Kategoriler: Dergi,
Alt Kategoriler: Mayıs,

Savaşın Sonucunu Sadece Ölüler Görür - Platon

 

Kapsamı itibariyle savaşın, biyolojik, etnolojik, psikolojik, sosyolojik, antropolojik, ekonomik, coğrafi, tarihi ve siyasi yönleri bulunan çok disiplinli bir kavram olduğunu ifade etmek gerekir. “Her disiplin kendine göre bir savaş tanımı yapar: Hastalıklarla savaşmak, kötülüklerle savaşmak, yoksullukla savaşmak, vs. gibi”. Askeri devrim kavramında bir çok disiplinin etkisi bulunmaktadır.

 

Askerî Devrim, Avrupa ordularında Erken Modern Dönem'de gözlemlenen köklü değişiklikleri ifade etmektedir. Kavram, Michael Roberts tarafından 1955 yılının ocak ayında Belfast Queen's University'deki bir konferansın açılış konuşmasında ortaya sürdüğü teze dayanmaktadır. Gerçekte Askeri Devrim kavramını ilk ortaya atan Roberts değildir. İngiliz Ortaçağ savaş tarihçisi Charles Orman, 1924 yılındaki bir çalışmasında "16. yüzyıl askeri devrimi"nden söz etmiştir. Ancak, Askeri Devrim'in isim babası Roberts olarak kabul edilmektedir. Tarihçi Jeremy Black ise bir devrimden ziyade bir evrimden bahsetmenin daha anlamlı olduğunu ifade etmektedir.

 

Bir taraftan Askeri Devrim olarak ordularda yaşanan gelişmelerden söz ederken savaş alanında da aktörler ve araçlar da farklılaşmaktadır. Savaşın tanımı ve çeşitleri de bu değişimden etkilenmekte, bir çok yeni savaş çeşidi literatürde yerini almaktadır. Sınırsız savaş, algoritmik harp, hibrit savaş, şebeke savaşları, ağ merkezli savaş, 4’üncü nesil savaş, birleşik savaş kavramlarını bu kapsamda saymak mümkündür.

 

Sınırsız Savaş

 

Bu kavramlardan biri ‘Sınırsız Savaş’tır. Bu kavram, Çin’in ABD ile mücadelesine yönelik olarak geliştirilmiştir. Dünya’da savaşlar dahil mevcut kuralların batılılar tarafından konulduğunu ve Çin’in bu kurallara göre savaşmak zorunda olmadığını temel çıkış noktası olarak alan sınırsız savaş, “hiçbir sınır ve kısıtlama tanımayan, askeri ve askeri olmayan biçimler alabilen ve birçok cephede çatışmanın yapılabildiği geleceğin savaşı” olarak tanımlanmıştır.

 

Kısacası kurallara uymamak esastır sınırsız savaşta, savaş ne kadar karmaşık hale getirilirse o kadar etkili sonuç alınabilir. Savaşmak için geleneksel olmayan araçları, yani kapitalistlerin mali sistemleri çökertmek için kullandığı araçlar gibilerini kullanırsanız bir şansınız olur. Aksi halde, kurallara uyularak savaşmayı planlayan ülkelerin bu tür güçlü düşmanlara karşı hiçbir şansı olmaz. Terörizm, medya ve mali/ekonomik savaşın etkili olarak kullanılabileceği bu savaş türünde; siber saldırılar, çevre tahribatı, göçe zorlama, organize suç örgütleri, devlet altı örgütler de sınırsız şekilde kullanılabilmektedir.

 

Başta ABD olmak üzere Batılı ülkelerin Ukrayna-Rusya savaşında uyguladıkları aslında sınırsız savaştır. Batı cephesi sınırsız savaş ile Rusya’yı da adeta bu tür bir savaşa dahil etmeye çalışmaktadır. Rusya da dahil olmuş gibidir. Çinliler savaşın dışında görünmekle birlikte, sanki  ruhları savaş alanındadır.

