Bugünlerde; gerek dünyada gerekse bölgemizde en çok sözü edilen üç kavramın ne olduğu sorulsaydı, bunların küreselleşme, terör ve göç olduğu yönünde bir söylemle karşılaşılabilirdi. Bu bakımdan; söz konusu üç kavramın birbiriyle ilişkisinin tespit edilmesi ve toplumlar üzerindeki tezahürlerinin bilinmesi, dünyada yaşanan gelişmelerin daha iyi anlaşılması için fayda sağlayabilir. Günümüzde bu üç toplumsal olgunun hala birbirlerini etkileyerek ve tetikleyerek devam eden bir süreç olduğunun herkes tarafından bilindiği açıktır.

Küreselleşme; gezegenimizin farklı coğrafyalarında yaşayan her bir insanın, toplumların ve devletlerin birbirleri arasında iletişim kurabilmesi, mal ve hizmetlerinin kolaylıkla dolaşıma geçebilmesi ile insanların siyasi ve coğrafi sınırlarına bağlı kalmamasıdır. Ancak dünyanın yaşamış olduğu bu yönelim; ulus devletten, uluslararası kuruluşlara, devlet üstü kurumlardan yerel yönetimlere ve bizatihi her bir insanın kendisine kadar birçok aktörü ya ortaya çıkarmış ya da rollerinin önemini tümüyle değiştirmiştir (Bayar, 2009: 25).

Kuşkusuz, tarih boyunca topluluklar birbirleriyle ticaret yaparak veya savaşarak bir şekilde irtibata geçmiştir. Son yüzyılda ise; küreselleşme, bu ilişkilerin çeşitlerinin ve yöntemlerinin daha da artmasına vesile olmuştur. 19’ncu yüzyılın başlarında daha çok ham madde ve mamul üretimiyle birlikte ticaret olarak yoğunlaşan ilişkiler ağı, gün geçtikçe telekomünikasyonun yaygınlaşması sayesinde üretici ve tüketici arasında kültürel bir birliktelik halini almıştır. Bugün küreselleşmenin; dünyadaki tüm toplumları ekonomik, siyasal, teknolojik, çevresel ve kültürel olmak üzere birçok boyutta etkilediği açıktır. Mal ve hizmetlerin ülke sınırlarının ötesinde kolaylıkla ulaştığı, bilim ve teknolojinin geçişkenlik kazandığı bu sürecin sonunda, toplumların refaha ve nispi derecede zenginliğe ulaşması ile kişisel hak ve özgürlüklerin yaygınlaştığından herkes hemfikirdir (Ak, 2018:74-79).

Ancak dünyada bireylerden yerel yönetimlere, ulus devletlerden uluslararası ve devlet üstü kurumlara kadar çoğulculaşan aktörlerin aralarındaki iletişim ve ilişki ağı arttıkça, küresel siyaset içinde çıkar münasebeti genişlemiş, küreselleşmenin olumsuz etkileri de görünür olmaya başlamıştır.

Küreselleşme; ülkeleri, toplumları ve insanları birbiriyle yakınlaştırmış ve her bir aktörün bilişsel farkındalıklarıyla sonuçlanmıştır. Son merhalede; ulus devletin gücü göreceli olarak zayıflamış, yerel düzeyde siyasal, kültürel, ekonomik ve güvenlik üzerine bilinen ve olağan görülen olguları, yöntem ve uygulamaları da değiştirmeye zorlamıştır. Söz konusu durum, küreselleşmenin bir neticesi olan devlet üstü siyasal kurum ve iktisadi şirketler açısından ise önemli bir kazanım olarak kabul görmüştür.

Küreselleşmenin sonucunda; dünyanın herhangi bir yerinde insanlar bir taraftan artan ve yaygınlaşan iletişim, bilgi ve nispi ölçekte zenginlik sayesinde refaha ulaşırken, diğer taraftan etkilenen yerel düzeydeki durağan toplumsal yapıların da hareketlenmesine neden olmuştur.

