Kategoriler: Dergi,
Alt Kategoriler: Mayıs,

Yazarlar

Prof. Dr. Nesrin ÇOBANOĞLU (MD, PhD)

Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi

Tıp Tarihi ve Etik Anabilim Dalı Başkanı

(Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi Uzmanı)

 

Tijen İĞCİ

Doktorant, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü

AB İşleri Uzmanı, Dışişleri Bakanlığı Avrupa Birliği Başkanlığı


 

 

İklim Adaleti

“Yerli Çevre Ağı” kurucusu Tom Goldtooth tarafından 1990 yılı ortalarında açıkça dile getirilen iklim adaleti, geniş anlamıyla, “küresel ısınmanın nedenlerini ortadan kaldırarak Dünya'nın yaşamlarımızı ve tüm canlı varlıkların yaşamlarını beslemeye devam etmesine izin vermek için sera gazı emisyonlarını radikal bir şekilde azaltmak; binek otomobillerin emisyonlarını azaltmak ve daha verimli olan toplu taşımacılığı desteklemek; düşük gelirli topluluklar, beyaz olmayan topluluklar veya fosil yakıt endüstrisinde istihdam edilen işçilerin daha sağlıklı ve daha adil bir ortamda yaşaması ve çalışması için adil bir geçişi teşvik etmek; büyük kasırgaların zarar verdiği topluluklara yardım etmek; tarihsel olarak ve şu anda küresel ısınmadan en çok sorumlu olan sanayileşmiş ulusların sera gazı emisyonlarının azaltılması ile başlatılan bu dönüşüme liderlik etmesini sağlamak; gelişmekte olan ülkelerde şirketlerin sağladığı fosil yakıtı temelli finansmanı durdurmak ve bunun yerine Dünya Bankası ve Dünya Ticaret Örgütü gibi uluslararası kurumların temiz enerji teknolojilerine dayalı sürdürülebilir ve adil kalkınmaya dönüşümü teşvik etmelerini sağlamak; fosil yakıt üretimi ve ticareti yapan şirketleri küresel ısınmadan sorumlu tutmak ve onun yerine yerel, ulusal ve uluslararası düzeylerde demokrasi inşa etmek” şeklinde tanımlanabilir (CorpWatch, 1999: 3).

İklim krizinin birçok farklı alanda eşitsizlikleri derinleştirdiği göz önünde bulundurulduğunda, iklim adaletini bir tür “temel haklar meselesi” olarak yorumlamak mümkündür. Bir diğer deyişle, iklim adaleti uluslararası kalkınmanın merkezine “insan hakları” temelli bir yaklaşım getirmektedir. Amerikalı hukuk profesörü David Monsma’nın da ifade ettiği gibi, iklim adaleti kavramı insan hakları ve ekolojik sürdürülebilirliği birleştirmektedir (Monsma, 2006: 489).

1960’larda özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nde Afro-Amerikalıların çevresel adaletin sağlanmasını teminen devletin vatandaşlarına eşit haklar tanıması zorunluluğu üzerinden yapılan sivil itaatsizlik eylemlerinin bir parçası olarak ortaya çıkan İklim Adaleti Hareketi, iklim krizinin derinleşmesi ve iklim müzakerelerinde devlet dışı aktörlerin de etkisinin artmasıyla birlikte küresel düzeyde ön plana çıkmaya başlamıştır. Bu hareketlerin ilki BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 6. Taraflar Konferansı ile eşzamanlı olarak 2000’de Lahey’de düzenlenen “İklim Adalet Zirvesi”dir (Barabanova, 2013: 62). Resmi iklim değişikliği müzakerelerinin yeterli ve doğru bir şekilde ele almadığı İklim Adaleti mücadelesini sürdürecek radikal bir alternatif ve bu mücadeleyi sırtlayacak bir iletişim ağı geliştirmeyi hedefleyen Zirvede, “iklim değişikliğinin bir haklar meselesi olduğunun kabul edilmesi” ve iklim değişikliğine karşı sürdürülebilir kalkınmayı güçlendirecek “devletler ve sınırlar ötesi işbirlikleri inşa etme” amacı güdülmüştür (iklimİN, 2019: 12).

