Dünün güneşiyle bugünün çamaşırı kurutulmaz derler. Güneş, artık dünkü güneş değil; bugünkü çamaşırsa artık dünküyle aynı değil...” 

Nashquaeff

 

Uzay, hayâl gücünün sınır tanımadığı bir alan olarak karşımıza çıkıyor. Tarihsel açıdan özellikle 20. yüzyılın başlarında düşünsel boyutta başlayan insanoğlunun Dünya atmosferini aşarak uzaya çıkma hayâli, Sovyetler Birliği tarafından 1957 yılında uzaya gönderilen ilk yapay uydu Sputnik-1 ile gerçekleşmiş ve hemen ardından 12 Nisan 1961’de Rus kozmonot Yuri Gagarin, uzaya giden ilk insan olmuştur. 1969 yılına gelindiğinde ise, Amerikalı astronot Neil Armstrong’un ilk defa Ay’a ayak basmasıyla birlikte, insanoğlunun uzaya erişme hayâli, tabiri caizse, zirveye ulaşmıştır. Eskiden insanoğlunun ulaştığı “en yüksek tepe” (the final frontier) olarak görülen ve böyle addedilen “hava sahası”, bu unvanını artık kaçınılmaz bir şekilde “uzay sahası”na bırakmıştır.

Uzay faaliyetleri konusunda meydana gelen bu denli başdöndüren gelişmeler, durmaksızın tüm hızıyla devam etmektedir. Söz konusu gelişmeler ister devlet eliyle olsun ister özel sektör eliyle olsun, uzay faaliyetlerini bizzat gerçekleştiren aktörleri doğrudan etkilediği gibi, konuyla alâkadar olan diğer aktör veya paydaşlar açısından da doğrudan yahut dolaylı pek çok neticeler de doğurmaktadır. Bu nedenle, uzay faaliyetleri hakkındaki gelişmelerin ülkemizi de kimi zaman doğrudan kimi zamansa dolaylı olarak etkilemesinin söz konusu olduğunu, diğer bir deyişle, uzay faaliyetlerinin yakın ve uzak etkilerinin olabileceğini hiçbir zaman akıldan çıkarmamak gerekmektedir.

 

II. Uzay Programı Neden Gerekli?

İstikbâl göklerdedir! Göklerini koruyamayan uluslar, yarınlarından asla emin olamazlar.

Mustafa Kemal ATATÜRK

 

Ülkemizde 2000’lerin başından itibaren devam eden uzay çalışmaları özellikle son 10 yılda kaydadeğer bir seviyeye ulaşmıştır. Nitelikli insan gücünün isabetli bir şekilde doğru alanlara yönlendirilmesiyle birlikte doğru stratejilerin belirlenmesi ve böylece ülkenin yüksek menfaatleri açısından hedefi vuran doğru kararlara ulaşılması, bahsi geçen seviyeye erişilmede yadsınamaz öneme sahip olmuştur. Bu konuda özellikle yer gözlem, uzaktan algılama ve iletişim uydularının yıllar geçtikçe birer birer uzaya gönderilmesi, gerek askerî gereksinimli kullanım gerekse sivil gereksinimli kullanım anlamında ülkemizin faydasına olmuş ve yine ülkemizin katma değerine ilk başta tezahür edilemeyen önemli katkılar sunarak millî güce doğrudan etki etmiştir. İşte uzay faaliyetleri konusu bu açıdan ele alındığında, ülkemize ait bir millî uzay programına dair gereksinimin, hem öncelikli hem de aciliyet içeren elzem bir husus olduğu doğal olarak ortaya çıkacaktır.

Diğer taraftan, belirtmek gerekirse, uzay faaliyetlerinin başlatılmasındaki esas amacın, askerî amaç olduğu, diğer bir deyişle, uzay çalışmaları anlamında askerî amaçların hep önplânda tutulduğu, çoğu çevrece kabul edilmektedir. Kaldı ki, uzay faaliyetlerine yönelik neredeyse tüm faaliyetlerin, ilk etapta askerî temelli veya askerî amaçlı olarak başlatıldığı da bilinmektedir. Geçmişte, özellikle devletlerin askerî unsurları arasında “en yüksek tepe” olarak zikredilen “hava sahası”, teknolojinin gelişmesi ve onun sunduğu olanakların, geçmiş hayâlleri gerçekçi kılar hâle gelmesiyle birlikte artık yerini “uzay sahası”na bırakmıştır. Bu nedenle, gerek dünyadaki gerekse uzaydaki mevcut varlıklarını korumak isteyen ve uzay sahasında söz sahibi olmak isteyen her devletin bir uzay programına sahip olması, artık bir lüks değil, zorunluluktur.