 

Çinlilerin geleceğin savaşı olarak tanımladıkları bu savaş türünde sahada görüldüğü üzere hiçbir sınıra uyulmamaktadır. Medyada yer alan ve taraflara bağlı olarak farklı yorumlanan görüntüler dışında daha nelerin sınır tanınmadan uygulandığını bilmiyoruz. Bildiğimiz hiçbir kuralın olmaması.

 

Savaş suçu işlendiği ve hesap sorulacağı söylemleri Batılı liderlerin dillerine dolanmış durumdadır. Sudan’da Beşir’i Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne çıkarıp savaş suçlarından yargılayamayan Batı, Putin’i nasıl bu mahkemeye çıkarabilecektir? ABD, Fransa, Almanya ve İngiltere’nin savaş suçu konusunda vermesi gereken o kadar çok hesap var ki… Bu hesaplar sorulmadan başkasını suçlamak acaba nasıl bir inandırıcılık içermektedir? “Söyleyenler söylediklerine inanıyorlar mı?” sorusuna verilecek cevap elbette “Hayır” olacaktır.

 

Savaşı sona erdirmek üzere yapıldığı iddia edilen her türlü faaliyet sınırsız savaşa hizmet ediyor. İstanbul’daki müzakerelerde ortaya konulan iki tarafın liderlerinin görüşüne sunulacak metin bir anda Ukrayna tarafından değiştirilerek Rusya’ya iletilebiliyor. Var olan güvensizlik bu şekilde daha da artıyor. Batı’nın istediği tam da bu. Eğer savaşın başlamaması mümkün olsaydı istekleri Minsk Anlaşması maddeleri üzerinde yoğunlaşarak bu kadar can kaybına, göçe ve Ukrayna’nın adeta yerle bir edilmesine seyirci kalmazlardı.

 

Sınırsız savaşı Ukrayna değil, ABD ve onun takipçileri uyguluyor aslında. Ukrayna, bu savaş türünün içinde sadece bir parça. Platon’un Devlet adlı eserinde yer verdiği iyi bir liderde bulunması gereken vicdan ve erdem gibi ilkelerin zerresine bile rastlanmıyor sınırsız savaşta.  Kadınlar, çocuklar, hastalar ve yaşlılar bir kez daha hedef oluyorlar Ukrayna’da savaşın ismi değişse de. Beklenen, ümit edilen, ancak bir türlü kıyısına bile gelinemeyen ateşkes. Ukrayna -Rusya savaşında gerçekten isteyen taraf var mı ateşkes ve akabinde barışı?

 

Yeni Savaş

 

Yeni savaşlar, küreselleşmenin yaygınlaşmasıyla değişen ekonomik, sosyo-politik ve kurumsal yapının ulus-devletin mekanizmalarını ve askeri güç kullanma tekelini ortadan kaldırmasıyla ortaya çıkmıştır.

 

Savaşların öne çıkan ‘yeni’ özelliklerine baktığımızda ilk olarak etki bakımından modern savaşlardan daha yıkıcı ve aynı zamanda son derece ucuz olmalarından bahsedilebilir. Yeni savaşlar, geniş alanlara yayılması, süre bakımından ucu açık olması ve toplumsal tabana derinlemesine nüfuz etmesi nedeniyle klasik savaşlara göre daha vahim yıkımlar doğurmaktadır.

 

Mary Kaldor’un 1998’de basılan Old & New Wars adlı eseri ve Münkler’in 2002 yılında yayımlanan Die Neuen Kriege (Yeni Savaşlar) kitabı “Yeni Savaşlar” kavramını literatüre sokan iki temel yapıttır. Kaldor’a göre savaşın yeni tanımı, “iki ya da daha çok örgütlü grubun siyasi terimlerle şekillendirdiği şiddet eylemidir.” Geleneksel tanımdaki “devlet” burada savaşın olmazsa olmazı değildir. Savaş artık hem bir çıkar mücadelesi hem de ‘karşılıklı girişimdir.’

