Kategoriler: Dergi,
Alt Kategoriler: Haziran,

II. Dünya Savaşı Sonrası Yeni Sistem

Churchill, Roosevelt ve Stalin arasında, 4-11 Şubat 1945 tarihlerinde gerçekleştirilen Yalta Konferansı, Almanya’nın bölünmesi ve Polonya topraklarının değişimi gibi konular yanında BM’deki “VETO” sistemini de içeriyordu.

II. Dünya Savaşı sonrasında, İngiltere ve Sovyetler Birliği arasında “Güneydoğu Avrupa Paylaşım Planı” olarak bilinen “Yüzdeler Anlaşması” ile de (Levering, 1982: 15) Romanya, Bulgaristan ve Yunanistan gibi ülkeler paylaşılırken, bu anlaşma doğrultusunda Stalin’in müdahale etmemesi sonucu Yunanistan’daki iç savaş ABD ve İngiltere lehine sonuçlanmıştı (Bell, 2001). Buradan hareketle II. Dünya Savaşı ertesi Sovyetler Birliği’nin ilerlemesine belirli maksatlarla izin verildiği değerlendirmesi de yapılabilir.

Yeni Savunma İttifak Girişimleri

Diğer taraftan İngilizler, 17 Mart 1948 tarihinde Brüksel Anlaşması ile Almanya ile arasında oluşturduğu tampon devletler (Belçika, Hollanda ve Lüksemburg ve Hollanda) ile birlikte Fransa’yı da yanına alarak Brüksel Antlaşmasını imzalamış ve bir savunma ittifakı oluşturmuştu. Ancak Sovyetler Birliği’nin uyguladığı Berlin Anlaşması ile aynı yılın Eylül ayında Batı Avrupa Birliği de kuruluyordu (Grey, 2007). Aynı yıl Çekoslovakya’da da komünistlerce askeri darbe ile hükümet devrilince, yeni bir askeri yapılanma için ortam hazırlandı ve çok geçmeden 4 Nisan 1949 tarihinde Washington’da “Kuzey Atlantik Anlaşması” imzalandı.

NATO’nun Kuruluşunda İngiltere ve ABD’nin Baskın Rolü Dikkat Çeker

Bu anlaşma NATO’nun temelini teşkil edecektir. Anlaşmanın imzalanmasında İngiltere ve ABD’nin baskın bir rol oynadığı göze çarpar. Burada Almanya’nın başlangıçta açıkça dışarıda tutulduğu da görülür. Bu ülke savaşın galibi 4 ülke tarafından işgal edilmişti (ABD, İngiltere, Fransa ve Sovyetler Birliği). O dönemde savaştan yenik çıkan Almanya için biçilen rol, tamamen sanayi üretimini terk etmiş ve yalnızca tarım üretimi yapabilen bir ülke olmaktı. Almanya, o zamanki ismiyle, Federal Almanya NATO’ya ancak 1955 yılında o zamanki şartların gereği olarak girebilecektir. Çünkü savaş sonrası Sovyetler Birliği, işgal ettiği bölgelerden çekilmemiş, buralarda kendisine yakın yönetimler oluşturmuş, üstelik neredeyse İtalya gibi yerlerde bile komünist rejimler kurmaya teşebbüs edecek kadar etkisini artırmıştı.  Sovyetlerin atom bombasına sahip olması ve başarıyla denemesi ise (29 Ağustos 1949) başka bir gelişmeydi (Atak, 1966:1).

 

Başlangıçta Almanya Dışarıda Tutulmuştu

Başlangıçta Almanya dışarıda bırakılırken, daha sonraki gelişmelere göre Almanya’nın ittifaka dahil edilmesi NATO tarihinin ilk kırılmasıdır.

Bu konu NATO’nun kuruluş yıllarındaki temel düşünceleri yansıtması bakımından önemlidir. NATO kurulurken gayeyi, ilk NATO Genel Sekreteri olan İngiliz Lord Hastings Ismay, “Rusları dışarıda, Amerikalıları içeride, Almanları da aşağıda tutmak” olarak açıklamıştı. Bu dönemde İngiltere ve Fransa hala, II. Dünya Savaşı’nın etkisi altında birlikte hareket etmiş, Almanya’yı silahsız tutarak dışlamışlardı. Ancak sonradan yukarıda belirtilen nedenlerden dolayı Avrupa’da durum değişti ve Almanya’nın güçlendirilmesine karar verildi. Aslında Almanya’nın ittifaka dahil edilmesinin altında, bu ülke olmadan Sovyet işgaline karşı yeterli kuvvetin Avrupa’da olmamasıydı. Almanya 6 Mayıs 1955 tarihinde NATO’ya üye olduktan bir hafta sonra Varşova Paktı 14 Mayıs 1955 tarihinde kuruldu.

