Kategoriler: Dergi,
Alt Kategoriler: Eylül,

Şekil 1: Kuzey Afrika Haritası (Kaynak: Encyclopædia Britannica, Inc.)

 

Kuzey Afrika üzerine konuşmak ya da yorum yapmak istiyorsak ilk önce bölgeyi coğrafi olarak tanımlamak, demografik yapısını bilmek ve etnik yapısını öğrenmek gerekmektedir. Bölge değişik kaynaklarda coğrafi olarak birbirinden farklı olarak tanımlanmakta ve bu farklılık da dolayısıyla demografik yapı ve etnik yapıyı etkilemektedir.

Birçok kaynakta Kuzey Afrika geniş bir coğrafya olarak tanımlansa da Britannica ansiklopedisinde Atlas Dağları’nın etrafında kurulan Fas, Cezayir, Tunus ile Orta Doğu ile bu bölge arasında köprü vazifesi gören Libya ve İspanya’ya ait olan birkaç şehir de bu bölgede tanımlanmaktadır. Mısır ve Sudan gibi ülkeler ile İspanya’ya ait Canaria (Kanarya) Adaları bu bölgenin dışında bırakılmaktadır. Fas etkisinde olan ve birçok devlet tarafından Fas toprağı kabul edilen Batı Sahara’yı da bu bölgede kabul etmektedir.

Coğrafi olarak tanımlama bu şekilde yapıldığında demografik yapı azalmaktadır. Cezayir 43 milyonluk nüfusu ile en kalabalık ülke iken bunu 36,5 milyonluk nüfusu ile Fas takip etmektedir. Tunus’da 11,5 milyon nüfus, Libya’da 6,5 milyon ve Batı Sahara ile İspanya’ya ait olan Ceuta ve Melilla şehirlerinin nüfusu da yarım milyon civarında olup bölgenin toplam nüfusu 100 milyonun iki tık altındadır.

Bölge bu şekilde tanımlanıp, özellikle 112 milyonluk Mısır, Orta Doğu ülkesi kabul edildiği için, hariç tutulduğundan etnik yapıya Araplardan ziyade Berberiler hâkim olmaktadır. Burada da Berberi ırkını ve özelliklerini çok iyi bilmemiz gerekmektedir.

Berberiler bugün çoğunlukla Kuzey Afrika olarak kabul edilen bölgede yaşamakla birlikte Mısır, Mali, Moritanya ve Nijer’de de görülmektedir. Önceleri Magrib (Arapça Batı) olarak çağırılsalar da Araplar tarafından bölge ele geçirildiğinde (muhtemelen ilişki kurulup tanınınca) bölge halkı "Berberi" olarak çağrılmaya başlanmıştır.Berberiler önceleri Amazik Dili konuşsalar da Arapların hakimiyetine girmelerinden sonra Arap Dili hakîm olmuştur. Bu hakimiyet hala devam etmekte ve Amazik Dili ikinci dil olarak kullanılmaktadır.

Bölge ülkelerindeki gelişmeleri inceleyecek olursak;

Cezayir: Haritaya şöyle bir baktığımızda tüm heybeti ile gözümüze hem Akdeniz’in hem Afrika’nın merkezinde duran Cezayir çarpar. Bizim gözümüze çarpan bu değer tarih boyunca dünyaya hâkim olan bütün imparatorlukların da gözüne çarpmıştır. Osmanlı buraya sahip olduktan sonra hem Beylerbeyliği yapmış hem de ilk Kaptan Paşa olan Kaptan-ı Derya Barbaros Hayreddin Paşa’yı burada görevlendirdi. Bu dönemde Osmanlı İmparatorluğu Akdeniz’in (Dönemin en önemli deniz ve ticaret yolu) hâkimi olmuştur.

Ülke 1962 yılında Fransız Sömürge Düzenini yendi ve bağımsız bir devlet oldu. Türkiye aynı yıl bu devleti tanıdı. Yıllar içinde iyi ilişkiler kurulmuştur. Tahminlere göre 100 bin ila 4 milyon arasında Türk yaşamaktadır. Çoğunun çevresel koşullara uyum sağladığı ve Berberi olan Cezayir halkı ile bütünleştiği tahmin edilmektedir.

