Nadir toprak elementleri (NTE) yer kabuğunda bulunan ve birçok modern teknoloji için yaşamsal önemde olan bir dizi kimyevi elementtir. NTE aslında doğada pek ender rastlanan elementler değillerdir. Bu elementlere “nadir” denmesinin nedeni, nadir olarak görülen mineraller içinde oksit bileşenleri olarak 18’nci ve 19’uncu yüzyıllarda tespit edilmiş olmalarıdır. Doğada benzer olaya sık rastlanmadığından dolayı bu şekilde tanımlanmışlardır. Yoksa yerkabuğunda çoğu elementten daha fazla bulunmaktadırlar. Söz konusu elementler; elektrikli, hidrojenli ve hibrit araçlar, bilişim, iletişim, internet ve ağlar, kameralar, hassas güdümlü füzeler, endüstriyel mıknatıslar, rüzgâr tribünleri, güneş panelleri, güvenlik sistemleri vb. teknolojileri kapsayacak şekilde çok geniş bir yelpazede kullanılmaktadırlar.

Endüstrinin vitaminleri veya teknolojinin tohumu adı da verilen bu elementler, kendilerine özgü manyetik, ışıma ve elektrokimyasal özellikleri nedeni ile birçok teknolojinin daha az ağırlık, düşük salınım ve düşük enerji tüketimi ile çalışmasını sağlamaktadırlar. Nadir toprak elementleri ayrıca bu teknolojilere daha yüksek verim ve performans, minyatürleşme, hız, dayanıklılık ve ısıl kararlılık vermekteler. Nadir toprak elementlerinin az miktarda kullanımı, ürünün kalitesini önemli ölçüde artırmaktadır. İleri teknoloji ürünlerinde de kullanım miktarı az olmaktadır. Ancak birim performansa etkisi kritik düzeydedir. Tüm bu özellikleri nedeniyle onları “sihirli” sıfatı ile tanımlayanlar mübalağaya kaçmamış sayılırlar. Örneğin bir cep telefonunda sekiz adet nadir toprak elementi kullanılmaktadır. Renkli 

ekranlarda, mikrofonlarda, cep telefonu devreleri ile ünitelerinin küçük ve fonksiyonel olmasında oldukça önemlidirler.

Nadir toprak elementleri, uzay ve savunmadan sağlık hizmetlerine, temiz enerjiden elektroniğe, nakliye ve taşıtlardan kimyasallara kadar petrol arıtma ve imalatı da kapsayacak şekilde birçok endüstri için dünya çapında kritik öneme sahiptir. Bahse konu elementlerin dünya ticaretindeki yerinin, ülkelerin yüksek teknolojik ürünler üretebilme kapasitelerine göre biçimleneceği ve bunun sonucu olarak gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler için öneminin günbegün artacağı açıktır. Hiç de şaşırtıcı olmayacak şekilde, dünyanın dört bir yanındaki nadir toprak elementleri rezervlerini korumaya ve/veya paylaşmaya yönelik mücadele de oldukça kızışmış gözükmektedir. 

Dünyada Rezerv Durumu ve Ticaret

NTE doğada bileşik halde, özellikle oksitler halinde bulunmaktadır. NTE, "nadir toprak metalleri, NTM" ya da “nadir toprak oksitleri, NTO” olarak da tanımlanmaktadır. NTE birçok benzer özelliklere sahip olup genellikle jeolojik olarak birlikte bulunmaktadırlar. NTE metalleri çoğu zaman “oksit” olarak pazarlanmaktadır. Dünyada NTE rezervleri 10 ülkede yoğunlaşmış olup Çin NTE rezervi bakımından dünyada ilk sırada yer almaktadır. Diğer ülkeleri; Brezilya, Rusya, ABD, Hindistan, Avustralya, Malezya, Vietnam, Güney Afrika ve Kanada olarak sayabiliriz. Kaynaklardaki NTE ile ilgili bilgiler incelendiğinde çok farklı rakamlarla karşılaşılmaktadır. Bunun nedeninin; ülkelerin stratejik olarak gerçek rakamları diğer ülkelerle paylaşmadıkları, ancak istedikleri kadarını deklare etmelerinden kaynaklandığı değerlendirilmektedir. Bu anlamda, dünyada NTE rezervinin çok daha yüksek olduğu tahmin edilmektedir. Çin’in, İç Moğolistan’daki (Bayan Oba) yatakları, nadir toprak elementleri bakımından dünyanın en büyük rezervine sahiptir. Bu rezerv, 1957 yılından bu yana işletilmekte olup, Çin’in hafif nadir toprak elementi ihtiyacının %70’ni karşılamaktadır. Bayan Oba madeninin yanı sıra Shandong ve Sichuan’da da Çin’in önemli NTE yatakları bulunmaktadır.

Dünyada tüketim yapan ülkelerin başında yine Çin gelmekte olup, bunu Japonya, ABD, Almanya, Fransa takip etmektedir. NTE rezervlerinin sınırlı olmasına karşılık, teknolojideki gelişmelere bağlı olarak hem kullanım alanlarının hem de tüketici ülke sayılarının artacak olması nedeniyle, stratejik madenler ve mineraller üzerindeki uluslararası çıkar ve çekişmelerin giderek yoğunlaşacağı belki de sıcak bir savaşa kadar uzanabileceği beklenmektedir.

