ABD başkanı Donald Trump ve damadı ve başdanışmanı Jared Kushner’in öncülüğünde, Beyaz Saray’da İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri ile “ Barış ve diplomatik ilişkilerin kurulması”, Bahreyn ile “tam diplomatik ilişki” anlaşmaları 15 Eylül de gerçekleşti. Bu anlaşmalara Başkan Trump, Musevilik dini içerisinde yer alan “ İbrahim Anlaşmaları” adını verdi. Arap dünyasında 1977’de Mısır ve 1994’de Ürdün ile kurulan diplomatik ilişkilerden sonra, 2020 yılında Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn, İsrail’i devlet olarak tanıdı. Bu anlaşmaları imzalayan iki Arap Monarşisi ülke için, güçlenen İran’a karşı ABD ve İsrail desteğini almak, ABD’de eğer yeni başkan olarak Joe Biden seçilirse Orta Doğu barışı için yapıcı bir ülke imajı görüntüsü vermek, kendi ülkeleri içerisinde ekonomik ve siyasi istikrarı sağlama amacında oldukları görülmektedir. Ülkelerin yetkililerinin açıklamalarında halen Filistin devletinin kurulmasını ve başkentinin Doğu Kudüs olmasını istediklerini belirtmişlerdir. 

Amerikan Başkanı Donald Trump için ise, aday gösterildiği Nobel Barış ödülü kazanmasına yardımcı olacak Orta Doğu’daki barışa katkı, seçimler öncesi İsrail amaçlarına koşulsuz destek vererek Yahudi lobisinin oylarını almak ve İran’ın dış politika hedeflerine karşı bir blok kurma amacını taşıdığı görülmektedir. Daha önce hazırlanan, İsrail ve Filistin arasındaki barışı sağlama taslak planı içinde, taraftar kazanma hedeflenmiştir. Bu anlaşmaların diğer Arap ülkelerine yayılacağını ve kalıcı bir barışın bölgede tesis edilmesi de planlanmıştır. Suudi Arabistan, Sudan ve Umman ile de benzer bir anlaşma yapılması beklenmektedir.

İbrahim anlaşması kavramı altında, Orta Doğu’da kalıcı bir barışın tesis edilme çabaları, İsrail yönetiminde bulunan Likud partisi lideri başbakan Binyamin Netanyahu açısından iç siyasette tabanına yönelik başarı olarak görülürken, hem gündemi değiştirmek hem de kendi üzerindeki baskıların azalmasını sağlamıştır. İsrail, Arap devletleri tarafından tanındıkça, içinde bulunduğu izolasyonu kırarak, bölgede bulunan Arap Birliği örgütü içerisinde kendi ulusal çıkar hedeflerine destek sağlayacak ülkeleri arttırma çabası içerisindedir.

İsrail için en önemli konu, diplomatik tanıma olarak seçilen, anlaşmalarda yer alan “İbrahim” ismi ve “ antlaşma “ kavramın kendi kutsal yazılı kitabı Tora/ Tevrat’ta temsil ettiği konular ve mesajlardır. Hedef toplumlar olarak Arap devletlerini, kutsallığın /dinin terminolojisini kullanarak kendi politik ve ekonomik kurallarına bağlama, dış politika hedeflerini gerçekleştirmek için kutsal bir ağ inşa etmeyi amaçladığını söyleyebiliriz. Başbakan Beyaz Saray’daki imza töreninde, bu anlaşmanın “ İbrahim’in tüm çocuklarına umut getirdiğini” belirterek teo stratejik olarak izlenen bir amacın ilk aşamasını başardığını belirtmiştir. Bu nedenle bir sonraki bölümde açıklanan, Musevilik için Hz İbrahim ve İbrahim anlaşmasının, kutsal kitapları Tora’daki anlamının bilinmesi, Yeni Orta Doğu dizaynının anlaşılmasında önem taşımaktadır. MUSEVİ İNANCINDA HZ. İBRAHİM VE ANLAŞMA AKDİ Hıristiyanlık ve İslam ile ortak kutsal coğrafyaya sahip Sami-İbrahim geleneğindeki Yahudi halkı için, Hz. İbrahim ya da Avram veya Abraham, kendi ataları olarak kabul edilir. Kutsal kitap Tevrat’ta (Tora) da Tanrı tarafından seçilen, Hz. İbrahim’e, İsrail oğullarını bir millet yapma görevi verilmiştir. “ Avram “ adı ile beş kitaptan oluşan Tevrat/Tora’nın ilk kitabının Yaradılış bölümü, 11 -25 bölümleri arasında bahsedilen Hz. İbrahim, aynı zamanda bütün semavi dinler için “Peygamberlerin atası”,“Çokların Babası” ve “Yüce Baba “ olarak da nitelendirilmektedir.