III. Millî Uzay Programına Merhaba!

Bütün büyük işler küçük başlangıçlarla olur.

Cicero


 

Takvimler 9 Şubat 2021’i gösterdiğinde, ülkemiz için oldukça önemli bir yol haritası açıklandı. Bu tarih, Türkiye’nin tarihi açısından devrimsel bir nitelik de taşımaktaydı. Çünkü açıklanan yol haritası, ülkemizin uzay faaliyetlerine ilişkin gelecek vizyonunu ve öngörülerini yansıtmaktaydı. 9 Şubat 2021’de açıklanan bu resmî strateji belgesi, “Millî Uzay Programı” olarak adlandırılmıştır.

Millî Uzay Programının, Dünya’daki gelişmelerin dikkate alınarak, ülkemizdeki mevcut potansiyelin değerlendirilmesi kapsamında ülkemizin uzay politikaları alanındaki vizyonunu, stratejilerini, hedeflerini ve projelerini, koordineli ve entegre olarak yürütülmesine yönelik olarak hazırlanan bir program olduğu ifade edilmiştir.

Tarihsel açıdan bir ilk olan Millî Uzay Programı, bazı fikirlerin artık fiiliyata dönüşeceğinin de bir göstergesi olarak yorumlanmalıdır. Nasıl ki, 20 Temmuz 1969 tarihinde Apollo 11 ile yaptığı Ay yolculuğunda Neil Armstrong, Ay’a ilk ayak basan insan olarak Ay yüzeyinde gerçekleştirdiği yürüyüşte “[Bir] insan için küçük, insanlık için dev bir adım!”  şeklindeki cümlesiyle tarihe geçmiştir, işte Millî Uzay Programı da, barındırdığı uzay politikaları, vizyonu, stratejileri, hedefleri ve projeleriyle benzer şekilde tarihe geçmiştir. Kimi çevrelerce, ilan edilmesinde çok geç kalındığından yahut gerçekçi idealler taşımadığından bahisle yoğun eleştirilere maruz bırakılsa da, millî gücü yansıtan bir millî uzay programına olan gereksinimin ve böylesi bir programının bir şekilde ilan edilmesinin ülkenin yüksek menfaatleri açısından oldukça faydalı olduğu, kuşkuya yer vermeyecek derecede açıktır.

Vurgulamak gerekirse, “millî” olmak, yalnızca kendi ülke sınırları içerisinde kalmak anlamına gelmemektedir. Böylesi bir düşünce, hatalı olduğu gibi aynı zamanda vizyonsuz ve de kısır bir düşüncedir. Dolayısıyla, olaya yalnızca ulusal açıdan değil, uluslararası açıdan da bakmak, uzay faaliyetlerinin doğası gereği zorunludur. Örneğin, Elon Musk’ın kurduğu SpaceX adlı şirket ile NASA işbirliğinde bulunarak Doug Hurley ve Bob Behnken adlı iki Amerikalı astronotu 30 Mayıs 2020 tarihinde Falcon 9 roket sistemi aracılığıyla Uluslararası Uzay İstasyonu’na başarıyla göndermiştir. Bu durum, yeni bir Uzay Çağı’nın başladığının ve özel şirketlerin uzay pastasında artık pay sahibi olduklarının açık bir göstergesidir. Uzay konusunda yeniden ve yeni tarzdaki bir rekabet ortamına girildiğinin sinyallerini veren bu ve benzeri gelişmeler, “Uzay Yarışı 2.0” olarak adlandırdığımız yeni bir döneme de kapı aralamıştır. “Uzay Yarışı 2.0” olarak nitelendirdiğimiz bu dönemde, özellikle “uzay turizmi” (space tourism), “uzay madenciliği” (space mining ya da asteroid mining) ve “uzay kolonizasyonu” (space colonization) gibi bazı devrimsel fikirleri ihtiva eden ve stratejik önem taşıyan konularda, uzay aktörleri açısından kıyasıya bir rekabetin yaşanacağının sinyalleri daha şimdiden verilmektedir. Bu nedenle, uzay pastasından pay sahibi olabilmek isteyen her devlet veya özel teşebbüsün, uzay konusundaki girişimler noktasında geç kalmaması gerekmektedir. Dahası, devletlerin veya özel teşebbüsün uzay konusunda yapılacak çalışmalara doğrudan destek vermesi ve nitelikli insan gücüne olabildiğince yatırım yapması, uzay faaliyetleri açısından tartışılmaz derecede önem arz etmektedir. Dolayısıyla, uzay faaliyetlerindeki ilk adım, bu faaliyetler öncesinde gerçekçi, stratejik, somut gereksinimlere ve ülkenin ihtiyaçlarına cevap verecek vizyona sahip millî bir planlamanın yapılması olmalıdır.