Hem Karaya Hem de Okyanusların Altına Odaklanan Mücadele

Bugün, çıkarılan ve kullanılan NTE miktarları diğer madenlerle karşılaştırıldığında çok küçük kalmaktadır. Mikyası hesaplı olsa da çıkarma, ayrıştırma ve saflaştırılmasında çevresel etkileri devasa boyutlara varan bu elementlerin; işlenmesinde çok fazla enerjiye, kimyasala ve suya ihtiyaç duyulmaktadır. 1980’li yılların ortalarına kadar Çin’de nadir toprak elementi çıkarılmıyordu. Dünyada üretim, başta ABD ve diğer bazı ülkelerde yapılıyordu. Ama Batı, bu zahmetli, tehlikeli ve müthiş çevre kirletici endüstriyi daha o yıllarda Çin’e devretmeyi tercih etti. 2010’lara gelindiğinde ise, Çin tek başına toplam dünya üretiminin %95’ini sağlamaktaydı. Bu daldaki çevresel maliyetin devasa boyutları ve artan ileri teknoloji gereksinimleri nedeniyle Çin, 2012’de hem üretimi hem de ihracatı ciddi manada sınırlama yoluna gitti.

Çin’in ihracatı yaklaşık olarak %70 oranında kısıtlaması ve dolayısıyla artan fiyatlar, dünyanın dört bir yanındaki rezervlerin korunması, yeniden üretime alınması ve alternatif kaynakların bulunması faaliyetlerini hızlandırmıştır. Doğu Pasifik Okyanusunda NTE bakımından oldukça zengin yeni bir ana damar bulunmuştur. Tahminlere göre derin okyanus bölgesindeki bu kaynak, Çin’in rezervlerinden iki kat daha büyüktür. Güney Pasifik bölgesindeki bu zengin keşif, İngiltere ve Fransa gibi sömürgeci ülkeleri kolonyal alanlarına yönelik doymak bilmez iştahlarını yeniden kabartmıştır. Fransa’nın Fransız Polinezya’sı, Wallis ve Futuna adaları ile Yeni Kaledonya, İngiltere’nin ise Pitcairn adalarına yeniden özel bir ilgi göstermeleri bu bağlamda değerlendirilmelidir. Yine Avusturalya’nın 2015’de Norfolk Adası’nı Yeni Güney Galler belediyesine bağlaması ile Yeni Zelanda’nın Cook Adaları ve Niue Adasının Birleşmiş Milletlere üyeliğini reddetmesinin temel nedenleri Okyanusun üstündekilerden ziyade altındaki zengin NTE yataklarından kaynaklanmaktadır.

ABD’nin daha önce kapattığı Kaliforniya’daki NTE yataklarını yeniden açma kararı ile Cook Adaları çevresine ilgi göstermeleri, hem alternatif kaynak yaratma hem de Çin’e olan bağımlılığı azaltarak askerî sanayi kompleksinin ihtiyaçlarını uzun vadeli bir perspektifle ele alma girişimleridir. Cook Adalarıyla sadece Amerikalıların değil Güney Kore, Japonya ve Tayvanlıların ilişkilerini geliştirme gayretleri, nadir toprak elementlerinin gittikçe petrol ve doğalgaz kadar önemli olmalarından neşet etmektedir. Ayrıca Japonya’nın güneydoğusunda Okyanusun derinliklerinde zengin NTE yatakları bulunmasıyla birlikte Toyota vasıtasıyla Vietnam’da nadir toprak madeni satın alma girişimleri önemlidir. Pasifikte bunlar olurken, mücadele gerçekten de dünyanın dört bir yanında içten içe yanmaya devam etmektedir.

Atlas Okyanusu’nun kuzeyinde dünyanın en büyük adası olan ve Danimarka’ya özerk olarak bağlı Grönland’da keşfedilen NTE alanlarında Çinli şirketlerin faaliyet göstermelerine izin verilmesi Danimarka, ABD ve NATO’nun sert tepkisine neden olmuştur. Bu konuda yüzümüzü Afrika’ya döndüğümüzde ise Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde yarı iletken çiplerin üretiminde kullanılan columbite-tantalite(COLTAN) minarelinin kontrolü ve ihracatı konusunda rakip güçler olarak Ruanda, Uganda, İsrail, Çin ve ABD’ni görmek mümkündür. Ruanda’nın Japonya’ya 2017 yılında NTE arama ve çıkarma izni vermesi ile Afrika’nın Great Lakes bölgesindeki benzer faaliyetler dikkat çekicidir.

