Kategoriler: Dergi,
Alt Kategoriler: Nisan,

Yangın ve sis maddeleri hariç KBRN silahlarının kullanılmayacağı değerlendirmesiyle başlardı birçok tatbikat senaryosu; çünkü işin içine KBRN Silahları girdiği zaman işler öyle zorlaşırdı ki, çoğu kimse tatbikat senaryosunda bile bu konulara bulaşmak istemezdi. Peki, öyleyse neydi bu KBRN Silahları?

KBRN; Kimyasal Biyolojik Radyolojik ve Nükleer kelimelerinin kısaltmasıdır. KBRN Silahları ise; kimyasal, biyolojik ve radyolojik harp maddelerinin ortama yayılması maksadıyla tasarlanan ve üretilen silahlar ile nükleer bir patlama meydana getiren silah/silah sistemleridir. Kitle İmha Silahları (KİS) kategorisinde değerlendirilir. Kitle İmha Silahı ise, büyük ölçeklerde can ve mal kaybı ile yıkıma sebep olan silahlardır. Konu çok geniş kapsamlı olduğundan, bu yazıda kimyasal ve biyolojik silahların neler olduğu üzerinde genel anlamda durulacaktır.

 

Kimyasal Silahlar

 

İnsan vücudundaki zehirleyici etkileri sayesinde; askeri harekatlarda öldürmek, ciddi biçimde yaralamak veya iş göremez hale getirmek maksadıyla kullanılan kimyasal maddelere Kimyasal Harp Maddesi (KHM) denilmektedir. KHM’leri kullanılarak oluşturulan, her türlü mühimmat (mermi, el bombası, mayın, el yapımı patlayıcı, roket, füze vb ), cihaz ve sistemler ise kimyasal silahlardır.

KHM’leri fiziksel durumlarına, arazide kalma özelliklerine, taktik alanda kullanımlarına ve fizyolojik etkilerine göre sınıflandırılabilmektedir. Yaygın ve daha çok bilinen sınıflandırma yöntemi fizyolojik etkilerine göre sınıflandırmadır. Bu sınıflandırmada ise boğucu gazlar, yakıcı gazlar, sinir gazları, kan zehirleyici gazlar ile saf dışı edici maddeler vardır.

Boğucu gazların hedefi solunum sistemidir. Maskesiz olarak solunduğunda özellikle akciğere zarar verir ve akciğerde ödem (su toplanması) oluştururarak boğulma meydana getirir. Başlıca boğucu gazlar; Fosgen (CG), Difosgen (DP), Kloropikrin (PS) ve Klor (Cl2)’dur.

Yakıcı gazların hedefi cilt, solunum sistemi, sindirim sistemi ve gözlerdir. Bu maddelere kabarcık gazları da denilmektedir. Genelde sıvı olarak kullanılır. Bu sıvılar ile temas edildiğinde veya buharına maruz kalındığında; cilt, gözler ve solunum organları yanar ve içi 1-1.5 litre irin ve iltihap toplanmış derin yaralar açılır. Bu yaralar çoğunlukla öldürücü değildir; ancak iyileşmesi zor ve uzun zaman gerektirir. Maruz kalan personelin iyi bir bakıma ihtiyacı olur. Bu yaralara bakılmadığı takdirde ise enfeksiyon dolayısıyla ölüm meydana gelebilir. Başlıca yakıcı gazlar; Levizit (L), Hardal ve Levizit karışımı (HL), Hardal- T Mad. Karışımı (HT), Fenildiklorarsin (PD), Etildiklorarsin (ED), Metildiklorarsin (MD), Fosgen oksim (CX), Hardal (H), Damıtılmış Hardal (HD), Azotlu Hardal (HN), HN-1, HN-2, HN-3’dür.

