Kategoriler: Dergi,
Alt Kategoriler: Eylül,

GPS (Global Positioning System) ABD Savunma Bakanlığı tarafından başlangıçta askeri amaçlar için geliştirilmiş olan, elinde GPS alıcısı olan herhangi bir kullanıcının, uydu sinyalleri yardımıyla; herhangi bir yer ve zamanda, her türlü hava koşulunda, ortak bir koordinat sisteminde, yüksek doğrulukta, ekonomik olarak, anında ve sürekli üç boyutlu konum, hız ve zaman belirlenmesine olanak veren bir sistemdir. 1978 yılında ilk GPS uydusu Amerika Birleşik Devletleri tarafından yörüngeye yerleştirilip takip eden yıllarda uydu sayısının artmasıyla, ilk kez üç boyutlu ve gerçek zamanlı konum belirlenmeye başlandığında özellikle bilim dünyasında büyük bir coşku yaşanmıştı. 01 Eylül 1983’te S.S.C.B.’nin Kore Havayolları’na ait uçağı vurarak 269 kişinin hayatını kaybetmesine yol açmasını takiben dönemin A.B.D. Başkanı Ronald Reagan tarafından 16 Eylül 1983’te GPS’nin ücretsiz olarak sivil kullanıma da açılacağı duyurulmuştur.   Zaman içinde bu alanda çok yoğun çalışmalar yapılmış ve bugün artık gerçek zamanlı olarak santimetre doğruluğunda üç boyutlu konum belirleme sıradan bir uygulama hâline gelmiştir. ABD’nin GPS ile yakalamış olduğu bilimsel ve askerî stratejik başarılar diğer gelişmiş ülkelerin de ilgisini çekmiş, bunun sonucunda yeni sinyaller ve farklı ülkelere ait yeni uydu sistemleri (örn. Rusya GLONASS, AB Galileo, Çin Beidou, Hindistan IRNSS) geliştirilerek kullanıma girmeye başlamıştır. Bu gelişme sonucu, GPS artık bir ABD markası haline geldiği için, farklı ülkelere ait tüm uydu sistemlerini kapsayan genel isim olarak GNSS (Global Navigation Satellite Systems) adı verilmiştir. GNSS tanımı, yukarıda isimleri verilen aktif uydu sistemleri ile bunları destekleyici, kapsama alanı ve gerçek zamanlı konum doğruluklarını artırıcı (augmentation) sistemler olup, SBAS (Satellite Based Augmentation Systems) olarak isimlendirilen (ABD WAAS, Rus SDCM, AB EGNOS, Japonya MSAS, Hindistan GAGAN, Çin SNAS vd.) pasif sistemleri de kapsamaktadır. Türkiye’de ise teknik anlamda GNSS farkındalığı 1980’li yıllara dayanmakta olup, ulusal ve uluslararası deprem tahmini projeleri (Kuzey Anadolu ve Batı Anadolu fay hatları) bağlamında ilk somut kullanımları ve eğitimleri ise 1989-1995 yılları arasında haritacılık alanında olmuştur.

Günümüzde GNSS farklı bileşenleri ile siyasi, askeri, ekonomik ve hukuki boyutları olan bir yapıdır. Uzay bölümü (uydular), Kontrol Bölümü (kontrol ve izleme istasyonları) ile Kullanıcı Bölümü (alıcılar) olarak özetlenebilecek GNSS ana bileşenleri hukuki açıdan ele alındığında her birisi farklı düzenlemelere konu olabilecek özel durumlara sahiptirler. Bütün olarak GNSS’nin hukuki boyutu ise ilk kez Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü (ICAO) Hukuk Komitesi’nin 27 Mart -12 Nisan 1991 tarihleri arasında gerçekleştirilen toplantısında değerlendirilmiştir. Takip eden dönemde de bu konuda uluslararası çalışmalar devam etmiştir. 1998 yılına gelindiğinde ise ICAO Genel Kurulu tarafından “GNSS Hizmetlerine İlişkin Olarak Devletlerin Hak ve Yükümlülükleri Şartı” kabul edilmiştir. Şart’ta GNSS ile ilgili olarak sivil havacılığın emniyetinin temel ilke olduğu,  her devletin ve her hava aracının GNSS hizmetlerini ayırımcılığa tabi olmaksızın kullanabileceği, GNSS hizmetlerini sağlayan her devletin bu hizmetlerin ve sinyallerin daimi, doğru ve güvenilir olmasını temin edeceği düzenlenen hususlar arasındadır. Ancak maalesef bu bir antlaşma değildir. Havacılık hukuku ve uzay hukuku ile ilgili çeşitli düzenlemelerin GNSS ile ilgili hükümler ihtiva etmesine karşın doğrudan doğruya GNSS ile ilgili bir uluslararası antlaşma metni henüz bulunmamaktadır. Bununla beraber GNSS ile ilgili dikkatle takip edilmesi gereken bazı uluslararası girişimler ve çalışmalar yapılmaktadır. Örneğin, 1-2 Aralık 2005 yılında gerçekleştirilmiş olan Birleşmiş Milletler’in GNSS ile İlgili Uluslararası Bir Komite Kurulmasına İlişkin Uluslararası Toplantısı’nda gönüllülük esasına dayalı olarak faaliyet göstermekte olan “ICG” yani “GNSS Üzerine Uluslararası Komite” kurulmuştur.  ICG, “Uzay Uygulamalarına İlişkin Birleşmiş Milletler Programı” vasıtasıyla Birlemiş Milletler’in Uzay İşleri Ofisi uzay bilimleri ve teknolojileri eğitimleri ile ilgili Birleşmiş Milletler ile ilintili bölgesel merkezleri desteklemektedir. Afrika, Asya Pasifik, Latin Amerika, Karayip ve Batı Asya’da yer alan bu merkezler aynı zamanda ICG için veri merkezleri olarak hareket etmektedir. Bu Komite’nin çalışmaları oldukça dikkat çekicidir. 2001 yılından beri Birlemiş Milletler Uzay İşleri Sekreteryası tarafından organize edilen ve Birleşmiş Milletler’in Uzay Uygulamaları’nın çerçevesinde disiplinler arası çalışmaların yapıldığı çalıştaylarda da yine farklı yönleri ile GNSS konusu ele alınmaktadır.  Ülkemizde ise hem teknik hem de hukuki GNSS farkındalığının oluşturulmasında bu makalenin yazarlarının ilk yıllardan itibaren çok önemli hizmetleri ve katkıları olmuş ve olmaya da devam etmektedir.