 

Soğuk Savaş sonrası dönemde artık çatışmaların niteliğinin değiştiğini veri kabul eden Kaldor, yeni savaş kavramının, savaşın doğasına ilişkin eski varsayımları dışarıda bırakmaya ve yeni bir metodoloji geliştirmeye imkan vereceğini belirtmektedir.

 

Yeni savaşlar ile geçmiş dönemlerdeki devletler savaşını birbirinden ayıran en önemli özelliklerden biri savaşın ticarileşmesidir. Mello’ya göre savaşların bu yeni dönüşümündeki kıvılcımı çakan şey taşıdığı ekonomik fırsatlardır.

 

Küreselleşme çağının savaşları olan yeni savaşların birtakım ortak özellikleri paylaşarak eskilerinden ayrıldığını ortaya koymak yeni savaş kavramının temel amacı olmuştur. Bu yaklaşım ile savaşların, otoriter devletlerin dışa açılma nedeniyle önemli ölçüde zayıfladıkları bölgelerde ortaya çıktığı iddia edilmektedir. Bu bölgelerin ortak özelliği, geçen yüzyılın başına dek dünyaya egemen olmuş ve dünyayı kendi aralarında bölüşmüş olan eski imparatorlukların kenar bölgeleri ya da kırılma noktaları oluşlarıdır.

 

Yeni savaşların bir başka dikkat çeken ortak özelliği ise sürelerinin klasik devletler arası savaşlara göre oldukça uzun olmasıdır. Devletler arası savaşlar, savaşın ilanıyla başlıyor ve barış anlaşmasının imzalanması ile sona eriyordu. Yeni savaşlar ise muharebelerin yaşanmadığı, çarpışmaların her an her yerde görülebildiği savaşlardır. Şiddet aniden patlak verir ve savaş yoğunluk kazanır, ardından dinmeye yüz tutar, kendiliğinden sona erdiği izlenimi uyandırır. Bu durum, her iki tarafın da yeterince iç ve dış kaynağı olduğu sürece, sonsuza kadar sürebilir.

 

Münkler, 21. yüzyıl savaşlarının yeniliğinin kurban bilançosuna bakılarak da görülebileceğini belirtmektedir. 20. yüzyılın başına kadar savaşlarda ölenlerin % 90’ı uluslararası hukuktaki asker tanımına uyan askerlerdi. 20. yüzyılın sonundaki yeni savaşlarda ise kurban bilançosu tersine dönmüştür. 1990’lardan bu yana yaşanan savaşlarda ölenlerin % 80’i sivillerdir. Bu savaşlarda şiddet, silahlı düşmandan ziyade sivil halka yöneltilir; zaten amaç sivil halkı bir bölgeyi terk etmeye ya da silahlı grupları sürekli olarak desteklemeye zorlamaktır.

 

Kaldor, yeni savaşların eskilerden farkını ortaya koymak için dört ölçüt önermektedir. Bunlardan ilki, savaşın amacıdır. Buna göre, eski savaşlar jeopolitik kazanç ya da ideoloji uğruna yapılırdı; yeni savaşlar ise etnik, dini ya da kabilesel kimlik siyaseti uğruna yapılmaktadır. Burada temel hedef, devlet yönetiminden uzaklaştırılmış grupların, iktidarı ele geçirmesi ve dolayısıyla sosyo-ekonomik bölüşümden aldığı payı arttırması olarak ortaya çıkmaktadır. Kimlik siyasetinin yükselişine iletişim teknolojilerindeki gelişmeler, kırdan kente göçün hızlanması ve daha önemlisi sosyalizm ve post-kolonyal ulusçuluk gibi ideolojilerin zayıflaması eşlik etmektedir. Dahası, kimlik siyaseti savaş yoluyla da inşa edilmektedir. Böylelikle, kimlik kavramı etrafında siyasal mobilizasyon, yeni savaşların bir aracı olmaktan çok, amacı haline gelmektedir.

