Kategoriler: Dergi,
Alt Kategoriler: Ekim,

18 Haziran 2021 tarihinde yapılan 13’üncü Cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanarak ülkenin 8’inci Cumhurbaşkanı olan İbrahim Reisi, 5 Ağustos 2021’de yemin ederek resmen görevine başlamıştır. Reisi, göreve başlaması ile birlikte önceliklerini özetle aşağıda yer verilen esaslara dayalı olarak açıklamıştır.

 

-Yolsuzlukla mücadele,

-Halkın zedelenmiş olan güveninin yeniden inşası,

-Yurt dışında yaşayan İranlıların ülkelerine yatırım yapmaları için teşvik edilmesi,

-Nükleer görüşmelere hazır olduklarını ancak baskı altında görüşmeyi kabul etmeyecekleri,

-Afganistan'daki sorunların çözümünün bu ülkedeki halkın iradesiyle kurulacak bir hükümetin oluşturulmasıyla mümkün olacağını, Afganistan'ın güvenliğini İran'ın güvenliği olarak kabul ettiklerini, sadece Afganistan değil, tüm komşu ülkelerin güvenliğinin İran’ın güvenliği anlamına geldiğini ve komşularla ilişkilerin öncelikleri olduğu,

- ABD yaptırımlarını kaldırmak için çalışılacağı.

 

Reisi, bu esasları dikkat alarak uygulamalarına yön vermekte olduğu, önceliğini ise Afganistan, Suriye, Irak ile birlikte Azerbaycan’a verdiği görülmektedir. ABD’nin Afganistan’dan çekilmesi ile oluşan güç boşluğu ve akabinde ABD’nin Irak ile Suriye’den de çekileceğini açıklaması ile oluşacak güç boşluğunu kapatmaya dahil olmak veya mümkün olduğu ölçüde tek başına kapatabilmek, ayrıca Azerbaycan’ın İran tarafından beklenilmeyen şekilde 2’inci Karabağ savaşını kazanmış olması üzerine Azerbaycan ile olan sınır bölgesi bu süreçte İran için önceliği oluşturmuştur.

 

İran’ın Şanghay İşbirliği Örgütü’ne Tam Üyeliği

 

İran, politikalarını uygulayabilmek için yeni oluşmaya başlayan çok kutuplu asimetrik denge modelinde kendine yer bulmaya çalışmaktadır. Bu modelde, her kutbun, güçlü olduğu üstünlüklerini kullanarak düzen belirleyici olmaya çalışacağı öngörülmektedir. Şanghay İşbirliği Örgütü’ne (ŞİÖ) tam üyelik hakkını alan İran, bölgesel ve küresel politikaların belirlenmesinde önemli bir avantaj elde etmiştir. 2001 yılında Çin’de kurulan ŞİÖ, üyeleri arasında iyi komşuluk, güven, dostluk, bölgesel barış, istikrar, terörizmle ve ayrılıkçılıkla mücadele, siyaset, ekonomi, kültür, teknoloji ve eğitim başta olmak üzere birçok alanda iş birliğini geliştirmeyi amaç edinmektedir. Örgüt, bölgesel silahsızlanma ve istikrar için Şangay Beşlisi olarak kurulsa da günümüzde siyasi, askeri ve ekonomik olarak kritik bir konuma sahip duruma gelmiştir.

 

Şanghay İşbirliği Örgütü aslında Şanghay Ruhu denilen bir anlayışı benimsemiştir. Bu anlayışa göre de örgüt hegemonyacı gücün karşısında duracaktır. Bu anlayışın gerçekleşmesi açısından üye ülkeler öncelikle karşılıklı güveni, kültürel çeşitliliğe saygı duymayı ve müzakereler gerçekleştirip ortak kalkınma hedefi oluşturma ilkelerini benimsemektedirler. Örgüt aynı zamanda çok kutuplu bir uluslararası sistemi savunmaktadır ve otoriter rejimleri koruma prensibine sahiptir. Böylece başta Amerika ve Batılı ülkelerin savunduğu liberal demokrasilerin karşısında konumlanan hem bölgesel hem uluslararası bir örgüt olarak karşımıza çıkmaktadır 

