Yeni yüzyılın “harp anlayışını” mücadele kapsamında değerlendirdiğimizi öncelikle belirtmekte yarar var. Buna göre harple barış iç içe, koyun koyunadır. Aralarında kesin sınırlardan bahsedilemez. Bu perspektif, esasında Sun Tzu’nun anladığı manada bir yarışma, çekişme, didişme ve de boğuşmaya ışık tutmaktadır. Bu anlamda savaş ve barış “sürmekte olan aynı çatışmanın bir parçasıdır”. Clausewitzçi anlayıştaki farklı tonlar, kesin çizgiler grileşerek ve belirsizleşerek yeni bir dönüşüme mayalanmıştır. Artık teori ne komutana savaş alanına kadar eşlik edecek ne de harp öncesi dönemin pratikten yoksun bir aracı olarak kalacaktır. Bilimin, teknolojilerin, mücadele yöntemlerinin ve de güç geliştirmenin gerçek anlamda hayat damarları olan teoriler, mücadelenin de karakterini değiştirerek yeni bir evrimleşme sürecinin kapısını aralamıştır.

Savaş zamanı mücadele ne yazık ki barışta başlamaktadır. Savaş ister sıcak isterse de soğuk sıfatlarıyla tanımlansın, barış hep sıcak kalacaktır. Ne barışı korumak için savaşa hazır olalım, ne de savaşı kazanmak için barışı kullanalım. Zira barışta savaş, savaşta barış vardır. Galebe çalan hangi yansa, barış veya savaştır. Bir başlangıç, bir sonlanıştır, savaşla barış arasında. Egemen yan ne savaştan yanadır ne de barıştan. Ne ebedi barış ne ezeli savaş; ne haklı savaş ne de haksız barış; ne ilerici savaş ne de gerici barış. Kesintisiz ve amansız bir biçimde devam eden, mücadeledir. Örtülü operasyonlar, iç savaş, terörizm, ayaklanma, gerilla harbi, sokak hareketleri, propaganda, bilgi harbi, ekonomik ve siber savaş yeni dönemin en etkili mücadele yöntemleridir. Bu özellikler “hibrid savaş” anlayışıyla çok farklı kombinasyonlarda mücadele yöntemlerini hem çeşitlendirecek hem de zorlaştıracaktır.  Ne kadar iyi istihbarat sisteminiz, özel kuvvetleriniz/birlikleriniz, hassas/akıllı silah sistemleriniz özellikle de nitelikli füze gücünüz varsa, o kadar güçlüsünüz demektir. Ancak bu gücü korumanın, kollamanın ve de geliştirmenin yegâne yolu uzay ve siber-uzaydan geçmektedir.

Hibrid Savaşın Karakteri, Uzay ve Siber-Uzay

Bu çağın kendine özgü mücadele yöntemleri hibrid savaşlarla şekillenmeye başladı bile. Çağın ilk çeyreğinde, “hibrid savaş” olarak tanımlayabileceğimiz, harbin yeni bir türü kapımızdadır. Bir önceki neslin siyam ikizi olarak da tanımlanabilir. Farklılık karakterlerindeki nüanslardadır. II nci Irak Savaşı(2003) nispeten hibrid özellikler taşısa da, 15 Mart 2011’den beri Suriye’de devam eden savaşın hibrid karakteri daha baskındır. Bu hibrid savaş, Irak Harbi’nin karakter özelliklerini büyük ölçüde korurken, yeni nesil savaşın hususiyetlerini de rüşeyminde şekillendirerek, yeni bir savaş türü olarak arenada yerini almaya başlamıştır. Bundan önce, Hizbullah’ın 2006’da İsrail’e karşı uygulamış olduğu yöntemler, Rusya’nın 2008 Gürcistan ve 2014 Ukrayna müdahaleleri tabii ki konvansiyonel değildir, fakat başlı başına gayrinizami de değildir. Savaşların özellikle teknoloji, yöntem ve güç bağlamında evrilmesinde yeni bir anlayışın kabulüdür. Muharebe ve harekât ortamının kaybolduğu, her yerin eylem alanına dönüştüğü, hedef seçiminde hiçbir ahlaki ve hukuki ilkenin gözetilmediği bir kaos alanında, umulmadık her türlü gelişmenin vuku bulması hiç de şaşırtıcı olmayacaktır. Küreselleşmenin doğasından kaynaklanan karmaşık tehditler ve bilginin hızla ve geniş kitlelere yayılması nedeniyle krizler, hiç olmadığı kadar çabuk ve öngörülmez bir biçimde gelişecek ve kolayca kontrolden çıkabilecektir. Artan tehdit çeşitliliği, öldürücü ve yıkıcı teknolojilere daha kolay erişim ve geliştirme imkânları meskûn mahallerdeki mücadeleyi yaygınlaştırmaktadır. Mücadelenin bu değişimi, bilinmezlikleri ve görünmezlikleri olabildiğince arttırmıştır ki son örneklerini Suriye’de, Libya’da ve Karabağ’da görmek mümkündür.

