Kategoriler: Dergi,
Alt Kategoriler: Haziran,

Rusya Federasyonu'nun Avrupa Konseyi üyeliği 16 Mart 2022'de sona erdi. Konseyin kuruluş tüzüğünün 8'nci maddesi gereğince Bakanlar Komitesi tarafından alınan kararla Rusya,  Avrupa Konseyi üyeliğinden ihraç edildi. Bu kararla birlikte Rusya,  Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Ulusal Azınlıkların Korunması Çerçeve Sözleşmesi başta olmak üzere Avrupa Konseyi şemsiyesi altında taraf olduğu ve yükümlülük altına girdiği taahhütlerden çekilmiş kabul edildi. Böylece Rusya'nın 1996 yılında Boris Yeltsin döneminde başlayan üyelik macerası sona ermiş oldu.  Rusya'nın ayrılmasıyla birlikte Avrupa Konseyi'nin üye sayısı 46'ya düştü. Bu çalışmada tarihi arka planı ile birlikte Rusya'nın Avrupa Konseyi'ne nasıl üye olduğu, ayrılmanın nasıl gerçekleştiği ve bu durumun muhtemel yansımalarının neler olabileceği incelenecektir.

Avrupa'da Yalta Düzeninin Kurulması

Rusya, İkinci Dünya Savaşı içerisinde İngiltere, Fransa ve ABD ile aynı ittifak içerisinde yer alıyordu. Mihver'in kaybedeceğinin 1943 yılında belli olmasından sonra müttefikler arasında Avrupa'da ve dünyada gelecekte nasıl bir düzen kurulacağı konusunda görüş ayrılıkları belirmeye başladı. Savaş döneminde müttefiklerin kendi aralarında müzakere yaptıkları Tahran, Potsdam ve Yalta konferansları aslında uzlaşı arayışı olarak görülmelidir. Batı Avrupa'da günümüzde bile varlığını koruyan siyasal sistem büyük ölçüde Yalta Konferansı kararlarına dayanmaktadır.  1945 Şubat ayında toplanan konferansta Churchill, Stalin ve Truman, Avrupa'nın ABD ve SSCB etki alanı olarak ikiye bölünmesi, Yugoslavya'nın tampon bölge olması konusunda görüş birliği sağlamışlardır.

Savaştan sonra Batı Avrupa'nın tamamının SSCB işgaline uğraması tehlikesi karşısında ABD savaş döneminde kıtaya getirdiği askerleri geri çekmemiş ve Avrupalıları da kendi aralarındaki ihtilafları geride bırakarak bir araya gelmeye zorlamıştır. SSCB tehdidi nedeniyle 1946 yılında Türkiye ile ABD arasında Savunma ve Ekonomik İşbirliği Anlaşması imzalanmıştır. Yunanistan'daki iç savaşta ise ABD, Kraliyet yanlılarını desteklemiş, 12 Mart 1947'de ilan edilen Truman doktrini ile ABD'nin Türkiye ve Yunanistan üzerindeki etkisi artmış, bu durum savaş içerisinde işbirliği yapan ABD ile SSCB arasındaki ayrışmayı daha da hızlandırmıştır.

Savaştan sonra Batı Avrupa'da hür dünya olarak kabul edilen ülkeler arasında askeri, ekonomik ve siyasi hedefleri olan uluslararası örgütler kurulmuştur. Brüksel Antlaşması Teşkilatının güncellenmesi ve üye sayısının arttırılmasıyla oluşan1949 yılında NATO kurulmuştur. Aynı yıl içerisinde siyasi işbirliği hedefleyen ülkeler arasında insan hakları, hukuk devleti,  demokrasi ve çok partili siyasi sistemi esas kabul eden Avrupa Konseyi kurulmuştur.  Ekonomik işbirliği tesis etmek amacıyla kurulan örgütler ise EFTA ve AET olmuştur.

SSCB, Yalta konferansı mutabakatına dayanarak Doğu Avrupa ülkeleri üzerinde tahakküm tesis etmiş ve etkisi altına aldığı ülkelerin Marshall Yardımlarından yararlanmasını engellemiştir. SSCB, zaman içerisinde hür dünyanın örgütlenmesine paralel olarak askeri işbirliği örgütü olarak Varşova Paktı ve ekonomik alanda da COMECON'u kurmuştur. Ne var ki SSCB öncülüğündeki Doğu Bloku rekabete dayanamamış, 1989 devrimlerinin ardından bu iki örgüt de kendini lağvetmiştir.  1991 yılında ise SSCB kendini oluşturan Cumhuriyetlerin birlikten ayrılması ile dağılmıştır.