2002 yılında Johannesburg’da gerçekleştirilen Rio+10’da bir araya gelen ve aralarında gelişmiş ülkeler (Kuzey ülkeleri) ve gelişmekte olan ülkelerden (Güney ülkelerinden) pek çok sivil toplum kuruluşunun (STK’nın) bulunduğu “Uluslararası İklim Adaleti Ağı” Bali İklim Adaleti İlkeleri’ni (Bali Principles of Climate Justice) açıklamıştır. Bu ilkeler iklim adaleti kapsamında yerli halkların temsil hakkına, şirketlerce desteklenen piyasa temelli çözümlerin reddedildiğine, gelişmiş ülkelerin gelişmekte olan ülkelere olan ekolojik borcuna ve bu borçla ilgili olarak kusursuz sorumluluğa tabi olmaları gerektiğine ve kayıp ve zararın yine bu ülkelerce karşılanmasına vurgu yapmıştır (Kaya, 2017: 92). İklim krizini insan hakları ve çevresel adalet perspektifinden yeniden tanımlayan bu 27 ilke, o zamana kadar tamamen teknik bir alana sıkıştırılmış iklim değişikliği müzakerelerinin sosyal adalet ile insan ve yerli topluluklarının haklarına doğru genişletilmesinde önemli bir kilometre taşı olmuştur (iklimİN, 2019: 12).

2004'te Durban İklim Adaleti Grubu Durban’da bir araya gelmiş ve emisyon ticareti gibi “iklim krizine yanlış çözümler” ele alınmıştır. 2007’de Bali’de düzenlenen BMİDÇS 13. Taraflar Konferansı’nda iklim adaleti kampanyalarını örgütlemek üzere, küresel bir koalisyon ve ağ olarak “İklim Adaleti, Hemen Şimdi! (Climate Justice Now! - CJN!)” kurulmuştur. 2009'da Kopenhag'daki BMİDÇS 15. Taraflar Konferansı’nın öncesinde İklim Adaleti Eylemi Ağı (Climate Justice Action Network) kurulmuş ve Konferans sırasında binlerce kişinin sokaklarda “İklim Değişikliği Değil, Sosyal Değişim!” talebiyle yürüdüğü ve “İklim Adaleti! Hemen Şimdi!” sloganlarını attığı protestolarda iklim adaleti söylemi ön plana çıkmıştır (Barabanova, 2013: 61). Ancak Kopenhag Mutabakatının hukuki bağlayıcılığa sahip olmaması, azaltım hedeflerinin yetersiz bulunması ve anlaşmanın insan haklarına göndermede bulunmaması kırılgan nüfuslara yönelik daha güçlü bir koruma amaçlayan taraflar için hayal kırıklığı yaratmıştır. Konferansı takiben Bolivya Devlet Başkanı Eva Morales, 20-22 Nisan 2010’da Cochabamba/Bolivya’da gerçekleşen “İklim Değişikliği ve Toprak Ananın Hakları Dünya Halkları Konferansı” için çağrıda bulunmuştur. 142 ülkeden 35 bini aşkın kişinin katılımıyla gerçekleşen Konferans sonunda Cochabamba Halklar Anlaşması kabul edilmiştir (Kaya, 2017: 94).

İklim krizinden en çok zarar gören ancak sorunun ortaya çıkışında neredeyse hiç payı olmayan grupların talepleri uluslararası iklim müzakerelerinde STK’larca dile getirilmesine rağmen BM müzakerelerinde devletlerin ekonomik önceliklerinin iklim adaleti çağrılarının geri plana atılmasına sebep olması iklim adaleti savunucularının şiddetli tepkilerine yol açmıştır. Küresel ve bölgesel İklim Adaleti ağları özellikle Paris Anlaşması’na uzanan süreçte kırılgan grupların seslerini duyurmalarını sağlamıştır (Kaya, 2017: 99-100).

