bu şekilde çok kutupla bir geleceğe doğru ilerleyen dünyamızda, savunma sanayinde ve teknolojilerinde yerlileşmesini sağlayamamış, dışa bağımlı ülkelerin, bu konuda ilerlemiş küresel güçlerin etki alanına girdikleri, varlıklarının ve ekonomilerinin güvenliğini sağlayamadıkları bilinen bir gerçektir. Türkiye’nin bölgesinde etkinliğini artırması için savunma sanayisinde dışa bağımlılığını azaltması, yerlilik oranı yüksek ve katma değeri olan savunma sanayi ürünleri geliştirmesi gerekmektedir.

 

1. TÜRK SAVUNMA SANAYİNE TARİHSEL BAKIŞ

1.1 Osmanlı Dönemi Öncesine Kısa Bakış

Tarih sahnesine M.Ö 2.000 yıllarında çıkan Türklerin, tarih boyunca kazandıkları büyük zaferlerin temelinde, onların savaşlardaki üstünlükleri yanında, kullandıkları silahlar ve bu silahların diğer benzerlerinden daha etkili olmasını temin eden, teknik özellikleri de vardır.

Türk Milletinin en önemli özelliği ve ölmeyen vasfı savaşçılık ve askerlik olarak ön plana çıkmıştır.

 Bu hususiyetler Türkleri, diğer milletlerden ve kültürlerden (Çin, Roma, Bizans) üstün tutmuş ve bu bakımdan silah, Türklerde bir kültür unsuru olarak ortaya çıkmıştır. Türk kültüründe silah sadece savaş zamanlarında değil, aynı zamanda barış dönemlerinde de, günlük hayatta kullanılan ve vazgeçilmez bir aksesuar olarak Türk milletiyle adeta bütünleşmiştir.

Eski Türklerin ilk devletleri, Birinci Göktürk, İkinci Doğu Göktürk ve Batı Göktürk kağanlıkları, gelişmiş silah üretim teknolojisi ve eğitimli savaş atlarıyla örnek teşkil etmekteydiler. Yakın ve uzak taktiklerde kullanılan savaş silahlarının birçok çeşidi, yaylar, oklar ve hançerler Orta Çağ'a en uygun şekilde geliştirilmiştir. Demir başlıklar ve vücudu koruyan kıyafetleri askerlerin savaşta vazgeçilmez aksesuarları olmuştur. Savaş atları için de özel sert palan ve üzengi kullanılmaktaydılar. Bu usul aslında, atlının rahat etmesi ve savaş alanında ön cepheyi daha rahat görebilmesi için düşünülmüştü. Savaşta, atlının rolü çok büyüktü. Atlı birlikler özel koruyucu kıyafetleri ve kullandığı silahlarla ordunun direği olarak nitelendirilmekteydiler

Türklerin, Orta Asya’dan batıya doğru yayılmaları ve bu rota üzerinde devletler kurmalarında taktik yetenekleri, savaş becerisi, teşkilatlanma kabiliyetinin yanı sıra sahip oldukları savaş aletlerinin çağına göre üstün özellikleri de yatmaktadır.

 

1.2 Osmanlı Dönemi Savunma Sanayi

Osmanlı Devleti’nde askerî malzeme üretiminin tarihi Yıldırım Bayezid döneminde Gelibolu’da kurulan baruthane ile başlatılabilir. Müteakip yıllarda Mısır, Temaşvar, Selanik, Bor, Bağdat ve İstanbul’un çeşitli bölgelerinde kurulan çok sayıda baruthanede barut üretimi yapılmıştır.

Osmanlı İmparatorluğu’nun yükselme devrinde top ve savaş gemileri gibi çağın en önemli harp araç ve gereçleri tamamen yerli imkânlarla üretilmiş, “Tophane-i Hümayun” İmparatorluk silah sanayiinin temelini oluşturmuş ve bir defada 1060 top döküm ve ayda 360 kg barut üretim kapasitesine ulaşılmıştır. Ayrıca, savaş gemisi üretim kapasitesi ve teknoloji düzeyi de Avrupa ülkelerinin çok ilerisinde olmuştur. İnebahtı Savaşı’nda tamamen yok olan donanmanın, beş aylık bir dönemde 200 gemi olarak yeniden inşa edilmesi, Osmanlı tersanelerinin üretim kapasitesinin boyutunu ortaya koymaktadır. 

 Osmanlı ordusunda kullanılan ateşli silahların tamamı Osmanlı topraklarında üretilmiş, diğer yakın muharebe silahları yüzyılların birikimi ile Osmanlı ustalarının ellerinde şekillenmiştir. Yeniçerilerin yakın muharebede kullandıkları yatağan tabir edilen palaların Muğla’nın Yatağan ilçesinde üretildiği bilinmektedir. Ancak, Avrupa’da sanayileşme ve teknolojinin gelişmesi ile birlikte Avrupa ordularının kullanmış oldukları ateşli silahlarda ve toplarda üstünlük sağlayıcı gelişmelerin olduğu duraklama devrinde yapılan savaşlarda görülmüştür.