Sinir gazları çok yüksek zehirliliğe sahip organofosforlu kimyasallar olup, hedefi sinir sistemidir. İnsan vücudunda sinir sisteminin dengesini bozarak felç meydana getirip personeli saf dışı eden çok zehirli bileşiklerdir. İlk sinir gazı olan tabun, 1936’da daha etkin bir böcek ilacı üretimi araştırmasında keşfedilmiştir. Sinir gazları uçucu (G tipi) ve kalıcı (V tipi) olarak iki ayrı grupta değerlendirilir. G tipi sinir gazları Tabun, Sarin ve Soman’dır. İkinci Dünya savaşının sonunda Almanlardan ele geçirilen G tipi sinir gazlarının üzerinde yaptıkları araştırmalar neticesi; Amerikalılar VX tipi, Ruslar ise Goman ve VR-55 ismini verdikleri arazide daha uzun süre kalabilen ve daha etkili olan sinir gazlarını üretmişlerdir.

 

Sinir gazları, KHM’lerin içerisinde en tehlikeli olanlardır. Neredeyse renksiz ve kokusuz olmaları, deriyi ve mukozayı tahriş etmemeleri nedeniyle duyu organları ile algılanmaları oldukça güçtür. Çok zehirli olduklarından, küçük bir damlacık bile insanı öldürebilir. Deriden ve solunum yoluyla emilimleri çok hızlı olup, sinir sistemine doğrudan doğruya etki ederek insanın hayati fonksiyonlarını felce uğratırlar.

Kan zehirleyici gazların hedefi, dolaşım, solunum ve sinir sistemidir. Vücut hücrelerinin kandaki oksijeni kullanmalarına engel olarak kan ve dokular arasında CO2 değişimini bloke ederler. Genellikle gaz halinde atılır ve solunum yoluyla vücuda girerler. Kan zehirleyici gaz fazla teneffüs edildiğinde önce birkaç dakika içinde bilinç kaybı ve sonrasında da 15 dakika içinde de ölüm meydana gelebilir. Hidrojensiyanür (AC), Siyanojenklorür (CK), Arsin (SA), Karbonmonoksit (CO) kan zehirleyici gazlar arasındadır. AC ve CK gazları ilk defa Fransızlar tarafından Birinci Dünya Savaşı’nda kullanılmıştır.

Saf dışı edici maddelerin hedefi sinir sistemidir. Geçici olarak fizyolojik ve zihinsel etkiler meydana getirerek personelin görevini yapmasına engel olurlar. Saf edici maddeler arasında; kusturucu maddeler, gözyaşı maddeleri, geçici akıl hastalıklarına sebep olanlar, geçici fiziksel etki gösterenler sayılmaktadır. Kusturucu maddeler bir savaş gazı olarak değerlendirilemeseler de eğitimsiz birliklere karşı maskeyi çıkarttırmak için diğer KHM’leri ile birlikte aynı anda veya hemen öncesinde kullanılabilirler. Kusturucu maddeler; Difenilkloroarsin (DA), Adamzit (DM) ve Difenilsiyonoarsin (DC)’dir. Geçici akıl hastalıklarına sebep olanlar BZ’dir. Geçici fiziksel etki gösterenler LSD’dir.

Göz yaşartıcı gazlar, göz yaşı akmasına ve cilt tahrişine neden olurlar. Gözleri oğuşturma arzusu, cilt ve burun içerisinde iğnelenme hissi, şiddetli baş ağrısı, kusma meydana getirmekle birlikte, etkileri kısa zamanda kaybolur. CN (Clorasetofenon), CNS (Klorpikrin ve kloroform karışımı), CNB (Benzel karbon tetraklorür), BBC (Brom benzil siyanür), ve CS (O-Klorobenzeolmalononitril) gözyaşartıcı gazlar arasındadır.