 

IV. Millî Uzay Programının Muhtevası

Başkasını ve kendini bilirsen, yüz kere savaşsan da tehlikeye düşmezsin; başkasını bilmeyip kendini bilirsen, bir kazanır bir kaybedersin; ne kendini ne de başkasını bilirsen, girdiğin her savaşta tehlikedesin demektir.

Sun Tzu


 

Millî Uzay Programına genel olarak bakıldığında, bu programın, Türkiye’nin uzay politikaları alanındaki vizyon, strateji, hedef ve projelerinin belirlenmesi noktasında, bunların eşgüdüm içinde yürütülmesine yönelik olarak, dünyadaki gelişmeler ve Türkiye’deki mevcut potansiyel dikkate alınarak hazırlanan kapsamlı bir çalışma olduğu ifade edilmektedir. Bu kapsamda, Millî Uzay Programının temel amaçları ise şöyle sıralanmaktadır:

  • Ülkemizde uzay teknolojileri alanındaki ihtiyaçlar ve yetenekler çerçevesinde öne çıkacak teknolojilerin ve gerekli altyapıların geliştirilmesi,

  • Ülkemizin dışa bağımlığının azaltılması,

  • Uzay teknolojilerinin ülkemizin kalkınmasında bir araç olarak kullanımı için planlanması,

  • Uzay alanında mevcut yeteneklerin ve başarıların millî teknolojiler ile daha ileriye taşınması,

  • İnsanlığın bilimsel bilgi ve tecrübesine katkı sağlanması,

  • Başta gençler olmak üzere ülkemiz insanının uzay farkındalığının artırılması.

Millî Uzay Programının neden önemli olduğu sorusuna da cevap veren söz konusu strateji belgesinde, uzay programlarının ülkeler açısından oldukça maliyetli oluşuna rağmen, bunun karşılığında elde edilen kazanç, güç ve uluslararası itibarın, bu maliyetin çok üstünde olduğu vurgulanmıştır. Ayrıca böylesi bir programın, ülkelerin coğrafî konumunun değerine, teknolojik yetkinliklerine, ekonomik kapasitesine, uluslararası işbirlikleri kabiliyetlerine ve ekonomik çarpanlara da önemli katkılarda bulunacağı ifade edilmiştir. Diğer taraftan, uzay çalışmalarının neredeyse her alanda ilerici yeniliği (inovasyonu) teşvik ettiği, farklı sektörlerde kullanılabilecek yeni teknolojilerin ve icatların ortaya çıkmasını sağladığı da dile getirilmiş ve bu açıdan uzay programlarının yalnızca uzay sahası ile kısıtlı olmadığı, aynı zamanda ilgili diğer tüm sektörler bakımından da verimlilik ve istihdam artışı sağladığı belirtilmiştir. Dolayısıyla, uzaya dönük çalışmaların ve gerçekleştirilen uzay faaliyetlerinin insanların yaşamlarına dokunan ve değer üreten faaliyetlere dönüştüğü irdelenmiş ve uzayın önemi noktasında ister bilinçli olsun ister olmasın, vatandaşların uzay teknolojilerine rahat bir şekilde erişebildiklerine değinilerek bu teknolojilerden günlük hayatta yararlandıklarının altı çizilmiştir. Bu nedenle de, uzay ekonomisinin Türkiye genelinde sağladığı getirilerin büyük boyutlara ulaştığı savunulmuştur.