 

Kısacası İran, yeni çok kutuplu asimetrik denge modelinde kendi yerini seçmiştir. Bu örgüt vasıtası ile İran, başta Çin ve Rusya olmak üzere örgütün diğer üyeleri ile ticaretini geliştirebilecek ve hidrokarbon satışlarını arttırarak ABD yaptırımlarının neden olduğu, ülke içinde giderek artan ölçüde temel ihtiyaçların karşılanamamasına, fakirleşmeye ve huzursuzluklara neden olmaya başlayan kaynak yetersizliğinin önüne geçebilecektir.

Devlet Başkanları Zirvesi sırasında, Reisi’nin “Uluslararası sistemin kutuplaşmaya ve bağımsız devletler lehine gücün yeniden dağılımına doğru değiştiğini belirtmesi, ŞİÖ’nü; ekonomik, siyasi ve demografik değerlere sahip bir örgüt ve küresel çok taraflılık için "itici bir güç" olarak nitelendirmesi İran’ın örgüt içinde yer almaya verdikleri önemi göstermesi açısından dikkate değerdir.

2008 yılından beri tam üyelik için yaptığı başvuruları, nükleer anlaşmaya uyması, Uluslararası Atom Enerji Ajansı'nın (UAEA) da ABD ve BM yaptırımlarının kaldırılmasıyla anlaşmaya uygunluğunu onaylaması şart koşularak ret edilen İran’ın tam üyeliğe kabul edilmesine; ABD’nin Afganistan’dan çekilmesi ile oluşan güç boşluğunu Körfez’den başlayarak güçlendirmek, örgütün askeri ve ekonomik kapasitesini arttırmak, ABD’nin özellikle Çin’ e karşı yeni ittifak(AUKUS gibi) oluşumlarına karşı daha etkili güç tesis etmek, Çin’in enerji ithalatında güvenliği ve sürdürülebilirliği sağlamak, Çin’in tek kuşak-tek yol projesinin güvenliğini sağlamak şeklinde sıralanabilir.

 

Diğer taraftan, Rusya, Çin ve İran’ın aynı zamanda Irak ve Suriye’de yürüttükleri politikalardaki benzerlik, bölge ülkesi olan İran’ın bu örgüte dahil olmasında rol oynamış olabilir.

 

Buna karşılık ŞİÖ üyeliğini, bir ittifak ve dünya düzeni ile ABD’nin rolü konusunda birleşik bir vizyona sahip bir blok üyeliği olarak gören İran’ın batı hegemonyasını kırma ve yaptırımları kaldırma konusunda ŞİÖ’nün desteğinde olması ile mesafe alabileceğini hesaplamış olabileceği değerlendirilmektedir.

 

İran Afganistan/Taliban ilişkileri

 

İranlılar, Afganistan’ı kendi tarihi topraklarının bir parçası ve Fars/İran kültür havzası olarak görmektedirler. Nitekim İran ders kitaplarında Afganistan’ın, İngiltere’nin politikaları sonucunda İran’dan ayrıldığı yazılıdır. Bu tarihi algılamanın yanı sıra, Afganistan’da Fars dilinin resmî dil olması, Tacik ve Hazaraların bulunması gibi faktörler etnik, dil ve mezhep bağını da ortaya koymaktadır. Bu nedenlerle İran, Afganistan’da etkinliğini varlığını her zaman sürdürmek istemektedir. Ayrıca, 920 kilometrelik sınır komşusu olan Afganistan’da gerçekleşen siyasi hareketliliklerin, İran milli güvenliğini doğrudan etkileme potansiyeline sahip olduğu tarihsel bir gerçekliktir.

