Kategoriler: Dergi,
Alt Kategoriler: Ekim,

Giriş

1979 İslam Devrimi’nden bu yana “devrim ihracı” olarak bilinen bir dış politika stratejisi bulunan İran, Şii mezhebi üzerine temellendirilen ve “Velayet-i Fakih” adı verilen dini önderin liderliğinde yapılandırılan otoriter bir siyasal yapıya sahiptir.  Bu yapıyı özellikle tarihsel ya da toplumsal yakınlık içerisinde bulunduğu yakın coğrafyalara yayabilmeyi amaçlamaktadır. Böylece hem kendi devamlılığını sağlayabilecek hem de İran’ın güvenliğini ülke sınırlarının çok ötesinden başlatabilecektir.

İran, hem kendi ulusal güvenlik politikaları açısından hem de bölgesel stratejisi açısından Irak’taki gelişmeleri yakından izlemektedir. İran, çoğunluğu Şii olan Irak’taki Şii gruplar üzerinde etkinlik kurmaya çalışmaktadır. Bu arada Şii Türkmenlerle de yakından ilgilenmektedir.

Irak, nüfusunun % 60’ı Arap, Arap nüfusunun ise % 60’ı Şii’dir. Irak, bin yılı aşkın bir süre Şii entelektüel düşüncenin ana kaynağı olmuştur. Şiiliğin dünyadaki en meşhur dini eğitim merkezi(Havza) Irak’ın ortasında bulunan Necef’tir. Şii türbelerinin en önemlisi olan Hz. Ali’nin türbesi Necef’tedir.

İran’da ise havza olarak Kum şehri bulunmaktadır. Asırlardır İran’ın Kum şehri ve Irak’ın Necef şehri rekabet halindedir. İran’da Ayetullah Humeyni’nin “velayet-i fakih” doktrini Irak’lı Şii alimler nazarında yeteri kadar ilgi görmemiştir. Irak ile İran Şiiler’i arasındaki tartışmanın temelinde “sessiz” ekole bağlı din adamlarının eylemlerini dini aktivitelerle sınırlı tutması gerektiği görüşü ile “eylemci” ekole bağlı din adamlarının siyasi işlerle de ilgilenmeleri gerektiği görüşlerinden doğan farklılık yatmaktadır.

Irak’ta Osmanlı döneminden sonra, Şiiler iktidardan uzak tutulmuş, siyasete ve devlet egemenliğine sahip olan kesim Sünniler olmuştur. Irak’ta özellikle Saddam döneminde, Şiiler’e yönelik idamlara varan baskılar artmıştır.

ABD’nin 2003 yılındaki işgalinin ardından Irak’taki Şii politikasına üç grup yön vermiştir. Bunlar; Irak İslam Devrimi Yüksek Konseyi(IİDYK), Dava Partisi ve Sadr Grubu’dur. Irak’taki Şiilerin lideri olan Ayetullah Ali Sistani, IİDYK’ne daha yakındır.

Sadr grubunun lideri Mukteda Es-Sadr’dır. Sadr grubu ABD işgaline en sert  tepkiyi veren gruptur. ABD karşıtlığı ile geniş kitleler tarafından tanınmıştır 2003 yılında Mehdi Ordusu adı altında silahlı bir birim kurmuş ve ABD askerlerine karşı savaşmıştır. (Mehdi Ordusu’nun ismi 2014 yılında, “Barış Tugayları” olarak değiştirmiştir.)

Irak’taki diğer Şii grup ise merkezi Tahran’da bulunan IİDYK’dir. IİDYK, Sadr grubu rekabet halinde olmuştur. İran’ın siyaset anlayışını benimsemiştir Konsey, “Bedir Tugayları” adlı silahlı bir güce sahiptir. Bedir Tugayları, 17 Kasım 1982’de kurulmuş olup, üzerinde İran istihbaratının büyük etkisi vardır.