Ülke Sudan’ın parçalanmasından sonra Kara Kıta’nın en geniş coğrafyaya sahip ülkesi olmuştur. Arap Baharı veya Yasemin Devrim’inden fazla etkilenmemiştir. Kendi iç dinamiklerine dayanan, Türk gelenek ve göreneklerine benzer devlet yapısına sahiptir. Yönetim şekli cumhuriyettir.  GSYİH’nın %46’sını, toplam ihracatın %98’ini ve toplam bütçe gelirlerinin %77’sini oluşturan hidrokarbonlar sektörü Cezayir ekonomisinin temel sektörüdür. Sonatrach devlete ait ve hem bu ülkenin hem de Afrika Kıtası'nın en önemli şirketidir. Ayrıca Medgaz ve Trans Mediterranean boru hatlarıyla İspanya ve İtalya’ya ciddi oranda gaz satışı sağlamaktadır.

Cezayir gerek batı ile gerekse Çin ile karşılıklı ticareti ve dolayısıyla ilişkileri geliştirmiştir. Ülkede genel olarak huzur hakimdir. Özellikle pandemi süreci ve Brexit gibi AB’den ayrılmaların olması durumunda önemi ve etkisi artması mümkün olan Akdeniz Birliği’nin en önemli devletlerinden biri olması ihtimali yüksektir. Türkiye’nin daha çok iş birliği yapması gerektiği değerlendirilmektedir.

Fas: Tüm dünyanın Morokko dediği ülkeye biz Fas diyoruz. Elbette bir sebebi var çünkü biz modern batılı dünyadan önce tanıdık, ilişki kurduk hatta yarım yüzyıl (1576) kadar hâkim olduk. Ülkeye adını veren Maroc veya Maroken kızıl keçi derisi demektir. Fas, Fez veya Fes ise Osmanlı coğrafyasında giyilen “fes” yapımı ile ünlü ve döneminde ülkenin başkenti olan şehirdir. İşte bu sebeple biz bu ülkeyi bu isimle çağırıyoruz.

Şekil 2: 1942 yapımı Casablanca filminden bir kare. Doğu ile Batı’nın; Asya, Avrupa ve Afrika’nın; Tutuculuk ile Modernliğin sentezinin yapıldığı bir film.

(Kaynak: 1*3OrA114I1SNsQwrSnGWCyw.jpeg (1600×480) (medium.com) Erişim: 25.07.2021)

 

Ülke parlamenter monarşi ile yönetilmekte ve 1631 yılından bu yana Alevi Hanedanı’na mensup krallar tahtta bulunmaktadır.[12] Her ne kadar ülke özgür olsa da demokratik seçimler yapılsa da Kral VI. Muhammed zaman zaman yönetime müdahale etmektedir. Seçimden lider çıkan bir partinin lideri altı ayda hükümeti kuramazken aynı partiden başka bir vekil hükümeti kurabilmektedir.

Siyasal İslam’ın diğer müslüman ülkelerdeki kadar etkin olmadığı, bu sebeple batılı devletler ile kolay entegre olabilen ülke, Kazablanka başta olmak üzere sağlam ve hızlı bir ilerleme sağlamıştır. Madencilik ve inşaat en hızlı büyüyen sektörler olurken, tarım ve balıkçılık da önemini korumaktadır.

Ülke, içinde bir yabancı üs konumundaki İspanyol şehirleri ve kördüğüm olmuş Batı Sahara sorunlarının çözüme kavuşturulması durumunda geleceğin güç merkezi olabilecek Akdeniz Birliğinde de etkin bir konuma sahip olabilecektir. Bu sorunlar batılı ülkeler tarafından ya çözülmek istenmemekte ya da yavaşlatılmaktadır. Hatta 2021 yılı içinde Türkiye ile olan Serbest Ticaret Anlaşması’nda değişiklikler yaparak batılı bazı güçlerin istediği şartlara getirmiş oldu.  Tarihsel bağları güçlü, bölgesel güç olma kudretine sahip ve sorun çözme kabiliyeti olan Türkiye ile hareket etmesi her iki ülkenin menfaatine olabileceği değerlendirilmektedir.

Tunus: Dünyanın gördüğü iki dünya savaşından sonraki en büyük hareketlerin başında Fransız İhtilâli geliyorsa da ikinci büyük hareket şüphesiz Arap Baharı adı verilen Yasemin Devrimi’dir. Bu hareketin başladığı topraklar Kuzey Afrika’nın en küçük ülkesi, Kartacalıların mirasçısı, kıtada ilk ezanın yükseldiği Kayrevan’a ev sahipliği yapan Tunus.

Şekil 3: 1942 yapımı Casablanca filminden bir kare. Doğu ile Batı’nın; Asya, Avrupa ve Afrika’nın; Tutuculuk ile Modernliğin sentezinin yapıldığı bir film.