Özellikle Suriye’deki savaş, geleneksel mücadeledeki rakip/hasım ve taraftarları büyük ölçüde değiştirmiş ve çeşitlendirmiştir. Harekât alanı ve ortamın da bugünkü gelişmelerin ışığında Suriye ve Irak’ı kapsamakla birlikte, bölgesel olarak genişleme tohumlarını da bünyesinde taşımaktadır. Kullanılan kuvvetler düzenli orduların birliklerinden gerillalara, özel kuvvetlerden terör örgütlerine, özel askerî şirketlerden organize suç teşekküllerine kadar çok geniş bir yelpazeye yayılmış durumdadır. Mücadele eden taraflar, bu savaşta klasik ve modern harp silah ve vasıtalarından kimyasal silahlara, el yapımı patlayıcılardan sosyal medya araçlarına, siber savaştan bilgi ve psikolojik harbin usul ve esaslarına kadar çok çeşitli vasıtaları kullanmaktadırlar. Suriye’deki çok boyutlu, çok aktörlü ve farklı yöntemleri bir arada kullanan kirli, kuralsız, cephesiz ve de hukuksuz savaş; mücadele ortamını da tam manasıyla anarşistleştirerek, bir sonraki muhtemel harplerin karakterleri hakkında da sağlıklı öngörülerde bulunmamıza fırsat tanıyabilir. Benzer değerlendirmeleri büyük ölçüde Libya ve Karabağ’da devam eden mücadelelere şamil kılmak da oldukça mümkündür.

Bu nesil savaşlarda, gelecekte bilgi teknolojisi temelli nanoteknoloji ve biyoteknoloji yoğun sistemlerin daha yaygın kullanılmasıyla, harbin karakterindeki değişim ve dönüşüm ilginç bir hal alabilecektir. “Uzay ve siber uzaya hâkimiyet mücadelenin odak noktası haline gelmiştir.”  Bu hâkimiyet mücadelesi bundan sonra daha da kızışacaktır. Diğer nesil savaşlarda olduğu gibi bu nesilde de teknolojinin merkezi ve hayati önemi devam edecektir. Üstelik teknolojinin güç etkinliği üzerindeki belirleyici etkisi daha da artacaktır. Ancak bu rolün arzu edildiği gibi veya planlandığı gibi oynanması, insan sermayesinin de aynı önemde desteklenmesi ve geliştirilmesi ile mümkün olabilecektir. Hangi neslin hangi savaşı olursa olsun, savaşta hesaplanamayan başlıca unsur insan iradesidir. Tarih buna ilişkin sayısız örnekler sunar, bunlar incelendiğinde, insan azminin ve maharetinin teknolojik açıdan üstün bir düşmana göre daha üstün geldiği görülür. Ancak teknolojinin oyun değiştiren gücü de görmezden gelinemez. Maharet, bu iki güç arasındaki dengenin kurulmasında ve bir sonraki harbin karakterine uygun güç bileşeninin ana strateji doğrultusunda hazır edilmesindedir.