Uzay çalışmalarının günlük hayatta sağladığı faydalar ve sunduğu imkânlara da değinilen Millî Uzay Programında, uzay teknolojilerinin fiiliyattaki bazı yansımaları aktarılmıştır. Örneğin, kabiliyetleri yüksek küçük uyduların yapılması ile birlikte, uzaktan algılamanın (remote sensing), başta tarım olmak üzere pek çok alanda üretim süreçlerini daha verimli hâle getirmeye başladığı ifade edilmiştir. Ayrıca uzaktan algılama uydularının sağladığı olanaklar ile doğal kaynakların, ulaşım ağlarının, şehirler ve tarım alanlarının gerçek zamanlı (real-time) olarak takip edilebilmesi ve bu çerçevede, ulusal savunma için uzaktan algılamanın ne denli önemli bilgiler toplayabildiği vurgulanmıştır. Bunun gibi bir diğer önemli konu olan haberleşme uydularının, gerek televizyon yayınları gerekse diğer iletişim alanlarında etkin ve verimli hizmetler sunduğu belirtilmiştir. İletişimin günümüz dünyasındaki önemine binaen yakın gelecekte hızlı internetin dünyanın her noktasından kablosuz bir şekilde uydular aracılığıyla sağlanacağının da altı çizilmiştir.

Belirtmek gerekirse, dünyanın her noktasına konum ve zaman bilgileri günümüzde uydular aracılığıyla hem hızlı hem de yüksek doğrulukta sağlanmaktadır. Bu durum, dünyadaki iletişimin ve ulaşımın olduğu kadar askerî faaliyetlerin de omurgasını oluşturmaktadır. Bu nedenle, günlük hayatımızda uyduların ne denli önemli olduğu, günümüzde artık tartışmasız şekilde kabul edilmektedir. Dolayısıyla, Millî Uzay Programının muhtevası olarak yukarıda sayılanların, dünya ölçeğindeki bazı hususları oldukça kapsamlı şekilde ele aldığı ve yaşanacak problemlere dair çözümlerin kolayca üretebileceği inancını bizlere sergilediği ifade edilebilir.


 

V. Millî Uzay Programında Yer Alan Hedefler

Hedefler koymak iyidir, onları tam onikiden vurmaksa çok daha iyidir.

Nashquaeff


 

Millî Uzay Programında yer alan hedefler, genel olarak 10 farklı konu başlığında işlenmiştir. Bu hedefleri ve onlara dair bazı önemli noktaları şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Bir 2023 yılı hedefi olarak, Cumhuriyetimizin 100. yılında Ay’a ilk teması gerçekleştirecek bir “Ay Görevi”,

  • Yeni nesil uydu geliştirme alanında dünya ile rekabet edebilecek ticarî bir marka ortaya çıkarmak amacıyla uydu üretiminin tek çatı altında toplanarak yerli ve millî uyduların geliştirilmesine yönelik bir program,

  • Türkiye’ye ait bir “Bölgesel Konumlama ve Zamanlama Sistemi” geliştirilmesi,

  • Uzaya erişimi kolayca sağlamak ve bir uzay limanı işletmesinin kurulması,

  • “Uzay havası” ya da “uzay meteorolojisi” olarak adlandırılan alana yapılacak yatırımlar ve gerçekleştirilecek teknolojik araştırmalar sonucunda Türkiye’nin bu konu hakkında uzaydaki yetkinliğinin arttırılması,

  • Türkiye’yi astronomik gözlemler ve uzay nesnelerinin yerden takibi konularında daha yetkin bir ülke konumuna getirilmesi,

  • Uzay alanında sanayi kümelenmeleri ile entegre çalışmaların yürütülmesi, uzay teknolojisi ürünleri ve hizmetlerin ihraç edilmesi ve yüksek nitelikli insan kaynağı için istihdamın oluşturulması suretiyle Türk uzay sanayisinin veriminin yükselmesi çıktılarının artmasını sağlayacak şekilde uzay sanayi ekosisteminin geliştirilmesi,

  • Türkiye’yi, uzay teknolojilerinin tüm alt bileşenlerini üretebilen ve bunu ticarî olarak rekabet edebilir şekilde yapan bir ülke konumuna getirecek, uzay sanayinin hem verimliliğini hem de ihracat yeteneği arttıracak nitelikte bir “Uzay Teknolojileri Geliştirme Bölgesi” kurulması,

  • Uzay farkındalığının arttırılarak uzay konusunda etkin ve yetkin insan kaynağının geliştirilmesi,

  • Bir bilim misyonu ve insanlık namına hizmet edecek bir Türk Astronotun yetiştirilmesi ve uzaya gönderilmesi,

başlıca hedefler arasında sayılmıştır.


 

VI. Sonuç

Sonuçlar niyetlere göre şekillenir.

