Kategoriler: Dergi,
Alt Kategoriler: Şubat,

    1990’lardaki zafiyetini aşmış olan Rusya bu yeni duruma uygun bir zemin kurmaya çalışıyor. Bu zemin diplomatik olduğu kadar askeri yöntemlerle ve hibrid savaşla kurulmak isteniyor.

     İnsana dayalı istihbarat hala önemini korusa da gelişen teknoloji ile birlikte istihbarat ve casusluk faaliyetlerinde dijital yöntemler öne çıkıyor. Günümüzde teknoloji casus yazılımlarla, akıllı telefon uygulamalarıyla hedefteki kişileri adım adım izlemeyi mümkün kılıyor. Dronlar, hackerlar, bilgisayar korsanları istihbarat ve espiyonaj faaliyetlerinin bir parçası durumunda. Casus yazılımlar kullanıcının izni olmadan telefonunun mikrofonuna, kamerasına, mesajlarına, ses kayıtlarına ve rehberine ulaşabiliyor. Hedefteki kişi ya da kurum adeta adım adım izlenebiliyor. İnsanları manipüle etmek için, etkisiz kılmak, itibarsızlaştırmak için özel yaşantıları didik didik edilebiliyor.    

      İstihbarat, casusluk, espiyonaj haberleri son yıllarda artan bir şekilde manşetleri süslüyor. Boşa çıkarılan operasyonlar, kimliği açığa çıkan casuslar, siber saldırılar, seçimlere müdahale iddiaları artık uluslararası siyasetin sık sık gündeme gelen konuları. Bu durum dünyada artan jeopolitik rekabetin bir sonucu.

Türkiye güvenlik ve istihbarat kurumlarında gerçekleştirdiği yeniden örgütlenme sayesinde terör örgütlerinin kılcal damarlarına kadar girerek bunları büyük ölçüde etkisiz hale getirdi. Finans ve insan kaynağına erişimini engelledi ve operasyon yapamaz hale getirdi. Sayısız saldırı ve suikast girişimi önlendi. Dış istihbarat kurumlarının operasyonları da durduruldu.

      2021 yılının Ekim ayında İsrail gizli servisi Mossad’a çalıştığı tespit edilen 15 kişilik bir şebeke çökertildi. Van’da İranlı bir subayı kaçırarak ülkeye götürmek isteyen bir başka casusluk ekibi yine Türk istihbaratı ve güvenlik güçlerince yakalandı.  Yine Ekim ayında uzun süren bir takip operasyonu sonunda Rus istihbaratına çalışan 6 kişi İstanbul ve Antalya'da gözaltına alındı. Beşi Rus biri Özbek bu ajanların Türkiye'deki Çeçen muhaliflere suikast hazırladığı tespit edilmişti.

 

 

       ABD’nin 1990’larda kurguladığı küresel liberal sistem sonuna gelmiş görünüyor. Sovyet bloğunun çöküşü sonrası Avrupa’da doğuya doğru genişleyen Avrupa Birliği ve NATO bugün Rusya tarafından açıkça bir “istila” olarak değerlendiriliyor. Rus Avrasyacılar kendi yakın çevrelerindeki ABD ve müttefiklerinin varlığını istemiyor.

 

      2021 yılının Aralık ayında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin daha sonra yazılı olarak ileteceği talepleri ilk olarak Moskova'da yabancı ülke büyükelçilerine açıkladı. Putin, NATO'dan "güçlü, güvenilir ve uzun vadeli güvenlik garantileri" istediklerini belirterek İttifak'ın doğuya genişleme sürecinin durdurulmasını talep etti. 

Rusya bu çerçevede NATO’dan hukuki bağlayıcılığı da olacak garantiler istedi. 2022 yılı Ocak ayında iletilen talepler Rusya topraklarına yakın noktalarda NATO askerlerinin bulunmamasını, Ukrayna gibi yeni üyelerin NATO’ya alınmamasını istedi.

Bu talepleri ABD ve sonrasında NATO tarafından kabul edilmedi.

 

       Ancak bu girişim Avrupa’da jeopolitik rekabetin boyutlarını ortaya koydu. Avrupa içinde de ciddi bir bölünme göze çarpıyor. Rusya’nın sınırlandırılması konusunda Avrupa Birliği’nden ayrılan Birleşik Krallık çok kararlı bir tutum sergiliyor. Almanya ve Fransa ise Washington ve Londra kadar sert değil.