Mücadelenin Ağırlık Merkezi

Ağırlık merkezi hem mühendislerin hem de askerlerin yakinen bildikleri bir konudur. Mühendislik ve fizik hesaplarında işlemlerin basitleştirilmesinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Ağırlık merkezi bir cismin moleküllerine etki eden yerçekimi kuvvetlerinin bileşkesinin uygulama noktasıdır. Homojen yapılı ve simetrik cisimlerde ağırlık merkezi simetri eksenlerinin kesişme noktasındadır. Basit geometrik şekillerin veya basit geometrik şekillere bölünebilen cisimlerin ağırlık merkezleri çizim yolu ile kolaylıkla bulunabilir. Ancak askerî sahada, özellikle de gayrinizami ve hibrid harp gibi siyasi ağırlığı yüksek ve birçok değişkene sahip sosyal olayda, onu anlamak, bulmak ve korumak o kadar da kolay değildir.

Clausewitz’in mücadelenin temel kavramlarına kazandırdığı “ağırlık merkezi” hâlâ ve haklı olarak güncelliğini korumaktadır. Mücadeleyi anlama ve daha iyi yönetme arayışında olanların, onun harp ve barış teorisine getirdiği görüş ve önerileri günümüzün ihtiyaçları doğrultusunda tekrar tekrar analiz etmek mecburiyetindedirler. Konvansiyonel harple ilgili ağırlık merkezi anlayışını saklı tutarak, gayrinizami ve hibrid savaş konusuna geri dönüldüğünde, “halkın desteği ile uzay ve siber-uzay” bu mücadelenin ağırlık merkezidir. Mücadelenin değişen ve genişleyen evreninde, Clausewitzçi yaklaşımdan akıllıca istifade ederek, farklı paradigmalara yeni pencereler açmak bir zorunluluktur. Bu çalışmada, halkın desteği konusu vareste tutularak, uzay ve siber-uzay hususuna özel bir dikkat çekilmesi amaçlanmaktadır.

Mücadelenin her türlü yöntem ve seviyesinde ağırlık merkezi gücün tayin edici noktada yoğunlaştırılmasıyla ilgilidir. Tayin edici nokta(lar) rakip veya hasımların nitelikleri ile içinde bulunulan harbin karakterine göre doğru bilgi ve gerçekçi öngörülerle tespit edildiğinde durum üstünlüğünün sağlanmasında işe yararlar. Tam tersi hâl ve şartlarda ise zaman, mekân ve kuvvet kayıplarına yol açtıkları bilinen bir husustur. Siyasi ve sosyal ağırlığı yüksek bir mücadelede ağırlık merkezini muhasım güçler, rakipler, gerilla veya teröristler gibi unsurların maddi varlıkları olarak tespit etmek ve asıl darbeyi bu şeylere yöneltmiş olmak ve de bunda ısrar etmek tam bir yanılgıdır. Bugün de, havacılık, uzay, siber uzay ve bilgi işlem unsurlarının yanı sıra S/İHA’lar, hassas güdümlü füzeler, nanoteknoloji, robotik ve biyoteknoloji gibi alanlardaki gelişmelerin odak noktası haline geldiği durumda ağırlık merkezinin bu unsurlara yönelmesi hem politik hem de askerî gerekliliktir. Bahse konu mücadelenin geliştirilmesi, korunması ve inisiyatifin elde bulundurulması durumunda mutlak surette kontrol edilmesi gereken iki saha vardır: Uzay ve siber uzay. Her iki alanda üstünlük sağlamadan kara, deniz ve havada güç geliştirmenin ve bulundurmanın fazlaca bir ehemmiyeti bulunmayacaktır.

