Kategoriler: Dergi,
Alt Kategoriler: Ocak,

Türkiye’nin terörle mücadelesindeki başarısı 2016 yılından bu yana devam eden sosyolojik, siyasi ve bürokratik bir seri dönüşüm süreciyle açıklanabilir. Ülke içinde ve sınır ötesinde yürütülen istihbarat, kolluk ve askeri operasyonlar ve bunlar arasındaki eşgüdüm PKK/PYD, DEAŞ ve DHKP/C gibi terör örgütlerinin silahlı eylem kapasitelerini büyük ölçüde akamete uğrattı. Bu operasyon örüntülerinin en dikkat çekici olanları ise Suriye’de PKK/PYD’ye karşı müşterek konseptle gerçekleştirilen müdahale edici askeri harekatlar oldu. Terör örgütünün coğrafi, siyasi ve sosyolojik konsolidasyonunu hedef alan bu harekatlar örgütü zayıflatmış olmakla birlikte, halihazırda ne PKK/PYD’yi Suriye’deki özerklik hedefinden ne de Rusya ve ABD’yi bu örgütü destekleme stratejisinden vaz geçirecek kadar etki üretmedi. O halde, Türkiye’nin Suriye’de PKK/PYD terör örgütüne karşı harekatlarına devam edeceği, bu bundan sonra gerçekleştirilecek askeri harekatların da mevcut harekatları tamamlayıcı nitelikte olacağı değerlendirilebilir. Ancak, her biri farklı konjonktürel koşullara bağlı olarak gerçekleştirilen harekatlar arasında geçen süre, PKK/PYD’nin Suriye’deki statüsünü pekiştirmesi için zaman kazandırmaktadır. Bu durumda, Türkiye’yi Suriye’de bekleyen tehdidin PKK/PYD ile devam eden çatışmanın yapısal bir hale dönüşme riski olduğu ifade edilebilir. 

Yapısal Çatışma Nedir, Neden Sorunludur? 

           

Yapısal çatışmalar çatışma durumun nasıl kurgulandığı, çatışma sürecindeki karar vericilerin kimler olduğu, çatışan taraflar arasındaki coğrafi yakınlık ve gücün eşitsizliğiyle ilgilidir. Yapısal çatışmalar, aktörler arasında agresif örüntülerinden meydana gelen ilişkilerden  kaynaklanır. Agresif örüntüler ise genellikle ihtilaf halindeki aktörlerin dışındaki güçler tarafından şekillendirilir. Bu da genellikle, aralarında güç asimetrisi bulunan zayıf (genellikle devlet-dışı) ile güçlü (genellikle devlet) aktörün itilaflarına zayıf lehine yapılan müdahalelerde görülür. Devlet seviyesindeki ve çatışmanın tarafı olan aktör müdahale edici dış aktörlerce genellikle muarız olarak görülür ve zayıf olan devlet-dışı aktör aracılığıyla dengelenmeye çalışılır. Görüldüğü gibi çatışma dinamiğinin bir tarafında vekil bir aktör bulunur, yapısal çatışmanın kaynağının dışsallığı da bu nedendendir. Dolayısıyla, yapısal çatışmanın kaynağı ne kadar dışsal ise çözümü de dışsaldır. Çatışmaya müdahil olan ve çatışma sürecinin karar vericisi konumundaki dış aktörler, kendi muarızlarını müzahir vekilleriyle en azından meşgul etmek isterler.

 

Türkiye-PKK/PYD Çatışmasının Yapısal Kodu: Özerklik Tartışmaları

 

Suriye’de Türkiye’nin önüne konulan senaryolar da yapısal çatışma koşullarını içermektedir. ABD ve Rusya Suriye iç savaşına müdahil olmaya başladıklarından bu yana Türkiye ile PKK/PYD arasındaki çatışmayı şekillendiren iki dış aktör olarak görüldü. ABD’nin Türkiye-PKK/PYD çatışmasını yapısal çerçevesini federatif bir Suriye modeli algısı üzerine inşa etmeye çalıştığı görülmektedir. Bu çerçeve dahilinde, ABD PKK/PYD’yi DEAŞ’a karşı savaştığı argümanıyla meşrulaştırmayı hedeflemiştir. ABD, örgütün DEAŞ’a karşı savaşmış olmasının öz yönetim hakkı doğurduğunu ifade ederek PKK/PYD’yi agresif savunma inisiyatifi alması için güdülemektedir. Öte yandan, ABD PKK/PYD’ye Türkiye sınırına komşu olan belirli bir coğrafi alan içinde otonom yönetim pratiği uygulamaları için imkan sunarken, Türkiye’yi de bu duruma razı etmeye çalışmaktadır. Türkiye-PKK/PYD çatışması şimdilik ABD’nin bu çatışma dinamiğine çizdiği zihni ve fiziki sınır ekseninde gelişmektedir. Bu da ABD açısından bakıldığında yönetilir yapısal çatışma anlamı taşımaktadır. Zira, ABD arzu ettiğinde çatışma sınırını Türkiye lehine esnetmektedir, arzu ettiğinde de bu sınırları PKK/PYD lehine takviye etmektedir. Bu ise yönetilebilir bir çatışma statüsü meydana getirmekte ve çatışmayı sürdürülür hale getirmektedir.

