Kategoriler: Dergi, Savunma,
Alt Kategoriler: Mayıs,

Hava Kuvvetleri, 2023 vizyonu kapsamında en önemli virajı dönüyor

 

Etkin ve caydırıcı gücü olan ordusu ile Türkiye, üyesi olduğu NATO ittifakı içerisinde en büyük ve önemli bölgesel askeri güçtür. NATO’ya üye olduğu ilk yıllardan beri Batı ile iyi ilişkiler geliştirmeye özen gösteren Türk Silahlı Kuvvetleri donanımını, ittifak üyelerinden özellikle ABD’den tedarik etmiş ve etmeye devam etmektedir.

Savunma sanayii bakımından ordusunun çok ve çeşitli ihtiyaçları olmasına rağmen Türkiye, geçmiş yıllarda dışa bağımlı durumdaydı. Coğrafyasının jeostratejik konumu nedeni ile daima güçlü ve caydırıcı bir orduya ihtiyaç duyan Türkiye, 1980’li yıllarda geliştirilen projeler çerçevesinde hava kuvvetleri bakımından tercihini, ABD F-16 uçakları yönünde kullanmış, yerli üretim için de gayret sarf etmiştir. Türk Hava Kuvvetleri bugün, ABD Hava Kuvvetleri’nden sonra en büyük F-16 muharip uçak filosuna sahip NATO ülkesidir. Ayrıca Türkiye, özellikle havadan yere bombardıman yeteneklerini geliştirmek için çaba içine girmiştir. Bu kapsamda Hava Kuvvetleri bünyesindeki ABD yapımı F-4 Phantom uçakları da İsrail’e modernize ettirilmiştir. Modernizasyon ile F-4E Phantom Terminatör ismi verilen uçaklar, Türk Hava Kuvvetleri’nde bugün de görev yapmaktadır. Ancak bununla yetinilmemiştir. Geçen zaman içerisinde meydana gelen teknolojik gelişmeler göz önünde bulundurarak ilerleyen yıllarda Hava Kuvvetleri’nin modern 5. Nesil savaş uçakları ile donatılmasına karar verilmiştir.

 

Batılı müttefiklerleYerli ve Milli’ gerginliği

Türkiye, silah sistemlerinin tedariki için savunma ve teknoloji alanlarında ‘Yerli ve Milli’ hamleler yapmıştır. Uzun yıllardır NATO ittifakının önemli bir üyesi konumunda olan Türkiye, ihtiyaçlarını milli imkânlar ile tedarik etmek ve savunma ürünlerini üretmek için gayret sarf ettikçe başta ABD olmak üzere Batılı müttefikleri ile arasında ilginç bir şekilde gerginlikler yaşanmaya başladı.

Bunun altında ‘Yerli ve Milli’ atılımın getirdiği siyasi kaygıların yanı sıra ekonomik endişeler de yatıyordu. Zira Türkiye’nin Batılı müttefikleri ve ABD aynı zamanda ihtiyaç duyulan silah sistemlerinin de tedarikçileriydi. Yani kendi silahını üretemeyen Türkiye’ye milyarlarca dolarlık savunma sistemleri satıcısı konumundaydılar.

Son yıllarda gerçekleştirilen hamleler ile savunma sistemlerinin yerli üretiminde dünya çapında başarılar kaydederek ordusunu milli silah sistemleri ile donatan Türkiye, sahibi olduğu F-16 Fighting Falcon uçakları ile F-4 Phantom uçaklarının yerine ABD F-35 müşterek taarruz uçağı – Joint Strike Fighter programına katıldı ve nihai olarak 130’a yakın F-35 uçağı almaya karar verdi.

5. Nesil muharip savaş uçağı olan F-35 Lightning II uçakları, uluslararası katılım ile tasarım, ortak üretim, geliştirme ve lojistik programı olarak çok ortaklı bir program. Türkiye’nin de dahil olduğu programın ABD’nin belirlediği diğer ortakları ise İngiltere, İtalya, Hollanda, Kanada, Avustralya, Danimarka ve Norveç.

Türkiye program geliştirmelere 1999, 2002 ve 2007 yıllarında iştirak etti ve bu projeye, milyarlarca dolar yatırmayı programladı. Bunun yanı sıra Türk savunma sanayii firmaları da projede yer alarak hem milli teknolojilerde uluslararası temsil hem de ekonomiye milyar dolar mesabesinde katkı sağladı. Türkiye şu an F-35 JSF uçaklarının motorları ve gövde parçalarının önemli bölümlerinin de üreticisi.

Türk Hava Kuvvetleri’nin 2023 vizyonu kapsamında en önemli projesi, F-35A JSF müşterek taarruz uçağıdır. Savunma Sanayii İcra Komitesi kararları uyarınca 2014 yılında kesinleştirilen ortak üretim ve tedarik programına göre, Blok 3F konfigürasyonuna sahip ilk iki uçağın kesin siparişi de verildi. İlk iki uçağın teslim tarihi, 21 Haziran 2018 olarak belirlendi.
2014 ve 2015 yıllarında alınan kararlar ile bu önemli projenin pilot eğitimleri, öğretmen pilotlarının yetiştirilmesi çalışmaları yapılmış/yapılmaktadır. Diğer yandan uçakların ve motorların bakımı, onarımı, lojistik ve tedarik programının uygulanması çalışmaları gerçekleştirildi.