Ayetullah Muhammed Bakır el-Sadr’ın teorize ettiği İslami Dava Partisi, Irak Şiilerinin ilk siyasi organizasyonudur. İslâmî Dava Partisi, Necef merkezli Şiî âlimlerin öncülüğünde oluşturulmuştur. Dava’nın Tahran kolu bir süre IİDYK’ne katılmış, ancak velayet-i fakih doktrinini tasvip etmeyerek Konsey’den ayrılmıştır.

ABD’nin işgalinden sonra Irak siyasetindeki yapısal değişiklikler İran’ın bu ülkedeki etkisinin artmasına neden olmuştur. ABD güçlerinin 2011’de Irak’tan çekilmesinden Sonra İran, Irak’ta oldukça etkin bir konuma gelmiştir. 2014 yılında ortaya çıkan Irak Şam İslam Devleti(IŞİD-DAEŞ) tehdidi, Tahran’ın Bağdat üzerinde etkinliğini oldukça arttırmıştır. Sonuçta Irak, büyük ölçüde İran’ın güdümüne girmiştir.

İran’ın Irak Türkmenleri Üzerindeki Etkileri ve Türkiye

İran, Safeviler döneminden itibaren Şii Türkmenlerle ilgilenmiştir. İran’da, Şah Abbas döneminde Kerkük güneyinden İran’a göç eden Oğuz boyuna mensup, “Şahseven” adı ile anılan Şii Türkler bulunmaktadır. Irak’ta Saddam döneminde, Saddamın zulmünden kaçan Şii Türklerin çoğunluğu İran’a sığınmışlardır. İran istihbaratı, Şii Türkmenleri, Dava Partisi, IİDYK ve Bedir Tugayları oluşumunda siyasi ve askeri olarak örgütleyip eğitmiştir.

Musul’a bağlı bir Türkmen kenti olan Telafer’in 2003 yılında devlet görevlileri dışında 450.000 olan nüfusunun tamamı Türk’tür. 2003 yılı verilerine göre, Telafer kent merkezinde Türkmenlerin  %85’i Sünni, %15’i Şii ve Bektaşi’dir. Çevre kasaba ve köylerle birlikte, Telafer’in %10’u Şii ve Bektaşi Türkmen, %90’ı Sünni Türkmen’dir. Aşiret yapısı güçlü ve savaşçı bir yapıya sahiptir. Yine 2003 sayımlarına göre,  Musul’da ise 100.000 civarında, Türkmen bulunmaktadır. Türkmenlerin Irak’ın genelindeki nüfus oranı ise %13 civarındadır.

2004 yılına kadar Irak Türkmenleri arasında Şii-Sünni ayırımı bulunmamaktadır. Telafer’de Irak’lı diğer Şii ve Sünni Türkmenler arasında olduğu gibi büyük bir ılımlılık ve çok boyutlu ilişki hâkim olmuş, Şii-Sünni ayırımı yapılmamıştır. 2004 yılına kadar ılımlı bir Şii anlayışı savunan Telafer’in Şii Türkmenleri arasında 2004 sonrası Sünni Türkmenlerle kışkırtılan gerilim neticesinde Şii radikalizmi artmıştır.

Aslen Telaferli olup, uzun yıllar İran’da sürgünde kalan, 1980 sonrasında Iran’da IİDYK’nin askeri büro başkanı olan ve Bedir Tugayları örgütü de kendisine bağlı olan, Şii Türkmen Muhammed Taki El Mevla, 2003 yılında Saddam rejimi yıkıldıktan sonra, Telafer’e dönmüştür. Ancak Telaferliler başlangıçta onu Telafer’e sokmak istememişlerdir. Taki Mevla, Musul Valisi ve ABD ordusu’nun koruması altında Telafer’e girebilmiştir. Taki Mevla, Telafer’e girdikten sonra, Irak Türkmen Cephesi(ITC) Telafer Öğretmen Evine el koyarak Şii örgütü Meclisi Ala binası olacağını söylemiştir. Taki Mevla, Şii Türkmenleri silahlandırmış, istihbarat, Baasçılara suikast ve Telafer bürokrasisinin Şiileştirilmesi emrini vermiştir. 1980’li yıllarda savaş sırasında esir düşüp İran’a yerleşen 10 kadar daha eski Telaferli gelerek Bedir güçlerinin kurulması ve yönetilmesini gerçekleştirmeye başlamışlardır.  Sonuç olarak Telafer’de ABD Ordusunun Bedir Güçleri örgütü aracılığıyla Şiileştirme ve peşmergeler aracılığıyla uyguladığı Kürtleştirme operasyonları, Sünni Türkmenlere uygulanan şiddet, mezhep savaşı çıkarma amaçlı hile ve entrikaları neticesinde, direniş ve akabinde Şii-Sünni çatışması başlatmıştır.