 

Biyolojik Silahlar

 

İnsanda, hayvanda ve bitkide hastalık oluşturan veya malzemede bozulma meydana getiren mikroorganizma veya mikroorganizma kaynaklı toksinlere Biyolojik Harp Maddesi (BHM) denir. BHM’yi (eklembacaklı vektörleri dahil) fırlatan, dağıtan veya yayılmasını sağlayan herhangi bir malzeme, cihaz veya sistem de biyolojik silah olarak değerlendirilir. BHM’leri genel olarak hastalık yapıcı mikroorganizmalar ve toksinler olarak sınıflandırılmakla birlikte, biyolojik tespit ve teşhis cihazlarının yeteneklerine bir standart olması açısından bakteriler, virüsler ve toksinler olarak da kategorize edilebilmektedir. Anlatım kolaylığı olması açısından, bakteriler, virüsler, riketsiyalar, klamidyalar, mantarlar (fungus) ve toksinler olarak sınıflandırmayı tercih ediyorum.

Bakteriler; basit, tek hücreli, bölünerek çoğalan, uygun şartlarda tek başlarına (canlı başka bir organizmaya ihtiyaç duymadan) yaşama ve üreme yeteneği olan mikroorganizmalardır. Bakteriler önemli ve özellikle insan hayatı için gerekli olup, tüm mikroorganizmaların yaklaşık %65’ini oluşturmaktadırlar. Bilinen 2000’e yakın bakterinin sadece 100 kadarı hastalık yapıcı olup, yararlı olanları maya, aşı ve ilaç endüstrisinde kullanılırlar. İnsanda meydana gelen hastalıkların yarısına bakteriler neden olmaktadır. Bakterilerin sebep olduğu hastalıkların çoğunluğu antibiyotikler ile tedavi edilebilmektedir.

Yaygın olarak bilinen ve hastalık yapan bakterileri; Bacillus Anthracis (Anthrax-Şarbon), Francisella Tularensis (Tularemia), Yersinia Pestis (Plague, Veba), Vibrio Cholerae (Kolera), Salmonella Typhi (Tifo), Bacillus Seraus, Brucella spp. (Brucellosis, suis, melitensis, abortus, canis, ovis) ve Clostridium Perfringes olarak sıralayabiliriz.

 
   

Virüsler, bakterilere göre çok daha küçük olup, protein bir kılıfla sarılmış nükleik asitten (DNA veya RNA) oluşmaktadır. Virüsler bir hücreye sahip olmadığından; çoğalmak, varlığını devam ettirmek için başka canlı hücrelere ihtiyaçları vardır. Bunun için öncelikle hedef hücreye tutunurlar, sonra hücre duvarından hücre içine girerler, hücrenin kaynaklarını kullanarak hücre içinde çoğalırlar ve sonunda ya hücreyi patlatarak (hücre içerisinde o kadar çoğalırlar ki, artık hücre duvarı hücreyi bir arada tutamaz) ya da zarar vermeden hücre dışına çıkıp, çoğalıp varlıklarını devam ettirebilecekleri yeni hücrelere tutunmaya çalışırlar. Ne kadar çok hücre patlatılırsa o ölçüde vücut organına zarar verilir, sonuçta o organın işlevini yitirmesine kadar gidebilir. Antibiyotiklerle tedavi edilemezler, ancak antiviral bileşiklerle tedavi edilebilirler. Ayrıca, virüs kaynaklı enfeksiyonlara karşı bağışıklık sistemini güçlendirecek destekleyici bakım [sıvılar, anti-enflamatuarlar (iltihap/yangı gidericiler) ve iyi bir dinlenme] sıklıkla tek tedavi yöntemi olabilir.