Anlaşmayı imzalayan devletler arasında Brüksel Anlaşmasını imzalayan devletlerle birlikte, İzlanda, Danimarka, İtalya, Kanada, Norveç ve Portekiz’de bulunuyordu ve üye ülkeler arasında ortak bir askeri anlayışın oluşturulması hedefliyordu (Pedal 2003: 97).

 

NATO Kurulurken Güç Boşluğunu Doldurma Düşüncesinin Yanında Yaratılan Sovyet Tehdidi de Vardı

II. Dünya Savaşı sonrasında eskinin sömürgeci güçleri ve Avrupa’nın harap durumda olmasından dolayı ortaya çıkan güç boşluğunu, kendi askeri güçleri ve ideolojik eğilimleri doğrultusunda doldurmak isteyen iki güç ayakta kalabilmişti: ABD ve Rusya (Turan, 1971:3).

Aslında ABD liderliğinde oluşan NATO’nun kurulmasında ise Sovyet tehdidi bu ülkeleri bir araya getirmek için kullanılmıştı. Sovyetler Birliği de saldırgan tutumu ile bu konuda ABD’ne aradığı fırsatı fazlasıyla vermiştir. Oysa 1954 yılında Sovyetler Birliği NATO’ya katılması gerektiğini öne sürmüş (CBC News 6 Nisan 2009); ancak NATO bunu kendisini zayıflatacağı gerekçesiyle kabul etmemişti. Sovyetler Birliği’ni NATO’ya kabul etmeyen iki ülke ise ABD ve İngiltere’dir.

NATO’nun Kuruluşunda Temel Düşünce

Kuruluştaki temel düşünce tarzı ise ABD başta olmak üzere Kuzey Amerika ile Avrupa arasındaki işbirliğiydi. Yine üye ülkelerden herhangi birisine yapılacak saldırının tüm ülkelere yapılmış sayılacağı esası getirilmiştir ki anlaşmanın 5. Maddesinde geçen bu husus bugüne kadar ilk defa 2001 yılındaki 11 Eylül saldırılarında uygulanmıştır. Aynı şekilde saldırıya uğrayan ülkelere askeri yardım yapılması esası da vardı. NATO bununla birlikte gerek askeri yapının oluşturulması, terminoloji, yöntem ve teknoloji alanında uyumlu olarak hareket edebilmek için standartlaşma esasını da getiriyordu.

Yapı ve Kararların Alınma Şekli

NATO içinde kararların alınma şekli, Kuzey Atlantik Anlaşması ve ilgili sözleşmelerde açıkça belirtilmiştir. Konsey toplantılarına Genel Sekreter başkanlık eder. Kararlarda oybirliği ve genel uzlaşı aranır. Her üye ülke NATO’nun Brüksel’deki merkezine bir delegasyon veya misyon gönderir. Daimî temsilci üst düzey bir memur veya deneyimli bir elçidir. Pek çok ülke Belçika'daki elçiliği yoluyla NATO'da diplomatik misyon bulundurmaktadır. NATO'da etkili yönetim ve karar yetkisi bulunan bir idari organ olan Kuzey Atlantik Konseyi, daimî üyelerden oluşur ve haftada en az bir kez toplanır. NATO’da bazı zamanlarda konsey, dışişleri bakanları, savunma bakanları ile devlet ve hükûmet başkanlarının katıldığı daha üst düzey toplantılar da gerçekleşir ve NATO'nun politikaları ile ilgili önemli kararlar genellikle bu toplantılarda alınır.