Hz. İbrahim’in iki eşinden doğan çocukları iki farklı soyun temsilcilerini oluşturmuştur. Karısı Sare’den doğan oğlu İshak bugünkü İsrail oğullarını, diğer karısı Hacer’de doğan oğlu İsmail de günümüz Müslümanları temsil etmektedir. Bugün Filistin bölgesinde El-Halil şehrinde yer alan türbesinde, bir taraf sadece Müslümanlara diğer taraf ise sadece Yahudilere açık olarak ziyaret edilmektedir. Türbenin bu şekilde dizayn edilmesi, iki farklı din mensubunun babalarının ortak olmasından dolayı “kardeş” olduklarını temsil Doç. Dr. A. İnci Sökmen ALACA Arel Üniversitesi Öğr. Üyesi ORTA DOĞU’DA İMZALANAN "İBRAH İ M ANLAŞMALARI’NA" TEOSTRATEJ İ K AÇIDAN BAKIŞ 1 İbrahim Anlaşması konusunda daha detaylı bilgi için , Yüksek Lisans tez danışmanlığını yaptığım, öğrencim Aynur Filiz’e ait YÖK Tez Merkezinde yer alan, “Eski Ahit Tora’da Yer Alan İbrahim Anlaşmasına Göre Vaat Edilmiş Topraklar ve İsrail Devlet İnşası” tezi inceleyebilirsiniz. İSRAİL İÇİN EN ÖNEMLİ KONU, DİPLOMATİK TANIMA OLARAK SEÇİLEN, ANLAŞMALARDA YER ALAN “İBRAHİM” İSMİ VE “ANTLAŞMA “ KAVRAMIN KENDİ KUTSAL YAZILI KİTABI TORA/TEVRAT’TA TEMSİL ETTİĞİ KONULAR VE MESAJLARDIR. www.globalsavunma.com 81 etmekte ve aynı toprak parçası üzerinde beraber yaşayabileceklerini sembolize etmektedir. Aynı zamanda Türkiye Şanlıurfa ilinde Hz. İbrahim ile ilgili eserlerin bulunmasından dolayı, Yahudilerin en çok toprak satın alarak ilgi gösterdikleri şehir olmuştur. Musevilik dininin anneden geçme özelliği de yine Hz. İbrahim ile ilgilidir.

Yahudilik dini genel olarak bir ahit yani anlaşma dini olarak kabul edilir. Kutsal kitapları Tevrat (Tora) yedi anlaşmadan bahsedilir. Bunlar Adem anlaşması, Nuh anlaşması, İbrahim anlaşması, Filistin anlaşması, Musa Anlaşması, Davut Anlaşması ve Yeni Ahit anlaşmasıdır. Teoloji alanında yurt dışında bu anlaşmaları çalışan teologların eserleri literatürde yer almaktadır. Kutsal kitap Eski Ahit (Tevrat/Tora) ve Yeni Ahit (İncil) üzerinde çalışan teologların bu anlaşmaların yorumlanması konusunda görüş ayrılıkları da bulunmaktadır. Kutsal metinlerde yer alan anlaşmalar, Tanrı ile insan arasında ve Tanrının hükümlerinin, insanın belirli şartları gerçekleştirdiğinde verileceği vaatler olarak kabul edilir. İnancı zayıf insanlar için, anlaşma hükümlerinin bu tarz insanları dine yönelteceği düşünülmüştür.

Yedi anlaşma içinde en önemlisi İbrahim anlaşması kabul edilmektedir. İbrahim anlaşması koşulsuz ve süresiz (sonsuz) bir anlaşmadır. Tanrı’nın cömertliği ve vaadini kapsar. Ata İbrahim ve onun soyundan gelenlerle İshak, Yakup/İsrael ve Yusuf ile devam eden anlaşmadır. Tora kitabı yaradılış 17’de anlaşma simgesi olarak erkek çocukların sünnet olması gösterilmiştir.İbrani halkının genetik kökenlerinin İbrahim ile başladığını bu anlaşma göstermektedir. İbrahim anlaşmasının üç temel unsuru bulunmaktadır.