Paris Anlaşması kapsamında özellikle sanayileşmiş ülkelerce sunulan sera gazı emisyon azaltım hedeflerinin yetersizliği ve tarafların eylemsizliği genç nesil tarafından daha farklı şekillerde protesto edilmeye başlanmıştır. Bu çerçevede 16 yaşındaki İsveçli iklim aktivisti Greta Thunberg’in Ağustos 2018’de başlattığı “iklim için okul grevi (Gelecek için Cuma – Fridays for Future)” tüm dünyaya yayılmıştır. Aralık 2018’de 292 bin birey ve 366 örgüt tarafından imzalanan ve altı başlık altında listelenen “İklim Adaleti için Halkların Talepleri”nin ardından son dönemde dikkat çeken en önemli gelişmelerden biri, farklı ülkelerde hükümetler ve fosil yakıt şirketleri aleyhine ulusal ve uluslararası mahkemelerde açılan davalar ve BM komisyonlarına iletilen şikayetler olmuştur.

İklim Davalarına Giden Süreçte Önemli Bir Kilometre Taşı: İklim Değişikliğinin Azaltılması için Küresel Yükümlülükler hakkında Oslo İlkeleri

1 Mart 2015’te uluslararası hukuk, insan hakları hukuku, çevre hukuku ve diğer hukuk dallarından bir grup uzman, hem, tüm devletler ve teşebbüslerin dünyanın iklimi ve böylece biyosferini savunmak ve korumak için sahip olduğu mevcut yükümlülükleri; hem de, bu yükümlülüklerin yerine getirilmesi için temel araçları ortaya koymak üzere “İklim Değişikliğinin Azaltılması için Küresel Yükümlülükler hakkında Oslo İlkeleri”ni sunmuştur (Ovacık, 2017: 13).

İklim değişikliğiyle ilgili yasal yükümlülüklerin kapsamını tanımlamaya yönelik Oslo İlkeleri’nin başlangıç hükümlerinde, iklim değişikliği ile ilgili eyleme geçme gerekliliğinin tanımlanması, mevcut sıcaklıktaki 2°C’lik artışın geçerli bilimsel kanıtlara göre aşılmaması gerektiğinin belirtilmesi ve devletlerin iklim değişikliği ile ilgili yükümlülükleri konusundaki belirsizliklerin netleştirilmeye çalışılması gerektiği ifade edilmiştir (iklimİN, 2019: 58).

Bu ilkeler, devletlerin ve teşebbüslerin iklim krizi ve bunun yıkıcı etkilerinden kaçınmak için acil tedbirler almasına yönelik hukuki yükümlülükleri ortaya koymakla birlikte, iklim krizinin insan hayatı ve biyosfer üzerindeki tehlikelere karşı insanlığın atması gereken tüm adımları ele alma iddiasında değildir. Bu nedenle aşağıdaki önemli hususlar da önerilmiştir:

  • İklim değişikliğinin insanlar ve diğer yaşam türleri üzerindeki kaçınılmaz etkileri ile insan haklarının kullanılmasına yönelik zararlarını en aza indirecek şekilde uluslararası, ulusal ve yerel aktörlerin görevleri,

  • Bu ilkelerin uygulanmasında sorumluluğu bulunan tüm aktörlerin işlemlerinde şeffaflık,

  • Genel olarak insanlığa, yasama ve yargısal kararlar dahil olmak üzere tüm karar vericilere yönelik olarak iklim değişikliğinden kaçınmak için harekete geçmenin aciliyetini anlamalarını temin etmek için yaygın eğitim inisiyatifleri ve

  • Politikalar, projeler ve uygulamaların iklim etkileri hakkında bilgiye kamusal erişim, ilgili karar alma süreçlerine halkın katılımı ve iklim değişikliğini azaltmaya yönelik çabaları koordine etmek ve uygulamak için uygun kurumların kurulmasına yönelik teminatlar (Ovacık, 2013: 15).