Bernard Lewis‘e göre Türkler, ilk defa 1683 II. Viyana kuşatmasındaki başarısızlıktan sonra ordunun Batı standartlarında modernleştirilmesine ve savunma sanayiinin çağa uygun geliştirilmesine karar vermişlerdir.

Osmanlı İmparatorluğunda sanayileşme kaygısının ilk ortaya çıktığı dönem ise 18. yüzyıl sonlarıdır. Bu çerçevede devletin sanayileşme amacıyla fabrika açma gayretleri aslında 1790-1804 arasında askerî teçhizat imali için birçok fabrika kuran ve modernize eden III. Selim ile başlamaktadır. Osmanlı Devleti’nin fabrikalar kurma çabalarının en önemli ekonomik gerekçeleri arasında; askerî ihtiyaçların yurt içi üretimle karşılanması yoluyla tasarruf sağlanması ve yurtdışına gidecek olan akçenin dahil-i memalikde kalması, kârlı birer kuruluş haline gelerek devlete gelir sağlaması ve ülkenin sanayileşmesine yapacağı potansiyel katkılar bulunmaktaydı.

Şekil-1 Matrakçı Nasuh’un* 1534-1537 yıllarında çizdiği İstanbul minyatüründe Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılmış olan üç bacalı Tophane-i Amire binasının detay çizimi. 

Söz konusu dönemde muteber olan ‘’ akçenin dahil-i memalikde kalması,’’ düşüncesi ve hedefi günümüzde de geçerliğini korumaktadır.

I.Dünya Savaşında Osmanlı Devletinin maliyesi ekonomik ve teknolojik imansızlıklar nedeniyle borç altındadır. Savaşı ancak Alman askeri yardımları ile sürdürebilmektedir. Osmanlı ordusunda görev yapan Alman General Liman Von Sanders anılarında "...Piyade cephanesi yeter derecede sağlanabiliyordu, ama topçu cephanesi başlangıçtan beri çok azdı. O sıralarda Türkiye'de topçu cephanesi yapan fabrikalar bulunmadığı gibi, tarafsız memleketler de kendi arazileri üzerinden Alman cephanesi sevkine müsaade etmiyorlardı. Bu sebeple, daha ilk günlerden itibaren Türk topçusu cephane harcamaktan kaçınıyordu. Karşı tarafın alabildiğine ve hesapsız harcamasına karşı, Türklerin bu yoksunluğunun nasıl güçlük yarattığı kolayca anlaşılır.’’ demektedir. Alman cephanesi ile savaşı sürdürmeye ve topraklarını korumaya çalışan bir ordunun ne derece başarılı olabileceği I.Dünya Savaşının neticesine bakıldığında daha iyi anlaşılabilir.

1.3 Cumhuriyet Dönemi Savunma Sanayi

Cumhuriyet döneminde savunma sanayii, topyekûn sanayileşme ve kalkınma hareketinin önemli bir parçası olarak kabul edilmiş ve bu doğrultuda ilk planlı dönemde savunma sanayiinin devlet eliyle geliştirilmesi öngörülmüştür. Karşılaşılan tüm iktisadi ve teknolojik olumsuzluklara rağmen, Cumhuriyet’in ilk yıllarında ulusal savunma sanayi bakımından temel oluşturacak nitelikte bazı yatırımlar yapılmış, başta 1921 yılında Askeri Fabrikalar Genel Müdürlüğü’nün kuruluşu olmak üzere, özellikle silah-mühimmat ve havacılık sektörlerinde önemli girişimlerde bulunulmuştur. 1924 yılında Ankara’da hafif silah ve top tamir atölyeleriyle fişek fabrikaları, yine aynı yıl Yavuz zırhlısının bakımı amacıyla Gölcük Tersanesi kurulmuştur.

Cumhuriyet dönemi içerisinde günümüzdeki MKE’nin (Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu) temelleri mütareke yıllarına ve kurtuluş savaşına denk gelen günlerde İstanbul’dan Anadolu’ya kaçırılan imalathane ve tezgahların Ankara civarında kümelenmesi ile atılmıştır.

Özel teşebbüslerin yanı sıra devlet eliyle 1929  yılında Kırıkkale Mühimmat Fabrikası, 1935’de Ankara’da Gaz Maskesi üretimi için Mamak Gaz Maske Fabrikası, 1936’da Kırıkkale’de Barut, Tüfek ve Top Fabrikaları başta olmak üzere toplam 8 fabrika kurulmuştur.

1950’li yıllarda MKE Kurumu tarafından üretilen tek motorlu UĞUR-44 adı verilen uçak üretimi yapılmıştır.