ABD’nin Irak işgali’ne en büyük direniş hareketi, Telafer’de yaşanmıştır. 2004-2008 yılları arasında büyük bir çatışma dönemi geçiren Telafer’de, önce ABD ordusu ve peşmerge güçlerine karşı, daha sonra da Şii-Sünni çatışmalarında büyük bir direniş gerçekleşmiştir. Operasyonların ana nedenleri, Telafer’in Türk kimliği, coğrafi konumu ve stratejik önemidir. Amaç, Türk kenti Telafer’in Sözde Kürdistan’a katılmasıdır. ABD askerleri ve peşmergeler, ilçede Şii-Sünni çatışması çıkarmak için her yolu denemişlerdir. ABD güçleri, Şiileri ve peşmergeleri Sünni Türkmenlere saldırtmıştır.

2007 yılında Telafer ölü şehir haline gelmiştir. 2003 senesinde 300 bin olan Telafer nüfusunun dört yılda %21-22’si(70.000 kişi) şehri terk etmiştir. Telaferliler 2009 yılı hastane kayıtlarına göre bu çatışmalarda 5.000 şehit vermişlerdir. Telafer’de meydana gelen olaylarda 2.800 kişi ölmüş, 6.000 kişi yaralanmıştır. 2008-2012 yılları arasında Telafer’de düzenlenen intihar saldırıları ve bombalı eylemlerde 140 kişi hayatını kaybetmiş, 380 kişi yaralanmıştır. Telafer nüfusu 2014 yılına gelindiğinde 50 bin kişi kadar kalmıştır. Kent bu defa da, 2014-2017 yılları arasında IŞİD zulmüne maruz kalmıştır.

Irak’ta IŞİD tehdidine karşı kurulan Haşdi Şabi(halk seferberlik güçleri) olarak isimlendirilen silahlı milislerin silahları İran’dan gelmekte, İranlı komutanlar tarafından eğitilmektedirler. Böylece İran’ın siyasi nüfuzu silahlı güçler vasıtası ile daha da artmaktadır. Irak’ta Haşdi Şabi kurulduğunda, Irak topraklarının %20’sine yakını IŞİD’ın denetimine girmiş ve bu felaket, Irak’ta İbadi Hükümetinin en önemli gündem maddesi haline gelmişti. Bu arada Türkmenlerin Telafer, Emirli, Bastamlı, Yengice ve Beşir yerleşim bölgeleri IŞİD’ın eline geçmişti. 2014 yılının Haziran ayında ITC Başkanı Erşat Salihi, Türkmen silahlı gücünün kurulmasını Irak Hükümetinden resmen talep etmiştir.  Bağdat Hükümeti ve Irak Bölgesel Kürt Yönetimi(IKBY) bu teklifi kabul etmemiştir. Türkiye de Türkmenlere silah vermemiştir. Türkmen beldesi olan Emirli iki aydan fazla IŞİD işgalinde onlarca şehit vermiş, onlarca Türkmen kıza tecavüz edilmiş, Türkmenler namuslarını korumak için silah ararken, İran silah vermiş, Telaferli, Emirlili, Tuzhurmatulu ve Beşirli Türkmenler Haşdi Şaabi’nin içinde yer almaya ve silahlanmaya başlamışlardır. Türkmenler için Haşdi Şabi’nin içinde yer almak kaçınılmaz olmuştur. Emirli, Beşir gibi Türkmen Bölgelerini, Türkmen Haşdi Şabi’si kurtarmıştır. Kısacası Türkmenler kendilerini IŞİD tehdidine karşı savunabilmek için Haşdi Şabi’nin içinde yer almışlar ve bu sayede silahlanabilmişlerdir.