Doğu-Batı Mücadelesi

1957 yılında Sovyetler Birliği’nin ilk yapay uydusunu dünya yörüngesine oturtması, bu ülkenin Batıyı hem bilim hem de askeri alanda geçtiğinin bir kanıtı olarak yorumlandı. Sovyet lider Kruşçev ise daha da ileri giderek, “Sadece bilim ve askeri alanda değil, yakında üretimde de Batıyı geçeceğiz” demişti (Kissenger, 2006: 549). ABD her iki dünya savaşına da dışarıdan katılmıştı ve ülkesini hep savaş bölgesi olmanın uzağında tutmuştu. Ancak 1962 yılında Sovyetler Birliği’nin, ABD’nin çok yakınındaki Küba’ya nükleer füzelerini yerleştirme teşebbüsü ile uzun yıllar sonra ilk defa soğuk savaş tehdidini yanı başında hissetti. Bu kriz karşılıklı mektuplar ve ABD’nin Küba’ya uyguladığı ablukayı kaldırmasıyla atlatıldı. Kuruşçev füzeleri sökme kararı aldı.

 

Küba Krizinde ABD’nin Diğer NATO Üyelerine Danışmadan Tek Başına Karar Alması İttifakta İlk Kırılmayı Ortaya Çıkardı

Bu süreçte NATO Konseyi toplantısında bazı NATO delegeleri ABD’den Küba’yı işgal etmeme garantisi istemişler ancak ABD delegesi bu güvenceyi vermekten kaçınmıştı. Bunun yanında NATO üyeleri özellikle Batı Avrupa’daki NATO üyeleri gördüler ki kendi güvenliklerini tehlikeye atan bir durum da olsa ABD, diğer üyelerin görüşlerini alma gereği duymuyor ve gerektiğinde kendi çıkarları için tek başına hareket ediyordu. Bu noktadan sonra Fransa, ABD ve Sovyetler Birliği arasında dengeyi kuracak bazı girişimleri başlattı ve ABD ile ilişkilerini azalttı. Fransa 1960 yılında ilk atom bombası denemesini gerçekleştirdi ve ardından 1965 yılında uzaya ilk uydusunu gönderdi.

Fransa’nın NATO’nun Askeri Kanadından Ayrılması

1949 yılında kurulan NATO’nun en önemli askeri tesisleri ve üsleri Fransa’da bulunuyordu. Bu ülkeye ayrıca 50 binden fazla Amerikalı askeri personel konuşlanmıştı. Kendisini yeterince güçlü gören Fransa, 1966 yılında NATO’nun askeri kanadından çekildi. Aslında NATO krizi Fransa Cumhurbaşkanı Charles de Gaulle’nin ABD’nin örgütteki güçlü rolüne ve İngilizlerle kurduğu özel bağa olan itirazıydı.

Fransa’nın NATO’nun askeri kanadından çekilmesi ise ittifak içinde ikinci kırılmayı yaşattı. Fransa’da bundan sonra üniversite ve lise öğrencileriyle beraber hareket eden göstericilerin katıldığı “1968 Olayları” denilen protestoların yapılması düşündürücüydü.  Ardından Fransa 1968 yılında tek başına ilk hidrojen bombasının denemesini yaptı. Fransa, NATO içinde ABD-İngiliz yakınlığından rahatsızlık duyduğunu hiç gizlemedi ve bundan sonra da devamlı NATO’yu kendisini engelleyen bir güç olarak gördü. Bu nedenle İngilizleri uzun yıllar Almanya ile birlikte oluşturduğu Avrupa Ekonomik topluluğuna almadı. Bu kuruluştaki İngiliz-Fransız bloğunun, Alman-Fransız bloğuna dönüşmesiydi. Fransa NATO’nun askeri kanadına Soğuk Savaş Döneminin bitişinden çok sonra ve ancak 2009 yılında döndü.