 

   Bu denklemde Çin’i ve Çin yönetiminin “Kuşak-Yol” stratejisini unutmamak gerekiyor. Rusya’nın Ukrayna konusunda gerilimi tırmandırdığı, Batı’nın da buna aynı sertlikte karşılık verdiği bir ortamda gerçekleşen Rusya-Çin zirvesinin bu açıdan önemi yeni bir ittifaklaşmayı gözler önüne seriyor.

         Ruslar Avrupa’da yeni bir güvenlik mimarisi talep ediyor. Napolyon istilası sonrası Avrupa’da dengeleri yeniden tesis eden 1815 Viyana Kongresi ilk olarak kabul edildiğinde, Birinci Dünya Savaşı sonrası Paris 1919 Barış Konferansı, 1945’teki İkinci Dünya Savaşı sonrası dengeleri belirleyen Yalta Konferansı ve Soğuk Savaş sonundaki 1990 Paris Şartı Avrupa’da güvenliğin hangi dengeler üzerine oturacağını belirlemişti. 1990’lardaki zafiyetini aşmış olan Rusya bu yeni duruma uygun bir zemin kurmaya çalışıyor. Bu zemin diplomatik olduğu kadar askeri yöntemlerle ve hibrid savaşla kurulmak isteniyor.

 

      İşte bu noktada rakip ülkelerin dengesini bozmak, karar mekanizmalarını etkilemek amacıyla beşinci kol faaliyetlerinin giderek arttığını gözlemlemek mümkün. Çok katmanlı yeni dünya düzeninde, dijital devrimin de etkisiyle diplomasi anlık yaşanıyor. Karar vericiler hızlı tepkiler vermeye çalışıyor. Karar mekanizmaları etkiye daha açık, daha kırılgan. Eski yapılarla mevcut demografik, ekonomik ve siyasi sorunlara yanıt vermek giderek zorlaşıyor.

 

           Dijital etki çok önemli ama onun yetmediği yerde insana dayalı istihbarat ve espiyonaj faaliyetlerinin devreye girdiği bir dönemi yaşıyoruz. Yakalanan, kaçırılan, etkisiz hale getirilen casus haberleri sık sık önümüze geliyor. 2021 yılında İsrail Savunma Bakanı’nın evinde bir hizmetlinin casus çıkması, Türkiye’de siyasi kimlik kazanmış eski bir askerin yabancı misyon mensuplarıyla kuşkulu, gizli kapaklı ilişkilere girmesi kimilerini şaşırtırken kimileri artık bunlara alışmış görünüyor.

 

       Avrupa ve Ortadoğu casusluk ve istihbarat savaşlarına yabancı değil. Dünya siyasetinin en hareketli bu coğrafyasında savaş, terör, suikast, askeri darbe, toplumsal olaylar, işgal eksik değil. İsrail’in Batı Şeria, Gazze ve Golan tepelerindeki işgali yarım asırdan fazla bir döneme uzanıyor. Buralarda tutunabilmek, Arap toplumunu baskı ve kontrol altında tutabilmek için İsrail büyük bir istihbarat ağına sahip. Gerek işgal altındaki topraklarda gerekse komşu Arap başkentlerinde İsrail sürekli bir haber alma ihtiyacı içinde. Benzer bir şekilde Şah döneminde İran’ın SAVAK örgütü ayakta kalabilmek için büyük bir şebeke kurmuş, İsrail ve ABD istihbaratından da destek alarak yoluna devam etmişti. İran’ın güçlü başbakanı Musaddık Ajax adlı bir dış istihbarat operasyonu ile devrildiğinde bölge siyaseti ciddi sarsıntılar geçirmişti.

 

        Terörle mücadele eden, Birinci Dünya Savaşı’nda Batılı ülkelerin işgal çabalarına maruz kalan Türkiye’nin durumu bundan farklı değildi. Sovyet istihbaratı on yıllarca Avrupa başkentlerinde sadece muhaliflerini değil kendi adamlarını da yakın takipte tutmuştu. Gizlice çekilen fotoğraflar, ele geçirilen belgeler, askeri planlar, gizli üslerin haritaları, casus uçaklar hep daha stratejik bilgileri alabilmeye, karşı taraftan bir adım öne geçmeye yönelikti. Gerçek hayat öykülerinden esinlenerek yapılan Soğuk Savaş filmleri, romanlar bu konuda hacimli bir külliyat oluşturuyor.