(Kaynak: Screen-shot-2011-01-30-at-2.04.43-PM.png (716×149) (notloire.net) Erişim: 26.07.2021)

 

Tarih 2010 yılının Aralık ayının 17’sini gösterdiğinde üniversite mezunu olan seyyar satıcı Muhammed Buazizi, polisin kendisini dövmesine kızarak kendini yaktı ve 20 yıldan fazla süredir ülkeyi yöneten Zeynel Abidin bin Ali’nin ve onun gibi diktatör olan Orta Doğu ve Kuzey Afrika’daki diktatörlerin yönetimi bırakmalarına sebep oldu.

Yüzyıllarca değişik medeniyetlerin hüküm sürdüğü topraklara bir dönem Barbaros Hayreddin Paşa sayesinde Osmanlı İmparatorluğu da hâkim olmuştur. O dönemde İspanya’da baskı gören yetmiş bin kadar Endülüslüyü bu topraklara getirmiş ve bugün dahi farklı bir devlet olarak devam etmesine yol açan Tunuslu bilincinin temellerini atmıştır.

Tunus özellikle Ton Balığı üretimi ve ihracatında ilk sırada olup balıkçılık büyük önem arz etmektedir. Tarihi dokusunun da katkısı ile turizm diğer önemli bir sektördür. Fosfat önemli bir maden kalemi olsa da çok sayıdaki tuz gölleri sebebi ile ilerleyen dönemde Lityum önemli bir maden olarak karşımıza çıkabileceği değerlendirilmektedir.

Arap Baharı sonrası dönemde iktidara gelen ve şeriat getirmek isteyen yönetimlere karşı prim vermeyen ülke Akdeniz Birliği üyesi olup Türkiye ile en iyi ilişkiler kuran devletlerden biridir. Bunun en güzel örneği de dünyaya açılan kapıları olan iki büyük havalimanının TAV Holding tarafından işletilmesidir. Zeytinyağı, inşaat ve tekstil diğer önemli gelir kalemleri olup geliştirilmesi için bu konularda ortaklıklar kurulabileceği değerlendirilmektedir.

Libya: Turgut Reis’in ele geçirmesi ile 1553 de yönetimimize giren ve tüm gücümüzü seferber ederek elde tutmaya çalıştığımız ancak Uşi anlaşması ile bizden çıkan dört asıra yakın yönetimimizde kalan yerdir Libya. Eski çağlardan beri Nil’in batısında yaşayan halklara Lebu ve bu topraklara da Lebuya denmekteydi. Zaman içinde Libya olarak değişmiştir.

Bizlerin bu bölgeden çekilmesi ile sözde “geri kalmış Trablus halkını medenileştirmek” isteyen İtalya’nın işgali başlamıştır. Esas olarak İtalya’nın bu bölgeye ilgisi 1867   yılında “yabancılara mülk satışı”nın serbest bırakılması ile başlamıştır. Balkan Savaşı’nın başlamasıyla Osmanlı ordu birlikleri çekilirken, uzun yıllar sürecek çeşitli karşı hareketler başlamıştır. Bu işgale en büyük tepkiyi Çöl Aslanı lakaplı Ömer Muhtar vermiştir. Yirmi yılı aşkın bir süre verilen mücadele sonrası 1931 yılında Ömer Muhtar İtalyan Sömürge Mahkemesi kararıyla idam edildi. II. Dünya Savaşı’ndan sonra İtalya’nın savaşı kaybetmesi ile bağımsız oldu.

Şekil 4: 1858 doğumlu, Libya Devleti’nin kurulmasında sembol isim olan Ömer Muhtar. 

(Kaynak: 14141.jpg (500×500) (timeturk.com) Erişim: 27.07.2021)

 

Libya Devleti yeni kurulduğunda devlet sistemini kurmak maksadıyla yönetimde bulunan Sunusîler, Koloğlu olarak bilinen Türklere görevler vermişlerdir. Tarihçi Orhan Koloğlu’nun babası Sadullah Koloğlu İçişleri, Sağlık, Milli Eğitim ve Başbakanlık görevine kadar yükselmiştir. Ümran Yetişali ise Ordu Komutanlığına, Abdullah Busayri ise Dışişleri Bakanlığına kadar yükselmiştir.