ABD ve Sovyetler Birliği-Çin Ayrışması

1969 yılına gelindiğinde 1 milyondan fazla Amerikalı Vietnam’da savaşıyordu. ABD savaşı kaybetti. Sovyetler Birliği, komünist Kuzey Vietnam’a büyük yardımlarda bulunmuştu. Bundan sonraki süreçte öne çıkan husus, NATO’nun başarısından ziyade Sovyetler ve Çin ayrışmasıydı. NATO’nun kurulduğu yıl Mao Çin’de Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuruluşunu ilan etmişti (Uslubaş ve Dağ, 2007: 385). İlk tanıyan devlet Sovyetler Birliği’ydi. Batıda ilk tanıyan devlet ise yine ilginç bir şekilde İngiltere olmuştu. Çin, Kore’de BM kuvvetleri ile savaşmasına rağmen, aslında Batı için, Sovyetler Birliği’ne karşı bir denge unsuruydu. Nitekim öyle de oldu. Çin Sovyet çatışması 1960’lardan sonra artmaya başladı (Altuğ, 1967:45). Çin Kruşçev’in Küba’dan füzeleri çekmesini ihanet olarak nitelendirdi. Kruşçev ise Çin’e karşı ekonomik ambargo uyguladı.  Buna rağmen Çin 1964 yılında ilk nükleer silahını üretti. 1969 yılında Çin-Sovyet sınır çatışmaları başladı. Çin-ABD yakınlaşması 1967 yılında ABD Başkanı Nixon’un “Çin’i uluslar ailesinin dışında bırakamayız.” sözleri ile başlamıştı. Sınır çatışmaları başlayınca ABD yönetimi 1969 yılında Çin’e gezi yasağını kaldırdı ve Çinlilerin acil ihtiyacı olan tahıl gönderdi (Alpar, 2014: 306). Böylece Sovyetler karşısında yanına Çin’i aldı ve 1972 yılında Pekin’de Nixon, Mao ile el sıkıştı.

ABD ve Çin Yakınlaşması, Sovyetler Birliği Açısından Büyük Yenilginin Başlangıcıydı

Bu Sovyetler Birliği’nin üstünlüğünü sona erdiren ve çöküşe götüren Afganistan yenilgisi öncesi en büyük olaydı. Aslında Sovyetlerin üstünlüğünün kaybedilişi burada ilan edilmişti ancak Sovyetler, Afganistan’ı işgal ederek ekonomik olarak da çöküşünü hazırladı. ABD desteğini alan Çin ise bundan sonra hızlı bir gelişme sürecine girdi ve Sovyetler Birliği’nin dağıldığı 1990’lı yıllara girildiğinde dünyanın ilk 7 ekonomisi arasındaydı.

Soğuk Savaş Döneminde NATO Büyürken ABD Liderliği Göze Çarpıyordu

NATO daha 1978 yılında ittifakın ilk hedefinin güvenlik sağlama ve yumuşama politikasını sürdürmek olduğunu resmi olarak açıkladı. 1982 yılında İspanya ittifaka katıldı. Soğuk Savaşı zirve yaptığı tarihlerde 16 ülke 5.250.000 askeri, eğitimli gücü, üstün teknik silah kapasitesi ile NATO etkin bir güç oluşturuyordu (Weinrod ve Barry, 2010).

Ancak kuruluşundan beri üye devletlerin hemen hemen hepsi güvenliklerini sağlamak için ABD’ne bağımlı olduklarından NATO stratejilerinin oluşturulması ve uygulanması safhasında fazla bir etki gösterememişler ve ABD liderliğini kabul etmek zorunda kalmışlardı (Gürkaynak, 2004: 110-120).

 

Soğuk Savaş Sona Erdiğinde NATO Kendini Fes Etmedi

Soğuk Savaş yılları Avrupa Kıtasını askeri, sosyal, ekonomik ve siyasi yönden ikiye ayırmıştı (Schelesinger, 1994: 54). Soğuk Savaş Dönemi herhangi bir çatışmaya yol açmadı ancak siyasi olmaktan çok, psikolojik bir mücadele ile devam etti. 1990’lara gelindiğinde gerek ekonomik gerekse teknolojik açıdan rekabeti daha fazla sürdüremeyen Sovyetler ve Varşova Paktı’nın çöküşü ile NATO’da varlığını yeniden sorgulamak zorunda kaldı.

Aslında beklenen ve olması gereken Sovyetler Birliği tehdidine karşı oluşturulan NATO’nun bu tehdit ortadan kalktıktan sonra kendisini fes etmesiydi. Ama öyle olmadı.

 

NATO Yeni Ortamda Kendisine Yeni Görevler ve İttifaklar Yarattı

Soğuk Savaşın sona erdiği dönemde NATO ittifakı tüm ülkelerle birlikte çalışarak kıtada kalıcı bir barışı sağlamaya kararlı olduğunu ve bu yolda bir dönüşüm başlattığını Londra Deklarasyonu ile açıkladı (Wegener, 1990:3). Buna göre Avrupa yeniden düzenlenecekti. 1991 yılındaki Kopenhag NATO Dışişleri Bakanları toplantısında ise bunun artık tek bir ittifak yerine AGİT, AT, BAB ve Avrupa Konseyi gibi iç içe geçmiş organizasyonlarla yerine getirileceği deklere edildi. Aynı yıl Roma’da NATO üyesi ülkelerin devlet ve hükümet başkanları NATO’nun Yeni Stratejik Konseptini açıkladılar.