 

        Yine de bunca faaliyete rağmen 1967’de Arap ordularının altı gün içinde İsrail tarafından etkisiz hale getirilmesinde sürpriz unsuru büyük rol oynamıştı. Aynı şekilde Hafız Esad ve Enver Sedat 1973 Yom Kippur bayramında İsrail’i hazırlıksız yakalamıştı. Pek çok askeri darbe önlenemediği gibi İran Şahı Pehlevi’nin SAVAK örgütü İslam Devrimi’nin önüne geçmesini sağlamadı.

 

        Günümüzde Avrupa’nın enerji güvenliği ve küresel stratejilerin kesişim noktası olarak Ortadoğu büyük bir rekabetin tam ortasında bulunuyor. ABD, Rusya ve Çin gibi aktörlerin yanı sıra Türkiye, İran, Irak, Suudi Arabistan, Suriye, İsrail gibi bölge ülkeleri de bu rekabetin tam ortasında. Fransa, Birleşik Krallık, Almanya sürekli fırsat kolluyor. Arap isyanlarından sonra yaşanan iç çatışmalar, rejim değişiklikleri, terör örgütleri üzerinden bölgenin dizaynı çabaları ister istemez istihbarat ve karşı istihbarat faaliyetlerinin artmasına, casusluk eylemlerinin hız kazanmasına yol açıyor.

 

         Artık devletler ve devlet dışı uluslararası sistem oyuncuları rakipleriyle doğrudan çatışmaya girmek yerine karşı tarafın karar mekanizmasını etkilemeye, oyalamaya, içe döndürmeye, etki etmeye yöneliyorlar. Bu doğrudan çatışma ve savaşa oranla hem daha az maliyetli hem de şiddet açısından daha kontrollü görünüyor.

 

     İnsana dayalı istihbarat hala önemini korusa da gelişen teknoloji ile birlikte istihbarat ve casusluk faaliyetlerinde dijital yöntemler öne çıkıyor. Günümüzde teknoloji casus yazılımlarla, akıllı telefon uygulamalarıyla hedefteki kişileri adım adım izlemeyi mümkün kılıyor. Dronlar, hackerlar, bilgisayar korsanları istihbarat ve espiyonaj faaliyetlerinin bir parçası durumunda. Casus yazılımlar kullanıcının izni olmadan telefonunun mikrofonuna, kamerasına, mesajlarına, ses kayıtlarına ve rehberine ulaşabiliyor. Hedefteki kişi ya da kurum adeta adım adım izlenebiliyor. İnsanları manipüle etmek için, etkisiz kılmak, itibarsızlaştırmak için özel yaşantıları didik didik edilebiliyor.

       İstihbarat operasyonları sadece askeri ve siyasi konuları kapsamıyor. Teknoloji casusluğu, şirket casusluğu, bilgisayar korsanlığı gibi konular da espiyonaj faaliyetlerinin bir parçası.

      Son dönemde batı medyasında istihbarat ile ilgili haberlerde, casusluk konularında Ruslar ön plana çıksa da pek çok ülkenin bu faaliyetlere ağırlık verdiğini söylemek yanlış olmaz. Eski Rus subayı Sergey Skripal’e yönelik suikast, muhalif iş adamı Alexander Lavalny ortaya çıkan isimlerdi. 2016 yılındaki ABD Başkanlık seçimlerine Rusların casus yazılımlarla müdahale ettiği iddiaları kamuoyunu uzun bir süre meşgul etti.  Ancak ortaya dökülmeyen pek çok eylemin varlığı biliniyor. Kasım Süleymani’ye ya da İranlı nükleer bilim insanı Muhsin Fahrizade’ye yönelik suikastlar da ciddi istihbarat faaliyetlerinin sonucuydu. Türkiye’nin son dönem terörle mücadelesinde gerek sahada etkisiz hale getirdiği teröristler gerekse yurt dışından adalete teslim ettiği kaçaklar bu alanda gelişen kapasitenin bir sonucu.

 

       Irak, Suriye gibi ülkelerdeki siyasi ve idari boşluk, iç çatışmalar, otorite eksikliği ve bu alanı doldurmak ve domine etmek isteyen ülkelerin askeri, siyasi girişimleri istihbarat faaliyetlerinin artmasına elverişli bir zemin oluşturuyor. İletişimde yaşanan devrim ve bilgiye erişimin kolaylaşması, sosyal medya araçları açık istihbarat olanaklarını da arttırıyor, kitleleri etkiye daha dayanıksız hale getiriyor.