Üstünlük Sağlamanın Stratejik Temelleri

Şimdiye kadar mekân olarak kara, deniz ve/veya havaya özel bir ehemmiyet atfederek, herhangi bir zaman diliminde daha da güçlenerek var olma anlayışını temsil eden jeopolitik teorilerin odak noktası uzay ve siber-uzaya kaymıştır. Oluşturulacak veya geliştirilecek gücün temelleri uzay ve siber-uzaya dayanmadığı müddetçe; ister karada ister denizde isterse de havada ve bunların derinliklerinde ne kadar kuvvet bulundurursanız bulundurun stratejik manada bir anlamı kalmayacaktır.

Her iki Körfez Savaşında da ABD Silahlı Kuvvetleri’nin ağırlık merkezi uzayda teşekkül etmiştir. Yine 2011’den beri devam eden Suriye Savaşı’nda özellikle Rusya ve ABD’nin hibrid savaş laboratuvarına çevirdiği bölgede kullanılan/denenen silah ve sistemlerin ağırlık merkezi daha da önem kazanmış olarak uzayda oluşmuştur. Küresel güç olma iddiası her geçen gün artarak devam eden Rusya ve Çin’in, bu yarıştan vareste kalması düşünülemez. Nitekim her iki devletle birlikte diğer aktörlerin de bu alana sıklet merkezi tesis ederek yönelmesi kaçınılmazdır. İstihbarat, keşif ve haberleşmenin merkez üssü uzaydır. Kara, deniz ve havadaki silah ve sistemlerin kullanılması, körleştirilmesi ve/veya yok edilmesinin can damarı buradadır. Bahse konu ağırlık merkezinin güvende olup olmaması hususu, gelecek savaşların kaderini belirleyecek, son derece stratejik bir meseledir. Nitekim 18 Haziran 2018’de Başkan Trump’ın direktifleriyle, ABD; uzayda üstünlüğünü sürdürmek, kontrolü sağlamak ve askerî hedeflerini tahakkuk ettirmek maksadıyla, altıncı kuvvetini Space Force” olarak teşkil etme kararı almıştır. ABD’nin bu konudaki kararlılığını ve yol haritasının ana esaslarını hem “National Security Strategy ”hem de “Joint Vision 2020’’de açıkça görmek mümkündür. Yakın gelecekte uzayın silahlandırılması ve savaşın açık alanı olarak kullanılması söz konusudur. Uzaydan dünyaya ateş açma dönemi başladığında, kara ve deniz savaşlarıyla beraber hava harbinin de karakteri değişecektir. “Bu nedenle uzayı kontrol eden devlet, dünya denizlerini, okyanusları kontrol edecektir. Denizleri kontrol eden, küresel ticareti de yönetecektir. Dünya ticaretini yöneten devlet, dünyanın en zengin gücü olacaktır. Dünyanın en zengin devleti de uzayın kontrolünü elinde tutacaktır.”

Uzayda üstünlük ve kontrol tesis edilmeden siber-uzayda güvenlik sağlanamaz. Siber-uzay sadece İnternet ile sınırlı değildir. İletişim ağları, bilgi sistem teknolojilerini kullanan kapalı askerî ağlar, enerji dağıtım ağları, cep telefonları, yazılım tabanlı telsizler, elektronik komuta sistemleri, SCADA (Supervisory Control And Data Acquisition) sistemleri, uydular, S/İHA’lar ve uçaklar (özellikle uçaktaki sistemleri kontrol eden temel yazılım ve donanımlar) gibi birçok sistem ve donatım siber uzayın elemanıdır. Bununla beraber siber-uzayda geleceği şekillendirmede; yarıiletkenler, kuantum bilişimi, yapay zekâ ve robotiks alanlar kor teknolojilerdeki yarışı yönlendirecektir. Siber-uzay küresel güçler açısından yeni bir mücadelenin simgesel olmaktan da öte, yaşamsal harekât alanıdır, önemi de günbegün artmaktadır.