 

Taliban'ın 1998 yılında Afganistan'ın kuzeyinde yer alan Mezar-ı Şerif'te İran Konsolosluğunda görevli 8 diplomat ile bir İranlı gazeteciyi öldürmesinden sonra İran Taliban’a karşı muhtemel bir operasyonu göze alarak Afganistan sınırına askeri güç konuşlandırmışsa da gerginlik çatışmaya dönüşmemiştir. İran, bu gerginlik sonrası Taliban’ı terör örgütü ve ideolojik bir düşman olarak tanımlamıştır. Ancak, Afganistan’da ki gelişmeler İran’ın Taliban ile ilişkilerinde politika değişikliğine gitmesine neden olmuştur.

Özellikle ABD’nin geri çekilmesinin giderek artan ölçüde belirginleşmesi ve Taliban’ın Afganistan’da tam hakimiyeti sağlayacağı öngörüsü Taliban ile bir dizi görüşmelerin gerçekleşmesine yol açmıştır. Çin, Rusya ve İran, Taliban ile ilişkileri geliştirerek Afganistan’da kontrolü sağlayabilmek için çaba sarf etmektedirler. İran’ın ŞİÖ’ne tam üye olarak kabul edilmiş olması, Çin ve Rusya’nın konuyu ŞİÖ içinde çözme anlayışının bir parçası olabilir. İran içinde muhafazakarlar ile reformistler arasında Taliban’a bakış açısındaki farklılıkların giderek derinleştiği sırada ŞİÖ’ne tam üyeliğin Taliban ile işbirliği hedefleyen muhafazakarların elini güçlendirdiği söylenebilir.

 

İran’ın Taliban ile yakın ilişki tesis etmek isteğinde; Pakistan ve bazı körfez ülkelerinin Taliban’ı İran aleyhine kullanmak istemelerinin önüne geçilmesi, selefi, radikal ve köktenci grupların hedefi olmaktan çıkma, Taliban’ın güçlenmesinin İran’da “tarihin sonu” ve “ideolojinin sonu” gibi tezleri çürüten köklü toplumsal bir dönüşüm olarak sunulması vb. faktörlerin neden olduğu düşünülmektedir. Bununla birlikte İran’ın, Afganistan’daki çıkarlarının korunmasının yolunu tüm etnik, dilsel, dinsel, mezhepsel ve politik/ideolojik grupları kapsayan bir devletin kurulmasında gören politikası ile Taliban’ın kapsayıcılık anlayışının örtüşmemesi önemli bir sorun alanı olarak görülmektedir. Ayrıca, Afganistan’da Peştun milliyetçiliği eğiliminin hakim olmasını kendisi açısından risk olarak gören İran, bu durumu Pakistan’ın lehine bir gelişme olarak değerlendirmektedir. Bunların dışında, kitlesel göç, ekonomik ilişkiler, Afganistan’daki Şiilerin durumu, sınırdaki Şiilerin Taliban’ın uygulamalarından nasıl etkileneceği gibi ciddi risklerin İran’ı beklediğini söyleyebiliriz. ŞİÖ, bu risklerin aşılmasında İran’ın elini güçlendirebilir.

 

İran-Irak İlişkileri

 

Irak'ı o dönemde diktatörlükle yöneten Saddam Hüseyin’in, 22 Eylül 1980 tarihinde İran'da 1979'da yapılan İslam Devrimi'nin aynısının Irak'ta da uygulayacağından endişe duyarak bu ülkeyi işgal girişimi ile başlayan İran-Irak savaşı 10 yıl sürmüştür.22 Eylül 2021 tarihinde savaşın başlamasının 41’inci yıldönümü geçilmiştir.