Türkmenlerde milliyetçilik, Türkiye sevdası ve Türkiye’ye bağlılık demektir. Türkmen milliyetçiliğinin merkezi Kerkük’tür. Kerkük merkezinde Sünni, güneyinde ise Şii Türkmenler yaşamaktadır. Kerkük güneyindeki Şii Türkmenler, Tuzhurmatu’lu Türkmen Lider Ali Haşim Muhtaroğlu şehit edilinceye kadar Türklüğü Şiilikten daha öncelikli tutmuşlardır. Şubat 2016’da Kerkük’te devasa bir alana “İmam Humeyni Kültür Merkezi” yapılması ve eski ve yeni Şii Türkmen milletvekilleri Muhammed Taki Mevla, Abbas Bayati, Muhammed Casim, Muhammed Mehdi ile Hasan Özmen’in buna destek olması, İran’ın Irak ve Şii Türkmenler üzerindeki etkisini göstermesi açısından önemlidir. Kerküklüler tarafından sözkonusu kültür merkezinin açılışı protesto edilmiştir.

Türkmenler arasında 2004 Telafer Olayları sırasında yaşanan ilk mezhepsel ihtilaf, diğer Türkmen bölgelerinde görülmemiştir. Ancak Irak genelinde mezhepsel ayrışmanın başlaması, özellikle Irak’ın farklı bölgelerinde Şii-Sünni hesaplaşmaları giderek tırmanmaya başlamıştır. 2011 yılında ABD kuvvetlerinin Irak’tan çekilmesinden sonra İran nüfuzunun artması, 2014 yılında IŞİD’in Irak’a girip Türkmen topraklarını işgal etmesi, Türkiye’nin Irak’ta bazı Arap gruplarıyla geliştirdiği ilişkiler ve nihayet Irak’la Türkiye arasında Başika Kampı sorununun patlak vermesi gibi sebeplerden dolayı iki Türkmen kesimi arasındaki ihtilaf, dar çapta olsa da tabana sirayet etmeye başlamıştır. Özellikle Türkmen bölgelerini IŞİD’den kurtarmak amacıyla kurulan Haşdi Şaabi’ye milliyetçi Türkmenlerin katılmaması, Türkmenler arasındaki ihtilaf çatlağını büyütmüştür.

Irak’ta yaşanan olumsuz gelişmelerden Şii ve Sünni Türkmenler ciddi dersler çıkarmıştır. Çünkü Türkmen toplumu IŞİD’den sonra derin sıkıntılar yaşamıştır. Türkmen nüfusunun binlercesinin yersiz ve yurtsuz kalması, İbadi Hükümeti’ndeki tek bakanlığın bile Türkmenlerden alınması, Kerkük’ün tamamen IKBY tarafından ele geçirilmesi, Tuzhurmatu’da sık sık patlamaların meydana gelmesi, Türkmen arazilerinin hiçbir yerde Türkmenlere geri verilmemesi gibi olaylar bütün Türkmenlerin milli şuurunu uyandırmış ve ihtilaflara rağmen asgari müştereklerde buluşmalarını zorunlu hale getirmiştir. Türkmenlerin genelde ortak mağduriyetler etrafında toplandığını söylemek mümkündür. Bunun neticesinde farklı listelerden vekil olan Türkmenlerin parlamentoda bir Türkmen platformu kurarak zaman zaman ortak basın toplantıları düzenlediklerini görmek mümkün olmuştur. Neticede, Şii-İslami Türkmen siyasetçilerin de Şii ağırlıklı Bağdat ve IKBY’den memnun olmadıkları ortaya çıkmıştır.

Barzani’nin 25 Eylül 2017 sözde Kürdistan referandumundan sonra Kerkük, tamamen İran’ın kontroluna girmiştir. Öyle ki, 2018 Irak seçimlerinde, Kerkük’te, Irak Türkmen Cephesi Başkanı Erşad Salihi dışındaki diğer iki Türkmen milletvekilinin seçilmesinde İran istihbaratı oldukça etkili olmuştur.

