Her alanda değer üreten Türk kadını savaşlarda da kahramanca mücadele etmiştir. Bu mücadele sürecinde bizzat savaşlara katılmanın yanında, cephe gerisinde hastanelerde hasta bakıcı ve hemşire olarak, fabrika ve atölyelerde mermi ve cephane üreterek, askerlerin dikim ve yiyecek ihtiyaçlarını karşılayarak önemli görevler ifa etmişlerdir. Bunun yanında, kadınlarımız pek çok cemiyet kurup ordumuza çeşitli yardımlarla katkıda da bulunmuşlardır. Türk kadınlarının düşmana karşı savaştığı ve efsaneleştiği dönemlerden bir tanesi, Milli Mücadele Dönemi’dir. Bu dönemde savaşlarda kahramanlık gösteren kadınlarla ilgili olarak farklı kaynaklarda sayısal ve nitelik olarak sınırlı bilgiler yer almaktadır. Bu çalışmada, Milli Mücadele Dönemi’nde farklı cephelerde savaşmış kadınlar ve bunların bu savaşlardaki rolleriyle ilgili olarak detaylı bilgi verilecektir.

Tarihi tarih yapan yaşananlar olduğu gibi, bunu yaşayan ve yaşatanların sadece erkekler olmadığı açıktır. 1918-1923 yılları arasında yaşanan ‘‘Türk Bağımsızlık Savaşı’’ olarak da tanımlayabileceğimiz Milli Mücadele Dönemi, Türk tarihinde bir dönüm noktasıdır (Küçük, 2005). Bu tarih aralığı, geçen yüzyılın başındaki bağımsızlık mücadelemizi askeri, hukuki ve siyasi açılardan kapsamaktadır. Bu süreçte Türk Milleti, istiklâlini kurtarmak için azim ve kararıyla kendini ortaya koymuş, “Ya istiklal ya ölüm!” düsturuyla tüm vatanı kadın-erkek birlikte savunmuştur. Mili Mücadele’nin ne olduğunu anlayabilmek için Milli Mücadele’de kadınların yerinin bilinmesi gerekir. Bu çalışmada ilgili literatüre dayalı olarak Milli Mücadele’de cepheler esas alınarak bağımsızlık mücadelesine destek veren kadınlarımız hakkında bilgi verilecektir.

Batı Cephesinde Savaşan Kadınlar:

      Batı Cephesi muharebeleri, Yunanlıların 15 Mayıs 1919’da İzmir’i işgali ve 9 Eylül 1922’de İzmir’in Yunanlıların elinden geri alınışına kadar geçen sürede cereyan etmiştir. Bu süreçte, Yunanlılarla I. ve II. İnönü, Kütahya-Eskişehir, Sakarya ve Büyük Taarruz Muharebeleri gerçekleştirilmiştir (Akçora, 1987). 9 Eylül 1922 tarihinde İzmir’in kurtuluşu ile son bulan muharebelerde kadınlarımız önemli yararlılıklar göstermiştir. Bu kadınlarımızdan önde gelenleri aşağıdaki gibidir:

Halide Edip Adıvar (1882-1964):

Yakın dönem Türk tarihinin önemli kadın simalarından olan Halide Edip İstanbul doğumludur. Edebiyatımızda önemli bir roman yazarı olan Halide Edip; siyaset, akademisyenlik ve öğretmenlikle de uğraşmıştır. 15 Mayıs 1919’da İzmir’in işgalinden hemen sonra düzenlenen Fatih, Üsküdar ve Sultanahmet Mitinglerine konuşmacı olarak katılmıştır. Etkili hitabetiyle özellikle de Sultanahmet Mitingi’nde kitlelerin milli duygularını etkilemiştir. Halide Hanım, bu yıllarda Anadolu’ya gizlice silâh kaçırma işinde de görev almış ve 1920’de kocasıyla birlikte Anadolu’ya geçerek Millî Mücadele’ye fiilen katılmıştır. Özellikle Batı Cephesi’nde dolaşarak, Kızılay hastanelerinde görev almıştır (Enginün, 1988). Muharebelerde gösterdiği başarı neticesinde “Onbaşı Halide” olarak ün salmıştır.

