Kategoriler: Dergi,
Alt Kategoriler: Şubat,

KÜRESEL GÜVENLİĞE KARŞI ÖLÜMCÜL VİRÜS TEHDİDİ

Dr.Tarık AK

J.Gn.K.lığı

Prof.Dr.Nesrin ÇOBANOĞLU

Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, 

Tıp Tarihi ve Etik AD Başkanı (MD, PhD)

          Ölümcül bulaşıcı hastalıklar, insanlık tarihinde her dönem olumsuz etkileri bilinen, toplumları korkutan ve insan hayatına mâl olan önemli felaketler arasında sayılmıştır. Doğal afetler ya da savaşlar, belirli bir bölgede veya mekânda kısıtlı yaşanabiliyorken, bulaşıcı hastalıklar coğrafi doğal sınırlar ya da ülkelerin suni hâkimiyet alanlarının çok ötesinde tüm insanları ve insanlığı etkileyebilmektedir.

Tarihte bunun en bilinen örneği veba salgınıdır. 14.yüzyılda yaşanan salgın ile tüm dünya nüfusunun 1/4 oranında azaldığı bilinmektedir (Çobanoğlu, 2009, 31). Günümüzde artan nüfus artışı, gelir eşitsizliğine dayalı olumsuz yaşam koşulları, kaynak kıtlıkları ve dünya ekosisteminin negatif yönde değişimi nedeniyle modernleşmeyle birlikte azalan salgın hastalık oranlarında tekrar artışlar yaşanmıştır. Son yıllarda en bilinenleri 1970li yıllarda Ebola, 1985li yıllarda HIV, 1995li yıllarda H5N1 ve Batı Nil Virüsü, 2000li yıllarda SARS ve H2N1 (Akın, 2013) ile son günlerde ortaya çıkan ve dünyayı uluslararası alarm düzeyine getiren Koronavirüsleri’dir.

          Günümüzde ülkelerin, ölümcül bulaşıcı hastalıklara karşı halk sağlığı bağlamında tedbir alması geçmişte de olan ama bunun güvenlik yaklaşımları içerisinde yönetimi son 15-20 yılda gerçekleşen bir durumdur.

-“Kitlesel ölümlerin sebebi”

Diğer bir deyişle ölümcül bulaşıcı hastalıkların günümüzde ulusal güvenlik düzeyine çıkaran neden kuşkusuz hastalıkların salgın şeklinde birçok ülkeyi etkilemesi ve kitlesel ölümlere sebebiyet vermesidir ancak bir güvenliğin konusu olması henüz yeni bir olgudur (Monaco, 2020). Bunda dünyanın içinden geçtiği uluslararası ortamın ve devletleri etkileyen ekonomik, siyasal ve toplumsal süreçlerin etkisi olduğu açıktır.

ÖLÜMCÜL OLABİLEN BULAŞICI HASTALIKLAR

          Eski yıllara göre günümüzde salgın hastalıkların, doğal afetlerin ya da benzeri gibi birçok olayın güvenlik bağlamında tartışılması ve bunların birer tehdit olarak kabulü güvenliğin konusunu çok daha fazla karmaşıklaştırdığı veya çeşitlendirdiği söylenebilir. Soğuk Savaş sürecinde ağırlığını en çok hissettiren ve tartışmaların merkezinde yer alan nükleer silah ve askeri güvenlik konuları günümüzde etkisini hala sürdürmekle birlikte, artık geleneksel güvenlik konuları olarak sayılmaktadır. Kuşkusuz devletleri ve toplumlarını, dış müdahaleden koruyan diğer bir ifadeyle yaşamsal varlığını devam ettiren ulusal güvenlik konuları konvansiyonel silahlar ile ülkelerin ordularıdır ve devletler çoğunlukla bu problem alanlarına karşı uluslararası hukuktan faydalanarak silahlı kuvvetlerini ve diplomasi yeteneklerini kullanırlar. Ancak, tüm bu tespitler doğru olmakla birlikte, toplumların günümüz güvenlik kaygılarını karşılamada yetersizdir.        