Burada yayınlanan bildiride hedefler Avrupa bölgesinden tüm dünyaya yayılırken, artık yeni tehditler; terörizm, kitle imha silahları, organize suçlar gibi alanlara yöneltiliyordu. Dikkati çeken ise bundan sonra bu tehditlerin tüm dünyada arttığı algısının oluşmasıydı. Ancak her nedense bazı ülkelere saldırı için bahane olan kitle imha silahlarının gerçekte olmadığının da belgelerle ortaya çıkmasıydı.

 

NATO Geliştirdiği Yeni Stratejilerle Alanını Genişletti

NATO’nun kuruluşunda ilk stratejisi, gelebilecek bir saldırıya karşı ittifakın nükleer silahlarla karşılık vermesini esas alan “Kitlesel Mukabele” idi. 1967 yılında bu strateji “Esnek Mukabele” adıyla düşmana onun seçtiği saldırı yöntemi ile karşılık vermeyi esas alıyordu. Bu strateji, kuruluşundan beri NATO’nun üçüncü stratejisiydi ve sadece mevcut tehditleri değil, daha belirsiz ve gelecekteki potansiyel tehditleri de içeriyordu.

Bu yeni dönemde sınırları belirsiz, tehdidini kendi belirleyen ve istenilen bölgelere yeterli gerekçe olmasa da müdahaleyi esas alan bir yetkiyi örgüte veriyordu.

Soğuk Savaş ertesinde NATO’nun ilk genişlemesi de 1990 yılında Almanya’nın yeniden birleşmesiyle gerçekleşti. Halbuki zamanın Sovyetler Birliği Başkanı Gorbaçov’a göre Almanya’nın birleştirilmesi görüşmeleri sırasında NATO’nun genişlemeyeceği konusunda yetkililer güvence vermişlerdi (Gorbaçov, 1996: 675).

 

NATO Genişlemesi Hiç Durmadı

NATO bundan sonra da genişlemesini durdurmayacaktır. Japonya ile siyasi ortaklıklar başlatılmış, 1994 ve 1997 yılları arasında Barış İçin Ortaklık (BİO), Akdeniz Diyaloğu Girişimi (İsrail ve Kuzey Afrika ülkeleri ile işbirliğine yönelik) ve Avrupa-Atlantik Ortaklık Konseyi gibi başka platformlar da oluşturulmuş, “temas ülkeleri” terimi ile korsanlık gibi alanlarda küresel ortaklıklar geliştirilmiş, Avustralya ve Yeni Zelenda ile bazı bölgesel ve ikili anlaşmalar imzalanmış, 2002 yılında AB ile NATO arasında Berlin Plus Antlaşması ile bir dizi anlaşma ile AB için NATO imkanları kullanıma açılmış, 2004 yılındaki İstanbul Zirvesinde Basra Körfezine komşu 4 ülkeyle birlikte “İstanbul İş Birliği Girişimi” başlatılmış, Doğu Avrupa’dan ve Balkanlardan yeni üyeler NATO’ya katılmıştır. Yine bu süreçte NATO; Bosna-Hersek, Kosova, Afganistan, Libya müdahalelerinde bulunmuş, Irak Eğitim Görevi, Aden Körfezinde Korsanlıkla Mücadele gibi görevleri icra etmiştir. 1999 NATO Kosova müdahalesi ilk kez BM’den izin almadan icra edilen bir harekât olarak tarihe geçmiştir. Rusya’nın itirazlarına rağmen 2017 yılında Karadağ ve 2020 yılında Kuzey Makedonya NATO’ya üye olmuş ve böylece NATO’ya ülke sayısı 30’a ulaşmıştır. Gürcistan ve Ukrayna’nın katılımları ise gündeme gelmesine rağmen bugüne kadar gerçekleşmemiştir. Bugün dünyadaki askeri harcamaların çoğu ABD başta olmak üzere NATO üyesi ülkeler tarafından yapılmaktadır.