Rusya'nın Avrupa Konseyi'ne Katılımı

SSCB ardılı bir devlet olarak Rusya yeni dönemde bir yandan nükleer silahları, öte yandan BM Güvenlik Konseyi'nde daimî üyelik statüsünü devralmıştır.  SSCB sonrası dönemde Rusya'da egemen olan anlayış Atlantikçilik olmuş, Rusya'nın da temelde Batı sisteminin bir paçası olduğu görüşü 1990'lı yıllar boyunca süren Boris Yeltsin iktidarı döneminde örtülü veya açık biçimde genel kabul görmüştür.  Bu dönemde Rusya bir yandan Avrupa Birliği ile ticari ilişkilerini canlandırırken öte yandan NATO ile "barış için ortaklık" adı altında işbirliği projelerine dahil olmuştur. Eski Varşova Paktı üyesi devletlerin birbiri peşine Batı ittifakının askeri örgütü olan NATO'ya katılımına örtülü biçimde onay vermiş ve hatta Rusya -NATO ortaklığının daha da güçlendirilmesi tartışılmıştır. Rusya, Boris Yeltsin iktidarı döneminde Batı ile yakınlaşmayı siyasi alana da taşımış ve 1996 yılında Avrupa Konseyi teşkilatına üye olmuştur.

Çarlık döneminden beri temel hak ve özgürlükler ve demokrasi alanında hiçbir şekilde normal bir dönem yaşamayan Rusya'nın Avrupa Konseyi üyeliği, ülke içerisinde ve Batıda büyük sevinç yaratmıştır. Böylece Rusya, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine taraf olmuş, temel hak ve özgürlüklere uyma yükümlülüğü altına girmiş, vatandaşların Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine bireysel başvuru yapma hakkını kabul etmiştir. Öte yandan Rusya, ülke içerisinde yaşayan azınlıkların hak ve özgürlüklerini beynelmilel seviyeye yükseltme potansiyeli taşıyan Azınlık Dilleri Sözleşmesi, Ulusal Azınlıkların Korunması Çerçeve Sözleşmesi gibi metinleri imzalamıştır.  Bunlardan ilkini onaylamaz iken, ikincisi çerçevesinde etnisite, dil ve din azınlıklarının statülerini iyileştirme yükümlülüğü altına girmiş ve belli aralıklarla Avrupa Konseyi'ne raporlar vermiştir. 

1999'un son ayında Boris Yeltsin'in sağlık durumunun kötüye gitmesi üzerine seçimlere kadar görev yapmak üzere eski St Petersburg Belediye Başkan Yardımcısı Vladimir Putin başkanlığında teknokrat bir yönetim kurulmuştur. Bu görevlendirmenin rastgele yapılmadığı, KGB'nin devlete el koyduğu çok sonra anlaşılmıştır. Teknokrat başkan Putin, medya desteği ile kahramanlaştırılmış, halka üstün meziyetleri bulunduğu propagandası yapılmış ve ardından o dönemdeki partilerden Evimiz Rusya Partisi'ne katılmış, bu partinin adayı olarak da 2000 yılı Mart ayında yapılan seçimlere iştirak etmiş ve kazanmıştır.  1993 tarihli Rusya Anayasası Devlet Başkanının görev süresini iki dönem olarak belirlemişti. 2008-2012 yılları arasında Dimitri Medvedev'in Cumhurbaşkanlığının ardından Yüksek Mahkeme bu kuralı esnetmiş ve böylece Putin için sağlığı imkan verdiği kadar iktidarda kalmanın yolu açılmıştır. Bu arada 2015 yılında kabul edilen "yabancı ajan yasası" ile tüm muhalif medya kuruluşları ve siyasal partiler susturulmuş ve kontrol altına alınmıştır. Putin döneminde Rusya, Avrupa Konseyi üyeleri arasında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine en fazla bir bireysel başvuru yapılan ülke olmuştur.

