Kategoriler: Dergi,
Alt Kategoriler: Nisan,

Bu askeri operasyon bizim için varlık yokluk meselesi. Ya var olacağız ya da yok olacağız. Şu anda her şey sallantıda duruyor. Yenilgi ihtimalini düşünmüyoruz. Çünkü bu olamaz. Olursa Putin, Rusya ve bildiğim kadarıyla dünya da olmayacak.” Aleksandr DUGİN

Bu satırları kaleme aldığım sırada Rusya-Ukrayna savaşında 40. gün geride kalmış bulunuyor. Savaşın her dakikasında ve her saatinde farklı gelişmeler yaşanıyor. Ukrayna Devlet Başkanlığı Ofisi Danışmanı Mihail Podolyak geçtiğimiz günlerde Twitter hesabından yaptığı paylaşımda çatışmalarda şu ana kadar 6 Rus generalin öldüğünü iddia etti. Söz konusu bu 6 generalden 5’inin isimleri: 41. Ordu Komutan Yardımcısı Tümgeneral Andrey Sukhovetsky, 41. Ordu Komutan Yardımcısı ve Kurmay Başkanı Tümgeneral Vitaly Gerasimov, Doğu Askeri Bölgesi’nin 29. Kombine Silah Ordusu’ndan Tümgeneral Andrei Kolesnikov, 150. Motorlu Tüfek Tümeni Tümgeneral Oleg Mityaev, 8. Muhafız Ordusu Komutanı Korgeneral Andrey Mordviçev.

Savaşın doğası gereği, konvansiyonel muharebelerde yahut meskun mahal çatışmalarda üst rütbeli personel bizzat çatışmalara müdahil oluyorsa, kesinlikle yolunda gitmeyen durumlar söz konusudur. Zira normal şartlarda üst kumanda kademeleri, muharebeleri cephe gerisinden yönetirler. Ayrıca muharebe komuta kontrol sistemleri ile çatışmaları konfigüre ederler. Tüm bu stratejik ve taktiksel faaliyetler, cephe gerisinde belirlenmiş güvenli bir alandan yürütülür. Ukrayna savaşında üst rütbeli Rus subay ve generallerin ateş hattında olması muharebe komuta kontrol sistemi açısından büyük bir risktir. O halde, Rusya Federasyonu Devlet Başkanı V. Putin neden bu riski göze alıyor? Bunun nedeni Rusya Federasyonu’nun sahip olduğu muazzam güç olabilir mi? Ya da Rusya, konvansiyonel savaşla sonuç alamazsa nükleer silah kartını mı ileri sürecek? Bu sorulara cevap verebilmemiz için Rus askeri doktrinindeki nükleer savaş metaforunu incelemek gerekiyor.

2010 yılında bugünkü Rusya Federasyonu Genelkurmay Başkanı Valeri Gerasimov tarafından yazılan ve yayınlanan Rus Askeri Doktrinine göre, (bir diğer adıyla Gerasimov Doktrini) kendisine veya müttefiklerine karşı nükleer silah kullanılması halinde Rusya Federasyonu da aynı şekilde karşılık verebiliyor. Ayrıca yine bu doktrine göre, konvansiyonel silahlarla Rusya’ya karşı yapılan saldırılarda veya Rusya Federasyonu açık tehdit altındaysa nükleer silahlar kuvvetli bir seçenek olarak belirebiliyor.

Amerikan Bilim İnsanları Federasyonu’na göre Rusya’nın 5 bin 997 savaş başlığı (nükleer patlamayı tetikleyen mekanizması)  bulunuyor. Elbette bu sayıya söküm emri verilmiş 1500 civarında başlık da dahildir. Geriye 4 bin 500 civarındaki savaş başlığı kalıyor ki, bunların büyük kısmı balistik füze veya roketlerden ( yani uzun mesafeyi vurabilen stratejik nükleer silahlar) oluşuyor. Zaten muhtemel bir 3. Dünya Savaşı çıkarsa bunlar kullanılacaktır.

“Füzyon bombalarının teorik üst limitleri olsa da bu bombaların gücünde bir üst limit yoktur”

Nükleer silahların ontolojik serüvenini bilmeden, nükleer savaşa ilişkin olasılık ve varsayımları değerlendirmek pek mümkün görünmüyor. Bu nedenle nükleer silahlar konusunda kısa bir ontolojik giriş yapmak istiyorum: Nükleer silah, nükleer reaksiyon ve nükleer füzyon birlikte kullanılmasıyla ya da çok daha kuvvetli bir füzyonla elde edilen yüksek yok etme gücüne sahip silahtır. Genel patlayıcılardan farklı olarak bütünüyle bir kenti ya da bir ülkeyi canlı, cansız ne varsa tamamen yok edecek kapasiteye sahiptir.