İklim Davaları: İklim Adaletinde Hak Arayışı Çabaları

İklim değişikliğiyle mücadeleyi geciktiren yavaş iklim değişikliği siyasaları karşısında, aktivistler ve hukukçular ulusal ve uluslararası yargı sistemlerini kullanmaya yönelik çabalarını artırmıştır. 2000'lerin başından bugüne dek sayıları giderek artan iklim davaları, iklim eylemini anayasa hukuku, idare hukuku ve özel hukukla ilişkilendiren uluslararası bir hukuk yapısı geliştirmiştir. Başarıyla sonuçlanan davaların birçoğu, iklim adaletini geliştirmeye ve gençlerin iklim hareketinin gerekçelerini daha fazla ön plana çıkarmaya odaklanmıştır.

İklim davaları genellikle iki şekilde açılmaktadır. Bunların ilki “hükümetlere karşı açılan iklim davaları” olup, bu davalar sera gazı emisyonlarının azaltımı ve ticareti, bilgiye erişim, çevresel etki değerlendirmesi ve çevresel izinler, insan hakları, iklim değişikliğine uyum, biyoçeşitliliğin ve ekosistemlerin korunması ve kamu güveni doktrini ile bağlantılı olarak açılmaktadır. İklim davalarının diğer türü ise “işletmelere ve bireylere karşı açılan davalar”dır. Şubat 2020’de Norton Rose Fulbright tarafından yayımlanan incelemeye göre 33 ülkede 1400'den fazla iklim davası açılmış olup bu davaların 1000’den fazlası ABD’de görülmektedir (Norton Rose Fulbright, 2021).

İklim davalarında tipik olarak aşağıdaki beş alanda hak talebinde bulunulmaktadır:

  1. Anayasa hukuku - anayasal hakların devlet tarafından ihlal edildiği iddiasıyla yapılan itiraz

  2. İdare hukuku - Yüksek sera gazı emisyonuna yol açan projelere mevcut yasalar gereğince izin veren idareye itiraz

  3. Özel hukuk - Şirketlere veya diğer kuruluşlara ihmal, kamu güveni ve haksız zenginleşme nedeniyle yapılan itiraz

  4. Tüketicinin korunması - Şirketlere iklim değişikliğinin etkileri hakkındaki yanlış bilgilendirme nedeniyle yapılan itiraz

  5. İnsan hakları - İklim değişikliğine karşı harekete geçilmemesinin insan haklarının korunmasında başarısızlığa yol açtığı iddiasıyla yapılan itiraz.

Küresel ölçekte iklim kriziyle mücadele için bazı uluslararası anlaşmalara varılmış, ulusal ölçekte de birçok ülke bu sorunsalın farklı boyutlarını doğrudan veya dolaylı olarak ele alan hukuki düzenlemeleri hayata geçirmiştir. İklim değişikliği davalarında bu düzenlemeler, iklim değişikliğine ve etkilerine karşı bireysel hakları korumak için ulusal hükümetlerin çabalarının yeterliliği veya yetersizliği konusundaki tartışmalarda kullanılmaya başlanmıştır. Bu kapsamda, bazı ülkelerde mahkemeler, devletlerin iklim değişikliğinin azaltılmasına ve iklim değişikliğinin etkilerine uyuma dair eylemleri veya eylemsizlikleri ile ilgili giderek artan sayıda uyuşmazlıklara dair kararlar vermektedir. Vatandaşlar ve sivil toplum kuruluşları, hükümetlerini iklim ile ilgili taahhütlerinden sorumlu tutmaktadır. Birçok durumda, devletlerin eylemlerine veya eylemsizliğine karşı mücadele etmek için yapılan itirazlar, iklim değişikliğine özgü olmayan anayasal ve yasal hükümlere atıfta bulunmaktadır. Bu gibi durumlarda, siyasi hedeflerin yanı sıra bilimsel hedefleri de içeren uluslararası iklim anlaşmalarına yapılan atıflar bu iddiayı sıklıkla desteklemektedir. (iklimİN, 2019: 58-59).