İngilizler İstanbul’u 16 Mart 1920’de işgal edince Milli Mücadeleye katılmak için eşiyle birlikte Mustafa Kemal’in yanına gitmiş ve İstanbul Hükümeti’nce Milli Mücadele’yi destekleyen kadınlar arasında idama mahkûm edilen ilk kadın olmuştur (Altındal, 1994 ve Halide Edip, 2014’ten aktaran: Demircioğlu, 2018). Sakarya Savaşı sırasında onbaşı, daha sonra üst çavuş olmuştur (Tong Yabgu, t.y.’den aktaran: Demircioğlu, 2018). Savaş süresince cephe karargâhında görev alan Halide Hanım, Dumlupınar Meydan Muharebesi’nden sonra Ordu ile birlikte İzmir’e gitmiş ve bu yürüyüş sırasında rütbesi başçavuşluğa yükseltilmiştir (Enginün, 1988). Cephede uzun süre savaşan Halide Edip, ayrıca İstiklal Madalyası sahibidir (Doğan, 2019). Halide Edip bir kadın olarak Türk toplumunun gönlünde o kadar yer etmiştir ki, 1919 yılında yapılan milletvekilliği seçimlerinde kadınların daha ne seçme ne seçilme haklarının bulunmadığı bu dönemde kendisine üç ayrı şehirden oy çıkmıştır (Enginün, Cumhur ve Özdemir, 1983’ten aktaran: Sarıçoban, 2017: 1340).

 

Nakiye Elgün (1882-1954):

İstanbul doğumlu olan Nakiye Elgün, eğitim tarihimizin önemli kadın simalarından olup Muallimler Cemiyeti’nin başkanlığını yapmıştır. Nakiye Hanım’ın, Feyziye Okulu’nun müdürlüğünü yaparken, milli mücadeleye destek veren Ankara’da bazı siyasilerin İstanbul’daki ailelerine para gönderilmesinde aracılık ettiği bilinmektedir. Ayrıca müdürlüğünü yaptığı okulun depolarında Bartın üzerinden Anadolu’ya sevk edilen savaş malzemelerini sakladığı bilinmektedir (Elöve, 1991 ve Sandalcı, 2005’ten aktaran: Özyürek, 2014). Nakiye Hanım, savaşta kimsesiz ve yardımsız kalan aileleri ko­rumak için “Şehit Ailelerine Yardım Cemiyeti” adıyla bir cemiyet de kurmuş (Kurnaz, 1991) ve şehit ailelerine yardımların ulaşmasına katkı sağlamıştır.

 

Kara Fatma (Fatma Seher Erden) (1888- 1955):

Kara Fatma Erzurumlu olup, Mondros Mütarekesi’nden sonra eşleri Ermeniler tarafından şehit edilen kadınları etrafı­na toplamış ve Ermenilerle çarpışmıştır. Kızı Fatma, oğlu Seyfeddin ve iki kardeşinin de yer aldığı çetesiyle Bursa ve İzmit’in işgalden kurtulması için çarpışmıştır. İzmit işgal edilince oğlu ve kardeşi ile bölgeye giderek örgütlenmiş ve çete kurmuştur. Çetesiyle Yunan işgalcilerine karşı uzun süre mücadele etmiştir. Milli Mücadele’de Adana, Dinar, Nazilli, Sarayköy, Afyonkarahisar ve Tire’de asker olarak savaşmıştır (Doğan, 2019). İzmit’te karargâh kumandanlığı yapmıştır (Tevhîd-i Efkâr, 1922’den aktaran: Uyanıker, 2007).

Muharebelerde gösterdiği başarıdan dolayı Kara Fatma ismini ona Mustafa Kemal vermiştir (Özcüler, 2002).  1919’da Mustafa Kemal’in karşısına geçerek “Kadınsam Türk de değil miyim? Bana görev verin”  demiş ve Milis Müfreze komutanı olarak Batı Cephesi’nde görevlendirilmiştir (Köksal, 2010’dan aktaran: Demircioğlu, 2018). Rum ve Ermenilere karşı büyük zaferler kazanmış; Sakarya ve Başkomutanlık Muharebeleri’ne katılmıştır. Çetesinde 43 kadın ve 700 erkek olduğunu ve bu kadın­lardan 28’inin şehit düştüğünü kendisi belirtmiştir.  Mustafa Kemal tarafından kendisine “teğmen” rütbesi verilmiş ve o üsteğmenliğe kadar yükselmiştir. Kendisine bağlanan maaşı Kızılay’a bağışlamış, 1954 yılında ise Türkiye Büyük Millet Meclisi kendisine tekrar maaş bağlamıştır (Tansel, 1991).