Dünya savaş tarihinde, nükleer silah ABD tarafından 2. Dünya Savaşı’nın son günlerinde iki kez kullanılmıştır. İlk kullanım, 6 Ağustos 1945 sabahı, ‘Little Boy’  isimli uranyum tipi silahın Japonya’nın Hiroşima kentine atılmasıyla gerçekleşmiştir. Üç gün sonra ise ‘Fat Man’ kod isimli plütonyum tipi silah aynı ülkenin Nagazaki kentine atılmıştır. Kullanılan bu silahlar çoğu sivil 132.000 kişi yaşamını kaybetmesine neden olmuştur.

İki nükleer silah türü bulunmaktadır: İlki, Hiroşima’ya atılan uranyum veya Nagasaki’ye plütonyum bombasındaki gibi uranyum ötesi ağır atom çekirdeklerini bölerek enerji elde eden füzyon bombalardır. Bu silahlarda uranyum ve plütonyum gibi ağır elementlerin parçalanabilir izotopları ‘süper kritik kütle’ denilen belli bir ağırlık limiti üzerinde bir araya getirildiğinde zincirleme reaksiyona girerek büyük bir enerji ortaya çıkarırlar. Hidrojen bombası veya füzyon bombası denen ikinci tipte ise ateşlenen bir füzyon bombası ile hidrojen çekirdekleri birleşmeye (füzyona) zorlanır ve sonuçta çok yüksek bir enerji ortaya çıkar. Füzyon bombalarının teorik üst limitleri olsa da füzyon bombalarının gücünde bir üst limit yoktur. Amerikan Bilim Adamları Federasyonu’nun açıklamasına göre, 2012 itibarıyla dünyada 4.300’ü kullanıma hazır olmak üzere toplam 17.000 nükleer başlık mevcuttur.

Radyoaktivite ve Nükleer Silahlar

Radyoaktivite atom çekirdeğinin, tanecikler veya elektromanyetik ışımalar yayarak kendiliğinden parçalanmasıdır ve bir enerji türüdür. Çekirdek tepkimesi sırasında ortaya çıkar. Canlı ve cansız, birçok nesnenin içinden geçebilir. Ancak toprağın, kayaların ve özellikle kurşunun içinden rahatça geçemez.

Nükleer silahlar hedef ülkedeki stratejik önemi olan binaları ve yerleşkeleri imha etmek ve insanları öldürmek amacıyla çok hızlı bir şekilde çok yüksek miktarda radyasyon ortaya çıkarırlar. Bu konuda en büyük ve insanlığın hafızasına kazınmış en acı deneyim, Amerikan ordusunun 2. Dünya Savaşı’nın sonunda (1945) Hiroşima ve Nagazaki’ye attığı bombalardır. Öte yandan nükleer silahlar, 2. Dünya Savaşı’ndan seksenli yılların sonuna kadar Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyetler Birliği başta olmak üzere, kapitalist ve sosyalist bloklar arasında meydana gelen Soğuk Savaş’ın temelini oluşturmuştur. Uzun yıllar boyunca devam eden karşılıklı nükleer tehditler, insanlık için korkutucu bir deneyim meydana getirmiştir.

Esasen elektrik üretmek amacıyla kullanılan nükleer reaktörler radyasyon meydana çıkarırlar. Dolayısıyla radyasyonun reaktörden dışarı sızmasını önleyecek şekilde inşa edilirler. Fakat dünya kamuoyu, reaktörlerde bir sorun oluşması durumunda radyasyonun çevreye yayılabileceğinden ve insanlara ve diğer canlılara zarar verebileceğinden endişe duymaktadır. Zira, 26 Nisan 1986’da Ukrayna’nın Çernobil şehrinde meydana gelen ve radyoaktif etkileri Rusya, Avrupa ve Türkiye’yi de kapsayan geniş bir alanda görülen felaket, bu endişenin ne kadar haklı olduğunun ispatıdır.

Nükleer silahların savaşlarda kullanılma olasılığı her biri değişik etkilere sahip olan ve değişik silahların kullanıldığı iki alt gruba ayrılmaktadır:

1-Sınırlı Nükleer Savaş: Bu savaş türünde az miktarda nükleer silah kullanılır ve sadece düşman askeri hedef alınır. Yine de bu saldırı sivilleri etkiler ama asıl zarar gören grup askerlerdir. Böyle bir savaşta kullanılmak üzere Soğuk Savaş sırasında birçok ülke tarafından küçük çaplı nükleer silah üretilmiştir.