ABD, Rusya ve Çin siber-uzayı yeni bir harekât ortamı olarak kabul etmekle stratejilerinde önemli bir adım atmışlardır. Siber-uzay insan yapımı bir alan olmasına rağmen, askerî harekât açısından kara, deniz, hava ve uzay kadar kritik bir öneme sahiptir. Bu nedenledir ki bu alanda iddia sahibi olan veya olacak silahlı kuvvetlerin, diğer alanlarda olduğu gibi siber ortamda da savunma ve taarruzî faaliyetler yürütme imkân ve kabiliyetinde olması vazgeçilmez bir gerekliliktir. Ülkelerin siber savaş konusunda teşkilatlanmaları, kabiliyetlerini geliştirmeleri, korumaları ve kollamaları artık vazgeçilmez bir ulusal güvenlik meselesidir.

Bugün siber-uzay büyük ölçüde ABD’nin kontrolü altındadır. Bu üstünlüğe karşı Rusya ve Çin’in girişimleri oldukça önemlidir. Her ikisi de ‘siber süper güç’ olmayı hedeflemektedir. Soğuk Savaş döneminde mücadelenin siber-uzay boyutu yoktu. ABD ve SSCB arasındaki yarışma, çekişme ve caydırıcılıkta nükleer silahların sayısal değerleri büyük ölçüde belirleyici olmuştur. Ancak son on yılda bazı düşünürler tarafından ifade edilen, “Yeni Soğuk Savaş veya Sıcak Barış” kavramıyla gündemde tutulan mücadele anlayışında; silahlanma yarışı nitelikli silahlara kaymıştır. Özellikle nükleer silahlar ve onların fırlatma/taşıma platformları, füze ve füze/uydu savunma sistemleri ile dijital silahlar önemlidir. Siber-uzayda hâkimiyet sağlanmadan geliştirilen güç için etkinlikten söz edilemez. Rusya’nın son yıllarda füze sistemleri özellikle de süpersonik/hipersonik seyir füzeleri ile füze savunma alanında kat ettiği ilerlemeler oldukça dikkat çekicidir.

Çin yeniden önem kazanmaya başlayan Avrasya jeopolitiğinde siber gücü elinde bulundurarak, global süper güç olma yolunda önemli adımlar atmaktadır. 2012’de göreve gelen Çin lideri Xi’nin bu bağlamdaki vizyonu; yıkılmaz bir siber güvenlik sistemi, küresel İnternet üzerinde daha büyük söz hakkı, daha çok küresel Çinli teknoloji şirketi yaratılması ve yüksek teknolojide dünya liderliğine dayalıdır. “Dijital İpek Yolu” Çin’in sayısal ekonomisini oluşturmada ve kendi kendine yetebilen bir ekosistem tesisinde önemli bir adımdır. 2016 yılında duyurulan 5 yıllık kalkınma planında bilim ve teknoloji başroldedir. 1999 yılından buyana Çin ARGE yatırımları her yıl ortalama yüzde 20 artış göstermektedir. Şu an Çin’in ARGE harcaması 233 Milyar dolardır. Bu tüm küresel ARGE harcamalarının yüzde 20’sine tekabül ediyor. Çin’in mikroçiplerin millî üretim olması yönünde yaptığı yatırımlar ile kuantum bilişimi ve yapay zekâ konusunda aldığı tedbirlerin dikkatle incelenmesi gerekmektedir. Çin’in yüksek teknoloji ve ARGE harcamaları konusunda verilebilecek örnekler hem namütenahi hem de gıpta edici boyutlardadır. Asya Development verilerine göre 2000 yılında Çin’in, ihracatındaki ileri teknoloji ürünlerinin payı yüzde 9,4 iken, 2014 yılında bu oran yüzde 44’e yükselmiştir. (Dünya payı ise %26’dır) Tüm bu göstergeler yakın gelecekte uzay ve siber-uzayda Çin’in, Washington ve Moskova’nın en yakın takipçisi ve/veya rakibi olacağının habercileridir.