Dönemin Kralı olan Kral İdris 1969 yılında Türkiye’de bulunduğu esnada Muammer Kaddâfî önderliğindeki genç subaylar iktidarı ele geçirdiler. Abdülnasır’ı örnek alan ve Arap milliyetçiliğini öne çıkaran Kaddâfî yönetimi Arap Baharı sebebiyle çıkan iç savaş ile yıkılmış, kendisi de 2011 yılında doğduğu şehir olan Sirte’de linç edilerek öldürülmüştür.

Libya'da iç savaş Kaddâfî sonrası dönemde de bitmemiştir. Birleşmiş Milletler tarafından oluşturulan Ulusal Mutabakat Hükümeti’ne karşı Türkiye ile yapılan Münhasır Ekonomik Bölge Anlaşması barış karşıtı güçlerin destekledikleri Halife Hafter güçlerinin saldırıları başlamıştır. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kararıyla Türk Ordusu “Libya’da akan kanı durdurmak ve barışı sağlamak” maksadıyla da görevlendirildi. Gelişen süreçte Türk Ordusu bölgede akan kanı durdurdu ve barışa hazır ortamı tesis etti. Daha sonraki aşamada da tarafların rızalarıyla da yeni bir yönetim kuruldu. Hali hazırda Devlet Başkanlığı görevini Muhammed el-Menfi, Başbakanlık görevini de Abdulhamid Dibeybe sürdürmektedir.

Libya’nın yıllar içinde başına neden bu kadar olay geldiğine bakacak olursak emperyal güçlerin çıkarları gelmektedir. Kaddâfî yönetiminin sahip olduğu “yeraltı suları”nı bu güçlerin emrine vermemesi de etkili olmuştur. Burada “petrol yerine su” için bir savaş çıkarıldığını görebiliriz. Bu da bize geleceğin savaşlarının nereye kaydığı konusunda bir ipucu vermektedir.

Önümüzdeki süreçte Misurata Limanı’nın ve demir yolarının işletilmesi, büyük konut projeleri, otoyolların yapımı, yeraltı sularının ve petrolün çıkarılması yeni Libya Yönetiminin uğraş alanları olacaktır.  Türkiye barışı getiren ülke olarak, sahip olduğu gerek kamu gerekse özel işletme yetenekleriyle her alanda yerine alması gerektiği değerlendirilmektedir.

Batı Sahara: İspanya 1975 yılında bölgeyi terk edince bölge sahipsiz kalmış ve Fas tarafından kademeli olarak duvar yapılarak işgal edilmiştir. Yapılan duvar 21,196 km.lik Çin Seddi'nden sonra 2720 km. ile dünyanın ikinci uzun yapısıdır. İspanya bölgeyi esas itibariyle Fas ve Moritanya arasında bıraksa da Cezayir destekli cephe bölgenin hâkimi olarak görülmektedir. Tam adı Sahra Demokratik Arap Cumhuriyeti’dir. Bölgede hem bağımsız olmak hem de sesini duyurmak için halk oylaması için uğraş verilmiştir. BM Güvenlik Konseyi tarafından 1991 yılında MINURSO (BM Batı Sahara’daki Referandumu İzleme Görev Gücü) göreve başlamış ancak hala referandum yapılamadığı için bu görev de sonlandırılmamıştır. Laayoune şehrinde karargâh ve hastane, Ad Dakhla da İrtibat Ofisi ve dokuz ayrı noktada gözlem noktaları bulunmaktadır.

Batı Sahara’da dünyanın en önemli fosfat kaynakları ve daha keşfedilmemiş birçok maden bulunmaktadır. Ayrıca okyanus kenarında olması sebebiyle zengin balıkçılık alanlarına ve eşsiz jeopolitik konuma sahiptir. Joseph Nye’in litaratüre kattığı yumuşak güç unsurları ile sorunun pek çözülemediği açıktır. Geçmişten gelen sorunların gelecekte daha büyük sorunları tetikleyebileceği aşikardır. Buradaki sorunların çözümünde karmaşık bir yapıya sahip olan MINURSO’nun da yetersiz kaldığı artık bir gerçektir. Bölgede tarihi bağları olan hem sert hem de yumuşak güç vasıtalarına sahip, son beş yılda her türlü hibrid ortamda icra ettiği harekâtlarla girmiş olduğu bölgelere barış ve huzuru götüren Türkiye’nin bu bölgede BM tarafından görevlendirmesi halinde bölgenin kaderinin değişeceği değerlendirilmektedir.

Şekil 5: Fas Duvarı olarak bilinen ve kademeli olarak yapılan duvar sistemi. 