 

       Küresel rekabette öne geçmek isteyen aktörler hedef aldıkları ülkelerin siyasetini, ekonomisini kurgulamak için istihbarat ve espiyonaja daha sık başvuruyor. Bir yandan bilgi toplayarak, analiz ederek diğer taraftan ise manipülasyon yaparak ilerlemeye, rakipleri devre dışı bırakmaya çalışıyorlar.

Örneğin Suriye’de nasıl bir yönetim kurulacaktır? Kimler ön plana çıkmalı kimler saf dışı bırakılmalıdır? Irak’ta nasıl bir güç dengesi kurulacaktır? Türkiye ile İsrail bir araya gelecekse bu hangi aktörler üzerinden yapılacaktır? gibi pek çok tarafı olan konular farklı düzlemlerde, siyasi, diplomatik, askeri ve ekonomik olarak tartışıldığı gibi espiyonaj ve istihbarat faaliyetleri ile de desteklenmektedir.

 

       Buna karşın bölge ülkeleri de kendi faaliyetlerini sürdürmekte istihbarata ve espiyonaj faaliyetlerine yenilmemek için karşı eylemlerde bulunmaktadır. Türkiye’nin de bu ortamda casusluk ve istihbarata karşı koyma faaliyetlerinde ciddi mesafe aldığı görülmektedir.

 

      Türkiye bu dinamik jeopolitik stratejilerin kesişim noktasındadır. ABD’nin Atlantik stratejisi, Rusya’nın Avrasyacılığı, Çin’in kuşak yol stratejisi ve Avrupa’nın Stratejik Pusulası Türkiye ve çevresinde kesişmektedir. Bu rekabette bölge ülkelerinin kiminle hareket edeceği kazananı da belirleyecektir. Bu nedenle Türkiye casusluk faaliyetlerinin doğrudan ve dolaylı hedefidir. Bunlardan bağımsız olarak Türkiye’nin kendi belirlediği pozisyonu ve stratejisi de hesaba katılmalıdır.

 

     Türkiye’nin yaşadığı en büyük istihbarat ve casusluk olayı Fetullahçı Terör Örgütü’nün devletin karar mekanizmalarına sızması, yönlendirmesi ve bilgi sızdırmasıdır. Örgüt özel bilgileri çalan, kaydeden, yabancı ülkelere servis eden, kamuoyunu manipüle için kullanan bir şebeke olarak 15 Temmuz 2016’da darbe girişiminde de bulundu. Örgütün tasfiyesi sonrası Türkiye karşı istihbarat, casuslukla mücadele konusunda toparlandı ve başarı kazandı.

 

       Türkiye güvenlik ve istihbarat kurumlarında gerçekleştirdiği yeniden örgütlenme sayesinde terör örgütlerinin kılcal damarlarına kadar girerek bunları büyük ölçüde etkisiz hale getirdi. Finans ve insan kaynağına erişimini engelledi ve operasyon yapamaz hale getirdi. Sayısız saldırı ve suikast girişimi önlendi. Dış istihbarat kurumlarının operasyonları da durduruldu.

 

       2021 yılının Ekim ayında İsrail gizli servisi Mossad’a çalıştığı tespit edilen 15 kişilik bir şebeke çökertildi. Van’da İranlı bir subayı kaçırarak ülkeye götürmek isteyen bir başka casusluk ekibi yine Türk istihbaratı ve güvenlik güçlerince yakalandı.  Yine Ekim ayında uzun süren bir takip operasyonu sonunda Rus istihbaratına çalışan 6 kişi İstanbul ve Antalya'da gözaltına alındı. Beşi Rus biri Özbek bu ajanların Türkiye'deki Çeçen muhaliflere suikast hazırladığı tespit edilmişti.

 

      Türkiye 2016’dan sonra PKK, YPG terör örgütü ile mücadelesi kapsamında gazeteci kisvesinde örgüt propagandası yapan, istihbarat faaliyetlerinde bulunan pek çok yabancı uyruklu kişinin de çalışmalarını bitirdi.

 

   Önümüzdeki yıllarda bu tür gizli faaliyetlerin daha da kızışacağını söylemek mümkün. Yeni teknolojiler kadar insana dayalı istihbaratın önemi artacak. Jeopolitik rekabet, artan milliyetçilik, ekonomideki daralma, tedarik sorunları, göç gibi sorunlar gerilimi yüksek bir noktada tutmaya devam edecek. Siyasi ve askeri maliyeti yüksek yöntemler yerine daha az maliyetli ama daha karmaşık istihbarat savaşlarına hazır olmak en doğru tutum gibi görünüyor.

 

 


JEOPOLİTİK REKABET İSTİHBARATI ÖNE ÇIKARDI