Buradan şu tespite ulaşılabilir. Küreselleşme, hali hazırda dünyanın her hangi bir coğrafyasında insan gruplarını bulunduğu yaşam, kültür, sınıf veya statü üzerinde farkındalığı artıran dışsal bir faktördür. Bu sürece, genel olarak toplumsal modernleşmenin bir neticesi olarak bakılır.

Özellikle son 20-30 yılda, dünyanın farklı coğrafyalarında sınıf, etnik veya dini kimlik tabanlı sorunların iktisadi ve siyasi çıkar çatışmalarıyla birleşmesi, özellikle Afrika kıtası ülkelerinde başarısız devlet yönetimlerinin siyasi boşluğa ve iflasa sürüklenmeleri, güvenlik boşluğu oluşan coğrafyalarda güçlü siyasal grupların merkezi devlete karşı ayaklanma ve terör faaliyetlerinde bulunmasının bilinmesi ve etkisinin hissedilmesi bile küreselleşmenin bizatihi sonuçlarının en büyük kanıtı olarak kabul edilebilir.

Bu bağlamda; küreselleşme neticesinde, devletlerin geleneksel iç-dış politika ve güvenlik ayrımı tanımlarının giderek bulanıklaştığı, güvenlik sorunlarını ulus devletlerin tek başına çözme yetisinin zorlaştığı ve her bir sorunun yerelden bölgesel ve küresel mahiyete taşınabildiği ortadadır. Bunun en bilinen örneği, ABD’nin 2001 yılında maruz kaldığı 11 Eylül terör olaylarıdır. Dünyanın askeri bakımdan küresel gücü olduğu kabul edilen ABD, kendi toprakları üzerinde düzenlenen bu terörist faaliyeti engelleyememiştir. Küreselleşme; bir taraftan yüksek iletişim teknolojileri, seyahat özgürlükleri ve eğitim olanaklarına ulaştırırken, diğer taraftan paradoksal bir biçimde ABD’nin ortaya çıkardığı dezavantajlı grupların kendisine karşı dünyanın herhangi bir yerinde eylem yapabilme kabiliyetini de artırmıştır. El-Kaide’den başlayan DAEŞ’e uzanan terör örgütlerinin hem aynı anda Ortadoğu’da ve ABD’de kendisini dışlanmış ve muhalif gören ideolojik gruplarla temasa geçebilmesi ve propaganda yapabilmesi hem de siyasal boşluk bulabildiği Afganistan, Irak, Suriye ile birçok Afrika ülkesinde toplum üzerinde korku ve tahakküm kurabilmesi bununla ilişkilidir.

Peki; göç, küreselleşme ve onun neticesinde yaygınlık kazanan terörün neresindedir? Göç olgusu, tüm bu yaşananların insanı ilgilendiren ve insani yönü olan kısmıdır. Ulus devletin azalan gücü; güvenlik fonksiyonunu yönetemediği anda, siyasal boşluğun ürettiği terör ve çatışmalarla muhatap olur. Bundan en çok etkilenenler ise, o coğrafyalarda yaşamını sürdüren insanların bizatihi kendisidir. İnsanların öldürülme korkusu, şehirlerin yaşanılabilir olmaktan çıkması, altyapı eksiklikleri, salgınlar, kaynak kıtlıkları ve iç savaşlar gibi birçok neden göçlerin temel sebepleri arasında sayılabilir.

Kuşkusuz; göçe kaynaklık eden günümüzdeki olaylarla karşılaştırıldığında yaşanılanlar birebir aynı olmasa da insanlar tarih boyunca mensubu oldukları topluluklar tehlikeye girdiğinde göçü bir çıkış yolu olarak görmüştür. Şimdikinin geçmişten farkı ise nedir? Şimdiki göçlerin geçmişten farkı, artık dünyadaki her bir insan topluluğunun küreselleşme sayesinde nereye göç etmesi gerektiğini eskisinden çok daha iyi biliyor olmasıdır.

