Türkiye 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren hem içe hem de dışa dönük olarak oldukça hareketli bir göç süreci yaşamaya başlamıştır. Tarımda makineleşme ve sanayileşme ile başlayan iç göçler; yapılan iş gücü anlaşmalarıyla hızlanan dış göçler, göç konusunun sürekli olarak Türkiye’nin ve akademik çalışmaların gündeminde kalmasına Suriye’deki savaşa kadarneden olmuştur. Türkiye, büyük ölçüde göç veren bir ülke konumunda iken, 2000’li yılların ortalarından itibaren yoğun olarak göç alan bir ülke hâline dönüşmeye başlamıştır. Özellikle, Sovyetler Birliği’nin dağılması sonrasında eski birlik ülkeleri, ciddi bir istikrarsızlık süreci yaşayan Irak ve Suriye gibi ülkeler, kimi Afrika ülkeleri, Afganistan ve Bangladeş gibi Asya ülkeleri Türkiye’ye göçün kaynağı hâline gelmişlerdir.

2019 yılında 3 milyon 576 bini geçici koruma altındaki Suriyeliler olmak üzere, ülke nüfusunun yüzde 7’sini oluşturan ve toplamda sayıları 5 milyon 877 bine ulaşan göçmen nüfusunu ağırlayan Türkiye1 , dünyada en fazla mülteci (vb. statüdeki kişi) barındıran ülke olmuştur. Türkiye’yi Pakistan, Lübnan ve İran izlemektedir. Dünyadaki mültecilerin yarısından fazlasını (yüzde 53) Suriye, Afganistan ve Somalililer oluşturmaktadır.

Suriye’deki savaşa kadar dünyanın en fazla mülteci üreten ülkesi olan Afganistan, Sovyetler Birliği’nin işgali ile birlikte 1979 yılından itibaren müdahaleler, işgaller, terör ve iç savaşların etkisi ile 40 yılı aşkın süredir istikrarsızlığın hâkim olduğu bir ülke olmuştur. Ülkede güvenliğin olmaması ve ekonomik sorunlarla beraber Afgan halkı her geçen gün yoksullaşmış, çatışmalar azalsa da, hayatta kalabilmek için sürekli göç vermek durumunda kalmıştır. Savaşın ilk yıllarında mülteci olarak komşu ülkeler Pakistan ve İran’a sığınmak zorunda kalan milyonlarca Afgan vatandaşının bir kısmı ülkelerine geri dönse de, göçmenlik sürekli kendini üretmeye ve Afganları anavatanından kopararak dünyanın farklı ülkelerine dağıtmaya devam etmektedir.

Afganistan’da süren savaş ve istikarsızlık önceleri komşu ülkelerle sınırlı göç hareketlerinin alanını genişleterek Afgan mültecileri zaman içinde farklı arayışlara itmiş, Avrupa ve körfez ülkeleri ile birlikte Türkiye’yi de Afgan göçünün hedefi hâline getirmiştir. Suriye’deki savaş ile birlikte Avrupa’ya başlayan yoğun düzensiz göçmen akışı, iltica arayan diğer ülke vatandaşlarını da harekete geçirmiş, mülteci baskısı çatışmaların yaşandığı ülke sınırlarını aşarak Avrupa’ya dayanmıştır.

Akdeniz’i geçerek AB sınırlarına ulaşan düzensiz göçmenler, öncelikle İtalya ve Yunanistan üzerinden diğer ülkelere geçmeye çalışmaktadırlar. Suriye’deki savaş AB ülkelerindeki düzensiz göçmen krizini iyice tırmandırmıştır. 2015 yılında İtalya ve Yunanistan üzerinden gelen düzensiz göçmenlerin sayısı 1 milyonu geçerken, Avrupa’da mülteci krizi yaşanmış ve Türkiye ile geri kabul anlaşması imzalanmıştır. 2015 yılında Avrupa’ya ulaşan mültecilerin yarısından fazlasını (%50,2) Suriyeliler ve beşte birini (%20) Afganlar oluşturmuştur.

AB ile imzalanan geri kabul anlaşması sonrasında Türkiye Batı sınırlarını mültecilere kapatmıştır. Türkiye doğu sınırının kontrolünün daha zor olması sebebiyle, başta Afganlar olmak üzere, Asya ve Afrika kökenli olup Avrupa’ya geçemeyen ve sığınma başvurusunda bulunmak isteyenler için hedef bir ülke olmuştur.