1.3.1.Özel Sektör Silah Sanayi Çalışmaları

Şakir ZÜMRE; Türkiye'nin ilk ve en büyük  özel sektör savunma sanayi fabrikasının temelleri 1925 yılında Şakir Zümre tarafından İstanbul Haliç'te ve tamamı yerli sermaye ile atılmıştır. Şakir Zümre istiklal savaşında yurtdışından gönderdiği cephaneler nedeniyle İstiklal Madalyası almaya hak kazanmıştır. Bulgaristan’dan getirttiği ustalar ve teknisyenler ile kurduğu fabrikada Türk Hava Kuvvetleri için uçaktan atılan bombalar üretmiştir.

 En önemli ekonomik katkısı 1937’de Yunanistan’dan aldığı 1.5 milyon liralık sipariştir. Ayrıca 2.Dünya Savaşı boyunca Polonya için uçak bombaları üretilmiştir. O yıllarda Şakir Zümrenin kurduğu bu fabrikada 2.000 kişi çalıştığı ve elde edilen teknolojik ilerleme düşünülürse çok önemli bir yerlileşme hareketi olduğu anlaşılabilir. Ancak 2.Dünya Savaşı sonrasında Marshall yardımlarının Türkiye’ye gelmesi ile zaten hammadde sıkıntısı çeken fabrika mühimmat üretimini durdurmuş, soba ve diğer ev aletleri yapımına dönmüştür. Şakir Zümrenin 1966 da ölmesini müteakip kapanmıştır.

Nuri KİLLİGİL;1930’lu yıllarda İstanbul’da Nuri Killigil tesisleri (Tabanca, Havan ve Mühimmat Üretim Tesisleri) de yine dönemin savunma sanayii alanında ilk özel firmaları arasında konumlanmıştır. Şakir Zümre silah fabrikasında olduğu gibi Nuri Killigil silah fabrikasında çalışanların neredeyse tamamının Türk olduğu bilinmektedir. Başlangıçta Türk Ordusunun elinde bulunan silah ve teçhizatın tamir ve bakımı için kurulmuş, ancak daha sonra tabanca, matara, demir çubuk, gaz maskesi ve mermi üretmeye başlamıştır. İlave olarak o yıllarda ekonomiye büyük katkısı olan bir ihracat faaliyetine başlamıştır. Mısır’dan 5.000 tabanca, Suriye’den  2.000 havan topu siparişleri almıştır.

02 Mart 1949 tarihinde İstanbul-Sütlücede bulunan Nuri Killigil silah fabrikasında sabotaj olduğu çok açık olan bir patlama olmuş, aralarında Nuri Killigil’in de olduğu 27 kişi ölmüştür. Patlamanın Suriye’nin siparişi olan 2 bin havan topunun imalatı sırasında olması, o günlerde bağımsızlığını ilan etmeye hazırlanan İsrail’in, sabotaj faaliyeti olduğunu akıllara getirmiştr. Nitekim İsrail bu olaydan 1 yıl önce yani 14 Mayıs 1948’de bağımsızlığını ilan etmiştir.  Bu patlama neticesinde O ana kadar bir gelişme kaydeden Türk Savunma Sanayi faaliyetleri durmuş, bu ihtiyaçlar Marshall yardımları ile karşılanmaya başlanılmıştır. Nuri Killigil ismi savunma sanayinde bizlere özgünlüğü çağrıştırmaktadır Zira onun Türk Subayları için ürettiği ‘’Nuri Killigil’’ tabancaları tasarımıyla hala özgündür.

1.3.2. Yerli  Uçak Üretme Çalışmaları

Birinci Dünya savaşında özellikle Irak ve Filistin cephelerinde verilen ağır zayiatın en önemli sebebi Osmanlı ordusunun yeterli seviyede hava gücüne sahip olmamasıdır. Özellikle Filistin cephesinde RAF ın etkili hava saldırılarına Osmanlı Ordusunun az sayıdaki hava gücü mukabele edememiş ve cephe yarılmıştır. Savaşın sonunda Mondros Ateşkes anlaşması imzalanmıştır. Birinci Dünya Savaşının kaderini havacılığın önemini kavrayan, kendi uçağını üreten teknolojik ve ekonomik yapıya sahip olan batılı ülkeler belirlemiştir.

Modern anlamda Türk havacılık sanayii faaliyetleri 1926 yılında Tayyare ve Motor Türk A.Ş.(TAMTAŞ)’nin kuruluşu ile başlamıştır. 1940 yılında Nuri Demirağ uçak fabrikası tarafından NUD-36 eğitim uçağı 24 adet imal edilmiş, 1944 yılında ise NUD-38 altı (6) kişilik yolcu uçağı üretilmiştir.