(Kaynak: https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/a/ad/Western_sahara_walls_moroccan_map-en.svg Erişim: 22.07.2021)

 

Ceuta ve Melilla: Bu iki şehir ve adacıklar 1580 yılından bu yana İspanya’ya bağlı olarak otonom bir yapıda idare edilmektedir. Özellikle Süveyş Kanalı açılmadan önce Atlas Okyanusu’ndan Akdeniz’e girişi kontrol etmekteydi. Fas’ın içinde kalan bu şehirleri idare eden İspanya, kendi içinde bulunan Cebelitarık’ı Britanya’ya kaptırmış ve hala onun hakimiyetindedir. Cebelitarık, İspanya’nın bağrına saplanmış bir hançer gibi durmaktadır.

Tarihlerinde oldukları gibi günümüzde de liman ve ticaret merkezi olarak görev yapan bu şehirler vasıtasıyla İspanya hem büyük bir gelir elde etmekte hem de Cebelitarık Boğazını kontrol etmektedir. Bu şehirler, kadim kıtada adeta çölde vaha konumundadırlar. Kadim kıtanın dört bir yanından gelen ve Avrupa’ya geçmek isteyen göçmenler bu şehirlere hücum etmekte ve zorlukları yenmeye çalışmaktadırlar. Geçmişten bu yana Fas tarafından bu topraklar istense de ne bu ülkeye ne de Cebelitarık’a verilmeyeceği aşikardır. Ayrıca her iki şehir de herhangi bir tehdit durumunda ileri karakol gibi kullanılabilecektir.

Şekil 6: İspanya’nın Ceuta Şehri ile Fas arasındaki sınır güvenlik sistemi.

(Kaynak: https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-38488411 2 Ocak 2017 Erişim: 21.07.2021)

 

Sonuç: Tarihi süreç incelenip ayrıntılı bir şekilde değerlendirildiğinde, Türkiye’nin bir kolunun da her zaman Kuzey Afrika’da olması gerektiği kanaatine varılmıştır. Nasıl ki Balkanlar, Kafkaslar ve Ortadoğu ile kara vatanımız ile komşuluğumuz varsa bu bölge ile de Mavi Vatanımız ile komşuluğumuz vardır.

Şekil 7: Soldan Sağa: Mustafa Kemal Atatürk, Enver Paşa ve Nuri Conker’in Libya da görev yaparken çekilmiş resimleri. (Kaynak: trablusgarp-savasi_1371028.jpg (1456×1168) (uludagsozluk.com) Erişim: 29.07.2021)

 

Kölemenler ile geldiğimiz bölgeden Anadolu'da yeni bir devlet kurmak için çekildik. Çekilmeden önce de gerek Osmanlı İmparatorluğu gerekse yeni kurulacak olan Türkiye Cumhuriyeti için en önemli kişiler bu bölgede görev yapmış ve bu bölgenin elde bulundurulması için mücadele vermiştir. Verilen mücadele batılı güçlerin sömürge döneminde “kurtuluş hareketleri”, daha sonraki dönemde de “kuruluş” faaliyetlerine katılarak devam etmiştir.

Bölge son dönemde Arap Baharını yaşamış ve yönetimlerde köklü değişimler yaşanmıştır. Yeni yönetimler gerek geçmişte sömürge güçlerin neler yaptıklarını gerekse her dönemde kendilerine destek olan Türkiye gibi kadim dostlarını unutmaktadır. Eski sömürge güçler ile ittifak yapmak gerek ülkelerine gerekse bölgenin genelinin huzur ve refahına zarar vermektedir.

Türkiye gerek diplomatik yollarla gerek gönül elçileri ile gerekse de o ülkelerde yaşayan soydaşları vasıtaları ile Kuzey Afrika bölgesinde barış, huzur ve refahı tesis edebilecek tek devlettir. Bunun gerçekleşebilmesi için özellikle İspanya, Fransa ve İtalya etkisini kırmak; Çin ve Rusya’dan önce ilişki kurmak gerekmektedir. Ayrıca bölgeye en yakın bölgesel güç konumundaki Mısır ve bu ülkelerdeki Mısırlı işçilerin etkinliğini azaltacak tedbirler hayata geçirilmelidir.