Rusya'nın Avrupa Konseyi'nden İhraç Edilmesi

Rusya'nın 24 Şubat 2022'de Ukrayna'ya başlattığı saldırıdan bir gün sonra Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi bu ülkenin eyleminin teşkilatın temel kurucu metni olan Londra Sözleşmesi ile çeliştiği belirtilmiş ve üyeliğinin dondurulması için oylama yapılmıştır. Söz konusu oylamada Avrupa Konseyi'ne üye 47 üye devletin 42'si Rusya'nın üyeliğinin dondurulması lehinde oy kullanmıştır. Bu kararın ardından Rusya'nın Avrupa Parlamentosu'nda temsili ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki yükümlülüklerinde aksama olmamıştır. Bununla birlikte Rusya silahlı güçlerinin Ukrayna'da sivilleri hedef alan saldırılarının devam etmesi üzerine, Ukrayna hükümeti Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuru yaparak acil önlem alınması talebinde bulunmuştur. Bu başvuru üzerine Mahkeme, Rusya hakkında karar almış, okullar, hastaneler ve sivil yerleşim birimlerini hedef alan saldırılara son verilmesini istemiştir. Bu çağrının dikkate alınmaması üzerine Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinde Rusya saldırganlığı müzakereye açılmıştır. İşte tam bu aşamada 15 Mart 2022 tarihinde Rusya bir açıklama yaparak Bakanlar Komitesi üyeliğinden çekildiğini belirtmiştir. Bu arada Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi, uluslararası hukukla bağdaşmazlığını ifade ederek Rusya'nın saldırılarını kınamış ve bir gün sonra da Bakanlar Komitesi kararıyla Rusya, Avrupa Konseyi teşkilatından ihraç edilmiştir. Bakanlar Komitesi kararında Rusya'nın saldırganlığının Avrupa Konseyi ilkeleri ile kabil-i telif olmadığına vurgu yapılmıştır. 25 Şubat 2022'de yapılan üyeliğin dondurulması kararının ilgili tüzük hükümlerine göre 31 Aralık 2022 tarihinde yürürlüğe girmesi gerekiyordu. 16 Mart 2022 tarihinde Bakanlar Komitesi tarafından alınan ihraç kararı ile birlikte uygulama değişmiş, karar hemen yürürlüğe sokulmuş, öte yandan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Parlamenterler Meclisi de benzer yönde kararlar almıştır.

Rusya'nın Avrupa Konseyi'nden ihraç edilmesiyle birlikte Ukrayna saldırısının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi çerçevesi içerisinde yargı davasına konu olması hukuki bakımdan ortadan kalkmıştır. Bununla birlikte Rusya'nın işlediği suçların Uluslararası Ceza Mahkemesi görev tanımı bakımından bir değişiklik olmamıştır.  Her ne kadar Ukrayna ve Rusya, Lahey'de faaliyet gösteren Uluslararası Ceza Mahkemesine taraf olmasalar da, Rusya'nın Ukrayna topraklarında işlediği fiiller nedeniyle Ukrayna'nın 2014 yılında Mahkemenin yargı yetkisini tanıması, saldırı suçları ve savaş suçları bakımından Rusya'nın yargılanması için sağlam hukuki dayanak oluşturmuştur. Rusya ordusunun Buça ve diğer kentlerde ortaya koyduğu bireysel kitlesel saldırıların Cenevre Sözleşmelerine göre savaş suçu oluşturduğu ortaya çıktıktan sonra Uluslararası Ceza Mahkemesi savcısı tarafından sahada inceleme yapılmış ve bu durum savaşın kaderini de etkilemiş, barış müzakereleri yavaşlamıştır.  

Ukrayna'da 24 Şubat 2022'de başlayan Rusya saldırılarının ne zaman sona ereceği belirsizliğini korurken, Rusya'nın Avrupa Konseyi ihraç edilmesi, ülke içerisinde insan hakları ve demokrasi alanında geriye gidişin hızlanmasına kapı aralamıştır. Kararın ardından bir açıklama yapan Dimitri Medvedev, ağır suç işleyenler için idam cezasını geri getirilmesi önerisini ortaya atmıştır. Resmi görüş dışında haber ve yorumların sansüre tabi tutulduğu, internetin kısıtlandığı, temel hak ve özgürlüklerin çoğunluğu oluşturan etnik Ruslar bakımından bile sınırlandırıldığı Rusya'da ihraç kararının ardından evrensel değerlerden uzaklaşmanın daha da hızlanacağı kuşku götürmemektedir.

 


Rusya Federasyonu\'nun Avrupa Konseyi Macerası