 

Günümüzde GNSS yalnızca navigasyon ve askerî amaçlı değil günlük yaşantımızın hemen her aşamasında kullanılan bir sistem hâline gelmiştir.  Ülke jeodezik nirengi ağlarının kurulması ve ülke datumunun (jeodezik koordinat sisteminin) belirlenmesi, depremlerin önceden tahmini, insansız hava araçları dâhil sivil ve askeri tüm kara, deniz ve hava araçlarının takibi, roket sistemlerinin navigasyonu, hassas tarım, karayolunu kullandığın kadar vergi öde sistemi, dağcılık, arama kurtarma, zaman transferi, arkeolojik kazılar, petrol arama, cep telefonları ve araç içi navigasyon gibi kullanımlar bugün GNSS’nin yoğun olarak kullanıldığı alanlara örnek olarak verilebilir.

 

GNSS teknolojisinin konum, hız ve zaman belirleme ile navigasyon yeteneklerine sahip olmaları ülkeleri millî menfaatleri gereği kendi bölgesel ve/veya küresel uydu sistemlerini geliştirmeye zorlamaktadır. Bu zorunluluğun temelinde yatan ana düşünce ise ulusal egemenlik kavramına dayanmaktadır. Egemenlik kavramını güçlendiren husus ise GNSS ve diğer bütünleşik navigasyon sistemlerindeki yüksek teknoloji pazarından ülkelerin pay alma düşüncesidir. Dolayısıyla, uzayda varlığını ve gücünü kanıtlama vizyonu olan ülkeler için bölgesel ve/veya küresel GNSS sistemine sahip olma hedefi ticari, askerî ve ekonomik bir motivasyon aracı olarak görülebilir. ABD, AB, Çin, Japonya ve Rusya gibi konum belirleme ve navigasyon uyduları konusunda lider ülkelerin kendi aralarında ortak bir zemin bulmasını takiben yakın gelecekte bu konularda kendi menfaatlerini gözeterek uluslararası yasal yükümlülükler ve kısıtlamalar getirecekleri açıktır. Sonuç olarak, GNSS sistemleri gün geçtikçe ülkelerin askerî, siyasi ve teknolojik altyapılarında vazgeçilmez bir unsur olmaktadır. Yukarıda kısaca ifade edilen konularda uluslararası alandaki işbirliğinden ve mevcut uluslararası mevzuat boşluklarından da yararlanarak Türkiye’nin de en azından kendi bölgesel uydu sistemini orta ve uzun vadede kurmaya yönelik alt yapı çalışmalarına ivedilikle başlamasının yararlı olacağı açıktır. Bu bağlamda, Türkiye Uzay Ajansı (TUA)’nın geç de olsa kurulmuş olması önemlidir.

 

Yukarıda da ifade edilmiş olduğu gibi, GNSS sistemlerinin askeri, siyasi, hukuki ve ekonomik boyutları mevcut olup, bunlar Türkiye’de de tartışılması gereken önemli konulardır. Konunun askeri boyutuna somut örnek olarak ABD Savunma Bakanlığı tarafından 2020 yılı içinde yapılan bir açıklama verilebilir. Bu açıklamaya göre ABD, 2021 yılı bütçesine, mevcut 700 farklı silah sisteminin altyapısının yeni nesil GPS III sistemine entegrasyonu için 2.5 milyar dolar harcama kalemi eklemiştir. ABD tarafından yapılan araştırmada askeri GNSS pazarının 2027 yılına kadar 25.7 milyar dolar olacağı öngörülmektedir. Sivil ekonomik boyutuna örnek olarak ise AB tarafından yapılmış dünya GNSS pazarı araştırma sonuçları örnek verilebilir. Bu sonuçlara göre; 2019 yılında 150 milyar Avro olan dünya GNSS pazarının (cihazlar, servisler ve tüm bileşenler dahil) cep telefonu, araç takip gibi dolaylı kullanımlar dâhil 2029 yılındaki 325 milyar avro, servis sağlama amaçlı temel GNSS pazar büyüklüğünün ise 166 milyar avro olacağı tahmin edilmektedir. GNSS sivil ve askeri pazar payının beklenen dağılımı Şekil-1ve 2’de görülmektedir:

                     Şekil-2: 2027 Yılına Kadar Askerî GNSS Pazar Payı

 

Ulusal altyapılarında bölgesel ve/veya global konum ve zaman belirleme sistemlerini (GNSS) kullanan gelişmiş ülkelerde GNSS’nin bu ülkelerin ekonomisine katkısı özellikle ulaştırma ve (adli ve tıbbi) acil durum altyapılarında milyarlarca ABD Dolarını bulmaktadır. Diğer taraftan, GNSS’nin sadece birkaç günlük kesintiye uğratılması halinde bile bunun da ilgili ülke ekonomisine önemli ölçüde zarar verebileceği açıktır. Bu nedenle, ülke GNSS alt yapıları kurulurken gerekli tasarım, planlama ve çalışmaların liyakatli ve ülke gerçeklerini bilen uzmanlarca yapılması çok önemlidir. Diğer taraftan; günümüzde maalesef GNSS de kasıtlı olarak gerçekleştirilen siber saldırılar dolayısıyla pek çok kez sekteye uğratılabilmektedir. Özellikle sivil sinyallerin şifresiz oluşu dolayısıyla güvenlik hassasiyeti daha da fazladır. Bazı saldırı örneklerinden bahsedecek olursak örneğin;  2012’de Kuzey Kore’de başkent Pyongyang’da üç traktör treyleri büyüklüğünde elektronik sinyal karıştırıcı (jammer) Güney Kore’nin uydu navigasyonunun bloke edilmesi için çeşitli defalar kullanılmış ve neticesinde 1016 uçak ve 254 gemi etkilenmiştir. Uluslararası Denizcilik Örgütü tarafından uygulanan bir gemi trafik sistemi olan Otomatik Tanımlama Sistemi’nin de yine siber güvenlik açıkları nedeniyle risklerinin olduğu ve hatta bu nedenle çok kez saldırıya uğradığı iddia edilmektedir. Yine bir toplu GNSS saldırısı örneği de bu kez 22 Haziran 2017’de yaşanmıştır. Bu tarihte Karadeniz’de Novorossiysk (Rusya)’de bulunan en az 20 gemi 32 km hatalı olarak konum bilgisine erişmiştir.

 

Dolayısıyla ülkemizin kendine ait güvenilir bir bölgesel konum ve zaman belirleme sisteminin olmasının askerî, stratejik ve ekonomik olarak çok büyük katkısı olacaktır. Türkiye savunma sanayi özelinde, bölgesel veya küresel alternatif navigasyon uydu sistemlerine sahip olunmadığı takdirde, özellikle kriz ve savaş zamanlarında diğer ülkelere ait GNSS sistemlerinden yararlanma olanağımız en hafif olasılıkla kısıtlanacağı için bunlara bağlı olarak çalışan altyapı ve sistemlerde önemli zafiyetler ortaya çıkacağı açıktır. Ayrıca, GNSS sistemlerine yönelik çalışmalara dahil olmamak veya bağımsız bir sistemin gerçekleştirilmesini sağlamamış olmak, yakın gelecekte Türkiye açısından, şu anda olduğundan daha yoğun bir ekonomik ve teknolojik dışa bağımlılık yaratacaktır.

 

 

SONUÇ:

 

GNSS konularında Türkiye hâlâ dışa bağımlı olarak büyük ölçüde yurt dışında üretilen donanım ve yazılımları satın alıp kullanan bir ülke durumundadır. Oysa, Türkiye’de GNSS altyapısı kurmada ve kullanmada yeterli bilgi birikimi ve potansiyele sahip uzmanlar olduğu düşünülmektedir. Türkiye’de GNSS tabanlı teknik ve hukuki çalışmaların bir an önce orta ve uzun vadeli devlet politikası olarak hayata geçirilmesinin, gerekli uluslararası işbirliklerine ise (geri dönüşü zor olacak olası hatalı kararlardan kaçınmak için) bu çalışmaya katkıda bulunabilecek liyakat, bilgi ve yeteneğe sahip uzmanlar ve bilim insanları ile koordinasyon sağlandıktan sonra gidilmesinin ve bunların uzay-havacılıkla ilgili tüm diğer çalışmalarla entegre edilmesinin; askeri, siyasi, hukuki ve ekonomik çıkarlarımız açısından hayati öneme haiz olduğu değerlendirilmektedir.

 

 


 KÜRESEL VE BÖLGESEL UYDULARLA KONUM BELİRLEME VE NAVİGASYON SİSTEMLERİNE (GNSS) İLİŞKİN  TEKNİK VE HUKUKİ DEĞERLENDİRMELER