Nuri Demirağ bir söyleşide “Avrupa’dan, Amerika’dan lisanslar alıp uçak yapmak kopyacılıktan ibarettir. Demode tipler için lisans verilmektedir. Yeni icat edilenler ise bir sır gibi, büyük bir kıskançlıkla saklanmaktadır. Binaenaleyh kopyacılıkla devam edilirse, demode şeylerle beyhude yere vakit geçirilecektir. Şu halde Avrupa ve Amerika’nın son sistem tayyarelerine mukabil, yepyeni bir Türk tipi vücuda getirilmelidir.” demiştir. Bu sözden yola çıkılırsa günümüzde yerli savunma sanayini bekleyen riskler ve handikaplar anlaşılabilir. Özgün projeler ve tasarımlara daha o zaman Nuri Demirağ tarafından dikkat çekilmiştir. Basit taklitten ibaret üretim ve tasarımla kullanıcıların elinde çok kısa sürede sorun olabilecektir. İlk yerli yolcu uçağı, Beşiktaş Demirağ Uçak Fabrikasında (Almanya’dan ithal edilen motorla) imal edilmiştir

Türk Hava Kurumu tarafından 1941 yılında Ankara’da kurulan uçak fabrikası ise havacılık sanayiinde ilk büyük girişim olarak kabul edilmektedir. 1944 yılında üretime başlayan fabrikada çok sayıda eğitim uçağı, nakliye uçağı ve planör üretimi gerçekleştirilmiştir.

 1931 yılında tamamen Mil­li Sa­vun­ma Ba­kan­lı­ğı­na dev­re­di­len fabrika, 1935 yılına kadar üç fark­lı tip­te 50 adet pla­nör Türk­ku­şu üre­til­miş­tir. Zamanla Alman ve Polonyalı firmalarla lisans anlaşması yapan fabrika, Alman Got­ha 145 uçak­la­rın­dan 45 adet, Polonya PZL-24A-24C ti­pi 20 adet uçak üretmiş ve fabrika ayda 4 uçak üretebilecek kapasiteye erişmiştir. Atatürk'ün ölümünden sonra, fabrika hızını ve kapasitesini artırarak üretime devam etmiş ve 1939 yılında Türk Hava Kuvvetleri'nin idaresine geçmiştir. 1926'dan itibaren fabrikanın yaptığı uçak sayısı 150'yi geçmiş ve sadece yurtiçinde kullanılmamış, diğer ülkelere de gönderilmiştir. Hatta Hollanda gibi bazı Avrupa ülkeleri sipariş vermişlerdir.

 Kayseri Uçak fabrikasının kapasitesinin ve piyasadaki yerinin hızla büyümesi devam ederken 2. Dünya Savaşı'ndan sonra Amerikan Marshall yardımları ile ülkeye bol miktarda uçak girmiş ve yerli üretilen uçağa ilgi azalmış veya azaltılmıştır. Bundan sonra Türkiye üretmekten çok hazır almaya yönelmiş ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün büyük bir istek ve önemle kurmuş olduğu, devam etmesi halinde Cumhuriyet sanayisinin en büyük kalelerinden biri olacak olan Kayseri Uçak Fabrikası'nda üretimler durdurulmuş ve tesisler Kayseri Hava İkmal ve Bakım Merkezi ismini alarak uçak bakım ve onarım tesisi olmuştur. 

Türkiye’nin kendi uçağını üretmesi batılı sanayicileri ve uçak fabrikası üreticilerini endişelendirmiştir. Dönemin hükümetleri hibe almayı kabul edince ülkemizde Atatürk’ün direktifleriyle cumhuriyetten hemen sonra filizlenen ve 1940’larda meyvelerini veren havacılık sanayi yok edilmiştir.

Atatürk Bütün tayyarelerimizin ve motorlarının memleketimizde yapılması ve hava harp sanayinin de bu esasa göre inkişaf ettirilmesi icap eder sözü ile özellikle havacılık sanayine önem verdiğini belirtmiştir. Daha sonra özellikle; 2.Dünya savaşını müteakip Amerika’nın hibe gözüken Marshall yardımları bu gelişmeyi durdurmuş ama esasen hibe olarak alınan silah ve malzemelerin bakımı için oldukça fazla bütçeler harcanmıştır

2. SAVUNMA SANAYİ, EKONOMİ GÜVENLİĞİ İLİŞKİSİ

2.1 Ekonomi Güvenliği Kavramı ve Savunma Sanayi:

Soğuk savaş sonrası dünyanın gündemine oturan küreselleşme kavramı ile birlikte güvenlik kavramı da sadece askeri alanda olmaktan çıkmıştır. Uluslararası terörizm, dini fanatizm, büyük ve dramatik boyutlara ulaşan yoksulluk, çevre kirliliği, etnik kavgalar, insan neslini tehdit etmeye başlayan sanayi atıkları, nükleer, kimyasal ve biyolojik silahların varlığı, ciddi insan hakları ihlalleri ve nihayetinde ekonomi güvenliği kavramları güvenlik kavramı içine dâhil olmuştur.