 

Çete Emir Ayşe (1894-1967):

Emir Ayşe Aydın, İmamköylü olup eşi Çanakkale’de şehit olmuştur. 1919’da Yunanlıların Aydın’ı işgal ederek İmamköy’ü de ele geçirdikleri sırada çocuklarını komşusuna emanet ederek silahlanmıştır. Eşinden kalan elmas küpelerini (bir diğer iddiaya göre de düğünde takılan altınını) bozdurmuş, cephane ve silah (Martini) almış, dağa çıkarak Yörük Ali Efe’ye katılmıştır. Aydın’ın düşman işgalinden kurtuluşuna (7 Eylül 1922) kadar Yunanlılarla savaşmıştır. Daha sonra Umurlu’daki Sancaktar Ali Efe Grubu’na katılan Ayşe Kadın, aynı gruptaki Çiftlikli Kübra ve Ayşe Çavuş ile birlikte ilk olarak Kepez sırtlarında düşmanla savaşmış sonrasında Aydın Cephesi’nde görev almıştır. Aydın’ın Yunanlılar tarafından ikinci kez işgal edilmesi üzerine Yörük Ali Efe Grubuna katılarak Köşk Cephesi’ndeki çatışmalarda yer almış ve Milli Mücadele’nin sonuna kadar savaşmıştır. Savaş sonunda Mustafa Kemal Atatürk, kendisini 1933’te İstiklal Madalyası ile ödüllendirmiştir. İlk kez Kuva-yı Milliye tarihinde efe elbisesi giyinen ve “Efe” unvanını alan mücahit bir kadındır. İmamköy Kahve Meydanı’na Çete Ayşe’nin bir büstü dikilmiş ve 2010 yılında bu köyde “Çete Ayşe” isimli bir film de çekilmiştir  (Karabulut, t.y.; Biyoğrafya, 2020).

 

Halime Çavuş (Kocabıyık) (1898/ 20 Şubat 1976):

Halime Çavuş, Kastamonu merkez Duruçay Köyü’nden olup, Kurtuluş Savaşı’na erkek kılığında katılmıştır. Bu nedenle herkes onu Halim Çavuş olarak tanımıştır. Ankara’dan Sakarya’ya cephane taşımaya da yardım etmiştir. İnebolu’da Atatürk ile karşılaştığında, soğuk havaya aldırış etmeden dış giysisini cephanelerin üzerine örttüğü görülünce Paşa kendisine: “Üşümüyor musun?” sorusu üzerine Atatürk’ü tanımayarak “Bey, 100 bin kişi kurtulacak, ben ölsem ne olacak” cevabını vermiştir (Ötüken Ormanının Filizleri, 2016’dan aktaran: Demircioğlu, 2018).

9 Haziran 1921’de Yunan savaş gemileri olan Kılkış ve Averof’un İnebulu’yu bombaladıkları zaman şarapnel parçası ile ayağından yaralanmış ve sakat kalmıştır.  Savaştan sonra Atatürk kendisini köşke çağırıp 15 gün misafir etmiş ve düzenlenen törenle kendisine İstiklal Madalyası ile birlikte “Çavuş” rütbesi de verilmiştir. Ayrıca Paşa’nın emriyle kendisine maaş da bağlanarak Kastamonu’ya gönderilmiştir. Savaştan sonra da askeri üniformasını çıkarmamıştır (Halime Çavuş, t.y.).

 

Gördesli Makbule (1902-1922):

Manisa’nın Gördes İlçesi’nden olup henüz birkaç aylık evliyken eşi Halil Efe ile birlikte Milli Mücadele’ye katılmıştır. Afyon mevzilerinde düşmana karşı çarpışan çetenin içerisinde yer almıştır (Doğan, 2019). Çok iyi silah kullandığı bilinmektedir ve Mart 1922’de Akhisar ve Sındırgı sınırı üzerindeki Kocayayla’da düşmanla savaşırken başından vurularak şehit olmuştur (Ötüken Ormanının Filizleri, 2016’dan aktaran: Demircioğlu, 2018).

 

Nezahat Onbaşı (Nezahat Baysel) (1909-1993/94):

Erzurumlu olan Nezahat Onbaşı, Kurtuluş Savaşı’nda 70. Alay Komutanı Hafız Halit Bey’in kızıdır. Annesi ölünce, babası onu sekiz yaşındayken Çanakkale Savaşı’na götürmüştür ve tam üç sene babasının yanında kalmıştır. 70. Alay’ın simgesi haline gelmiş ve bu sebeple bu alaya “Kızlı Alay” denilmiştir. Çok iyi at binen ve silah kullanan Nezahat Onbaşı, henüz 12 yaşındayken onbaşı rütbesini almıştır. Milli Mücadele’ye katkılarından dolayı İsmet Paşa kendisine “Kurmay” unvanını vermiştir (Nezahat Onbaşı, t.y’den aktaran: Demircioğlu, 2018). Askerler kendisine Türk Jandark’ı diye lakap takmışlardır.