IŞİD’den temizlenen Telefar’e Irak güvenlik gücü üniformalı Haşdi Şabi, dolayısıyla İran hâkim olmuştur. İran, Haşdi Şabi üzerinden Türkiye’yi ve Türkmenleri etkilemeye çalışmaktadır. 2020 yılında, Haşdi Şabi ve PKK terör örgütü birlikte hareket ederek, Telafer köylülerinin mahsüllerini toplamalarına engel olmuştur. Haşdi Şabi yönetiminin, Telafer ve Musul’dan Türkiye’ye döviz transferini engellemesi de bu yaptırımlardan biridir. Halen Musul ve Telafer’de Irak Türkmen Cephesi bürosu ve bayrağı bulunmamaktadır. Telafer’e sünni Türkmen girememekte, girenler de bir bahane ile tutuklanmaktadır.

Sonuç

Saddam Hüseyin döneminin son bulması ve Amerika’nın işgal sonrası Ortadoğu’da değişen politikası ile İran, Irak’taki nüfuzunu arttırmıştır. Irak’ta 2003 yılından itibaren etkisini genişleten İran, her alanda etkili olmaya çalışmıştır. Bir zamanlar İran’ın düşmanı olan Irak, günümüzde neredeyse tüm kurumları ile İran’ın tahakkümü altına girmiştir. İran ile Irak ilişkileri, İran’ın güdümünde stratejik ortaklığa dönüşmüştür.

Günümüzde İran, her ne kadar Şiiliğin önderliğine soyunmuş görünse de, gizli ülküsü “Farsçılık” olup, amacı geçmişte kaybettiği coğrafyaya en azından nüfuzunu yayabilmek olarak değerlendirilebilir. İran, Irak’ın coğrafi özelliklerini kullanarak Irak üzerinden Ortadoğu’ya yayılma amacı taşımaktadır. Ayrıca İran, güvenliğinin Irak’tan başladığını düşünmektedir. İran, IŞİD sayesinde, Irak’taki gücünü pekiştirmiş ve kendisine muhalif olan Şiileri engellemiştir.

İran, Şii gruplarını Irak’ta nüfuzunu sağlayacak güvenilir işbirlikçi topluluk görmektedir. Diğer taraftan, İran rejiminin “Velayet-i Fakih” tezini en az Şiiliğin temel tezi olarak yerine oturtma çabasına meydan okuyan tek mezhep havzası da Irak havzasıdır. İran bu havzayı ele geçirirse “Dünya Müslümanları Lideri” iddiasını yaşama geçirmede başarılı olacaktır.

Şii Türkmenler İran için önemlidir. İran, soydaşlık bağı itibarıyla Türkiye ve Türkmenler arasında güçlü bir bağın var olduğunu bilmekte, bu nedenle Türkmenlere daha temkinli yaklaşmakta ve hiçbir zaman Türkiye’nin Irak’ta söz sahibi olmasını istememektedir.

Türkiye’nin özellikle 2010 yılından sonra Sünni-Arap ve Kürtlere yaklaşması, Sünni ağırlıklı bir politika izlemesi, Türkiye’nin aleyhine olmuştur. Türkmen partilerinden bazıları Türkiye’den uzaklaşmıştır. Türkiye’nin Irak’ta Şii-Sünni ayırımı yapmadan Türkmen ağırlıklı bir siyaset izlemesi, Türkmenleri her alanda desteklemesi gerekmektedir.

Türkmenler İran’ı, Türkiye ile birlikte bölgenin tartışılmaz iki gücünden biri, Irak’ta sözü geçen bir devlet olarak görmeli, Türkiye’yi de soydaş bir ülke, güç ve ilham alınacak bir kaynak, kurum ve kuruluşlarıyla iş birliği yapılacak bir merkez olarak kabul etmelidir. Irak’ta Şii-Sünni ayırımı yapmadan bütün Türkler “Türklük” bilinciyle tek vücut olmalıdır.