Çok kutuplu hale gelen dünyamızda ülkelerin yeni mücadele alanları ortaya çıkmış askeri olmayan bu güvenlik alanları içinde ekonomi güvenliği kavramı ön plana çıkmıştır. Klasik tehditlere karşı ülkelerin aldığı önlemlerin yanı sıra ülkelerin ekonomik değerlerine içten ve dıştan gelebilecek her türlü farklı nitelikteki saldırılara karşı koyabilme yeteneği ekonomi güvenliğinin temelini oluşturmaktadır.

Türkiye’nin jeostratejik durumu, Avrupa ve Asya’yı birbirine ticari, kültürel ve ekonomik olarak  bağlayan bir konumda olması, dünya petrollerinin 3/2’sinin çıkarıldığı alanlara komşusu olması, doğunun enerji kaynaklarını batıya iletim hattı üzerindeki enerji koridorunda bulunması Türkiye’yi saldırılara maruz bırakmaktadır. Bu saldırıların başında ‘’Proje Örgütler’’ şeklinde tanımlayabileceğimiz PKK gelmektedir. En iyimser tahminlere göre PKK terör örgütünün Türkiye’nin ekonomisine  günümüze kadar verdiği zarar 300 Milyar Dolar olarak tahmin edilmektedir.

Gerek proje örgütleri gerekse ekonomik saldırılar vasıtasıyla yürütülen terör faaliyetleri Türkiye’nin iktisadi ve askeri anlamda ekonomi güvenliği ile ilgili yerli ve milli çözümleri üretmesini zorunlu kılmaktadır. Bu bağlamda Milli güvenlik açısından Türkiye’nin çıkarları; Türkiye’nin savunulması, elverişli dış ilişkiler ve düzenlemeler oluşturulması, ekonomik refahın sağlanması, demokratik değerlerin geliştirilmesi şeklinde dört ana kategoride toplanabilir.

Millî savunma politikalarının asıl amacı niteliksel üstünlüğe dayanarak caydırıcılığı en üst düzeye çıkarmak olduğundan ileri teknoloji ürünü sistemlerin Milli Savunma Sanayii tarafından üretilmesi dikkat edilmesi gereken bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Ülkelerin Yerli Savunma Sanayi-Milli Güvenlik ilişkisi Meşhur Asker-Politikacı De Gaulle’ tarafından da “Fransa’nın ülke güvenliği; silahlı kuvvetleri ile silahlı kuvvetlerin başkasından izin ve yetki almadan kullanacağı ileri teknoloji savunma sistemleri üreten millî savunma sanayiinin varlığına bağlıdır.” şeklinde ifade edilmiştir.

Günümüzde ülkelerin Ulusal Güvenlikleri ile Ekonomik Güvenlikleri iç içe geçmiş durumdadır. Son yıllarda dünyada bloklar arasında örtülü bir ekonomik savaş yürütüldüğünü söylemek çok doğru olacaktır. Nitekim bu husus,Amerika Birleşik Devletlerinin Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi-2017’de ilk kez  ’Ekonomik Güvenlik, Ulusal Güvenliktir.’’ başlığı yer almıştır. Başlık altında sayfa 17’de  ‘’Güçlü bir ekonomi Amerikalıları korur, Amerikan yaşam biçimini destekler ve Amerikan gücünün sürdürülmesini sağlar. Amerikan emekçileri, yeniliklere, gelişmelere ve doğal kaynaklara ulaşmada özgür olduklarında, aşırı regülasyonlardan ve haksız dış ticaret uygulamalarından arınmış pazarlarda faaliyet gösterdiklerinde gelişirler. Büyüyen ve yenilikçi bir ekonomi,  ABD’nin dünyanın en güçlü askeri gücü olmasını sürdürmesine ve ana vatanın korunmasına imkân verir.’’ şeklinde ifade edilmiştir.

Savunma sanayi alanındaki gelişmelerin ekonomi güvenliği ile ilişkisine veya diğer bir deyişle etkili ve güçlü bir savunmanın güçlü bir ekonomiye dayandığı gerçeğine verilebilecek çarpıcı bir örnek       01 Şubat 1981 tarihinde Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri arasında imzalanan Savunma ve Ekonomik İşbirliği Anlaşması (SEİA)’nın II Maddesi ‘‘Taraflar, ekonomi ve savunma konuları arasında yakın ilişkiler olduğunu ve sağlam bir savunmanın sağlam bir ekonomiye dayandığı gerçeğini kabul ederek ve Kuzey Atlantik Andlaşması Teşkilâtı'nın üyeleri olarak karşılıklı sorumluluklarını yerine getirebilmek için birbirlerine yardım etmek amacıyla Kuzey Atlantik Andlasmasının II. maddesinde öngörüldüğü üzere, aralarındaki ekonomik işbirliğini, ticari, ekonomik, sınaî, bilimsel ve teknolojik ilişkileri de kapsayacak biçimde geliştirmeye azamî ölçüde çaba göstereceklerdir.’’ şeklinde ifade edilmiştir.