30 Ocak 1921’de Büyük Milet Meclisi’nin 140. Oturumunda Bursa Milletvekili olan Emin Bey tarafından yüzden fazla düşman öldüren bu çocuğa İstiklal Madalyası verilmesi teklif edilmiştir. Ancak, İzmit milletvekili Hamdi Namık Bey’in küçük bir çocuğa bu madalyanın verilmesinin uygun olmayacağı ve ilerde onun çeyizinin alınmasının daha uygun olduğunu teklif etmiştir (Kurnaz, 1991: 124).  Altındal’a (1994) göre “Paşa” unvanı verilmesi talep edilmiştir.  Bu teklif TBMM’de kabul edilmiş ancak mücadele devam ettiği için işleme konulamamıştır (Ötüken Ormanının Filizleri, 2016’dan aktaran: Demircioğlu, 2018). Farklı bir kaynağa göre ise Tunalı Hilmi tarafından mir-i miran (sivil Tuğgeneral) rütbesi verilmesi istenmiştir (Kurnaz, 1991: 124). Ancak bu teklifin kabul edilip edilmediği de bilinmiyor. Nezahat Onbaşı, tam 65 yıl sonra TBMM’nin takdir beratına yani şükran belgesine kavuşabilmiştir (Nezahat Onbaşı, t.y’den aktaran: Demircioğlu, 2018).

 

Binbaşı Ayşe/ (?/ 1942):

Selanikli olan Gazi Ayşe Altıntaş’ın eşi Kafkas Cephesi’nde şehit düşmüştür (Ötüken Ormanının Filizleri, 2016’dan aktaran: Demircioğlu, 2018; Uyanıker, 2007). Eşinin intikamı için 15 Mayıs 1919’da düşman İzmir’e ve Aydın’a geçince Ayşe Hanım, Kuva-yı Milliye Birliği’ni kurmuş ve daha sonrasında birliğiyle Köpekçi Nuri Çetesi’ne katılmıştır. Rütbeli olarak savaşa katılan ilk Türk kadınıdır. Salihli’de Yunanlılarla savaşırken “Çavuş” rütbesini almıştır (Aslan, 2006). İstiklâl Mücadelesi’ne başından sonuna kadar katılmıştır. Sakarya’da sol kasığından piyade mermisi ile yaralanıp tedavi olmuş ve Büyük Taarruz’a katılıp Mürsel Paşa ekibine girmiş ve bu sırada atılan bir misketle sol bacağı kırılmıştır. Binbaşılığa kadar yükselmiştir (Tansel, 1978’den aktaran: Sarıçoban, 2017: 1341).

 

Ayşe Çavuş (?/?):

Aslen Prizrenli olup Aydın’a yerleşmiş bir muhacirdir. Arkadaşları ona Mehmet Çavuş ismini vermiş olup eşini Balkan Harbi’nde kaybetmiştir. Dört oğlu ve bir kızıyla Milli Mücadele’ye katılmıştır. Damadı ve büyük oğlu ile dilenci kılığında Aydın’a geçtikten sonra topladığı 350 kişilik bir kuvvetle Salihli’de düşmanla çarpışmıştır (Vakit, 1922’den aktaran: Uyanıker, 2007: 93). Üç Yunan askerini öldürerek sürdükleri otomobili hayvanların arkasına bağlayarak ve Kuva-yı Millîye birliklerine teslim etmiştir. Gösterdiği başarılardan dolayı Kütahya’da iken Çavuş olmuştur (Vakit, 1922’den aktaran: Uyanıker, 2007). Takım çavuşluğu da yapmış olup, Osman oğlu Nazım’ın birinci çetesinde de görev yapmıştır. Umurlu Harbi’nde yaralanan (Tasvir-i Efkâr’, 1919’dan aktaran: Uyanıker, 2007) Ayşe Çavuş, büyük oğlunu Demirci’deki savaşlarda, küçük oğlunu ise I. ve II. İnönü Savaşları’nda şehit vermiştir (Cumhuriyet, 1925’ten aktaran: Uyanıker, 2007).

 

Şerife Ali Kübra (?/?):

Aydınlı olan Şerife Ali Kübra diğer bir kadın Milli Mücadele kahramanı olan Çete Ayşe’nin silah arkadaşıdır. Nişanlıyken rüyasında Çete Ayşe’yi görmüş ve ertesi gün savaşa katılmak istediğini babasına söylemiş, ‘‘hayır’’ cevabını alınca da babasının kıyafetlerini giyinip babasına “Ülkem düşman işgalindeyken ben nasıl evlenip çocuk sahibi olabilirim? Şimdi düşmanı kovma vakti, sağ kalıp geri dönersem evlenirim, çocuklarım olur.” demiş ve önce Çete Ayşe’ye sonra da Yörük Ali Efe’nin çetesine girmiştir. Daha sonra Çete Ayşe’nin ve Ayşe Çavuş’un da katıldığı Umurlu’daki Sancaktar Ali Efe grubuna katılmıştır. Burada dâhil olduğu çeteyle ilk olarak Kepez sırtlarında düşmanla savaşmışlardır. Savaştan sonra kendisine maaş bağlanmak istenmiş ama o “Vatanı kurtarmanın karşılığı olmaz” diyerek maaşı kabul etmemiştir (Karabulut, t.y.). 17 yaşında bir genç kız olarak Köşk’te asker olmuştur (Tasvir-i Efkâr’, 1919’dan aktaran: Uyanıker, 2007: 101).