 

Yeni savaşların ayırıcı bir diğer unsuru, savaşan aktörlerdir. Eski savaşlar, düzenli ordular arasında yaşanırken, yeni savaşlar devlet ve devlet- dışı aktörlerin bir kombinasyonu arasında yaşanmaktadır. Dolayısıyla yeni savaşların aktörleri, düzenli ordular, özel askeri şirketler, paralı askerler, cihatçılar, savaş lordları, paramiliter gruplardır. Yeni savaşların farkı, savaşın yöntemine bakılarak da tespit edilebilmektedir. Kaldor’a göre, eski savaşlar muharebelerle yapılıyordu ve bir bölgenin kontrol altına alınması da askeri araçlarla oluyordu. Yeni savaşlarda ise muharebeler nadiren yapılıyor ve bir bölgenin kontrolü askeri araçlardan ziyade siyasal araçlarla ele geçiriliyor. En belirgin siyasal araç ise nüfusun zorla yerinden edilmesi olarak ortaya çıkmaktadır.

 

Yeni savaşların en önemli farkının ise finansman biçimleri olduğu görüşüdür. Eski savaşlar devletler tarafından, çoğunlukla da vergi yoluyla finanse edilirken; yeni savaşların yağma, insani yardım, diğer devlet ve kuruluşların, diasporanın desteği, petrol, elmas, uyuşturucu, insan kaçakçılığı vs. gibi yollarla finanse edildiği görülmektedir. Bu sayede, kısa vadede soygun ve talanların, orta vadede köle işçiliğinin çeşitli biçimlerinin ve uzun vadede ise ticaret ile şiddetin ayrılmaz bir bütün haline geldiği gölge ekonomilerin damgasını vurduğu savaş ekonomileri oluşmaktadır. Dolayısıyla savaşın sürmesi, savaşan aktörlerin ve onlara bağlı grupların işine gelmektedir.

 

Ukrayna-Rusya savaşına yeni savaş kavramı açısından baktığımızda hemen bütün özelliklerini taşıdığı görülmektedir. 5 milyon üzerindeki Ukraynalının ülke dışına göç etmek zorunda kalması, Ukrayna’ya yönelik güçlü dış destek ve en önemlisi savaşın ticarileşmesini bu özellikler arasında saymak mümkündür.

 

Algoritmik Harp

 

Algoritmik harp, ilk kez 2017’de ABD Savunma Bakanlığı tarafından kullanılan bir terimdir. ABD ordusunun dünya çapında asker, ekipman ve silahları dahil tüm unsurlarını birbirine bağlamayı amaçlayan MAVEN projesini başlatan ve “Algoritmik Savaş Çapraz İşlevli Takımı (Algorithmic Warefare Cross Functional Team)” kuran ABD Savunma Bakanlığı, algoritmik harbi, muharebeleri yönlendirmede yapay zekâ ve makine öğrenmesi algoritmalarının kullanılması olarak açıklamaktadır.

 

ABD Savunma Bakanlığı, “Algoritmik Harp” alanında 2014 yılında açıkladığı “Üçüncü Dengeleme Stratejisi (Third Offset Strategy)” çerçevesi içinde hareket etmektedir. ABD yönetimi ilk olarak 1950’li yıllarda Sovyetler Birliği’nin Avrupa’da nüfuz alanını genişletmesini durdurmak amacıyla nükleer silah stokunu ve kıtalararası füze filosunu artırmayı öngören ilk dengeleme stratejisini hayata geçirmiştir.

 

ABD söz konusu stratejiyi 1980’li yıllarda ise hedef hassasiyeti, radara yakalanmazlık ve yıkıma yol açmak yerine istenilen etkiye ulaşmaya odaklanan bir operasyon konsepti üzerine kurmuştur.

 

Geçen zamanda ABD’niņ rakipleri Rusya ve Çin bu iki alanda ABD ile aralarındaki mesafeyi kapatmış ve ABD Savunma Bakanlığı’nı yeni bir strateji arayışına itmiştir. Bu yeni strateji arayışında bir diğer etken ise mevcut enformasyon ağlarının büyük veri işleme kapasitesinin yetersiz kalması veya insan kaynağı yetersizliğinden verilerden verim alınamamasıdır.