 

ABD’nin Mart 2003’te Irak’a yaptığı askeri müdahale ile Saddam Hüseyin rejimini devirmesi ve ülkeyi işgal etmesi sadece Irak’ı değil bütün Ortadoğu siyasetini derinden etkilemiştir. Amerika’nın Irak’a müdahalesinden en karlı çıkan ülkelerden birisi İran’dır. Bu müdahaleyle hem Bağdat’ta İran’a düşman olan Baas rejimi yıkılmış, hem de İran ile yakın ilişki içindeki Şii ve Kürt siyasi hareketlerinin Irak’ta etkisinin artması beraberinde İran’ın nüfuzunun artmasını sağlamıştır. Amerikan işgalinden sonra Irak’ta tesis edilen yeni yönetimin İran ile yakınlaşması bölgedeki siyasi dengeleri değiştirmiştir. Şii ekseninin yükselişi tartışmalarının merkezinde İran ile Irak arasındaki yakınlaşma yer almıştır. Şii jeopolitiğinin yükselmesiyle İran liderliğindeki “direniş cephesi” ile Suudi Arabistan’ın başını çektiği Körfez ülkeleri arasında şiddetlenen bölgesel gerilimin, Arap Baharı ile birlikte Suriye üzerinden örtülü çatışmaya dönüştüğünü görüyoruz.

 

Günümüzde İran’ın Irak’ta Şii çoğunluğa dayanarak hükümeti kontrolü altında tutması, Haşdi Şabi adı verilen sözde anayasal bir güvenlik kurumu ile güvenlik yapılanmasında etkide bulunması, başta Musul ve Kerkük gibi Sünni ağırlıklı şehirlerde Şiiliği yayma çabaları, PKK terör örgütü ile Haşdi Şabi’nin özellikle Türkiye’ye karşı işbirliğini desteklemesi, Irak’ın kuzeyinde kendi topraklarında saldırılarda bulunduğunu iddia ettiği PKK’nın yan örgütlenmesi olan PJAK’a karşı operasyon başlatması, ancak PKK’yı asla hedef almaması İran’ın Irak’ı Şii Hilali’nin bir parçası yapma yolunda emin adımlarla ilerlediğini göstermektedir. Kuzey Irak’ta bağımsız bir yapılanmanın önünün açılmasından sonra Irak’ın önemli bir kısmının İran topraklarına katılabilecek olması veya parçalara ayrılarak katılabileceği göz ardı edilmemelidir

 

İran-Suriye İlişkileri

 

Şii Hilali veya Direniş cephesinin önemli halkalarından birini oluşturan Suriye’de İran ‘ın varlığı İsrail’in bütün karşı duruşuna rağmen azalmadan sürmektedir. Rejime maddi ve askeri en çok destek sağlayan ülke İran’dır.

 

Suriye'nin Türkiye, Irak, Lübnan ve İsrail'e komşuluğu; ülkenin jeopolitik önemini ve bölgesel ve uluslararası ilişkilerdeki stratejik rolünü açıkça göstermektedir. İran'ın jeopolitik ve stratejik rolü nedeniyle, birçok uluslararası ilişkiler uzmanı Suriye'yi dünyanın en büyük küçük ülkesi olarak adlandırmaktadır. İran'ın Suriye'deki varlığının çöküşü, aynı zamanda Lübnan ve Filistin'deki müttefikleriyle de bağlantının kopması anlamına gelir. Aslında Suriye Arap Cumhuriyeti, İran İslam Cumhuriyeti'nin bölgedeki stratejik müttefiki konumundadır. Burada söz konusu olan sadece İran İslam Cumhuriyeti'nin stratejik derinliği değil, aynı zamanda Şam'ın da Orta Doğu'nun geleceğinde ve İran'in ulusal çıkarlarında belirleyici rol oynayan bir hükümet konumunda olmasıdır

 

Hizbullah, İran İslam Cumhuriyeti'nin stratejik bir silahı olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle Suriye, İran ve Hizbullah arasındaki en önemli iletişim köprülerinden biri olduğu ve Suriye'deki rejimin değiştirilmesi bu iletişim köprüsünün kesilmesi anlamına geleceğinden Beşar Esad'ın hayatta kalması İran İslam Cumhuriyeti için büyük önem taşımaktadır. Suriye, son yıllarda İran ile Lübnan Hizbullahı, Filistin Haması ve İslami Cihad hareketleri arasındaki iletişim köprüsü olduğundan, Tahran liderleri için Şam daha önemli hale gelmiştir.