2.2 Türkiye’nin Savunma Sanayisinin Mevcut Ekonomik Gelişmelerle İlişkisi ve Katkıları:

Askeri alanda güçlü olmaya paralel olarak ekonomik alanda da güçlü olmak için çaba sarf eden ülkelerde; ekonomi, teknoloji, finansal, ticari ya da ticaretle veya politikayla ilişkili her türlü bilgi ve olgu ekonomi güvenliğinin konusudur.

Türkiye’nin ekonomisinde dışa bağımlılığın en çok hissedildiği savunma sanayi alanında; yerliliğin artırılması, ülkenin ekonomik ve politik  her türlü değer ve çıkarlarının korunması, vatandaşlarının refah düzeylerinin muhafazası ve yükseltilmesi için dışa bağımlılığın azaltılması, iç kaynaklara dayalı bir savunma sanayi oluşturulması beka sorunudur.Türkiye’nin ekonomik değerlerinin ve hükümranlığının korunması tamamen savunma sanayindeki kritik teknolojilerin yurt içinde üretilmesine bağlıdır. Özellikle son 10 yılda savunma sanayinde yapılan atılımlar bu kaybedilen yılları telafi etme amaçlıdır.

Bölgesel krizlerin artma eğilimi göstermesi ve kısa vadede çözülme ihtimalinin düşük olması ve bunun kriz bölgelerine sınır ülkelerin ekonomilerini olumsuz etkilemesi kaçınılmazdır. Ortadoğu’da sürmekte olan gerilimlere Doğu Akdeniz ve Libya sorunları eklenmiş , gelecekte ise Lübnan-İsrail, Suudi Arabistan-İran gerilimleri de eklenme eğilimindedir.

Bu bölgelerde bulunan ve Petrol ve Yeraltı kaynaklarından ekonomilerini besleyen ülkelerin dış destek olmadan ekonomik refah düzeylerini sürdürülmeleri mümkündür ancak Türkiye gibi ithalatının % 40’ı enerji olan, enerjide dışa bağımlı olan ülkelerin teknoloji yoğunluklu ürünler üreterek iç piyasanın ihtiyacını karşılamak ve ihraç etmesi dışında kısa vadede çok fazla seçeneği yoktur.

 Türkiye’nin ekonomisini ve ekonomik hinterlandını genişletmek için bölgesel etkin bir denge unsuru olmasını sağlayacak proaktif  ekonomik ve politik politikalar geliştirmesi gerekmektedir. Özellikle bölgesel çatışmalarda, bölge dışı küresel aktörlerin kötü niyetli müdahaleleri bölgedeki ülkelerin ekonomilerini çökertmekte, anlaşmazlıkları kronik hale sokmakta ve onları sadece bir silah pazarı haline getirmektedir. Netice olarak binlerce kilometre öteden gelen ülkelerin krizlere müdahalesi Suriye örneğinde olduğu gibi tüm bölgeyi ekonomik, siyasi ve askeri olarak çıkmaza sokmaktadır.

2.3 Yerlileşmenin Önemi ve Ekonomiye Katkıları:

Savunma sanayi ürünlerinin ithalatında, bölgemizde artan güvenlik riskleri ve çatışmalar etkili olmaktadır. Özellikle batılı ülkelerden teknoloji ağırlıklı ürünlerin tedarikinde karşılaşılan siyasi sorunların aşılamaması Türk savunma sanayinin yerlileşmesine yönelik pozitif etki sağlamıştır. Özellikle terörle mücadelede kullanılan özel silah ve teçhizatın tedarik edilememesi yukarıda şekillerden anlaşılacağı üzere ihracat-ithalat makasının ülkemiz lehine kapanması amacıyla tedarik edilemeyen ürünlerin (Drone, Tanksavar silahları, roketler v.b) ülke içinde geliştirilmesi çalışmaları sürmektedir.

1870-1900 yılları arasında savunmaya ayrılan bütçeyi gösteren grafik Şekil-1’dedir. [10]

Savunma ve havacılık sektöründe gelecekte kullanılacak kritik teknolojilerin tespit edilmesi önem arz etmektedir. Bu bağlamda yapılan çalışmalarda kritik 600 adet kritik teknolojiden oluşan “Kritik Teknoloji Ağacı” oluşturulmuştur.

Ayrıca Kritik Teknolojilerin değerlendirilebilmesi maksadıyla 4 adet kriter belirlenmiştir. Bu kriterler; Ulusal güvenlik gereksinimini karşılayan sistem ve teknoloji konusu olma, dünya ölçeğinde rekabet, işbirliği veya karşılıklı bağımlılık gücü yaratacak sistem ve teknoloji konusu olma, ulusal bilim ve teknoloji alt yapısının geliştirilmesini destekleyen sistem ve teknoloji konusu olma, toplumsal refaha katkısı yüksek bir sektörel yapılanma için gerekli sistem ve teknoloji konusu olma şeklinde özetlenebilir.