 

Türkiye için üretilen uçaklar ilk uçuşlarını yaptı

Dünya çapında F-35 JSF uçaklarının üretici program ortağı olan Türkiye, günümüze kadar program içerisinde üzerine düşenleri gerçekleştirmiş, geleceğin güçlü hava kuvvetleri yapısını oluşturmak için de gerçekleştirmeye devam etmektedir.

Proje çerçevesinde uçakların Avrupa’da depo seviyesi bakım hizmetlerini vermek üzere Türkiye, Norveç ve Hollanda seçilmiştir. Program içerisindeki bu bakım tesisleri, merkezi olarak, motor ve uçak için hizmet verecektir.

Ancak ABD ile yaşanan siyasi gerginlikler nedeni ile proje için birtakım riskler ve söylenti boyutunu aşan olumsuzluklar ortaya çıkmış/çıkartılmıştır. ABD’deki Türkiye karşıtları, uçakların Türkiye’ye satılmasını engelleme gayreti içine girmiştir. Siyasi karar alma merkezlerinden kongre alt komiteleri de Türkiye’ye ambargo uygulanması boyutuna ulaşan çalışmalar yapmıştır. Nihai karar verilmemiş olmakla birlikte program gereklerini layıkıyla yerine getiren Türk tarafı ise söz verildiği gibi uçakların 21 Haziranda teslim edilmesini ve programın, mutabakatlara uygun yürütülmesini beklemektedir.

Türkiye için üretilen uçaklar, ABD’de ilk uçuşlarını da yapmıştır. Uçakların 21 Haziranda Türkiye’ye teslim edilmemesi halinde iki önemli ve ciddi problem ortaya çıkabilir. ABD açısından ilk problem, dünya çapında girişilen ve yıllarca devamı öngörülen büyük maliyetli 5. Nesil savaş uçağı projesinin ciddi sekteye uğrayacak olmasıdır. İkinci önemli problem ise Türk-ABD siyasi ilişkilerinin onulmaz bir şekilde yara alacağı gerçeğidir.

Bu tarz bir olumsuzluk yine ABD açısından, diğer program ortakları ve dünya çapındaki etkileşimleri bakımından ciddi bir güven sorunu ve prestij kaybı anlamına gelecektir.

Türkiye de elbette böyle bir durumda hem proje ile ilgili hem de siyasal bakımdan karşılık verme ihtiyacı hissedecektir. Üstelik bu proje ile ilgili sorunlar bununla da sınırlı değildir. Uçaklar, 5. Nesil Stealth özelliklidir. İleri teknoloji ürünü sistemler ile donatılmıştır ve daha önemlisi, ileri teknolojik gelişmeler doğrultusunda geliştirilebilir özellikler taşımaktadır. Türkiye karşıtı bazı çevreler özellikle uçağın donatılacağı AESA uzun menzilli radar teknolojisinin Türkiye’ye verilmemesi yönünde kışkırtmalar yapmaktadır.

Bu noktada İsrail lobisinin, ABD’deki olumsuz faaliyetleri gündeme gelmektedir. Oysa İsrail, uçakların proje üretici ortağı olmamasına rağmen ABD onlara ayrıcalık tanımış, 2016 yılının Aralık ayında ilk uçaklarını teslim etmiştir. Üstelik ABD tarafından İsrail’e teslim edilen bu uçaklarda, İsrail’in istekleri doğrultusunda bazı değişiklik ve gelişmeler uygulanmıştır. İsrail’de ADIR olarak adlandırılan bu uçaklar, ilk defa bir saldırıda da kullanılmışlardır.

İsrail, bu uçaklardan 50 adet almayı tasarlamaktadır. Türkiye ise nihai olarak 30 uçağın siparişini vermiş olup, toplamda farklı özellikte 130’a yakın uçağı Hava Kuvvetleri’ne kazandırmayı planlamaktadır. İsrailliler bu nedenle Türk Hava Kuvvetleri’nin gelecekte bölgede görece üstün hale gelmesini şimdiden engellemek istemektedir. Diğer yandan bu konu ile ilgili olarak bugün tartışılan bütün bu olumsuzlukların yanı sıra iki önemli hususun daha değerlendirilmesinde yarar görülmektedir.

 

Endonezya projeden ayrılmayı tartışıyor

Korean Aircraft Industries (KAI) öncülüğünde yaklaşık 8,5 milyar dolarlık bir KF-X uçağı projesi Endonezya ile Güney Kore arasında geliştirilmiştir. Endonezya proje maliyetinin %20’si olan 1,6 milyar dolar ödemeyi taahhüt etmiştir. ABD’li Lockheed Martin destekli projede Güney Koreli Hanwha Systems firması, İsrailli Elta Systems ile birlikte çalışarak AESA radarı geliştirmektedir. Ancak projenin ortağı olmasına rağmen ABD ve İsrailliler, Endonezya’nın bu ileri radar teknolojisine sahip olmasını istememektedir. Bu nedenle de Endonezya, projeden ayrılmayı tartışmaktadır.