                                                  Nashquaeff


 

Uzay, teknolojinin de elverdiği ölçüde giderek erişilebilir olmaya doğru evrilmektedir. Bu evrilme ise akabinde, uzay sahasının barışçıl ortamını zedeleyici bir etki doğurmaktadır. Bu paradigma değişikliğinin yakın gelecekte tartışmasız şekilde kabul görmesi de yüksek ihtimaldir. Özellikle NATO’nun Aralık 2019’daki Londra Deklarasyonu ile uzayı “yeni bir savaş alanı” (space as a warfare domain) olarak dünyaya duyurmasıyla birlikte bu görüş, akabinde domino etkisi yaratarak önce ABD, Çin, Rusya ve Hindistan gibi “büyük uzay aktörleri” tarafından, sonrasında da Birleşik Arap Emirlikleri, İran ve İsrail gibi uzay faaliyetleri açısından adını henüz duyuran bazı yeni aktörler tarafından farklı mecralarda bazen doğrudan bazen de dolaylı şekilde dile getirilmeye başlanmıştır. Hatta böylesi düşünceler, kimi zaman bizzat resmî ağızlarca, kimi zamansa devlet kontrolünde olmak üzere özel sektör eliyle dolaylı yollardan da dile getirilmeye başlanmıştır. Dahası, başta ABD olmak üzere bazı devletlerde “uzay komutanlıkları” ya da “uzay kuvvetleri” adı altında askerî teşkilatlanmalara gidildiği de görülmektedir. Bu durum, şaşırtıcı değildir. Çünkü teknolojinin yardımıyla artan uzay faaliyetleri ile yakın gelecekte gerçekleştirilmesi planlanan yüksek maliyetli bazı eylemler açısından bunların yapılabilirliğinin imkânlı hâle gelebilmesi, güvenliğinin sağlanabilmesi ve uzun soluklu olup istikrar kazanabilmesi adına gerek özel teşebbüsün gerekse özel teşebbüse doğrudan destek verip yatırım yapan devletlerin uzay sahasına müdahale edebilmesi ve onda kontrol kabiliyeti oluşturabilmesi an meselesidir ve bu durum artık bir gereklilik hâlini almıştır. Bu nedenle, uzayın giderek askerî bir tabana doğru evrilmesinin çok yakın gelecekte kaçınılmaz olduğu, açıkça vurgulanmalıdır. Dolayısıyla, milyon hatta milyar dolarlık devasa bütçelere sahip projelere sahip olan ve uzayda varlıkları (space assets) bulunan her bir devlet veya özel teşebbüs, söz konusu uzay varlıklarının korunmasını, onların güvenliğinin sağlanmasını ve sağlıklı koşullar altında uzay faaliyetlerini gerçekleştirebilmeyi doğal olarak talep edecektir. Bu açıdan, kanaatimize göre, gerek uzay faaliyetlerin giderek ticarileşmesi gerekse bu faaliyetlerin güvenliği konusunda askerî temelli desteğe duyulan ihtiyacın artması, uzay faaliyetlerinin bizatihi kendisinin yanı sıra bunların etkilerinin de oldukça stratejik değerde olduklarının açık bir kanıtı olarak karşımıza çıkmaktadır.

Sonuç olarak ifade etmek gerekirse, uzay çalışmalarının insan yaşamını büyük oranda kolaylaştırdığı ortadadır. Deyim yerindeyse 21. yüzyıldaki uzay çalışmaları, alandaki maliyetlerin düşüşü ve teknoloji girişimleri ile ticarî yoğunluğunu artırarak keskin şekilde kabuk değiştirme yoluna girmiştir. Diğer taraftan, günümüzde uzay çalışmaları, adeta basamak atlayarak yepyeni boyutlar kazanmaktadır. Ay ve Mars görevleri, uzayda madencilik ve üretim faaliyetleri, fırlatma sistemlerinin gitgide kolay hâle bürünmesi, uzayda kalıcı üsler ve yaşam alanı sağlama hedefleri gibi öncü ve radikal fikirler, uzay uygulamaları açısından yelpazenin giderek genişlediğini göstermektedir. Dolayısıyla, uzay ekonomisinin yakın gelecekte uzay turizmi, uzay ortamında imâlat ve uzay madenciliği faaliyetleri ile daha da çeşitleneceği daha şimdiden ifade edilebilir. Bu bağlamda düşünüldüğünde, bir millî uzay programının varlığı, uzayla ilgilenen herhangi bir devlet açısından büyük önem taşımaktadır. Hele ki uzay faaliyetleri konusunda dünya ölçeğinde başarılı işlere imza atan ülkemiz açısından bu konu yadsınamaz derecede önemli, hayatî ve stratejik bir konudur. Bu nedenle, Millî Uzay Programında yer alan hedeflerin, beklentilerin, amaçların ve stratejilerin ne kadar önemli olduğu, gören gözler önüne bu vesileyle serilmektedir.