 

Tarsuslu Kara Fatma (?/?):

Batı Cephesi’nde yararlılık gösteren diğer bir kadın kahraman, Tarsuslu Kara Fatma’dır. ‘‘Kara Fatma’’ lakaplı ve asıl adı Adile olan bu kadın kahramana ‘‘Adile Onbaşı’’ diye hitap edilirdi. Yaklaşık 10 kişilik çetesiyle Afyon Muharebelerine katılmış ve Tarsus’un kurtarılmasında büyük fayda sağlamıştır (Kadın Kahramanlar, t.y.). İstiklâl Harbi’nde gösterdiği yararlılıktan dolayısıyla Tarsuslu Kara Fatma’ya madalya verilmiştir (Tansel, 1991).

 

Nazife/Nafize Kadın (?/?):

İstiklal Harbi sürecinde yararlılık gösteren diğer bir kadın kahraman Manisa’nın Demirci ilçesinden olan Nafize Kadın’dır. Yunan Ordusu 9 Mart 1922’de Çanakkale Bigadiç civarını kuşattığında, Türk askerlerine yiyecek sağlayarak lojistik destek vermekteydi. Bu süreçte Yunan askerlerinin işbirliği teklifini reddetmiş ve işkence yapılarak öldürülmüştür (Yalman, 2007).

 

Asker Saime (Münevver Saime) (?-1951):

Yunanlıların İzmir’i, İtilaf Devletleri’nin ise İstanbul’u işgal ettikleri sırada öğrenciydi. 22 Mayıs 1919 tarihinde Kadıköy Mitingi’nde yaklaşık 20 bin kişiye yaptığı konuşma nedeniyle tutuklanmış ve sonrasında yaralanmıştır (Kadın Kahramanlar, (t.y.). Kadıköy Mitingi’nde “Bir gün gelip de oğlum bana, ‘Ben neyim?’ diye sorduğu gün, ona semalardan haykıran bir melek gibi ‘Büyük Bir Tarihe Sahip Bir Türksün’ diye cevap vereceğim” (Yalman, 2007) demiştir. Mitingde konuşmacı olarak Münevver Saime dışında Halide Edip ve Hayriye Melek Hanımlar da bulunmuştur (Enginün, Cumhur ve Özdemir, 1983’ten aktaran: Sarıçoban, 2017: 1334). Saime Hanım İstanbul-Ankara arasındaki istihbarat için görevlendirilmiştir. Garp Cephesi’nde, özellikle cephe gerisinde, istihbaratta önemli görevler almış ve asker Saime diye anılmıştır (Tansel, 1991). Bu görevi sırasında sol kalçasından yaralanmış ve sonrasında İstiklâl Madalyası’yla ödüllendirilmiştir (Yaraman, 2001’den aktaran: Uyanıker, 2007).

 

 

Gül Hanım (?/?):

Erzurumlu olduğu bilinmektedir (Sarıhan, 2010). Yunan Ordusu Ankara’ya yaklaşırken önce Kazım Karabekir, sonra da Ankara’da Mustafa Kemal Atatürk ile görüşüp orduda görev istemiştir. Mustafa Kemal Paşa’dan onay alınca İsmet Paşa’nın talimatıyla I. Ordu’ya katılmış (9 Eylül ve Bayraklı’da, 2017), Büyük Taarruz’dan bir gün önce bütün birlikleri dolaşıp askere tek tek yemin ettirmiştir (Sarıhan, 2010). Büyük Taarruz süresince askeri cesaretlendirmiş ve askerle birlikte yürüyüp, savaşmıştır. Ayrıca, 9 Eylül 1922’de I. Ordu’yla birlikte İzmir’e girenler arasında yer almıştır. Gül Hanım, bu süre boyunca yüzünde hep beyaz bir tülbent bağlayarak görülmüştür. 9 Eylül 1922’den sonra Mustafa Kemal Atatürk, Büyük Taarruz’un bu kadın mücahidine bir ev ve bir arazi hediye etmiştir.  Sonradan Yurdaköle soyadını almıştır (9 Eylül ve Bayraklı’da, 2017).