Bugün dünya genelinde, 260 milyona yakın göçmen, 71 milyonun üzerinde yerlerinden edilmiş kişi ve 25 milyondan fazla mülteci bulunuyor. Son 7-8 yıl içinde çoğu kadın ve çocuk olmak üzere yaklaşık 20 bin insanın, Akdeniz’de daha iyi yaşam koşulları umduğu ancak hoş karşılanmadıkları Avrupa Kıtasına geçmek isterken yaşamını yitirdiği kabul ediliyor (TC Cumhurbaşkanlığı, 2019).

Türkiye de; bir taraftan Suriye ve Irak’taki siyasal boşluk ve istikrarsızlıklardan yararlanmaya çalışan DEAŞ ve YPG-PKK terör örgütleriyle mücadele ederken, diğer taraftan düzensiz göç ve mülteci akınlarının yükünü dünyada en fazla hisseden ülkelerin başında yer almaya devam ediyor. Ortadoğu ve yakın coğrafyalarda yaşanan iç savaşlar ve siyasal istikrarsızlıklar nedeniyle, o coğrafya insanlarının ülkemizi bir istikrar adası olarak gördükleri açık. Bu durum, Türkiye’yi, hem Suriye’den hem de Afganistan, Pakistan gibi birçok yakın Asya ülkelerinden yola çıkan insanların varış noktası veya Avrupa’ya giden göç güzergâhı olmasını sağlıyor (TC Dışişleri Bakanlığı, 2020; TC İçişleri Bakanlığı, 2020). Türkiye halen yaklaşık 3,7 milyon Suriyeli olmak üzere beş milyona yakın yerinden edilmiş kişiye hukuk ve vicdan eksenli bir göç politikası ile ev sahipliği yapıyor (TC Cumhurbaşkanlığı, 2019).

Bu da açık olarak gösteriyor ki; Türkiye bir taraftan küreselleşmenin olumsuz tezahürleri olarak ortaya çıkan terör ve düzensiz göçle en fazla mücadele eden ülkelerden biri olarak öne çıkmakla kalmıyor, aynı zamanda dünyada milli gelire oranla en fazla insani yardımda bulunan ülke olarak dünyaya insanlık dersi vermeye devam ediyor.

 

Kaynakça

Ak, T. (2018). “Dünyada İç Güvenlik Yaklaşımının Değişimi ve İç Güvenlik Yönetimine Etkisi”, Van YYÜ İİBF Dergisi, 3 (6): 74-93.

Bayar, F. (2009). “Küreselleşme Kavramı ve Küreselleşme Sürecinde Türkiye”, Uluslararası Ekonomik Sorunlar, (32): 25-34.

TC Cumhurbaşkanlığı (2019). “Küresel Mülteci Forumu’nda Yaptıkları Konuşma”, 17.12.2019. 05.01.2021 tarihinde https://www.tccb.gov.tr/konusmalar/353/113993/kuresel-multeci-forumu-nda-yaptiklari-konusma adresinden alınmıştır.

TC Dışişleri Bakanlığı (2020). “Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun “SETA Küresel Belirsizlik Ortamında Türk Dış Politikası” konulu panelde yaptığı konuşma”, 15 Ocak 2020, Ankara. 05.01.2021 tarihinde https://www.mfa.gov.tr/sayin-bakanimizin-seta-kuresel-belirsizlik-ortaminda-turk-dis-politikasinda-yaptigi-konusma-15-01-2020.tr.mfa adresinden alınmıştır.

TC İçişleri Bakanlığı (2020). “Bakanımız Sn. Soylu: Terörle Mücadelede İlk Kez Tünelin Ucuna Bu Kadar Yaklaştık”, 26.11.2020. 05.01.2021 tarihinde https://www.icisleri.gov.tr/bakanimiz-sn-soylu-terorle-mucadelede-ilk-kez-tunelin-ucuna-bu-kadar-yaklastik adresinden alınmıştır.


 

 

KÜRESELLEŞMEDE YAŞANAN KRİZİN DIŞA VURUMU: TERÖR VE GÖÇ