*BUGÜN ARTIK BU ABA ALTINDAN SOPA GÖSTERMELERIN ANLAM IFADE ETMEDIĞI BIR TÜRKIYE’DEN SÖZ EDIYORUZ. BUNA MUKABIL TEHDITLER ARTMADI MI? MISLIYLE ARTTI. TÜRKIYE BÜYÜDÜ, SORUNLARI DA BÜYÜDÜ. FARKINDA OLMAMIZ GEREKEN NOKTA ŞU; BIZE ARTIK ÇEVRE ÜLKESI MUAMELESI YAPMIYORLAR. TÜRKIYE ARTIK ETKEN BIR AKTÖR.

Konuya girmeden önce şu uyarıyı yapmak yerinde olur. “Türkiye Cumhuriyeti, S400 alarak Rusya’ya yanaştı denilecek” bir devlet değildir. “Türkiye Cumhuriyeti, F-35 projesinden çıkarıldı” diye batının gözden çıkarabileceği bir devlet de değildir. Bu noktayı bir kere kavradığımız zaman durduğumuz yeri de anlamış olacağız.

Türkiye’nin milli menfaatlerini ve egemenlik haklarını korumak başka bir devletin tasarrufunda olamaz. Dış politikamızda pergelin sabit ayağı eskiden olduğu gibi ABD değildir. Bugün birilerinin düşündüğü gibi Rusya da değildir.

Pergelin sabit ayağı Ankara’dır. 2012 sonrası Suriye’de patlak savaş bahanesiyle Türkiye’nin sınırlarında kurulmak istenen terör devletine karşı hem masada hem de operasyonel anlamda gösterdiğimiz refleks tamamen bağımsız alınan kararların neticesinde gerçekleşmiştir.

ABD’nin neredeyse ordu kurduğu bir bölgeden söz ediyoruz. Aynı şekilde Rusya’nın da Esed rejimi ile vurduğu Türkmen Dağı hadisesinde Türkiye’nin tavizsiz duruşu ve Türkmenleri muhafaza etmesi çok şey anlatıyor.

Çok yakın tarihlerde hatırlayın, Kuzey Irak’a operasyona çıktığımızda ABD şu kadar gün kalın, süreyi kısa tutun gibi laflar ederdi. Bugün artık bu aba altından sopa göstermelerin anlam ifade etmediği bir Türkiye’den söz ediyoruz.

Buna mukabil tehditler artmadı mı? Misliyle arttı. Türkiye büyüdü, sorunları da büyüdü. Farkında olmamız gereken nokta şu; bize artık çevre ülkesi muamelesi yapmıyorlar. Türkiye artık etken bir aktör. Bu çok önemli. S400’leri aldık, ABD kendi içinde ikiye bölündü. Ekonomik yaptırım uygulayalım mı, uygulamayalım mı? NATO çıktı ne dedi? “Türkiye S400’lerden çok daha fazlası” dedi.

Bu ve benzeri söylemler bize olan bakışın ve bizi tarif etme alışkanlığının artık değişmeye başladığını gösteriyor. Burada olaylara biraz daha sığ yaklaşanlar Türkiye’nin Rusya’ya yanaştığını Batı ile bağlarını kopardığını düşünüyorlar veya o şekilde bir algı oluşturmak istiyorlar. Bu yaklaşım Türkiye’nin 2012 sonrasında bölgesinde ve sınırlarında verdiği mücadeleyi anlamamaktır. Bugün Pençe Harekatı’nı anlamamaktır.

“Türkiye’nin bağımsız bir hava savunma sistemi olmasını istemiyorlar

Önümüzde birbiriyle doğrudan ilişkili iki konu var; S400 ve Doğu Akdeniz’de sondaj. Öncelikle S400 konusuna değinelim; Bu doğrudan ulusal güvenlik ve strateji konusudur. Burayı vurgulamak gerekir. Yani bunun bir Batı’ya meydan okuma veya bir mesaj verme gibi bir amacı olamaz. S400 sistemi bir taarruz değil, savunma sistemdir.

Olası bir saldırıya karşı topraklarımızı koruyacak bir sistemdir. Neden önemli? Çünkü 1991 Körfez Savaşı’nda, 2003’te ABD’nin Irak’a müdahalesinde ve en son Suriye’de başlayan savaşta Türkiye’ye yönelen tehditlere karşı hava savunma sistemimizin açıklarını kapatan ya ABD ya da NATO ülkelerinin hava savunma sistemleri, patriotlar olmuştur.

Dünyanın en güçlü ordusundan birine sahibiz ve hava savunma sistemimiz bölge dinamikleri göz önüne alındığında yeterli değil. Böyle bir pozisyonda ABD’den patriot istedik, vermediler. Çünkü Türkiye’nin bağımsız bir hava savunma sistemi olmasını istemiyorlardı. Değişen tehdit algısına paralel, Türkiye’nin artan ihtiyacı karşılanmadı. Biz de her egemen devletin yapacağı gibi gittik Rusya’dan bu sistemi aldık. S400 bugün, dünyadaki en iyi hava savunma sistemlerinden biridir ve bizim elimizde bulunması, yerleştirilecek bölgeler düşünüldüğünde tüm dengeleri alt üst ediyor.