      Batı Cephesi’nde mücadele etmiş ancak haklarında çok fazla bilgi bulunmayan kadınlarımız da vardır. Bu kadınlarımızın bir kısmı, Gazi Mustafa Kemal’in Kağnı Müfrezesi’nde savaşmış ve İnönü Savaşı’na katılıp madalya almaya hak kazanmışlardır. Madalya almaya hak kazanan bu kadınlarımızın isimleri şunlardır (İnan, 1981: 47; Sürmeli, 2015’ten aktaran: Demircioğlu 118-119): İnönü’ye bağlı Kurgun köyünden Ali Kızı Âlime, İnönü’nden ise Besime Kızı Şükriye, Musa Kızı Ayşe, Hacı Osman Kızı Fatma, Mehmet Ali Kızı Hafize, Mehmet Kerimesi Ümmühan, Kara Bektaş Kızı Fatma, Veli Onbaşı Kızı Ayşe, Ali Kızı Ayşe, Molla Hasan Kızı Fatma, Hacı Mustafa Kızı Fatma ve Molla İbrahim Kızı Fatma.

 

Güney Cephesinde Savaşan Kadınlar:

1920-1921 yılları arasında Urfa, Antep, Maraş, Adana ve havalisinde Fransızlar ve Fransız Ordusu’nda görev yapan Ermenilerle yapılan muharebeler Güney Cephesi muharebeleri olarak tanımlanmaktadır (Güllü, 2017). Batı Cephesi’nde olduğu gibi bu cephede de Türk kadınları erkeklerin yanında gerek cephe gerisinde ve gerekse cephede düşmana karşı mücadele vermişlerdir. Bu kadınlarımızın bir kısmı aşağıdaki gibidir;

 

Tayyar Rahmiye (1890-1920):

Tayyar Rahmime, Osmaniyeli olup 1920’de Güney Cephesi’nde 9. Tümen’de bir gönüllü müfrezenin komutanıydı. 1920 yılının Şubat ayında Hasanbeyli civarındaki Fransız kuvvetleriyle yapılan savaşa müfrezesiyle beraber katılarak keşif ve kundakçılık yapmıştır (Tong Yabgu, t.y’den aktaran: Demircioğlu, 2018). Lakabını alması hakkında iki farklı bilgi mevcuttur: Birincisine göre; savaş sırasında ateş hattında kalan iki arkadaşını kurtarmak için korkusuzca ileriye atıldığı için kendisine “Tayyar (uçan) Rahmiye” lakabını almıştır (Kadın kahramanlar, t.y.). İkinci bilgiye göre ise cephede şehit olan arkadaşlarının bedenlerinin düşman tarafından çiğnenmemesi için cesaret göstererek cepheden fırlayarak ateş altındaki yerden ar­kadaşlarından birini sırtlamış ve geri dönmüştür. Bu olayın üzerine kendisine uçan anlamına gelen “Tayyar” lakabı verilmiştir. Rahmiye Hanım,  Fransızlara karşı taarruza geçildiğinde askerler duraksayınca “Ben kadın olduğum halde ayaktayım da sizler erkek olarak yerlerde sürüklenmeye utanmıyor musunuz!” diyerek müfrezeyi harekete geçirmeyi başarmış ve aynı gün şehit olmuştur (Doğan, 2019).

 

Bitlis Defterdarı’nın Hanımı (?/?):

Bu kişinin Kara Fatma Şimşek adıyla anılan kişiyle aynı kadın olduğu bilinmekle beraber asıl adının Yemine Vardarlı olduğu bilgisi de mevcuttur (Sürmeli, 2015). 21 Ocak 1920’de Maraş Fransızlar tarafından işgal edilince bölge halkı direnişe geçmiştir. Bunlar arasında yer alan Bitlis Defterdarı’nın Hanımı, Kayabaşı Mahallesi’nde düşmanın hazırladığı mazgala yaklaşarak sekiz düşmanı öldürmüştür. Sonra erkek elbisesi giyerek milis kuvvetlerine katılmış ve mücadeleye devam etmiştir (Kadın kahramanlar, t.y.). Gösterdiği kahramanlıklar nedeniyle Amasya Anadolu Kadınları Müdafaa-i Hukuk-ı Vatan Cemiyeti Başkanı, kendisine bir kutlama telgrafı çekmiş ve cemiyet üyelerinin kendisine “Türk Mücahidesi” unvanını verdiğini belirtmiştir (Baykal, 1996’dan aktaran: Alpaslan, 2015: 20).