 

Kaynaklar

 Türkiye Uzay Ajansı’nın resmî sitesinde yayınlanan “Millî Uzay Programı” hakkında ayrıntılı bilgi için bkz.: https://cdn.tua.gov.tr/60227c3d5f551.pdf (Erişim Tarihi: 05/03/2021).

Ayrıntılı bilgi için bkz.: Milli Uzay Programı Nedir?, https://tua.gov.tr/tr/milli-uzay-programi/milli-uzay-programi (Erişim Tarihi: 05/03/2021).

Orijinal ifadesiyle: “That’s one small step for [a] man, one giant leap for mankind!”. Bu tarihi cümleyi, Amerikalı astronot Neil Armstrong’un kendi sesinden dinlemek için bkz.: ‘One small step for man’: Moment of Neil Armstrong’s famous line, ABC Television Stations, https://www.youtube.com/watch?v=J6jplPkbe8g (Erişim Tarihi: 05/03/2021).

«Uzay Yarışı», uzaya erişim ve uzay faaliyetleri konusunda ABD ile Sovyetler Birliği arasında yaklaşık 20 yıl süren (1955–1975) bir rekabeti ifade etmektedir. Uzay Yarışı’nın başlangıcını simgeleyen iki olay vardır. Bunlardan ilki, II. Dünya Savaşı sonrası ortaya çıkan uluslararası gerginlikte, Sovyetler Birliği’nin, Dünya’nın ilk yapay uydusu olan Sputnik-1’i, 4 Ekim 1957 tarihinde uzaya fırlatarak Dünya yörüngesinde konuşlandırmasıdır. İkincisi ise, 20 Temmuz 1969 tarihinde ABD’nin Apollo-11 uzay gemisi ile Ay yüzeyine iniş yapmasıdır. Ayrıntılı bilgi için bkz.: KAŞIKARA (2017), s.13-14.

Ayrıntılı bilgi için bkz.: Millî Uzay Programı, https://cdn.tua.gov.tr/60227c3d5f551.pdf (Erişim Tarihi: 05/03/2021).

Dünya’da 2019 yılı itibari ile uzay için harcanan bütçe rekor seviyeye çıkarak yaklaşık 80 milyar doları bulmuştur ve bunun 50 milyar dolardan fazlası sivil amaçlara yönelik olarak kullanılmaktadır. Ayrıntılı bilgi için bkz.: Millî Uzay Programı, https://cdn.tua.gov.tr/60227c3d5f551.pdf (Erişim Tarihi: 05/03/2021).

 Elon Musk tarafından duyurulan ve uydular aracılığıyla gerçekleştirilmesi planlanan yüksek hızlı internet projesi olarak tanıtılan Starlink projesi, buna örnek olarak gösterilebilir. Ayrıntılı bilgi için bkz.: Starlink, https://www.starlink.com (Erişim Tarihi: 05/03/2021).

Uzaya erişim kritik bir yetenek olup bu yeteneğe sahip ondan fazla ülke uzaya erişim konusunda başı çekmektedir. Uzaya erişim devletlerin elinden çıkıp ticari girişimlerin yoğunlaştığı bir alan olmaya başlamıştır. Ayrıntılı bilgi için bkz.: Millî Uzay Programı, https://cdn.tua.gov.tr/60227c3d5f551.pdf (Erişim Tarihi: 05/03/2021).

İsim tartışmaları hâlen sürse de konu hakkındaki önerimiz “Türkonot” olacaktır.

Uzay yarışında ABD, Çin ve Rusya en önde yer almaktadır. Avrupa Birliği, Hindistan ve Japonya bu ülkelerin hemen arkalarından gelmektedir. Türkiye’nin dâhil olduğu bir grup ülke de uzay yarışında ön saflara doğru hamle yapmaktadır. Ayrıntılı bilgi için bkz.: Millî Uzay Programı, https://cdn.tua.gov.tr/60227c3d5f551.pdf (Erişim Tarihi: 05/03/2021).

 

 

MİLLÎ UZAY PROGRAMI ÜZERİNE KISA BİR DEĞERLENDİRME