“Değişim küreselleşme olarak da tarif edebileceğimiz bir hal aldı”

Soğuk savaş sonrası dünyada ağırlığını hissettiren liberal demokrasi ve ekonomik siyaset, bireyin refahını ve yaşam kalitesine odaklanan ve insanı merkeze alan özgürlük taleplerini artırmış, gelişen teknoloji ve iletişim imkânları ise, insanlar arasında ilgiyi ve farkındalığı desteklemiştir. Bu değişim küreselleşme olarak da tarif edebileceğimiz bir hal almış, dünyada ülkelerin hem insanlarını hem de devletlerini birbirine daha fazla yaklaştırmış geleneksel ittifaklardan daha karmaşık iş birliği yollarına imkân sağlamıştır. Diğer taraftan ise hızlı nüfus artışı, gelir eşitsizlikleri, küresel iklim değişikliği,  çevresel olumsuzluklar ve kaynak kıtlıkları gibi faktörler kimlik temelli çatışmalara, sınır ötesi göçlere ve salgın hastalıklar gibi birçok yeni problemlere yol açmıştır. Bu durum bugünlerde iç barışı sahip birçok ülkeyi bile askeri, ekonomik, toplumsal ve çevresel risk faktörlerinden bağımsız kılamamıştır (Cecchine & Moore, 2006: 6). Günümüzde, söz konusu tehditlerin önlenmesi ve tedbir alınmasına duyulan ihtiyaç, ulusal güvenlik kadar iç güvenlik konusunun da ilgi alanıdır. Artık, modern bir devlet açısından iç güvenlik yaklaşımı, kamu düzeni ve kamu güvenliği etrafında konumlanan, sadece suç ve suçla ile mücadele anlayışı üzerinden tarif edilen işlevin çok üzerine çıkmıştır.

-“Güvenliği sağlanacak olan özne vatandaşın kendisidir”  

Şu söylenebilir ki günümüzde iç güvenlik anlayışı, ülkeyi tehdit eden tüm ulusal güvenlik sorunlarının çözümü için ulusal güvenliği tamamlayıcı bir işlev kazanmıştır. Ancak burada unutulmaması gereken iç güvenliğin öznesidir. İç güvenlik açısından güvenliği sağlanacak olan özne vatandaşın kendisidir. Bu nedenle, ulusal güvenliğe yönelik tehditlerin önlenmesinde iç güvenliğe ilişkin uygulanacak her bir tedbir vatandaşın yaşamını, hak ve özgürlüklerini teminat altına alan bir yaklaşımın üzerine kurulur (Baylis, 2008: 74; Ak, 2018a: 94-96). Bu açıdan bir iç güvenlik kavramına ulaşılır ise devletin ülkesine ve vatandaşlarının yaşamına, yaşam tarzına, toplumunun birlikteliğine ve birlikte yaşama arzusuna yönelen saldırı ve tehditlere karşı güvenliğin sağlanması tanımı uygun bir çerçeve sağlayabilir (Ak, 2018b:75).