 

Kılavuz Hatice /Hatice Hatun/Hanım (?/?):

Adana ve yöresinde Fransızlara karşı mücadele vermiştir. 8 Mayıs 1920’de Milli Kuvvetler Pozantı’da kadın, erkek ve çoluk çocuk taarruza başlamış ve Fransızlar karşı koyamayarak geri çekilmeye başlamışlardır. Hatice Hanım bu sırada Tekir Yaylası’ndan Mersin’e ulaşacak en kısa yolu soran Fransız Askeri Kuvvetleri’ne kılavuzluk ederek onları Türk askerlerinin mevzilendiği Karaboğaz’a doğru götürmüştür (Yalman, 2007). Bu süreçte yanlarından bir bahane ile ayrılarak yaklaşık 100 Türk askerini Karaboğaz’ın iki tarafına yerleştirmiştir. Bu hareketiyle Fransızlara ani bir baskın düzenlemiş ve sayesinde dokuz subay ve 550 Fransız askeri esir edilmiştir (Ötüken Ormanının Filizleri, 2016’dan aktaran: Demircioğlu, 2018).

 

Gaziantepli Yirik Fatma (?/?):

Antepli olan Yirik Fatma, Antep savunmasında Fransızlara karşı savaşmıştır. Fransızlar, 5 Kasım 1919’da Antep’i işgal etmeye başlamış ve 1920’nin başında ünlü Antep savunması başlamıştır. Bu savunmaya Şaraküstü Mahallesi’nden Yirik Fatma da katılmak istemiştir. Ancak, Fransızlara karşı mücadele eden erkekler onu yanlarında istememişlerdir. Bu durum karşısında Yirik Fatma bu kişilere karşı “Benim kanım sizinkinden daha mı şirindir?” diyerek karşı gelmiş ve mücadeleye katılmıştır (Ötüken Ormanının Filizleri, 2016’dan aktaran: Demircioğlu, 2018).

 

 

Doğu Cephesinde Savaşan Kadınlar:

      Milli Mücadele Dönemi’nde düşmana karşı savaştığımız diğer bir cephe Doğu Cephesi’dir. Doğu Anadolu ve Güney Kafkasya’da Ermenilerle yapılan muharebeleri içermektedir (Üçüncü, 2014). Diğer cephelerde olduğu gibi bu cephede de kadınlarımız mücadelelerini vermiştir. Bu cephede mücadele eden kadınlarımızın bir kısmı aşağıdaki gibidir;

 

Süreyya Sülün Hanım (?/?):

Süreyya Sülün, Erek Kasabası’nda bulunan 500 kişilik milis güçlerine katılarak Ermenilere karşı vatan savunmasına katkı vermiştir. Bu kahramanın da içinde bulunduğu kuvvetler, Iğdır civarında Ruslardan asker ve lojistik destek alan Ermenilerle çarpışmışlardır. Yoğun çarpışmaların yaşandığı bu bölgede üç kardeşini şehit vermiştir. (Ötüken Ormanının Filizleri, 2016’dan aktaran: Demircioğlu, 2018: 116).

 

Milli Mücadeleye Lojistik Destek Veren Kadınlarımız:

      Milli Mücadele Dönemi’nde bizzat cephelerde savaşarak Türk bağımsızlık mücadelesine destek veren kadınların yanında, cephe gerisinde ordu ve askerlerimize lojistik destek veren kadınlarımız da bulunmaktadır. Bu kadınlarımızın bir kısmı aşağıdaki gibidir;

 

Şerife Bacı (1898-1921):

Kastamonulu olup 1921 Kasım’ında önce Kastamonu’ya, sonra da Ankara’ya iletilmesi gereken cephaneleri kağnıya yüklemiş ve bebeği Elif’i de kucağına alarak yola çıkmış ancak gece Kastamonu’nun kışla önünde donarak şehit olmuştur (Ötüken Ormanının Filizleri, 2016’dan aktaran: Demircioğlu, 2018). Kastamonu’nun Seydiler İlçesi’nde adına bir anıt dikilmiş ve bir caddeye adı verilmiştir. Ayrıca, Kastamonu Hükümet Konağı’nın önüne ve İnebolu’da da bir parka Şerife Bacı Anıtı dikilmiştir (Çavdar, 2015: 65).

 

Hafız Selman İzbeli (?/?):

Kastamonu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Kadınlar Kolu kurucularından biri olmasının yanında Kastamonu’nun ilk kadın meclis üyesidir. Atatürk’e olan hayranlığı ile bilinmektedir ve kendisini “Cumhuriyet Kadını” olarak tanımlamıştır (Köksal, 2010). Kurtuluş Savaşı’nda Kastamonu’daki bütün kadınları toplayarak asker için çorap, kazak ve fanila ördürmüş ve cepheye göndermiştir. Asker Kastamonu’ya geldiğinde ise hepsini karşılayarak karınlarını doyurmuştur (Ötüken Ormanının Filizleri, 2016’dan aktaran: Demircioğlu, 2018).