Ortak plana göre Güney Kore için 120, Endonezya için de 80 uçak üretilecekti. Uçağın Stealth özellikli olmayan Blok 1 versiyonu Endonezya’ya, Stealth özellikli olan Blok 2 uçaklar ise Güney Kore’ye verilecekti. Tasarımdan üretime 2019’dan 2022’ye planlanan prototip, ilk uçuşunu yapacaktı ancak anılan gelişmeler nedeni ile projenin gerçekleşmesi tehlikeye girmiştir.

Dikkat edilmesi gereken diğer husus ise Türkiye’nin Milli Muharip Uçak üretme projesi olan TF-X’te yaşanan gelişmelerdir. Özellikle konu ile ilgili son adımlar gelecek için bizlere bir fikir vermektedir.

Türkiye, Milli Muharip Uçak projesi ile günümüzün modern savaş koşullarına uygun 5. Nesil bir savaş uçağı üretmek istemektedir. Bu maksatla yaşanan siyasal gerginliklerden de dersler çıkartılarak gelecekte geliştirilecek olan savaş uçağının planlamalarını hızlandırmıştır.

Özellikle İngiltere’yle uçağın tasarım ve dizaynı ile ihtiyaç duyacağı güçlü motorlar ve geliştirme programı için özel bir anlaşma imzalamıştır. Böylece dünya çapında iş yapan Rolls Royces BAE Systems gibi büyük savunma sanayii kuruluşları ile motor, elektronik tasarım ve dizayn konusunda işbirliğine gidilecektir. NATO’ya üye bu iki ülkenin savunma sanayii alanındaki işbirliği, gelecek çalışmaları bakımından giderek hızlanmakta ve önem kazanmaktadır. Türk-İngiliz siyasi ilişkileri de geleceğe doğru evrilmektedir ve bu, ciddi önem arz etmektedir.

Türkiye yol ayrımında

Türkiye, siyasal ilişkilerin yanı sıra askeri alanda yürütülen çalışmalarla da ABD ile yaşanan sorunları aşmayı hedeflenmektedir. Türkiye ile ABD arasındaki işbirliğinin geçmişi uzun yıllar öncesine dayansa da F-35 uçaklarının teslimine az bir zaman kala yaşanan olumsuzluklar göstermiştir ki gerek silah sistemlerinin birlikte geliştirilmesi gerek askeri ittifak ilişkileri gibi çok temel konularda Türkiye ve ABD arasında giderek gelişen ciddi sorunlar mevcuttur.

ABD’den beklenen, 21 Haziranda ilk 2 uçağın teslimi ve F-35 projesinin kesintisiz devam edeceğine dair açıklamalardır. Bu yöndeki bir açıklama, Türk-Amerikan ilişkilerinin geleceğine de yön verecek nitelikte olacaktır. İsrail lobisinin gayretleriyle diğer türlü yaşanacak bir gelişme ise ABD ile Türkiye arasındaki siyasal ilişkilere çok temel bir darbe vuracaktır.

Ayrıca Güney Kore ve Endonezya’nın dâhil olduğu KF-X Stealth projesindeki sıkıntıları da dikkate alırsak 5. Nesil savaş uçağı geliştirmek ve hava kuvvetleri teknolojisini yenilemek isteyen Türkiye ve Endonezya’nın, İngiltere ile başlayan Milli Muharip Uçak TF-X projesinin içine alınması oldukça zor ancak gerçekleşmesi mümkün bir projeye dönüşecektir. Bu sonuç, Türkiye’nin siyasal yolunu da savunma sanayii ve kritik teknolojiler geliştirme bakımından geleceğini de ciddi etkileyecektir.

F35 JSF (JOİNT STRİKE FİGHTER) projesinde Türkiye ABD ile ilişkileri bakımından bir takım siyasal güçlükler yaşasa da ilk uçakların resmi teslimi ilan edilmiştir. Her ne kadar uçakların bize teslimi ve filolarda uçmaya başlaması 2019’u bulacak olsa da mesele o noktada da tamamen çözülmüş sayılmayacaktır.

Geçmişte F16 uçaklarının ortak üretimi ve kripto kodlarının yerli ve milli olarak donatılması bakımından yaşanan sıkıntıların bir benzeri bu projede de yaşanacaktır.

Türkiye kullandığı savaş uçaklarını yerli ve milli yazılım kodları ile kullanmak isteyecek. Buna karşılık ABD ise kritik teknoloji paylaşımı konusunda yine çekimser davranacaktır.

Norveç’e verilen F35’lerin kritik yazılım kodlarını ABD’nin kontrol etmesi nasıl bir krize yol açtıysa benzer bir durum Türkiye içinde söz konusu olacaktır.

 


MİLLİ TAARUZ UÇAĞINDA SONA DOĞRU...