Göç İdaresi Genel Müdürlüğü (GİGM) verilerine göre son beş yılda Türkiye’de yakalanan düzensiz Afgan göçmenlerin sayısı 400 bini aşmıştır. 2019 yılı sonu BM verilerine göre Türkiye’de mülteci ve benzer statüde bulunan 368 bin kişinin 170 binini (%46) Afganlar oluşturmaktadır.

Yıl

Afganistan

Pakistan

Suriye

Irak

Filistin

Diğer

Toplam

2014

12.248

2.350

24.984

1.728

508

16.829

58.647

2015

35.921

3.792

73.422

7.247

615

25.488

146.485

2016

31.360

19.317

69.755

30.947

365

22.722

174.466

2017

45.259

30.337

50.217

18.488

832

30.619

175.752

2018

100.841

50.438

34.053

17.629

10.545

54.497

268.003

2019

201.437

71.645

55.236

12.097

12.210

102.037

454.662

2020(5 Ay)

20.486

6.180

9.248

1.195

1.274

19.122

57.505

Toplam

447.552

184.059

316.915

89.331

26.349

271.314

1.335.520

Yüzde (%)

33,5

13,8

23,7

6,7

2

20,3

100

Kaynak: Göç İdaresi Genel Müdürlüğü (GİGM) verilerinden derlenmiştir. www. goc.gov.tr 10.06.2020’de bağlanıldı.

Bununla birlikte AB ile imzalanan geri kabul anlaşmasının akabinde Afgan göçmenlerin Avrupa’ya ulaşmak için kullandıkları bazı rotalarda düzensiz geçişlerin azaldığı fakat eş zamanlı olarak Türkiye’de yakalanan Afgan göçmenlerin sayısında artış meydana geldiği görülmüştür. Frontex verilerine göre Doğu Akdeniz rotasından Avrupa’ya geçen düzensiz Afgan göçmenlerin sayısı 2016 yılının Ocak ayında 18.846 iken, anlaşma ile birlikte azalarak aynı yılın Haziran ayında 211’e düşmüştür. 2016 yılında aynı rotada tespit edilen düzensiz Afgan göçmen sayısı toplamda 41.775 iken 2017 yılında %91 azalarak 3.713’e düşmüştür.

Türkiye’ye yönelik Afganistan kaynaklı göçler büyük ölçüde kaçak yollardan gelen düzensiz göçler olduğundan, ülkede kaç düzensiz göçmen olduğu tam olarak bilinememektedir. 2019 yılı verilerine göre ikamet izni ile Türkiye’de kalan sadece 46.433 Afgan bulunmakta iken, yıl içinde yakalanan düzensiz Afgan göçmenlerin sayısı 200 bini aşmıştır. 2019 yılında yakalanan yaklaşık 455 göçmenin yüzde 44’ünü Afganlar oluşturmuştur. Afganlar düzensiz göçte ilk sırada yeralırken, Türkiye’de çalışma izni ile bulunan yabancılar arasındaki ilk 10 ülke içerisinde Afganistan bulunmamaktadır.

Afgan göçmenler sadece Türkiye değil, dünya göç gündeminin de ilk sıralarında bulunmaktadır. Ülkedeki siyasi sorunlar ve sürekli istikrarsızlık büyük göç hareketlerine sebebiyet vermeye devam etmektedir. Düzensiz göç hareketlerinden fazlasıyla etkilenen İran ve Pakistan Afganları gönüllü geri dönüşe zorlarken, bu ülkelerin ekonomik olarak her geçen gün sıkıntıya düşmesi, Afganlar için Türkiye’yi hedef ülke konumuna getirmiştir. Türkiye’ye gelen Afganlar üzerinde yapılan sınırlı sayıdaki saha çalışmaları, büyük çoğunluğunun İran’da bir süre göçmenlik tecrübesi yaşadığını, İran’daki sıkıntılar sebebiyle yeni arayışlara girdiklerini ortaya koymaktadır.

Gerek Afganistan, gerekse İran’dan yola çıkan tamamına yakını genç erkeklerden oluşan düzensiz göçmenler, Türkiye-İran sınırını kaçak geçerek ülkenin farklı illerine dağılmaktadırlar. Yaklaşık bir ay süren ve önemli bir bölümünü yürüyerek katettikleri göç yolculuğunun sonunda Türkiye’deki kayıtdışı sektörlerde kendilerine yer bulmaktadırlar. Türklerin düşük ücretler nedeniyle talip olmadıkları tarım ve hayvancılık olmak üzere, emek yoğun işlerinde büyük ölçüde düzensiz Afgan göçmenler çalışmaktadır. Türkiye’de kazandıkları ile Afganistan’daki ailelerini geçindirmeye çalışan genç Afganlar, yakalandıkları takdirde haklarında gerekli idari işlemler yapıldıktan sonra ülkelerine geri gönderilmektedirler.