Bunlar sırasıyla;

1- Vaat edilmiş Kenan toprakları.

2- İbrahim soyundan gelenlerle anlaşmanın sürdürüleceği vaadi

3- Yeryüzündeki bütün ulusların kutsanması vaadi

İbrahim anlaşması, bugünkü İsrail devletinin sınırlarını oluşturan toprakların, kutsal kitaplarında yer alan, Tanrı’nın kendilerine verdiği toprak olduğunu tescil ettirir. Böylece neden bu topraklarda devlet ve ulus inşası gerçekleştirdiğine teolojik bir meşruiyet kazandırmış olmaktadır. İbrahim anlaşmasına bu nedenle aynı zamanda toprak anlaşması da denir. Sadece Araplar için değil bu ülkeye halen gelmesi beklenen, dünyanın çeşitli yerlerinde yaşayan Yahudileri “ortak bir din” ve “kutsal toprak miti” etrafında birleştirmeyi amaçlamaktadır. Dünya üzerinde Yahudilerin, diğer insanları yönetmeye muktedir ve örnek olacak seçilmiş bir kavim olduğu “ kutsal ulus “ inşası ve ata İbrahim üzerinden diğer ulusların kutsandığı Musevilerin inancında kabul edilmektedir.

Kutsal metindeki İbrahim anlaşmasıyla şekillenen Yahudi milliyetçiliğinde, üç ana tema önemlidir. Bunlar seçilmiş halk olma, geçmiş anılara ve geleceğe dair ümitlere sahip olma ve milli Mesih inancıdır. Bu milliyetçilik anlayışında Filistin toprakları Yahudilere aittir. Diğer halklar geçici süreler de bu topraklarda yaşamış ve başka güçlü topluluklar yüzünden yıkılıp gitmişlerdir. Bu topraklarda Tanrı tarafından kendilerine verilmiş bir hakları bulunmamaktadır.Filistinlerle yapılacak barışta, toprakların kutsal olduğu inancı, barış karşılığı HEDEF TOPLUMLAR OLARAK ARAP DEVLETLERİNİ, KUTSALLIĞIN /DİNİN TERMİNOLOJİSİNİ KULLANARAK KENDİ POLİTİK VE EKONOMİK KURALLARINA BAĞLAMA, DIŞ POLİTİKA HEDEFLERİNİ GERÇEKLEŞTİRMEK İÇİN KUTSAL BİR AĞ İNŞA ETMEYİ AMAÇLADIĞINI SÖYLEYEBİLİRİZ. 82 GLOBAL SAVUNMA ORTADOĞU toprak konusunu zora sokmaktadır. Eski Ahit’te İbrahim sözleşmesinden kaynaklanan kutsal toprak inancı gereği bu topraklardan asıl sahipler olarak vazgeçmek, Tanrı’nın emirlerine aykırı gelmek olarak algılanmakta olduğu söylenebilir. Toprağın kutsallığı, siyasi ve dini bir kural olarak, İsrail resmi devlet söyleminde “Kudüs Statüsü” başlığı içerisinde yer alır.Yahudi halkının temelini oluşturan Kudüs’ten vazgeçilemez. M.Ö. 1004’te, Kral Davud tarafından, Yahudi milletinin başkenti olarak kurulduğu ve her zaman şehirde bir Yahudi varlığı olduğu ve 1948’de devlet olarak kurulduğunda bu görüşün yenilendiği kabul edilmektedir. 9 Temmuz 2018’de kabul edilen “Yahudi Ulus Devlet Yasası” , 1948’de ilan edilen bağımsızlık bildirgesine eklenmiştir. Bu yasa gereğince ülkenin adı “ İsrail Ulusal Yahudi Devleti” olmuştur.Bu yasanın en önemli özelliği İsrail toprağının, İsrail Devleti’nin kurulduğu Yahudi halkının tarihi vatanı olarak teyit edilmesidir.