 

DİPNOTLAR

 

 

 Ünal Gündoğan, “Geçmişten Bugüne İran İslam Devrimi: Genel Değerlendirme”, Ortadoğu Analiz, Cilt:3, Sayı: 29, 2011, s. 93-99.

Joyce N. Wıley, Irak Şiileri, Ekin yay., İstanbul, 2004, s.170-177.

M. Serkan Taflıoğlu, “İran İslam Cumhuriyeti’nde Egemenlik ve Meşruiyet Kaynağı ‘Velayet-i Fakih’”, Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, Cilt: 68, No: 3, 2013, s. 95-112.

Göktürk Tüysüzoğlu, “İran’ın Artan Bölgesel Etkinliği ve Yaşanan Krizler Özelindeki Uygulamaları”, ANKASAM, Analiz No:3, Eylül 2017, s.8.

Graham E. Fuller, Türkiye ve Arap Baharı: Ortadoğu’da Liderlik, Eksi Kitaplar yay., Ankara, 2016., s.355.

Pınar Arıkan, II. Körfez Savaşı, (Ed.) Mesut Taştekin, Mehmet Şahin, “ABD’nin Irak’a Müdahalesi ve İran’ın Tutumu”, Platin yay., Ankara, 2006, s.171.

Sadr Ailesi: İran ile ilişkileri ve Irak siyasetindeki yeri", http://www.timeturk.com/sadr-ailesi-iran-ile-iliskileri-ve-iraksiyasetindeki-yeri/haber-142509.

“Muqtada al-Sadr”, http://www.globalsecurity.org/military/world/iraq/al-sadr.htm.

“Al-Mahdi Army/Active Religious Seminary/Al-Sadr’s Group”, http://www.globalsecurity.org/military/world/para/al-sadr.htm. 

Hasan Hüseyin Köse, “Şii Grupların Irak Siyasetine Etkisi 2003-2013”, Jemsos, The Journal Of Europ Middle East Social Science Studies, October,2015, vol:1, Issue:2, s.53-89.

Faleh A. Cabbar, Irak’ta Şii Hareketi ve Direnişleri, Agora yay., İstanbul 2004, s.333-358.

Bayram Sinkaya, “Irak İle İran Arasında Stratejik Ortaklığın Derinleşmesi”, ORSAM Bölgesel İlişkiler Değerlendirmesi:No:19, Aralık 2014, s.1-19.

Ümit Özdağ, Telafer, Fark yay., Ankara, 2008, s.45-65.

Ümit Özdağ, a.g.e., s.99-101.

Ümit Özdağ, “Irak’ta Direnen Bir Türkmen Kenti Telafer”, 16 Nisan 2014, http://www.21yyte.org/tr/arastirma/irak/2014/06/16/7654/irakta-direnen-bir-turkmen-kenti-telafer;

Mahir Nakip, “Haşdi Şaabi ve Türkmenler”, 07 Ocak 2017, http://www.fikircografyasi.com/makale/hasd-saabi-ve-turkmenler.

“Kerkukluler ‘Imam Humeyni Kultur Merkezi’ni protesto etti”, 24 Şubat 2016, https://www.timeturk.com/kerkukluler-imam-humeyni-kultur-merkezi-ni-protesto-etti/haber-130195.

Mahir Nakip, “Türkiye ile İran Arasında Kalan Türkmenler II”, 11 Nisan 2017,

http://www.fikircografyasi.com/makale/turkiye-ile-iran-arasinda-kalan-turkmenler-ii.

Ali Semin, “Başika Krizi ve Türkiye-Irak İlişkileri’nin Geleceği”, BİLGESAM Analiz Ortadoğu, No. 1275, Aralık 2015.

Mahir Nakip, “Irak Türkmenlerinin Bağdat Konferansı ve Değerlendirilmesi”, http://orsam.org.tr/orsam/DPAnaliz/12747, 24.05.2017.

Ambargo Tarihi Tamamlandı


İran’ın Irak Türkmenleri Üzerindeki Etkileri ve Türkiye