2-Büyük Ölçekli Nükleer Savaş: Bu savaş türünde büyük miktarlarda nükleer madde kullanılır ve asker de sivil de dahil olmak üzere bütün ülke hedef alınır. Böyle bir saldırıda bir ülkenin ekonomik, sosyal ve askeri yapısı tamamen yok edilmeye çalışılır.

     Elbette bu iki nükleer savaş metodu arasında nasıl bir bağlantı olduğu bir tartışma konusudur. İki silahlanmış ülke arasında sınırlı bir nükleer savaşın olabileceğini kabul eden savaş stratejisi uzmanları bile böyle bir savaşın kısa zamanda büyük ölçekli bir nükleer savaşa dönüşebileceğini tahmin etmektedir. Ayrıca nükleer saldırı tamamen askeri bir bölgeye bile yapılsa, ortaya çıkacak radyoaktif maddeler, rüzgâr gibi doğal etmenlerle başka bölgelere taşınarak sivil nüfusta uzun süreli ve yok edici etkilerde bulunacaktır. Dolayısıyla yakın gelecekte gerçekleşmesi muhtemel büyük bir nükleer savaşta kısa sürede milyonlarca insanın yaşamını kaybetmesi, ekosistemin büyük zarar görmesi ve küresel iklim düzeninin tamamen değişmesi gibi riskler söz konusudur.

RUSYA’NIN ELİNDEKİ NÜKLEER SİLAHLAR

RS-28 Sarmat

RS-28 Sarmat ağır termonükleer kıtalararası balistik bir füze. 10 ağır ya da 15 hafif füze başlığını aynı anda taşıyabiliyor. Menzili 18 bin kilometre. Saatteki hızı 25 bin 560 kilometreye kadar çıkıyor.

R-36

R-36’ya Sarmat’ın eski modeli de denilebilir. 1962 yapımı, kıtalararası balistik bir füze olan R-36 aynı anda 3 savaş başlığı taşıyabiliyor. NATO raporlarında SS-9 Scarp olarak geçen nükleer füzenin menzili 10 ile 16 bin kilometre arasında değişiyor.

AVANGARD

Rusya’nın en etkili ve güçlü nükleer silahlarından Avangard, hipersonik bir füze olarak 2019 yılında üretildi. Malum, hipersonik füzeler ses hızını katbekat geçebiliyor. Saatte 33 bin kilometre hıza ulaşan Avangarda, hızı sayesinde herhangi bir savunma sistemine karşı oldukça dayanıklı.

POSEİDON

NATO istihbarat raporlarında ‘Kanyon’  kod adıyla da geçen Poseidon, nükleer silah taşıma kapasitesine sahip insansız bir denizaltı. Uydu veya yapay zekâ aracılığıyla kontrol ediliyor. Saatte 185 kilometre hıza ulaşıyor. 1 kilometre kadar derine inebiliyor. Patladığında 100 megatona kadar enerji yayıyor ve 500 metreye kadar radyoaktif tsunami oluşturuyor.

BUREVESTNİK

Tam adı 9M730 Burevestnik olan nükleer silah bir seyir füzesi. Şu anda geliştirilme aşamasında.

KİNZHAL

Bir tür hipersonik seyir füzesi olan silahın tam adı Kh-47M2 Kinzhal’dır ve savaş uçaklarına entegre edilir. 3000 kilometre menzile sahiptir. Saatte 14700 kilometre hıza kadar ulaşabilir.

Rusya Federasyonu Devlet Başkanı V. Putin, göreve geldiği günden beri Stratejik Füze Kuvvetlerinin gelişimine özel bir önem vermiştir. Bu nedenle Putin ve ekibi, Rusya’ya yönelik muhtemel dış füze tehlikelerine karşı caydırıcı ve üstün bir konuma gelebilmek için eski füze sistemlerinin yenilenmesi çalışmalarını ara vermeksizin sürdürmektedir. Bu durum, özellikle NATO ülkelerince endişeyle karşılanmaktadır. Dolayısıyla diplomatik çözüm çabaları her zamankinden fazla önem kazanmaktadır.


Rus Askeri Doktrininde Nükleer Gücün Yeri Nükleer Silahlara Ontolojik Bir Bakış