 

Soğuk Savaş Dönemi Sonrasında ABD ve NATO Dünyanın İstediği Huzuru Sağlayamadı

Soğuk Savaş Dönemi sonrasında ABD bütün dünyada tartışmasız en büyük güç olarak ayakta kalmıştı. Bu dönemde artık dünyanın savaşlardan uzak daha güvenli bir yer olacağı ümidi vardı. Ancak böyle olmadı. Askeri harcamalar azalacağına arttı. ABD, güç zehirlenmesi altında kendine düşen rolü beklenildiği şekilde yerine getiremedi. Ortamı kendi lehine kullanmak istedi. Kendi ve Batı kamuoyuna sahte düşmanlar yarattı ve birçok noktada yarattığı yıkıcı savaşlarda başarısız oldu. Gücünü boşa harcadı. İnsanlar acı çekti ve tüm dünyada bir ABD karşıtlığı oluştu. Fransa Cumhurbaşkanı Macron bile 2019 yılında İngiltere merkezli “Economist” dergisine yaptığı açıklamada “NATO’un beyin ölümü gerçekleşti” demişti.

Bunun yanında baskıcı bir anlayışla, Türkiye gibi kendi üyesi ülkelere bile gerekli güven ve savunma garantisini sağlamakta bile yetersiz kaldı, en kritik dönemlerde hava savunma sistemlerini geriye çekti. Müttefiki ülkenin sınırlarındaki PKK/YPG terör unsurlarına binlerce tır silah verdi, eğitim ve malzeme desteği sağladı. Hava Savunma Sistem ihtiyacını başka kaynaklardan karşılayan üyeleriyle ters düştü, düşman ülkelere uygulandığı CAATSA yaptırımlarına dahil etti ve bilinçli olarak kendi savunma kanadını zayıflatmaya çalıştı. NATO Genel Sekreteri Stoltenberg de Türkiye’nin güvenlik endişelerini anlıyoruz derken bile ortak bir yol bulmaktan söz ediyordu. NATO üyesi bir ülkeye hem de en güçlülerinden birine karşı uygulanan bu tutum NATO içindeki en büyük kırılmalardan birisiydi.

 

Etkinlik ve İmaj Kaybeden NATO 2020’li Yıllara Gelindiğinde Bir Çıkış Yolu Arıyordu

Etkinliğini kaybeden ve Avrupalı ortaklarıyla ilişkileri kopma noktasına gelen böylesi umutsuz bir ortamda, 2021 yılında ABD Başkanı Biden kurtarıcı rolüyle katıldığı Münih Güvenlik Konferansında (Küba Krizinden beri gerçekleştirilen) “Amerika geri döndü” diyerek (Deutsche Welle Türkçe, 20 Şubat 2021) gönül almaya ve güven algısı yaratmaya çalışmıştı. Biden’e göre Rusya ve Çin demokrasiler için bir tehditti ve bu tehdit sıralamasında Rusya, Çin’in önünde yer alıyordu. Bu öngörü ise öncelikle Rusya’ya sonra da Çin’e karşı bir harekâtı içeriyordu ve ABD bunu müttefiklerini kullanarak yapacaktı. Bu görüş 2021 yılı Haziran ayında gerçekleştirilen NATO zirvesinde de vurgulanmıştı. Bu safhada ABD’nin NATO’yu kullanarak, Çin ve Rusya’ya karşı, Baltık’tan başlayarak Doğu Avrupa ve Karadeniz üzerinden Orta Asya’ya, oradan da Hint Okyanusu üzerinden Çin’in güneyine ve Güney Kore ve Japonya’ya uzanan ülkeleri kapsayacak şekilde yeni bir cephe inşa etme isteği de açıkça görülüyordu (Alpar, 17 Nisan 2022).

 