Türkiye’nin bölgesinde etkin bir güç olması ve terörle mücadelesinde etkinliğini arttırabilmesi için cari harekâtta yerli ve idame ve ikamesi olan silah ve ekipmanın kullanılması önem arz etmektedir. Terörle mücadelede silah ve ekipman üstünlüğünün sağlanması personel zayiatı miktarını düşürülmesine direkt etki eden bir faktördür.

Yüksek teknoloji içeren silah ve muharebe teçhizatının muharebeyi neticelendirmede ana unsur olduğu aşikârdır.

1990’ lı yıllarda muharebe ateş desteği ihtiyacını mevcut destek silahları ile karşılanamaması üzerine AH-1 kobra silahlı taarruz helikopterlerinin ABD’den temin edilmesi ile PKK’ya karşı yürütülen iç güvenlik harekatı lehimize dönmüş, örgüt 1990’ların sonunda ciddi bir imha sürecine girmiştir.

3. SONUÇ

Ekonomi güvenliği kavramı; günümüzde siyasi bir kavram olup, ülkelerin ulusal güvenliğinin bir parçasıdır. Küreselleşen dünyada ülkeler ve ekonomiler arasındaki yoğun ilişkiler karşılıklı bağımlılığa dönüşmüş, bu dönüşüm politik tavır almayı zorlaştıran bir enstrüman haline gelmiştir. Bu durum barışa hizmet ediyor gibi gözükse de Türkiye gibi ekonomik gelişme hedefleri olan ekonomiler ve politik gelecek vizyonu olan ülkeler için ciddi bir risktir.

Türkiye’nin bulunduğu jeostratejik coğrafya göz önüne alındığında; Türk savunma sanayinin karşılıklı bağımlılığa dönüşmüş ilişkilerden ve her şeye rağmen dışa bağımlılıktan kurtulup yerlileşmesi hayati öneme sahiptir. Bu husus başlangıçta stratejik bir denge unsuru olarak karşımıza çıkacak ancak ihracat konusu olması nedeniyle ilave ekonomik kazanca dönüşecektir.

 Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, Jandarma Genel Komutanlığı’nın ve Emniyet Genel Müdürlüğü’nün; müşterek uzun yıllardır sürdürdüğü terörle mücadele operasyonlarının ve muharebe sahasında şu an ve gelecekte ihtiyaç duyulacak teknoloji ağırlıklı taleplerinin tespit edilmesi ve bu taleplerin yerli imkânlarla üretilmesi çok önemlidir. Başka ülkelerde olmayan teknolojik ürünlerin sahada gerek duyulan ihtiyaçlardan yola çıkılarak ve ARGE faaliyeti kapsamında desteklenerek üretilmesi ülkemize teknolojik, stratejik ve ekonomik üstünlük sağlama imkânı verecektir.

Diğer yandan halen gelişmiş ülkelerde kullanılan teknolojik savunma ürünlerinin taklit edilmesi yöntemi Türkiye ye zaman kaybettiriyor gibi düşünülebilse de Çin ve Kore’yi gözlemlediğimizde yaklaşık 20 yıl önce kopyalama ile başlayan katma değerli teknolojilerde özgün ve milli çözümlere ulaşıldığı gözlemlenmektedir.Örneğin; Güney Kore, Amerikan Patent Bürosu tarafında verilen patentlerin sayısı bakımından ilk 5 sırada gelmektedir. Günümüzdeki gelişimini, kopyalama da diyebileceğimiz Tersine Mühendislik (Reverse Engeneering) kavramına borçludur .Özellikle 1960-1980 yılları arasında ulusal kalkınma planlarında ve patent uygulamalarında ihracatı artırma amaçlı Tersine Mühendislik toleransla karşılanmıştır.

Savunma sanayinin Türklerin tarihlerinde aldığı müstesna yer, Sayın Cumhurbaşkanımızın IDEF 2015 fuarında yaptığı açıklamada’’…Selçuklu Devleti'nden başlayan Osmanlı döneminde devam eden süreçte dünyanın en güçlü savaş gemileri, bu coğrafyadaki tersanelerde üretildi. İstanbul'un fethi başta olmak üzere kara savaşlarının en büyük gücü olan toplar, bu coğrafyada geliştirildi ve döküldü. 17. yüzyıla kadar bu bölge dünyanın en önemli savunma sanayi merkezi durumundaydı. Daha sonra Avrupa ülkeleri üstünlüğü ele geçirdi ve bu şekilde günümüze kadar geldik. Bununla birlikte bilhassa Kurtuluş Savaşı gibi zor dönemlerde eldeki kıt imkânlar en iyi şekilde kullanılarak büyük zaferler kazanmamızı sağlayan üretimler yapıldı." şeklinde vurgulanmıştır. Ekonomik gelişmemize ve ekonomi güvenliğimize katkı yapabilmesi için bu ürünlerde olması gereken özgünlük ise Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından "Hazır alımdan ortak üretime, oradan kısmi tasarım aşamasına gelen savunma sanayimizde bundan sonraki hedefimiz, özgün tasarımdır. Şu andaki tüm projelerimiz de buna yöneliktir" şeklinde vurgulamıştır.