 

28 Ağustos 2021 tarihinde Bağdat’ta gerçekleştirilen “Komşu ve Bölge Ülkeler İş Birliği ve Dayanışma Zirvesi”nde İran Dışişleri Bakanı Abdullahiyan’ın bölgeye dair konular hakkında yaptığı açıklamalar ve sergilediği tutum; İran’ın bölgesel politikalarının geleceğine yönelik bazı ipuçları sunmaktadır. Abdullahiyan’ın zirvedeki konuşmasını Arapça olarak yapması da yine bölgedeki Arap ülkeleriyle olan ilişkilerin önceliğini vurgular nitelikte görülmüştür. İran’ın yeni dönemde “dengeli, aktif ve akıllı” bir dış politika izleyeceğini söylemesi dış politikanın dayandığı esasları belirtmesi açısından önem taşımaktadır. “Zirveye, Suriye Arap Cumhuriyeti’nin katılması gerekliydi.” şeklindeki yakınması da İran’ın dış politika önceliklerinde Suriye’nin konumuna işaret etmektedir. Ayrıca Bağdat Zirvesi’nin hemen ardından Suriye’ye giden Abdullahiyan, bu ziyaretiyle zirvedeki Suriye eksikliğini vurgulayarak İran’ın, Şam yönetimini bölgesel olarak şekillenen yeni sürece dâhil etmek konusundaki kararlılığını göstermiştir.

 

İran-Azerbaycan İlişkileri

 

Azerbaycan'ın kendi topraklarını Ermeni işgalinden kurtarmak için gerçekleştirdiği operasyon sırasında İran sınırları içindeki 35 milyonluk Azeri nüfusunun sergilemiş olduğu hassasiyetten ve operasyonlara verdiği koşulsuz destekten sonra Cumhurbaşkanı Sayın  Erdoğan'ın 10 Aralık 2020'de Bakü'deki Zafer töreni konuşması Tahran rejiminin rahatsız olduğu noktaları gün ışığına çıkarmıştır.

 

İran ile Azerbaycan arasındaki gerilimin dozunun giderek yükselmesinin esas nedeni uzun süreden beri Ermeni işgali altında kalmış Azerbaycan topraklarının işgalden kurtarılmasının bölgede yeni jeopolitik gerçeklikleri ortaya çıkarmasıdır. Toprakları işgal altında kalmış zayıf bir Azerbaycan Cumhuriyeti'nin mevcudiyetini arzu eden İran’ın yıllarca işgalci Ermenistan'a verdiği açık desteğin nedeni de bu olmuştur.

Azerbaycan Cumhuriyeti 28 Mayıs 1918'de ilan edildiğinde İran düşmanca tavır takınmıştır. Bunun kökeni Firdevsi'nin 'Şahnamesi'ne kadar uzanmaktadır. Fars şovenizmi İran devletçilik geleneğinin başarısızlığının suçunu Türklerin üzerine atmaktadır.

 

Son günlerde İran'ın, Azerbaycan Cumhuriyeti'ni tehdit etmesine gelince: burada ana hedefin Türkiye olduğunu bilmemiz gerekir. Molla rejiminin Nahçıvan'ı hedef alması Türkiye'ye verilen mesajdır ve buna yalnız başına cesaret etmesinin imkanı bulunmamaktadır. Bu nedenle ŞİÖ tam üyeliği ile Rusya ve Çin desteğini arkasına almaya çabalamıştır.

 

Azerbaycan toprakları uzun süre Ermeni işgali altındayken BM Güvenlik Konseyi'nin kararlarına rağmen İran, Dağlık Karabağ işgalcilerine her türlü desteği vermiştir. Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan 2008 yılında Başbakan olarak Azerbaycan Ulusal Meclisi'nde yaptığı konuşmasında “öncelikle İran sınırındaki Azerbaycan bölgelerinin kurtarılması gerektiğini” ifade ederek 'Karabağ'daki işgalcilere desteğin büyük ölçüde İran’dan gitmekte olduğunu' gündeme taşımıştır. 2’inci Karabağ Savaşı sonucu İran’ın Dağlık Karabağ ile irtibatının kesilmesi İran’ı rahatsız etmiş, tehdidin boyutu
bir İran Generali’nin “Azerbaycan topraklarına 4 bin füze fırlatabileceklerini” ifade etmesine kadar gitmiştir.