 

Naciye Hanım (?/?):

Asrî Kadınlar Cemiyeti üyesidir. 20 Mayıs 1919’da İstanbul Üsküdar’da düzenlenen mitinge katılmış ve söz alarak bu vatan savunmasında kadınların da erkekler gibi mücadele içerisinde olacağı konusunda teminat vermiştir (Ötüken Ormanının Filizleri, 2016’dan aktaran: Demircioğlu, 2018: 117).

 

Tayyibe Hatun (?/?):

Ayşe Hatun olarak da bilinmektedir. Cepheye cephane götürürken kucağında sekiz aylık kızını, omuzunda ise mermisini taşıyordu. Bebeğinin ağlamasından ve düşmanın bunu fark etmesinden korkan Tayyibe (Ayşe) Hatun bebeğini göğsüne bastırmış ve fark etmeden onu şehit etmiştir. Oracıkta bebeğini yere koyarak üzerini bayrakla örtmüş ve cephanesiyle yoluna devam etmiştir (Köksal, 2010).

 

Sultan Hanım (?/?):

Adanalı olan Sultan Hanım, ana bölgede savaşan askerlere lojistik destek sağlamıştır. Adana bölgesinde çarpışan direniş güçleri geçici olarak Toros Dağları’na geri çekilirken, Sultan Hanım da inekleriyle beraber onlara katılmıştır. Çete dağda kaldığı sürede ineklerinden sağdığı sütle Türk askerlerini beslemiştir ve askerler onu büyük bir sevgi ile “ana” diye çağırmıştır (Ötüken Ormanının Filizleri, 2016’dan aktaran: Demircioğlu, 2018).

 

Zeliha Faika Ünlüer (1894-1981):

Milli Mücadele’de Erzurum’da kadınları Muradiye Camisi’nde toplayarak ulusal bilinci ve vatanın savunmasının ne kadar önemli olduğunu anlatmıştır. Cumhuriyet devrimlerinin halk içinde yerleşmesinde büyük çabalar göstermiş ve ilk şapka giyen kadın olmuştur (Belge 10’dan aktaran: Akyüz, 1999).

 

      Milli Mücadele sürecine katılıp ve haklarında çok fazla bilgi olmayan ancak, Milli Mücadele Dönemi ve daha sonra yazılan kitap ve hatıralarda isimleri geçen kadınlarımız da bulunmaktadır. Bu kadınların bir kısmı şu şekildedir; Maraşlı Senem Ayşe Kadın (?/?) (Türk İstiklal Harbi, 1966’dan aktaran: Uyanıker, 2007: 125); Şehime Korucuoğlu (?/?): Konya’da düşmana karşı Türk askerlerini evinde saklayarak kahramanlık göstermiş ve İstiklâl Madalyası’yla ödüllendirilmiştir (Korucuoğlu, 1990’dan aktaran Uyanıker, 2007: 127); Toroslar’da Sultan Ana, Tozkoparan Müfrezesi’ne mensup Ulaşlı Hanım (?/?), Gamacı Fatma (?/?), Milis çetelerle birlikte görev yapan Zeynep Hanım (?/?) (Toros, 2001’den aktaran: Uyanıker, 2007: 127); Trakya’da Havva (?/?) ve Zehra Hanım (?/?), Van’lı Güllü Bacı (?/?) ve Mersin mücahitlerinden Safiye Nine (?/?) (Uyanıker, 2007: 127-128).

 

Sonuç:

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde başlayan Milli Mücadele Hareketi (1919-1923), geçen yüzyılda Türk Milleti’nin bağımsızlık mücadelesi olarak tarihe geçmiştir. Toplumun topyekûn ölüm kalım mücadelesinde seferber olduğu bu dönemde halkın çoğunluğunu oluşturan kadınlar da bu mücadelenin kazanılmasında büyük gayretler ve fedakârlıklar göstermişlerdir. Eşini, çocuğunu hatta kendini feda etmesinin yanında, asil Türk kadını hemşire, hasta bakıcı, aşçı, terzi, üretici, hatip, örgütleyici, cemiyet başkanı, lider, fukara annesi, dernek üyesi ve asker olarak birçok rolü üstlenmiş ve zor koşullarda ülkesine tam destek olmuştur. İstiklal Harbi’ndeki mücadelesiyle Türk kadını ne kadar cesur, başarılı, kararlı, azimli, cevval, gözü kara, fedakâr, şefkatli ve güçlü olduğunu tüm dünyaya duyurmuştur. İsimleri tarih sayfalarına sıkışıp kalan bu kadınlar tarih yazımında, öğretim programlarında ve ders kitaplarında daha fazla temsil edilmeli ve yeni neslin eğitiminde rol model olmalıdırlar.

 

 

 

Kaynak:Global Savunma Dergisi

MİLLİ MÜCADELE’NİN EFSANE KADINLARI