İbrahim anlaşması sadece devlet inşası değil, toprağa dayalı yayılmacı dış politikasına da bir meşruiyet sağlar. Kenan diyarı olarak kutsal metinde geçen bölgenin, başta Filistin olmak üzere Lübnan, Ürdün, Mısır, Suriye ve Anadolu’yu kapsamaktadır. Orta Doğu coğrafyası üzerinde İsrail’in bulunduğu topraklarda petrol fakiri bir ülke olarak, Araplarla karşılaştırıldığında dezavantajlı bir konumdadır. Genişleme siyaseti kurulduğu günden beri, yer aldığı üç savaşla (1948, 1967 ve 1973) toprak kazanma amacı taşısa da Suriye Golan Tepeleri hariç ele geçirdiği yerleri geri vermiştir. İşgal altında tuttuğu bu toprakları, Amerikan Trump hükümeti İsrail egemenliğinde olduğunu kabul etmiştir. Bugünkü Irak toprakları, tarihte Yahudi krallıkları yıkıldıktan sonra sürgüne geldikleri alanlardan birini oluşturur. Babil sürgünü ile İsrail oğulları Yahuda’dan geldikleri için “ Yahudi” olarak adlandırılmaya başlanmıştır. Yahudilik etnik bir kimlik olarak, din temelinde birleşmiş insanları ifade eder. Babil Talmud’un üçte biri Musevi yasa sistemi Halaha’yı oluşturur. Suriye’de Hafız Esad dönemi Arap Kemeri projesi başlamadan önce, bir karar ile ülkenin kuzeyinde yaşayan Yahudi aileler ülke dışına göçe zorlandı ve Kürtlerin yardımıyla bu ülkeden ayrıldılar. İran’dan nüfuzları az olsa da Yahudiler yaşamaktadır.Terör örgütlerinin etrafını sardığı alanda çok fazla genişleme kaydedemeyen İsrail, Irak- Suriye İran ve Türkiye’de Kürt grupları ortak din algısı üzerinde destekleyerek, teo strateji bağlamında kurulacak Kürt devleti üzerinden de bölgeyi kontrol etmeyi de planladığına dair bir çok yazı yer almıştır. Haritada siyasi nüfus alanını genişlettiği topraklara bakıldığında dolaylı yoldan olsa da, kutsal kitaplarında ifade edilen Vaat edilmiş toprakların gerçekleştiği görülebilir.

İbrahim anlaşmasına göre kutsal toprak miti üzerinden şekillenen devlet ve ulus inşası, günümüzde Araplarla (BAE ve Bahreyn) yapılan ve diplomatik yönden İsrail’in tanınmasını sağlayan sözleşmelerle yeniden gündeme gelmiştir. İsrail’i devlet olarak kabul edip resmi ilişkiler kurulduğunda, kendilerine verilen kutsal toprağında tescil edildiği anlamı Yahudi halkı tarafından kabul edilmiş sayılacaktır. Vaat edilmiş topraklar kısmı içinde, Basra Körfezinin Arap monarşilerinin toprakları yer almamaktadır. İran’ın devlet dışı örgütler ile Lübnan, Suriye ve yakın ilişkiler kurduğu Mısır üzerinden İsrail’e tehdit oluşturduğu gibi, BAE ve Bahreyn üzerinden de İsrail İran’a karşı mevzi almaktadır. Dini jeopolitiğin bölge haritalarını yeniden şekillendireceği önümüzdeki dönemde, eğer yeni Amerikan başkanı Joe Biden olursa, Başkan Obama döneminin başkan yardımcısı olarak İran ve körfez politikalarının İsrail lehine değişeceğini söyleyen uzmanlar çoğunluktadır. Basra Körfezindeki Arap monarşilerinin siyasi yapısından memnun olmayan ve başkan yardımcısı olduğu dönemde, Arap Baharı demokratikleşme eylemlerini destekleyen, Suudi Arabistan’ı uluslararası terörizm faaliyetlerine verdiği destek ve gazeteci Cemal Kaşıkcı cinayetindeki suçlanması nedeniyle yargılanmasını isteyerek Başkan Trump’dan farklı bir Orta Doğu politikası izleyeceği düşünülebilir. İbrahim anlaşmalarının yeni Arap devletleriyle imzalanarak devamlılığı ise, başkan adayı Biden tarafından Orta Doğu’daki kalıcı barış için destekleneceği de söylenebilir ancak İran’a karşı blok oluşturma engellenebilir.

 

 

 

 

ORTA DOĞU’DA İMZALANAN \