 

Türkiye-PKK/PYD çatışmasını şekillendiren bir diğer dış müdahaleci Rusya ise, geçtiğimiz yıla kadar Suriye’nin toprak bütünlüğü ve üniter devlet yapısının muhafazası anlamında PKK/PYD’yi Esed Rejimine entegre etmeyi ümit etti. Bu anlamda, Türkiye ile Suriye’de geliştirdiği parçalı askeri işbirliğini örgüte karşı bir baskı aracı kullandı ve örgütün ABD ile ilişkisini keserek rejime entegrasyonunu hızlandırmaya çalıştı. Ne var ki, PKK/PYD’nin özerklik talebindeki inadı ile örgütün geliştirdiği askeri kapasite Rusya’yı böylesine bir entegrasyonun kolay olmayacağına inandırmışa benziyor. Zira, 2020 ve 2021 yılı içinde PKK/PYD’nin Suriye Meclisi Eş Başkanı İlham Ahmed öncülüğündeki siyasi heyeti Moskova’ya bir seri ziyaret düzenleyerek özerklik karşılığında entegrasyon anlaşması zemini aradığı bilinmektedir. Bu anlamda, PKK/PYD’nin Ağustos 2020, Eylül 2021 ve Kasım 2021’de Moskova’ya düzenlediği ve Rus Dışişleri Bakanı ve yardımcısı seviyesinde yaptığı görüşmelere oldukça önemlidir. Son iki ziyaretin Türkiye’nin Ayn İssa ve Münbiç ekseninde bir operasyon yapacağına dair beklentilerinin hakim olduğu bir dönemde gerçekleştirilmiş olması ve  Rusya’nın etkin olduğu bu bölgelerde henüz bir harekatın icra edilmemiş olması Rusya’nın Türkiye-PKK/PYD çatışması üzerindeki etkinliğini işaret etmektedir. Rusya, benzer şekilde  PKK/PYD’nin toprak kontrolünü şimdiye kadar sadece Tel Rifat ve Münbiç bölgelerinde kabul ederek Türkiye-PKK/PYD çatışmasına Fırat Nehri’nin batısındaki bu eksenlerde sadece fiziki bir sınır belirledi, Ancak ABD’nin aksine bu bölgede PKK/PYD’ye özerklik sözü vermeyerek Türkiye-PKK/PYD çatışmasının zihni sınırını sadece örgütün Fırat’ın doğusunda var olma alanına sıkıştırdı. Rusya’nın Fırat’ın doğusundaki Türkiye-PYD/PKK çatışmasına şekillendirme yaklaşımı ise Barış Pınarı Harekat Bölgesi’nin temas hattındaki müşterek askeri devriye uygulamalarıyla çatışmayı önleyici veya geciktirici bir formatta devam etmektedir. Esasen Rusya da Fırat’ın doğusunda Türkiye-PKK/PYD çatışmasının ABD tarafından belirlenen esnek fiziki sınırına tabi olmaktadır. Rusya açısında Fırat Nehri’nin doğusunda henüz zihni bir çatışma sınırı belirlenmemiş olmakla birlikte, ABD’nin PKK/PYD için düşündüğü özerklik modelinin bir benzeri bu çatışmanın zihni sınırı olarak düşünülebilir. Rus Dışişleri Bakanlığının PKK/PYD heyetinin 21 Kasım 2021 tarihinde Moskova’ya düzenlediği son ziyarete ilişkin yaptığı açıklamasında Suriye’nin toprak bütünlüğüne vurgu yapılırken ve ülkedeki tüm etnik ve mezhebi unsurları haklarının iade edilmesi konu edilmektedir. Bu durumda Rusya’nın da  PKK/PYD özerkliği için zımmen de olsa olumlu bir yaklaşım belirleyerek Türkiye-PKK/PYD çatışmasına hem fiziki hem de zihni bir sınır çizip çatışmayı yapısal bir hale dönüştüreceği  beklenmelidir.

 

PKK/PYD’nin özerkleştirilmesi Türkiye’nin bu örgüte karşı müdahalesinin hem fiziken hem de zihnen sınırlandıracaktır. Eğer böylesine bir senaryo gerçekleşirse, Türkiye’nin kendisi için milli güvenlik tehdidi olan PKK/PYD’ye müdahale imkanı da orta ve uzun vadede zayıflayacaktır. Çatışmanın orta ve uzun vadedeki yapısal sütunları henüz belirginleşmemişken,  Türkiye’nin çatışma inisiyatifini ele alıp örgütle askeri mücadeleye coğrafi genişlik, istihbari/siyasi mücadeleye de coğrafi ve zihni derinlik kazandırması zorunlu bir tercih olarak ifade edilebilir.

 


PKK İLE MÜCADELEDE SURİYE’DEKİ YENİ RİSK: ÇATIŞMANIN YAPISALLAŞMA SORUNSALI