-“Doğu Akdeniz’de sular ısınıyor”

Bugün Yunanistan, kendi semalarında uçak kaldırırken bile huzursuz olacak, Kıbrıs Adası tamamen bu sistemin kapsamına giriyor. Doğu Akdeniz, Suriye’nin kuzeyi, Irak’ın bir bölümünde hava harekat alanı Türkiye’nin kontrolüne geçiyor. Bu çok kritik önemde ve Doğu Akdeniz denkleminde tüm taşları yerinden oynatacak bir durumdur. Doğu Akdeniz’de sular ısınıyor. Türkiye, ABD Temsilciler Meclisi’nin adeta koruma altına almaya çalıştığı Yunanistan, GKRY ve İsrail üçlüsünün Türkiye’yi denklem dışına iten enerji anlaşmasının dışına itilmek isteniyor. Kıbrıs’ın etrafında enerji havzaları var, GKRY, Yunanistan ve İsrail bu alanda ortak sondaj çalışmaları yapacak ama Türkiye kendi münhasır ekonomik bölgesinde sondaj çalışması yapamaz. Neden? ABD istemiyor, Avrupa Birliği istemiyor. Böyle bir şey mümkün mü? Biz diyoruz ki bölgede çıkacak olan enerji pazarından Kıbrıs’ın tamamı faydalansın, adil bir çözüm olsun. Onlar diyorlar ki Türkiye oyunun dışında kalsın. Bölgede bugüne kadar tespit edilen enerjinin yaklaşık 600 yıl Türkiye’nin bütün enerji ihtiyacını karşılayacak büyüklükte olduğunu düşündüğümüzde, Türkiye bunun dışında kalır mı?

Yani siz nasıl bir devletsiniz ki bölgenizde size yılda yaklaşık 40 milyar dolarlık bir enerji ithalatından kurtaracak bir rezerv bulunuyor ve siz o denkleme dahil olmuyorsunuz. Doğu Akdeniz’de bulunan enerji, şu anda Türkiye için önümüzdeki yüzyıl boyunca hem ekonomik hem de politik anlamda elde edeceğimiz en önemli kaynaklardan biridir. Uluslararası hukuktan, deniz hukukundan doğan haklarımız var. Buna rağmen bize yönelik artan tehditlere karşı tedbirlerimizi almayacak mıyız? İşte aldığımız en önemli tedbirlerden biri, Doğu Akdeniz hava harekat alanını da kapsayan S400 hava savunma sistemi. Yarın bir gün bir kıvılcım çakar da Akdeniz üzerinden 3.Dünya savaşı başlarsa ne olacak? Ateş hattında kimler kalacak? Türkiye, S400’lerle bu ateş hattından çıkmıştır. Şimdi elimiz daha güçlü.

*DOĞU AKDENIZ’DE SULAR ISINIYOR. TÜRKIYE, ABD TEMSILCILER MECLISI’NIN ADETA KORUMA ALTINA ALMAYA ÇALIŞTIĞI YUNANISTAN, GKRY VE İSRAIL ÜÇLÜSÜNÜN TÜRKIYE’YI DENKLEM DIŞINA ITEN ENERJI ANLAŞMASININ DIŞINA ITILMEK ISTENIYOR.

-“Masada konuştuğumuzun sahada karşılığı olmalı”

Her türlü tehdide karşı tedbirimizi almak zorundayız. Tüm dünyada değişen dengeler, yeni ittifak alanları ve suları kaynama derecesine yaklaşan Akdeniz’de elimiz daha güçlü. Terörle mücadele noktasındaki irademiz ve kararlılığımız, terörü destekleyenle de aynı ölçüde sürdürülmelidir. Bu hangi ülke olursa olsun. Adına ne derseniz deyin. Bizim için önemli olan tehdidin nereden geldiği kadar, nasıl bertaraf edileceğidir. Savaş sadece ordularla yapılmıyor. İçinde ekonomi, siyaset, psikoloji, sosyoloji, medya gibi birçok unsuru barındıran bir ortamdayız. Dolayısıyla masada konuştuğumuzun sahada karşılığı olmalı. Unutmayın, Suriye’den bize yönelik artan tehditlerden sonra patriotları NATO’nun sınırı deyip kurdurduğumuzda yarım ağızla tamam demişlerdir. Ve ilk fırsatta da alıp gittiler. Sonrasında PYD ve DAEŞ terör koridoru için harekete geçti. Biz PYD ve DEAŞ’la mücadele ederken ABD bize silah vermedi. Bunlar tarihi olaylar değil, hepimiz yaşadık şahit olduk. Ama binlerce tır silahla PYD/PKK donatıldı. Yani ortada çok büyük bir haksızlık ve hiçbir müttefikin yapmayacağı bir yanlış var. Türkiye’nin S400 alma sürecini, ABD’nin, AB’nin ve NATO’nun bize olan tavırları beslemiştir. Son olarak şunu söylemekte fayda var. Biz, ne Doğu’nun ne de Batı’nın arka bahçesi değiliz. Binlerce yıllık devlet aklı işlemektedir. Milli menfaatlerimizin gereği ne ise yapılmaya devam edecektir. Türkiye, bundan sonra çevre ülkesi değildir. Bölgenin tartışmasız en güçlü ülkesidir. Bize karşı adım atmaya kalkanlar misliyle cevabını almakta herhangi bir gecikme yaşamayacaktır. Kimsenin toprağında gözümüz yok. Kimseye karşı husumet de beslemiyoruz. Ancak Türkiye’ye karşı kirli planları olanları görmezden gelemeyiz. Türkiye’nin yeni gerçeklerine alışmaları gereklidir.

S400 DOĞU AKDENİZ VE TÜRKİYE