 

İşin İsrail ile ilişkiler boyutuna gelince: her bir bağımsız ülkenin kendisine müttefik seçme ve işbirliği yapma hakkı bulunmaktadır ve Azerbaycan da bu hakkını kullanmaktadır.
Azerbaycan'ın, İsrail ile ilişkileri Tahran rejimini rahatsız ediyorsa, o rahatsızlığı gidermeleri için Ermenistan'a bakmaları gerekecektir. Zira yakın ikili ilişkilere rağmen Azerbaycan'ın bugüne kadar Tel-Aviv'de (ardından Kudüs'te) Büyükelçiliği bulunmadığı halde Ermenistan'ın İsrail'de Büyükelçilik açmasının üzerinden epey zaman geçmiştir.

Sonuç ve Değerlendirme

 

İran’ın esas hedefi ve hayali Şia üzerine kurulu Pers İmparatorluğunu yeniden hayata geçirmektedir. Bu hayalini gerçekleştirmek için her türlü işbirliğine ve kan dökmeye açık bir politika izlemeye devam etmektedir. Belucistan, Abadan ve Huzistan’da ki ayaklanmalar ve çatışmalar İran’ın sonunu adım adım hazırlamaktadır. Müslüman kanı döken ve kendi mezhebi dışında diğer mezheplere hayat hakkı tanımayan bir anlayışın ürünü olan ve İslami değerlerden uzak bu düşünce tarzı giderek zemin kaybetmektedir.

 

 Kaynakça:

https://tr.euronews.com/2021/09/05/iran-cumhurbaskan-reisi-hukumetteki-sart-m-z-tum-yoneticiler-icin-yolsuzlukla-mucadele

 

https://www.setav.org/asya-savunma-platformu-sanghay-isbirligi-orgutu/, Deniz İstikbal-05 Kasım 2019

 

https://www.indyturk.com,/dünya/i̇ranın-şanghay-i̇şbirliği-örgütüne-kabulünün-anlam-ve-sonuçları,Hüda Rauf -23 Eylül 2021

 

https://www.tuicakademi.org/kuresel-gucler-baglaminda-sanghay-isbirligi-orgutunun-rolu-ve-onemi/   Editör-23 Eylül 2021

 

https://www.aa.com.tr/tr/dunya/iranin-afganistan-ve-talibana-yonelik-politikasi-muhafazakarlari-ve-reformistleri-karsi-karsiya-getirdi/2362564, Ahmet Dursun-12 Eylül 2021

 

https://fikirturu.com/jeo-strateji/iran-ve-devletlesen-taliban-sorunu/   Arif Keskin-08 Eylül 2021

 

http://acikerisim.ybu.edu.tr:8080/xmlui/handle/123456789/963

 

Amerikan Askerlerinin Çekilmesinden Sonra İran-Irak İlişkileri -Bayram Sinkaya/SETA Rapor No:9,2013

 

https://21yyte.org/tr/merkezler/bolgesel-arastirma-merkezleri/orta-dogu-ve-afrika-arastirmalari-merkezi/iran-in-suriye-politikasi-ve-milis-gruplari, Köksal Taşkent-09 Mart 2020,21 nci Yüzyıl Enstitüsü

 

https://iramcenter.org/bagdat-zirvesinin-ardindan-iranin-irak-ve-suriye-temaslari/-Hurşit Dingil-01 Eylül 2021,İran Araştırmaları merkezi

 

https://www.indyturk.com/node/419136/t%C3%BCrki%CC%87yeden-sesler/sald%C4%B1rgan-politikalar, Mayıs Alizade -03 Ekim 2021/Independent Türkçe

 

 

 

Ambargo Tarihi Tamamlandı


İRAN: PERS İMPARATORLUĞU HAYALİNDE NEREDE?