          Son yıllarda, devletler, toplumlarının üzerinde etkileri olabilecek salgın hastalıklar, doğal afetler, nükleer-biyolojik-kimyasal ve radyolojik terör saldırıları, iklim değişikliği etkisi gibi durumlardan korunma ve tedbir geliştirmeye yönelik stratejiler geliştirmeye başlamıştır. Birleşik Krallığın 2004 yılı Terörle Mücadele Stratejisi, Fransa'nın muhtemel birçok tehlike durumuna karşı oluşturduğu ve Vigipirate adıyla isimlendirdiği kriz yönetim süreci, Almanyanın kritik altyapıların korunmasına yönelik geliştirdiği uygulamalar ve ABDnin anayurt güvenliği içerisinde bulaşıcı hastalıkların yayılmasının önlemesi ve korunma tedbirleri bu kapsamda sayılabilir (Federal Ministry of the Interior, 2009: 1-13; SGDSN, 2017: 12-21; Ak, 2018b: 80-81; Lister, 2019). Geliştirilen bu stratejiler, ülkede olması muhtemel güvensizlik durumlarına karşı uzun vadeli yaklaşımlar üreterek, acil durum planlarının ortaya çıkmasını sağlamaktadır. Günümüz tehditleri içerisinde sayılan ölümcül bulaşıcı hastalıkların aşırı hızlı bir şekilde yayılabilmesi ve kısa süre içerisinde farklı coğrafyalarda hatta küresel boyutta insanların yaşamını tehdit edebilmesi bu tehdidin önemli bir planlama ve yönetim süreci gerektirdiğini göstermiştir. Ölümcül bulaşıcı hastalıklardan korumaya yönelik olarak ihtiyaç duyulabilecek bir iç güvenlik yaklaşımında iki husus üzerinde durmak gerekir. Bunlardan ilki, iç güvenlik yönetim süreci olarak durumun değerlendirilmesi, ikincisi hastalıklarla ilgili olarak vatandaşlara karşı uygulamaların sınırlarını belirleyen tıbbi etik çerçevedir.

İÇ GÜVENLİK AÇISINDAN YÖNETİM SÜRECİ

          Ölümcül bulaşıcı hastalıklara karşı ülkelerin iç güvenlik yönetim uygulamaları, diğer güvenlik tehdit ve riskleriyle benzer hareket tarzına sahiptir. Bunlar çoğunlukla, (ı) Önleme (ıı) Koruma, (ııı) Azaltma, (ıv) Müdahale ve (v) İyileştirme aşamalarıdır. Önlemeden anlaşılması gereken, yakın bir tehdit durumundan kaçınılması veya durdurulmasıdır. Koruma, vatandaşların kendisi, varlıkları ve yaşam tarzının devamına ilişkin tedbirlerin alınmasıdır. Azaltma, salgının can ve mal kaybı etkisinin azaltacak yeteneklere kavuşmak ve salgının azaltılması çalışmalarıdır. Müdahale, salgın sırasında hayat kurtarma, mülkün ve çevrenin korunması ve temel insan ihtiyaçlarının karşılanması için hızlı tepkinin verilebilmesidir. İyileştirme, yaşananlardan etkilenen vatandaşların tekrar eski haline dönmesine yönelik çabaların tümüdür (FEMA, 2019; FEMA, 2019, s1-2; Homeland Security 2015: 3; Homeland Security, 2019). Türkiyede Bütünleşik Afet Yönetimi Sistemi olarak da adlandırılan bu aşamalar; afet ve acil durumların sebep olduğu zararların önlenmesi için tehlike ve risklerin önceden tespiti, afet olmadan önce muhtemel zararları önleyecek veya azaltacak önlemlerin alınması, etkin müdahale ile koordinasyona odaklanılması ve iyileştirme çalışmalarının bir bütünlük içerisinde yürütülmesine karşılık gelmektedir (AFAD, 2018: 29).

TIBBİ ETİK AÇISINDAN YÖNETİMİ

          Ölümcül bulaşıcı hastalıklara karşı iç güvenlik yaklaşımı açısından önemi olan diğer bir hususta, hastalıklarla ilgili olarak vatandaşlara yönelik uygulamalarda tıbbı etik ilkelerin gözetilmesidir. Bu ilkelerin çerçevesi, günümüze kadar gelişen insan hakları kavramıyla yakından ilgilidir. Bu açıdan uygulamalarda toplum yararı ile hasta arasında denge oluşturulmaya gayret edilir. Vatandaşın bir taraftan hasta olarak lehine olan etik ilkeler[1] gözetilirken diğer taraftan hastalığın taşıyıcı olan insanların ve hastalıkların kontrolünün sağlanmasına odaklanılır. Toplum sağlığının tehlikeye girmesinin önlenmesi maksadıyla, hasta vatandaşın karantina başta olmak üzere (özerkliğe saygı ilkesinin göz ardı edilmesi) gözlem altına alınması gibi hususlar hastanın bireysel bakım alma hakkını kısıtlamadan yerine getirilebilecek hareket tarzlarıdır.