Türkiye’nin Stratejik Tercihi

Türkiye Cumhuriyeti varlığını, gücünü ve egemenliğini korurken, geleceğini teminat altına almaya odaklı büyük stratejisini oluşturmada, “uzay ve siber-uzaya” özel bir ilgi göstermek mecburiyetindedir. Bu bağlamdaki eylem planının amentüsü, bilim ve teknoloji odaklı değerlere dayalı eğitim ve öğretimdir. Eğitim ve öğretime dayalı üstünlük; bütün avantajların yaratıcısı, koruyucusu ve geliştiricisidir. Türkiye’nin güçlü ve lider devlet olmasının alternatifsiz yolu budur ve de ne yazık ki varyantı da yoktur.

Günümüz ve geleceğin mücadele stratejilerinde uzay ve/veya siber-uzayın kullanılmaması veya hedef alınmaması gibi bir varsayım düşünülemez. Bu temel olgunun muhtemel sonuçlarını öngörerek, başta askerî, ekonomik ve teknolojik güç olmak üzere tüm millî güç unsurlarının bilgi teknolojilerine bağımlılığının sorgulanarak, tedbir getirilmesi yaşamsal bir zorunluluktur. Millî gücün finans, haberleşme, komuta kontrol, keşif, gözetleme, istihbarat, silah sistemleri gibi onlarca kritik bileşenlerinin neredeyse tamamı elektronik ortamda ve iletişim altyapısı üzerinde çalışmaktadır. Gücün ağırlık merkezinin dayandığı sayısal ve elektronik ortamın korunması en hayati vazife haline gelmiştir. Türkiye Cumhuriyeti gibi 15 Temmuz 2016’da tarihin kaydettiği en alçak ve rezil ihaneti görmüş ve yaşamış bir devletin sadece bununla yetinmesi mümkün değildir. Toplumu, kurumlarını ve özellikle de ordusunun insan kaynağını yerli ve ecnebi kökenli melanet zihniyete karşı koruyucu ve kollayıcı tedbirlerle geliştirmesi bir beka meselesidir.

Siber-uzayda, kullanıcısının dahi haberi olmadan yüklenen programlar vasıtasıyla uzaktan kontrol edilebilen ve saldırganın her türlü amacı için kullanılabilen “köle bilgisayarlar” (botnet, zombie) neyse, 15 Temmuz’un Mankurtları ve/veya Haşişileri de odur. Bu pespayelerin saldırı kodlarını kimin, nasıl ve ne amaçla yazdığı bellidir. Benzer veya daha vahim illet yaratma peşinde olma heveslerinin son bulmadığını bilerek stratejik tedbirler almak bir zorunluluktur. Türk Devletinin büyük stratejisinin temel varsayımı bu anlayışla şekillendirilmelidir. Devletin ve milletin varlığına, birliğine ve dirliğine bundan daha büyük, daha kapsamlı ve daha alçakça bir teşebbüs şimdiye kadar görülmemiştir. Ancak bundan sonra görülmeyeceğinin bir garantisi olmadığı gibi tekrarlama skalasındaki yeri de maalesef oldukça yüksektir. Siyasi, sosyal, ekonomik, askerî ve psikolojik boyutları olan bu karmaşık denklem çözülmediği sürece geliştirilecek gücün kara deliğe düşme ihtimali her zaman stratejik karar vericilerin önüne gelebilecektir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kara, deniz ve hava vatan sathının; köleleştirilmiş, mankurtlaştırılmış ve de haşişileştirilmiş bu ve benzeri zihniyetlerden arındırıldığında, ancak uzay ve siber-uzayda güvenlikten bahsetmek mümkün olacaktır.