Yaygın olarak bilinen ve hastalık yapan virüsleri; Variola (Smallpox-Çiçek hastalığı), Ebola, Marburg, Influenza (Grip etkeni), Rift Valley Fever, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi, Arjantin Kanamalı Ateşi (Junin), Bolivya Kanamalı Ateşi (Mochupa), Venezüella Kanamalı Ateşi (Guanorito), Hemorrhagic Fever With Renal Sydrome (Hantaan, Dobrava, Saaremaa, Seoul ve Puumala), Lassa Fever, Venezuelan Equine Encephalitis (VEE), Eastern Equine Encephalitis (EEE), Western Equine Encephalitis (WEE), Japanese Encephalitis, Dengue Fever, Yellow Fever, AIDS (HIV), Sandfly Fever, Chickungunya (Alpha) olarak sıralayabiliriz.

Riketsiyalar, hem bakteriler hem de virüsler ile ortak özelliklere sahip, bakterilerden küçük mikroorganizmalardır. Bakteriler gibi metabolik enzimlere ve hücre zarına sahiptirler ve oksijen kullanırlar ve geniş spektrumlu antibiyotiklere karşı dirençli değillerdir. Virüsler gibi de, sadece canlı hücrelerde büyürler. Tifüs, Lekeli Humma ve Q Humması hastalıklarına sebep olurlar. Sıcaklık (70 C‘de 30 dakikadan az olmamak kaydı ile), yüksek ısı, pastörizasyon, kurutma ve dezenfeksiyon ile mikroplar yok edilebilir.

Klamidyalar, ihtiyaçları olan enerjiyi kendisi üretemeyen, bakterilerden küçük olan hücre içi zorunlu parazitlerdir. Virüsler gibi, yaşamak için canlı hücrelere ihtiyaçları vardır. Bakteriler gibi geniş spektrumlu antibiyotiklere karşı dirençli değillerdir. Chlamydia psittaci (Psittakoz) ve Chlamydia trachomatis (Trahom) hastalığına sebep olurlar.

Mantarlar, bakteri ve virüslere göre nispeten karmaşık mikroorganizmalardır. Besin elde etmek için çevrelerine kuvvetli enzimler salgıladıklarından, canlı ya da ölü, çok çeşitli kaynaklardan gelen bileşikleri ayrıştırarak ekolojik sisteme katkı sağlarlar. Mantarlar eşeyli ya da eşeysiz çok sayıda spor üreterek kendilerini çoğaltırlar. Mantarların birçoğu küf veya maya olarak kullanılmaktadır. Ancak, bilinen 100.000 adet mantar türünün yaklaşık %30’u çoğunlukla bitkiler üzerinde olmak üzere parazit ya da hastalık yapıcı olarak yaşar. Mantara bağlı olarak dünya meyve hasadında yılda %10 ile %50 arasında kayıp oluşmaktadır. Tahıllarda da zararlar oluşturmaktadırlar. Claviceps purpurea mantarı çavdarda mahmuz denilen mor yapılar oluşturmaktadır. Enfekte olmuş çavdar una karışırsa, mahmuzlardaki toksin sebebiyle, kangren, sinir spazmı, yanma, halüsinasyon ve geçici cinnet oluşturan ergotizm hastalığı oluşabilmektedir. Mantarlar insan cildinde de, mikozis (saçkıran) ve en yaygın olarak da ayaklarda kaşınma ve kabarcıklara –atletayağı hastalığı- neden olurlar. Atletayağı ve diğer mantar hastalıkları oldukça bulaşıcı olup, mantar losyonları ve pudralar ile tedavi edilrler.