 

Modern harp ağları, cepheden ve çarpışma alanlarından bilgi toplama, saklama ve paylaşma konusunda mükemmeliyete ulaşmıştır. Ancak harp ağları, verilerin hacmi, hızı ve çeşitliliği karşısında çaresiz kalmakta ve bu verileri ivedilikle yararlı bilgiye çevirmekte güçlük çekmektedir. Ağlar, cephenin beklendiği eksiksiz resmi ortaya çıkaramamaktadır. Yeni akıllı makineler bu sorunun giderilmesi için çözüm getirmektedir.

 

Bu harp çeşidi ABD orijinli olmakla birlikte Çin ve Rusya’nın da bu alanda çok ciddi çalışmaları bulunmaktadır. Savaşın taraflarından biri olan Rusya,  algoritmik harbi, savunma stratejisinin odağına aldığı belirtilmektedir. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, bir milyonu aşkın öğrenciye yaptığı Ulusal Bilgi Günü konuşmasında “Yapay zekâ, sadece Rusya için değil, tüm insanlık için gelecek. Bu alanda lider olan her kimse dünyanın hükümdarı olacak” demiştir.

 

Rus silah üreticisi Kalaşnikov’un, yapay sinir sistemi teknolojisiyle, insan müdahalesi olmadan kendi hedef yargılamalarını yapabileceğini iddia ettikleri silah sistemi üzerinde çalıştığı belirtilmektedir. Bu sistemin çatışma alanlarında kimin sivil kimin askeri personel olduğunu ayırt edebilecek kabiliyetlere sahip olacağı da öne sürülmektedir.

 

Rusya’nın Ukrayna savaş alanında algoritmik harp anlayışına göre geliştirdiği çeşitli sistemleri kullandığı/test ettiği görülmektedir. ABD ise bu kapsamda geliştirdiği sistemleri Rusya’nın eline geçme olasılığı nedeniyle Ukrayna’ya vermekten çekindiği görülmektedir. Ancak, örtülü olarak sahada kendi personeli aracılığını kullanmakta olduğu gözardı edilmemelidir.

 

Son Tahlilde

 

Ukrayna-Rusya savaşına bakarak, savaşın nedenleri ve insanın bu konuya bakışında en ufak bir değişikliğin olmadığını söyleyebiliriz. Savaşın tanımları, çeşitleri, uygulama şekli, kullanılan harp silah ve araçlarında değişim barışa değil savaşın şiddetine katkı yapan etkenler olarak düşünülmelidir. Nükleer silahların savaş alanında ön plana çıkarılması, etkisiz hale getirilmeden asker-sivil binlerce insanın ölümüne yol açabilecek silah sistemlerinin sahaya sürülmesi, ateşkes ve barış söylemlerinin çok kısık sesle dile getirilmesi, belirgin kutuplaşmalar, diyalogların kesilmesi, Ukrayna’nın adeta Batı’nın vekil gücü olarak son kanına kadar sahada Rusya’ya karşı mücadele etmeye, Rusya’nın da ara vermeden savaşa devam etmeye teşvik edilmesi bugüne kadar savaş alanlarında pek görülen konular olmamıştır. Hobbes bir kez daha haklı çıkmaktadır. İnsan birbirinin kurdudur. Ukrayna-Rusya savaşında olan tam da budur. İnsanlık biribirini adeta yemektedir.

İletişim: [email protected]

 

KAYNAKÇA

Dalar M (2014). Yeni Savaşlar Yeni mi?: Schmitt ve Kelsen Bağlamında Bir Değerlendirme. Mülkiye Dergisi, 38(3), 7-28.

https://thinktech.stm.com.tr/tr/dunyada-savunma-doktrinlerini-degistiren-yeni-konsept-algoritmik-harp

 


SAVAŞ KAVRAMLARI ÜZERİNDE UKRAYNA-RUSYA SAVAŞININ ANALİZİ