Bugün Çin ve ABD firmaları, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde lityum, kassiterit ve kobalt rezervlerine erişim konusunda, ekonomik ve politik bir mücadele içerisindedirler. Bunun yanı sıra iç kargaşanın hüküm sürdüğü ve bir zamanların Alman kolonisi olan Burundi’de 2017 yılında NTE bakımında son derece zengin bir ana damar bulunmuştur. Alman ThyssenKrupp’un hemen harekete geçerek burada bir işletme tesisi kurmaya başlaması da emperyalist tabiattan kaynaklanan bir reflekstir. Fransa’nın da Afrika’daki “Frankofon etki alanı” ülkelerinden Fas, Burkina Faso, Nijer, Madagaskar ve Gine’de NTE faaliyetlerini yoğunlaştırması ilginç olduğu kadar da düşündürücüdür.

Nadir Toprak Elementleri ve Türkiye

En önemli NTE yatağı, Kızılcaören-Eskişehir’deki bastnasit-fluorit-barit rezervidir. Ayrıca Malatya-Kuluncak yöresi önemli bir diğer kaynak olarak görülmektedir. Ülkemizde bulunmuş, fakat henüz işletilmeyen NTE yatakları da mevcuttur. Bunun yanı sıra ülkemiz jeolojisi bu elementlerin oluşumu için de uygundur. Ne yazık ki bugün için nadir toprak elementlerinin işlenmeden ihraç edilmesinin fazlaca bir değeri yoktur. Gelecekteki ihtiyaçlar ve teknolojinin muhtemel evrimi/devrimi de öngörülerek, yeni rezerv alanlarının bulunması, bahse konu elementlerin üretilmesi, zenginleştirilmesi ile sanayisinin kurulması hususlarının, bir bütün olarak ele alınması gerekmektedir. Nitekim bu stratejik ihtiyaca binaen 15 Temmuz 2018’de, 4 Nolu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Nadir Toprak Elementleri Araştırma Enstitüsü (NATEN) Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı’na bağlı olarak kurulmuştur. Ülkemizin NTE ve diğer elementler konusunda kısa, orta ve uzun dönem politika ve stratejik kararları için gerekli bilgileri oluşturmak, ürün ve teknolojilerin geliştirilmesi, üretilmesi amacıyla temel ve uygulamalı araştırma yapmak, yaptırmak, değişik alanlarda kullanıcıların araştırmaları için gerekli bilimsel ortamı ve alt yapıyı sağlamak, finansman, personel ve teçhizat ile desteklemek, bunun için laboratuvarlar ve araştırma merkezi kurmak, teknolojilerin yurt dışından transferi için gerekli çalışmaları yürütmek, bu alanda araştırma yapan kamu ve özel hukuk tüzel kişileri ve sanayi kuruluşları ile işbirliği yaparak koordinasyonu sağlamak gibi önemli görevler, NATEN’e tevdi edilmiştir.

Nadir Toprak Elementlerinin Geleceği

Önümüzdeki dönemde, petrol ve doğalgaz açısından olduğu kadar, özellikle stratejik madenler ve minareller bağlamında da mücadelenin gittikçe şiddetleneceği çok açıktır. Küresel veya bölgesel güç olma yarışında iddia sahibi olanların Pasifikte, Antarktika’da, Afrika’da ve Asya’da nasıl bir açgözlülükle ve hiçbir ahlaki sınır tanımadan diplomatik manevralarla, etnik yapıyı istismar ederek ve rejim değişikliklerini kullanarak çıkarlarını korumaya ve genişletmeye çalıştıkları meydandadır. Geçmişte altın, petrol ve doğalgaz kaynaklarını kontrol etmek ve kullanmak maksadıyla doğrudan veya dolaylı yöntemlerle askerî güç kullananların, bugün de maden ve minareller üzerinde benzer belki de daha acımasız yöntemleri uygulamaya koyacaklarını göz ardı etmemek gerekir.

Başta savunma sanayi olmak üzere endüstrinin tüm kollarında üretilen malzemelerde hammadde olarak kullanılan, her geçen gün kullanım alanları ve yöntemleri genişleyen NTE stratejik ehemmiyete sahiptirler. Devlet olarak kendi kaynaklarımızın öncelikle ihtiyaçlarımız dikkate alınarak kullanılması, üretilecek nadir toprak elementlerinin ülke menfaatleri doğrultusunda zenginleştirilerek, kendi sanayimizin girdisi olarak rezerv tutulması, stratejik bir zorunluluktur. Bu bağlamda oluşturulacak strateji doğrultusunda gerekli çalışmalara zaman kaybedilmeden başlanması hususu da NATEN’in ana sorumluluğundadır.

Unutmamak gerekir ki nadir toprak elementleri bu yüzyılın en önemli millî güvenlik meselelerinden birisidir. NTE kullanım verimliliklerinin, üretim ve geri dönüşüm teknolojilerinin geliştirilmesi stratejik bir önceliktir. NATEN’in kurulması iyi bir başlangıçtır. Ancak yeterli değildir. Türkiye’de öncelikle bu alan için görevlendirilecek bazı üniversitelerin ve sanayiinin ilgili dallarının özel bir ilgiyle desteklenmesi gerekmektedir. İnsanoğlunun, NTE’nin Dünya’da çıkarılmasının yarattığı yıkıcı sorunları, uzaya da yönelerek çözme arayışlarının bu yüzyılda oldukça hızlanması beklenmektedir.

 

Nadir Toprak Elementleri Üzerinde Stratejik Savaş