ABD ve NATO için Aradığı Fırsatı Rusya, Ukrayna Saldırısıyla Verdi

Bu anlamda Rusya’nın Ukrayna’yı işgal girişimi zor durumda olan ve imaj kaybetmiş ABD ve NATO için gerekli fırsatı fazlasıyla verdi. Yaratılan Rus korkusu nedeniyle, Almanya başta olmak üzere birçok NATO ülkesi savunma harcamalarını artırmayı kabul ederken, ABD istediği yerlerde istediği üsleri hem de bu ülkelerin gönüllü çağrısıyla elde etme fırsatı buldu. Daha da ilginç olanı, Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısından sonra bile NATO’ya üye olmayı düşünmediklerini üst düzey yetkilileri vasıtasıyla ilan eden İsveç ve Finlandiya bile iki ay içinde %20 destek oranlarından %80’lere ulaşan bir oranda NATO üyeliği için destek sağladılar. Oysa 25 Şubat 2022 tarihinde İsveç Başbakanı Andersson “NATO üyeliğini düşünmüyoruz” derken, 20 Mart 2022 tarihinde Finlandiya Cumhurbaşkanı Niinistö, “Finlandiya’nın NATO’ya katılması, Avrupa’nın güvenlik durumunu olumsuz etkiler” açıklaması yapıyordu. Diğer taraftan Rusya’nın kontrolsüz ve aşırı güç kullanımı her zaman dikkat çekmiştir. Şüphesiz Rus yönetiminin agresif tutumu yanında “kaba askeri güce ve korkuya dayalı açıklamaları” bu değişim için gerekli ortamı sağlamıştı ancak yapılan kuvvetli kamuoyu yönlendirme faaliyetleri de aynı oranda etkili olmuştu.

 

Sonuç

Güvenlik kişi ve toplumun her türlü tehlikelerden uzak korkusuzca yaşama durumudur. Bu ortamı sağlama yanında güvenliğin sağlanmış olduğuna ilişkin algının da oluşturulması da önemlidir. Her ne şekilde olursa olsun mevcut durumda her şey ABD ve NATO için planlanmış şekilde gidiyor izlenimi veriyor. Rusya’dan sonra, yeni harekât alanı Hint Pasifik Bölgesi ve hedef Çin olarak belirlenmiş gibi de görülüyor. Ancak adaletli ve insanı merkeze alan bir düzen kurulmadığı sürece güvenliğin hiçbir zaman gerçek manada sağlanamayacağı açıkça ortadadır. Görünüşte mükemmel olarak gözüken hususların ardında, birçok anlaşmazlık noktasının ve sürpriz etkilerin de bulunduğu bir gerçek ve bizler birçok şeyi zamana bağlı olarak öğrenebileceğiz.

 

 

Kaynakça:

               Alpar, Güray. (2014). Antropolojik Bakış Açısıyla Stratejik Dünya Tarihi, Palet Yayınları: Konya.

Alpar Güray. (17 Nisan 2022). Hint-Pasifik Bölgesi ve ABD’nin Hint-Pasifik Strateji Belgesinin Şifreleri, SDE Köşe Yazısı: Ankara.

Altuğ, Yılmaz. (1967). Çin Sorunu: İstanbul.

Atak, M. Sadık. (1966). Harp Sonrasında Dünya: Ankara.

Weinrod, W. Bruce, Barry, L. Charles. (2010). NATO Command Structure: Considerations fort he Future, Center for Technology and National Security Policy, National Defense University.

CBC News. (6 Nisan 2009) Fast Facts About NATO.

Indo-Pacific Strategy of the United States (Washington, DC: The White House, 11 February 2022.

P. M. H. Bell. (2001). The World Since 1945: An International History, Hodder Arnold Publication.

Behrman, Greg (2007). The Most Noble Adventure: The Marshall Plan and the Time When America Helped Save EuropeSimon & Schuster.

Levering, B. Ralph. (1982). The Cold War, Arlington Heights, Harlan Davidson.

Gorbaçov, Mihail. (1996). Memoirs, Doubleday: London.

Gürkaynak, Muharrem. (2004). II. Dünya Savaşından Sonra Avrupa’da Savunma ve Güvenlik, Ankara Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayınlanmamış Doktora Tezi: Ankara.

Kissenger, Henry. (2006). Diplomasi, Çev. İbrahim H. Kurt, Türkiye İş Bankası Yayınları: İstanbul.

Pedaliu, Effie G. H. (2003). Britain, Italy, and the Origins of the Cold War. Palgrave Macmillan. 

Schelesinger, Arthur. (1994). “Some Lesson From the Cold War”, The end of the Cold War: Its Meaning and Implications, Der. Michael Hogan, Cambridge University Press: New York.

Turan, İlker. (1971). NATO İttifakının Stratejik ve Siyasi Sorunları, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Yayınları: İstanbul.

Uslubaş Tolga, Dağ Sezgin. (2007: Dünya Tarihi Ansiklopedisi, Karma Kitaplar: İstanbul.

Wegener, H. (1990). Değişen İttifak, NATO Dergisi No: (3).

 


NATO’YU ANLAMAK: GEÇMİŞTEN GELECEĞE NATO FELSEFESİ