Fas’ın uğraştığı ve en büyük problem sahası olan Batı Sahara bölgesinde gerek sert güç kullanarak caydırmak gerekse yumuşak güç kullanarak barışı tesis etmek suretiyle çözüm sağlanabilir. Ülkenin kalbinde saplanmış bıçak gibi duran iki İspanyol şehri de diğer büyük problem sahasıdır. İspanya bu şehirler üzerinde gerek Cebel-i Tarık Boğazını kontrol etmekte gerekse de Fas’a nüfuz etmektedir. Fas, Akdeniz Birliği üzerinden bu şehirlerin kendisine geri verilmesi için diplomatik girişimlerde bulunması halinde Türkiye tarafından desteklenebilecektir. Askıya alınan Ticaret anlaşması tekrar aktif hale getirilmeli ve yeni anlaşmalar yapılmalıdır.

Cezayir, ülkede etkin olarak ticaret yapan eski sömürge güçlerin faaliyetlerini bir şekilde azaltmalı veya durdurmalıdır. Ayrıca her geçen gün ağırlığını arttıran ve ekonomik gücü bir silah olarak kullanan Çin’e karşı tedbirli olmak zorundadır. Ayrıca ülkede yaşayan ve devlete bağlı olarak yaşayan Türkler hiçbir zaman unutulmamalı veya ikinci sınıf vatandaş olarak görülmemelidir. Ülkenin kritik altyapı ve tesislerin inşası, limanların işletilmesi ve madenlerin çıkarılması gibi hususların Türkiye Devleti veya Türk şirketleri tarafından yapılması iki taraf açısından da faydalı olacaktır.

Tunus, Arap Baharının başladığı ve yayıldığı ülkedir. Yönetim değişti ancak istikrarın sağlanmadığı görülmektedir. Yöneticileri batılı eski sömürge güçlere yanaştığı, Türkiye ve komşu ülkeler ile ilişkilerinin zayıfladığı görülmektedir. Tunus ile Türkiye arasında yapılabilecek bir “Münhasır Ekonomik Bölge ve Kıta Sahanlığının Sınırlandırılması” konusundaki anlaşma ile her iki ülke de bölgede her yönden daha güçlü olabilecektir. Diğer ülkelerin en büyük çabasının bu tarz bir anlaşmayı engellemek olduğu değerlendirilmektedir.

Şekil 8: 2019 yılında Türkiye-Libya arasında imzalanan Kıta Sahanlığını Sınırlandırma Anlaşmasının Haritası. (Kaynak: 12_29_1.jpg (1941×959) (timeturk.com) Erişim: 30.07.2021)

 

Libya, Türkiye ile yaptığı anlaşma ile hem Akdeniz de bir güç hem de bağımsız bir devlet olmuştur. Anlaşma sonrası bazı güç odakları Hafter Güçlerini kullanarak yönetimi ele geçirmek ve istediklerini yaptırmak isteseler de onlarca emperyalist gücün açtığı savaşa karşı Libya ayakta kalmayı başarmış ve dünya tarafından tanınmıştır. Bu süreçte en büyük destekçisi Türkiye olmuştur. Türkiye, tarihi bağlarının bulunduğu dost ülkeyi kurtlar sofrasına yem yapmamıştır.

Libya gerçeği gerek kuzey Afrika ülkeleri gerekse dünya çapındaki bütün mazlum milletler tarafından örnek alınması gereken olaylar manzumesidir. “Eski dosttan düşman olmaz” düsturu ile hareket etmeli; karşılıklı saygı, güven ve iş birliği sağlanmalı; bölge ülkelerinin halklarının akraba ve dost olduğu unutulmamalı; bölgeye gelen diğer güçlerin amacının bu devletleri sömürmek olduğu unutulmamalı ve bölge halklarına her ortamda anlatılmalıdır.

 

 

 

 

Kaynak: https://www.britannica.com/place/North-Africa (Erişim: 20.07.2021) …countries as well as Libya but excludes Egypt… (exclude hariç tutmak anlamında kullanılmaktadır.)

Kaynak: https://www.nufusu.com/ulke/ (Erişim: 20.07.2021)

FAS (africanbusinesslife.com) (Erişim: 25.07.2021)

Tunus (aa.com.tr) (Erişim: 25.07.2021)

TUNUS (africanbusinesslife.com) (Erişim: 26.07.2021)

Ahmed Cevdet Paşa, Mârûzat, yay. haz. Dr. Yusuf Halaçoğlu, Çağrı Yayınları, İstanbul 1980

 LİBYA (africanbusinesslife.com) (Erişim: 28.07.2021)

 https://minurso.unmissions.org/ (Erişim: 22.07.2021)


KUZEY AFRİKA ÜZERİNE