Toksinler, canlı organizmalar tarafından üretilen zehirli ürünlerdir, ancak sentez yoluyla da  üretilebilirler. Toksinler; mikroorganizma, hayvan ve bitki kaynaklı olarak sınıflandırılabilmektedir. Mikroorganizma kaynaklı toksinler arasında Anthrax, Botulinum, Tetanoz, Difteri, Enterotoksin, Shigella Dizanteri, Stophylo Enterotoksin B (SEB) ve Kolera Toksini vardır. Hayvan kaynaklı toksinler; kobra gibi zehirli yılanlardan elde edilenler, yumuşak deniz mercanından elde edilenler ve bazı kurbağa türlerinden elde edilen zehirlerdir. Bitki kaynaklı toksinler arasında ise; Aflatoksin, Tetradotoksin, Ricin, Trichothecene Mycotoksins (T-2), Akonitin, Deniz Kabuğu Zehiri ve çeşitli deniz yosunu ile mayi-yeşil su yosunlarından elde edilen zehirler vardır. Mikroorganizmanın kendisi değil, ancak ürettiği zehir insana zarar verir. Toksinler büyümez veya üremezler. Vücuttaki etkileri doğrudan olup, maruz kalındığındaki belirtileri çok hızlı bir şekilde kendini gösterirler. Çok küçük dozlardaki toksinler hastalığa ve hatta ölüme bile sebep olabilirler.

Biyolojik harp maddeleri (BHM) insan vücuduna çoğunlukla solunum sistemi, sindirim sistemi ve deri yoluyla, bu üç yola nispeten daha az olarak da üreme organları ve göz konjektivaları yoluyla girerler. BHM’leri aerosol (katı ve/veya sıvı parçacıkların havada belli bir süre -duman, sis, pus gibi- asılı olarak kalma durumu) olarak solunum yoluyla, sabotaj (BHM’nin bir insan tarafından hedefe doğrudan doğruya gizlice uygulanması yöntemi) olarak sindirim yoluyla ve eklembacaklı vektörü (enfeksiyonun eklembacaklı, omurgalı veya omurgasız canlılar tarafından bir konaktan diğerine aktarılması) tarafından deri yoluyla yayılırlar. Keşfedilmeleri güç olup, inkübasyon süresi (kuluçka süresi) sonunda. çoğunlukla hastalık meydana geldikten sonra fark edilirler. Yayılma, bulaşıcılık özelliklerinden dolayı geniş alanlara etki ederler. Güneş ışığı, nem, rüzgar, hava stabilitesi, arazi ve yağıştan etkilenirler. Tüm mikroorganizmaların suya ihtiyacı vardır ve kuru ortamda yaşayamazlar. Mikroorganizmalar için ideal nem %20-80 olup genel olarak oda ısısını severler. Sıcaklık arttıkça ölüm oranları artar. Güneşin UV ışınlarına karşı çok hassastırlar. Bu ışınlara maruz kalmak sureti ile genellikle ortalama olarak 8 saat içinde ölürler. Retroaktivite tehlikesi özelliği vardır. BHM’ni taarruzda kullanan için, eğer elinde yeterli tedavi ve/veya korunma yöntemi, panzehir, aşı, ilaç vb. yoksa sonunda dönüp dolaşıp kendisini de vurabilir.

 

 

KAYNAKÇA

Handbook of Toxicology of Chemical Warfare Agents, Ramesh C. Gupta, Third Edition.

US Army Command and General Staff College. Combat Studies Institute. Chemical Warfare in World War I: The American Experience, 1917-1918, by Charles E. Heller. Leavenworth Papers No.10. Fort Leavenworth: September 1984.

Campbell Biyoloji, Dokuzuncu Baskı, Palme Yayıncılık.

Kimya Harbi Kitabı, Biyolojik Harp Kitabı, TSK KBRN Okulu ve Eğitim Merkezi Yayınları.

Biosecurity and Bioterrorism, Containing and Preventing Biological Threats, Jeffrey R. Ryan and Jan F.Glarum.

Life on Earth, E.O. Wilson, Apple Books.

The Medical NBC Battlebook USACHPPM Tech Guide 244, 2000 Edition

Toxıc Warfare, Theodore Karasik, Published 2002 by RAND

https://www.cdc.gov

https://www.science.org/content/article/uk-attack-shines-spotlight-deadly-nerve-agent-developed-soviet-scientists

https://www.armyupress.army.mil/journals/military-review/english-edition-archives/

 


KIMYASAL VE BIYOLOJIK SILAHLAR