Sayın Cumhurbaşkanımızın belirttiği özgün tasarımların projelendirilmesinde TSK’nin ve Jandarma Genel Komutanlığı’nın elde ettiği tecrübeler ve operasyonel yetenekler bağlamında gelecekte  devam edeceği öngörülen asimetrik savaş ortamının ve klasik muharebe sahasının gereksinimi olan savunma sanayi ürünlerini geliştirilmesi ve ekonomiye kazandırılması gerekmektedir. Bu şekilde know-how’unu geliştirerek rekabet edebilir duruma gelmesi hedeflenmektedir. 2019 ihracat rakamları 180 milyar dolar olarak gerçekleşmiş, bunun 3 milyar dolara yakını savunma ve havacılık ürünlerinden oluşmaktadır.

Savunma sanayisinde yerlilik oranını %80’ler üzerine çıkarmış ve dışa bağımlılığını asgari seviyeye düşürmüş, yaptığı ihracatta savunma ve havacılık ürünlerinin payını gelişmiş ülkelere seviyesine getirebilmiş, teknolojik katma değeri yüksek ürünler üretebilen ve ihraç edebilen ve bu şekilde ekonomisine ilave istihdam katkısı yapabilen, kendi içinde kümelenmiş ve sinerji oluşturmuş bir savunma ve havacılık sektörü, Türkiye’yi daha bağımsız politikalar üretebilen  küresel bir güç konumuna getirecektir.

 

 

KAYNAKLAR

Göksu, Erkan Türk Kültüründe Silah,2008)

(Yuliy S. Hudyakov, Eski Türklerde Silah)

(Kurt,Mustafa,Kuzucu,Kemalettin,Çakır, Baki,Demir Kemal, 19.Yüzyılda Osmanlı Sanayileşmesi Sürecinde Kurulan Devlet Fabrikaları; Bir Envanter Çalışması)

(Savunma Sanayi Müsteşarlığı-Tarihçesi)

 (Kurt,Mustafa, Kuzucu,Kemalettin,Çakır, Baki,Demir Kemal, 19.Yüzyılda Osmanlı Sanayileşmesi Sürecinde Kurulan Devlet Fabrikaları; Bir Envanter Çalışması)

 Çolak, Mustafa Yrd. Doç. Dr.  Çanakkale Savaşında Yalnız Bırakılan Bir Müttefik: Almanya'nın Osmanlı İmparatorluğu'na Yardım Çabaları

 Kal, Nazmi,TOBB yayınları, Atatürk Döneminde Uçak Sanayi)

 Savunma Sanayi Müsteşarlığı 1923-1950 Tarihçesi

 SANDIKLI,Atilla,(2013),‘‘,Değişen Güvenlik Anlayışları ve Türkiye’nin Güvenlik Stratejisi’’

Türkiye’nin Stratejik Vizyonu Toplantısı-2023-Ankara-2012)

Türkiye-ABD Stratejik İşbirliği Anlaşması  (01 Şubat 1981 Resmi Gazete Sayı: 17238)

TÜBİTAK Savunma Havacılık ve Uzay Sanayi Panel Raporu / Ek-9

 Sanayileşmenin Gizli Tarihi Ha-Joon CHANG  17 Temmuz 2012

Bernard Lewis (d. 31 Mayıs 1916, Londra, İngiltere), İngiliz asıllı ABD'li tarihçi.

Alman General ve Osmanlı Mareşalı (17 Şubat 1855 Stolp-22 Ağustos 1929 Münih),

Şakir ZÜMRE (d.1885, Varna-ö 16 Haziran 1966) Cumhuriyet Döneminin İlk Sanayicisi

Nuri KİLLİGİL (d. 1889, İstanbul - ö. 02 Mart 1949) Osmanlı Ordusu Komutanı-Sanayici

Royal Air Force (İngiliz Hava Kuvvetleri)

Birilerinin amaçlarına hizmet etmek amacıyla geliştirilmiş, yönlendirilmiş, sipariş üzere kurulmuş örgütlerdir.

Fransız Politikacı 1959-1969 Arasında Fransa Cumhurbaşkanı

Tersine Mühendislik (Reverse Engineering, RE):Bir aygıtın, objenin veya sistemin; yapısının, işlevinin veya çalışma sisteminin çıkarımcı bir akıl yürütme analiziyle keşfedilmesi işlemidir. Makine veya mekanik alet, elektronik komponent, yazılım programı gibi parçalarına ayrılması ve çalışma prensiplerinin detaylı şekilde analizi söz konusudur.

Uluslararası Savunma Sanayi Fuarı


SAVUNMA SANAYİNİN  YERLİLEŞMESİNİN TÜRKİYE’NİN EKONOMİ      GÜVENLİĞİNE  ETKİLERİ