Afganistan göçleri özelinde düşünüldüğünde, zorunlu göç (mültecilik veya sığınmacılık) ile işgücü göçü birbiri içine geçmekte, net olarak ayrıştırmak mümkün olamamaktadır. Ülkelerinde savaş ve Taliban tehdidi yüzünden güvenlik sorunu devam ettiğinden, Afganistan’ın ne kadar güvenli bir ülke olabileceği tartışmaya açıktır. Ekmek parası için çocuk yaştan itibaren Türkiye başta olmak üzere dünyaya savrulan Afganlar, terör örgütleri ile ilişkili olma ihtimalleri nedeniyle riskli bir grup olarak da değerlendirilebilmektedir.

Ülkeler için göç yönetimi demek aynı zamada sınır yönetimi demektir. Ülke sınırlarından izinsiz olarak geçen düzensiz göçmenler de her ülke için bir güvenlik riski oluşturabilmektedir. Kaçak yollardan geçtiği için kayıt altına alınamayan ve nerede ikamet ettiği ve ne iş yaptığı bilinmeyen göçmenler, ülkeleri güvenlik endişeleri nedeniyle sınırlarını daha sıkı kapatmaya ve duvarlar örerek düzensiz göçmen akışını engellemeye zorlamaktadır. Türkiye de (Suriye sınırından sonra) İran sınırına duvar örmeye başlamış, bu durum İran’da bekleyen ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya geçmek isteyen Afgan göçmenleri daha fazla hareketlendirmiştir.

Sadece ülke vatandaşları için değil, düzensiz göçmenler için de kaçak yollardan göç etmek büyük riskleri içinde barındırmaktadır. Göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti zaman zaman birbiri içine geçmekte, düzensiz göçmenler kaçakçılar tarafından suistimal edilerek suça sürüklenebilmektedirler. Bir kısmı ise emeğinin karşılığını alamamakta, kaçak olarak ülkede bulunduğu için resmi mercilere şikayette de bulunamamaktadır.

Göçmen kaçakçılığı ve güvenlik bağlamında sorun teşkil eden bir diğer önemli husus uyuşturucu ticaretidir. Afganistan, Pakistan ve İran uyuşturucu ticareti sebebiyle “altın hilal” olarak adlandırılmış, Türkiye ise coğrafi konumu sebebiyle bu rotanın Avrupa’ya uzanan kolunda transit geçiş güzergâhı hâline getirilmek istenmiştir. BM Uyuşturucu ve Suç Ofisi’nin (UNODC) 2019 tarihli raporuna göre, 2018 yılında dünya genelindeki afyon üretiminin %82’si Afganistan’da yapılmıştır.

Mültecilik ve ekonomik göçmenlik sınırları birbiri içine geçmektedir. Terör örgütlerinin baskısı ekonomik zorluklarla birleşince zorunlu olarak evlerini terk edenlerin de sığınma arayan kişiler mi, yoksa ekonomik göçmen mi oldukları konusunda karar vermek güçleşmektedir. Aslında bunun pek de önemi yoktur. Afgan gençleri hayatta kalmak için, aileleri için, daha iyi bir gelecek için vatanlarından ayrılmaya zorlanmaktadır.

Türkiye’ye çalışmak amacıyla gelen genç Afganların önemli bir bölümünü etnik olarak Türk kökenlilerin oluşturduğu da gözden kaçırılmamalıdır. Dil bariyerini diğer ülkelerden gelen göçmenlere nazaran daha kolay aşan Afganlar, çalışma disiplini olarak da diğer düzensiz göçmenlerden ayrılmaktadırlar. Türkiye hükümeti ve Kızılay gibi bazı STK’lar düzensiz göçü önleyebilmek ve/veya düzenli hale getirebilmek için (Afganistan’da geçim kaynağı geliştirmek gibi) bazı projeler yürütse de Afganistan’ın gençleri ekmek parası için ölüm dahil her türlü tehlikeyi göze alarak yollara düşmeye hala devam etmektedir.

 

 

MÜLTECİ Mİ, EKONOMİK GÖÇMEN Mİ? TÜRKİYE’DEKİ DÜZENSİZ AFGAN GÖÇMENLER