-“Hasta için herkese sağlanan sağlık olanaklarının sunulması gerekli

Uygulamalar esnasında hastalığın kendi doğal seyri dışında vatandaşın zarar görmesini önleyici davranışların gösterilmesi, kanıtlanmış tedavi seçeneklerinin mutlaka uygulanması, toplum yararı için önemli görülse bile vatandaşın fazladan zarar görmesine izin verilmemesi gerekir. Bu süreçte hastalığının tedavisine ilişkin işlemlerde hastanın onurunun gözetilmesi ve hasta için herkese sağlanan sağlık olanaklarının sunulması önemlidir. Tedavi süreçlerine ilişkin ortaya çıkan bilimsel yenilikler hastalardan sakınılmamalıdır. Bulaşıcı hastalıkla ilgili tıbbi araştırmalara gerek duyulduğundan vatandaşın insani değeri ile tüm topluma kazanım sağlayacak ulaşılan sonuçlar arasında denge gözetilmeli, araştırmalar titizlikle yapılmalıdır. Burada önemli olan insanın, toplum menfaati gibi öne çıkarılan amaçlarla araçsallaştırılmamasıdır.

 Bu kapsamda yürütülen çalışmalar iki temel ve zor olan işlemler üzerinden hareket etmektedir. Bir taraftan salgın hastalığa ilişkin ölümcül virüslerle ilgili olarak hastalığın tedavisinin yapılmasına gayret gösterilmesi, diğer taraftan hastalığa ilişkin tıbbi araştırmaların devam ediyor olmasıdır. Burada bulaşıcı hastalıkla ilgili olarak bireysel etik temelinde vatandaşa yönelik tedavi ve araştırmalar yürütülürken, toplum sağlığını korumaya yönelik etik sorumluluklarda alınmaya devam etmektedir. Vatandaşın birey kapsamında yararı ile toplumun yararı arasındaki çatışma durumuna izin vermeden hastanın bireysel özerkliğisınırlandırılır. Bu süreçte tıbbi etkinlikler yürütülürken, hem hastanın mahremiyetine önem verilir hem de toplum sağlığının korunması için hastalığın seyrinin gözlenmesine dikkat edilir (Çobanoğlu, 2009, 32).

SONUÇ

          Son günlerde ortaya çıkan ve Çin Halk Cumhuriyeti’nde yoğun olarak görülenKoronavirüs hastalığı da soğuk algınlığından başlayan ağır akut solunum sendromu hastalığına kadar sebep olan bir virüs ailesi olarak ortaya çıkmıştır. Bu virüsün neden olduğu enfeksiyonlar genel olarak burun akıntısı, tıkanıklığı, boğaz ağrısı, ateş ile üst solunum yolları enfeksiyonu olmakla birlikte alt solunum yollarını etkileyerek akciğerlerde zatürreye ve bazen de ölüme sebebiyet verebilmektedir (Sağlık Bakanlığı, 2019: 2). Bu hastalığın hızlı bir şekilde yayılması ve ölümlere sebebiyet vermesi, ölümcül bulaşıcı hastalıkların bir güvenlik konusu olarak bir kez daha önemini göstermiş, ülkeler açısından iç güvenlik bağlamında yönetiminin gerekliliğini ortaya çıkarmıştır. Bu açıdan devletlerin öncelikli görevinin; günümüzde ortaya çıkan yeni güvenlik sorunlarına uyum sağlayacak farkındalığa sahip olması, strateji ve planlar üretebilmesi ve uygulamaya yönelik kurumlar arası iş birliği ve müşterek teşkilatlanmalara gitmesi olduğu açıktır. 

Türkiye bu konuda Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet’in kuruluşundan sonra halkın sağlığını önceleyen yaklaşımlarla, o günün koşullarında az sayıda sağlık personeliyle dahi sağlık alanında verdiği başarılı toplum sağlığı mücadelesi ile birçok bulaşıcı hastalık salgınını kontrol altına almış ve kendi aşılarını üretmeyi başarmıştır.