Mücadele sanatının ön sözünde, onun doğasına uygun isteklerin siyaseten ve askerî bir bakış açısıyla desteklenmesi, zaman ve mekân boyutuyla gerekli tedbirlerin alınması vardır. Bu bağlamda uzay ve siber-uzay millî güç unsurlarının varoluşunun veya yok oluşunun istinatgâh alanı haline gelmiştir. Bu boyuttaki kritik noktalarının öncelikle millî ve yerli teknolojilerle (tekno-milliyetçilik) güçlendirilmesi ve de egemenliğin tesis edilerek korunması büyük stratejinin ana gündem maddelerinden birisidir.

Öngörülebilir Yakın Gelecek

Uzay ve siber-uzayda kontrol ve üstünlük tesis edilmeden kara, deniz ve havada silah ve sistem bulundurmanın pratik bir değeri yoktur. Bundan vareste olanların sınırlı amaçlarla ve sınırlandırılmış kuvvetlerle kontrollü bir şekilde güç kullanmaları elbette ki mümkündür. Ancak mücadelede durum üstünlüğü tesis ederek kesin sonuç almayı gözlemek beyhude bir davranıştır. Uzay ve siber-uzayda hâkimiyet sağlayan küresel güçlerin envanterlerinden çıkardıkları veya çıkaracakları silah ve sistemlerle mücadelede başarı arayan ve/veya bekleyen güçlerin, sınırlı kaynaklarını hovardaca kullandıklarını anlamış olduklarında oyun zaten bitmiş olacaktır. Birinci Körfez Harbi (1991) öncesi, tamamen yabancı menşeili (Rusya ve Batı) silah ve sistemler ile gırtlağına kadar doldurulan ve dünyanın beşinci büyük gücü olarak pohpohlanan Irak ordusunun 96 saate buharlaşmasının ibretlik öyküsünü akıllıca anlamak gerekir.

Mücadele sanatı, muhasım ve/veya rakip güçlerin ağırlık merkezine yönelmedikçe, güç kullanmamayı öğütler. Uzay ve siber-uzaydaki ağırlık merkezine tesir etmenin yolu, önce orada var olma, sonra da kontrol ve üstünlüğü sağlamaktan geçmektedir. Bu stratejik gerçeklik görmezden gelinerek geliştirilen gücün de, kullanılan kuvvetin de akıbetinde kara deliğe düşme ihtimali her zaman yüksek olacaktır.

 

KAYNAKLAR

Thomas X. Hammes,( 2004 ). The Sling and The Stone, On War in The 21 st Century. USA: Zenith Press, 2004, s. 289-91.

B. H. Liddell Hart, Strateji Dolaylı Tutum, Çev. C. Enginsoy, Asam Yayınları, Ankara, 2002, s. 251.

https://tr.wikipedia.org.

George Friedman, Savaşın Geleceği, Çev. Enver Gürsel, Pegasus Yayınları, İstanbul, 2015, s. 381-2.

http://pentagonus.ru/doc/JV2020.pdf. Erişim Tarihi: 08 Eylül 2018.

George Friedman, s. 468.

Age., s. 508.

Hasan Çifci, Siber Savaş, TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları, Ankara, 2013, s. 5.

Adam Segal, When China Rules the Web, Foreign Affairs, September/October 2018, s. 13.

Michele Flournoy and Michael Sulmeyer, Battlefield Internet-A Plan for Securing Cyberspace, Foreign Affairs, September/October 2018, s. 40-1.

Hasan Çifci, s. 71.

Michael McFaul, Russia as It Is-A Grand Strategy for Confronting Putin, Foreign Affairs, July/August 2018, s. 82.

Adam Segal, s. 10-4. Şahver Kaya, http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/sahver-kaya/dijital-ipek-yolu-ve-turkiye-1-40934092.

Şahver Kaya, http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/sahver-kaya/yeni-dunya-duzeni-jeopolitikten-jeoteknolojiye-evrilirken-40884472.

Hasan Çifci, s. 23.

Age., s. 154.

MÜCADELENİN AĞIRLIK MERKEZİ UZAY VE SİBER-UZAY