Salgın hastalıklarla mücadelenin önemli bir güvenlik sorunu olduğu gerçeğinden hareketle, kurumsal iş birliği ile bu konularda özgün araştırmalarımızla sağlık politikalarımızı bütünleştirerek her an salgın hastalıklarla savaşa hazırlıklı olmalıyız.

Kaynakça

AFAD (2018). Türkiyede Afet Yönetimi ve Doğa Kaynaklı Afet İstatistikleri, AFAD: Ankara.

Ak, T. (2018a). Toplumsal Güvenlik Bağlamında İç Güvenlik Yaklaşımı, Akademik Hassasiyetler, 5 (10), 83-102.

Ak, T. (2018b). Dünyada İç Güvenlik Yaklaşımının Değişimi ve İç Güvenlik Yönetimine Etkisi, Van YYÜ İİBF Dergisi, 3(6), 74-93.

Akın, L. (2013). Bulaşıcı Hastalıkların Kontrolünde Genel Prensipler, Çalışma Hayatında Bulaşıcı Hastalıklar Sempozyumu, 1 Şubat 2013.

Baylis, J. (2008). Uluslararası İlişkilerde Güvenlik Kavramı. Uluslararası İlişkiler, 5(18), 69-85.

Cecchine, G. & Moore M. (2006).  Infectious Disease and National Security Strategic Information Needs, Technical Report, RAND National Defense Research Institute

Çobanoğlu, N. (2009). Ölümcül Olabilen Bulaşıcı Hastalıklarla İlgili Tıbbi Araştırmalarda Etik, Sağlıklı Bilimlerinde Süreli Yayıncılık, Ankara

Federal Ministry of the Interior (2009), National Strategy for Critical Infrastructure Protection (CIP Strategy), Federal Republic of Germany, Germany.

FEMA (2019). NationalPreparednessGoal, 09.02.2019 tarihinde https://www.fema.gov/ national-preparedness-goal adresinden alınmıştır.

FEMA (2019). NationalPreparednessGoal, FemaİnformationSheet.

Homeland Security (2015). National Preparedness Goal, Second Edition September 2015.

HomelandSecurity (2019). Epidemic/Pandemic, 09.02.2019 tarihinde https://www.dhs.gov/ epidemicpandemic adresinden alınmıştır.

Lister, S.A. (2019). U.S. National Health Security: Homeland Security Issues in the 116th Congress, CRS Insight, February 11, 2019(IN11038).

Monaco, L. (2020). The Coronavirus Shows Why the U.S. Must Make Pandemic Disease a National Security Priority, Lawfare, https://www.lawfareblog.com/coronavirus-shows-why-us-must-make-pandemic-disease-national-security-priority.

Sağlık Bakanlığı (2020). 2019-nCoV Hastalığı Rehberi, Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü, 30 Ocak 2020.

SGDSN (2017), Tackling Terrorizm Together Vigilance, Prevention and Protection, Against the Terrorist Threat, Secretariat General de la Defense et de la SecuriteNationale, Paris, France.


Bunlar, (ı) özerkliğe saygı ilkesi (ıı) yararlılık ilkesi (ııı) zarar vermeme ilkesi ve (ıv) adalet İlkesidir. Bu ilkeler gelişen insan hakları ile birlikte etik ikilemlerde karar vermek için kullanılırlar. Özerkliğe saygı ilkesi, hastanın sosyo-kültürel farklılıklarında ayrıma gidilmeden fikirlerine ve düşüncelerine saygı gösterilmesidir. Zarar vermeme ve yararlılık ilkesi, hastanın tedavisine yönelik işlemlerde hastaya zarar verilmemesi, faydalı olunmak maksadıyla mümkün olan en iyi çabanın gösterilmesidir. Adalet ve eşitlik ilkesi, sağlık için verilen hizmetlerin eşit dağılımıdır (Çobaonoğlu, 2009, 30).

 


KÜRESEL GÜVENLİĞE KARŞI ÖLÜMCÜL VİRÜS TEHDİDİ