Bugüne kadar açılan başlıca iklim davaları şunlardır:

  • BM Çocuk Hakları Komitesi Nezdindeki Şikayet

Dünyanın dört bir yanından 12 ülkeden Greta Thunberg’un da aralarında bulunduğu on altı çocuk iklim krizine devletlerin yeterince müdahale etmemesini protesto etmek için 25 Eylül 2019 tarihinde Cenevre’de Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Komitesi'ne önemli bir resmi şikayet sunmuştur. Yaşları 8 ile 17 arasında değişen dilekçe sahipleri, Üye Devletlerin iklim kriziyle baş edememesinin çocuk hakları ihlali teşkil ettiğini iddia etmiştir. Şikayet, BM Çocuk Hakları Sözleşmesi'nin Üçüncü İhtiyari Protokolü aracılığıyla yapılmıştır. Bu Protokol, Protokolü onaylayan bir ülkenin, bu Protokolü onaylamaması halinde, çocukların veya yetişkinlerin doğrudan Birleşmiş Milletler'e bireysel başvuruda bulunmalarına izin vermektedir (UNICEF, 2021).

  • Urgenda İklim Davası (Urgenda Foundation v. State of the Netherlands)


 

Birçok büyük sanayiye ev sahipliği yapan, Avrupa’nın ana limanı olan ve AB ülkeleri içerisinde karbondioksit emisyonlarında beşinci sırada yer alan Hollanda, enerjisinin %7’sini yenilenebilir kaynaklardan elde etmektedir. Urgenda Derneği, aralarında çok sayıda genç bulunan 886 Hollanda vatandaşı ile küresel iklim değişikliğini önlemek için daha fazlasını yapması gerekçesiyle Hollanda Devleti’ne karşı 2015 yılında dava açmıştır. Lahey'deki mahkeme, Hollanda Devleti’nin sera gazı emisyonlarını 2020 yılına kadar 1990 seviyelerine göre %25 oranında azaltılmasına karar vererek, hükümetin emisyonları %17 azaltma taahhüdünü, BM'nin küresel sıcaklık artışını 2°C ile sınırlandırma hedefine yönelik adil katkısını karşılamak için yetersiz bulmuştur. Hükümetin emisyon azaltımını emisyon ticareti veya vergi gibi politika ve önlemler ile gerçekleştirebileceğine hükmeden mahkemenin bu kararı dünyadaki herhangi bir mahkemenin, devletlerin yasal zorunluluklar dışındaki nedenlerle sera gazı emisyonlarını sınırlamaları yönünde verdiği ilk karar olmuştur.


 

Hollanda hükümeti 29 itiraz gerekçesi sunmuştur. 9 Ekim 2018'de, Lahey Temyiz Mahkemesi Bölge Mahkemesinin kararını onamıştır. Mahkeme, Urgenda Derneği’nin iddiasını AİHS'nin yaşam hakkını koruyan 2. maddesi ve özel hayat, aile hayatı, konut ve haberleşme hakkını koruyan 8. maddesi uyarınca kabul etmiş ve Hollanda hükümetinin AİHS kapsamında bu hakları gerçek iklim değişikliği tehdidinden korumakla yükümlü olduğuna karar vermiştir. AİHS'nin 2. ve 8. maddeleri de dahil olmak üzere, Hollanda'nın taraf olduğu anlaşmaların doğrudan etkiye sahip hükümleri uygulama yükümlülüğünü teyit eden mahkeme, Avrupa Birliği'nin İşleyişi Hakkında Antlaşma'nın 193. maddesinde, bir üye devletin AB'den daha iddialı iklim eylemi gerçekleştirmesini yasaklayan hiçbir hüküm bulunmadığını ifade etmiştir (Climate Change Litigation Databases, 2021a).


 

Hollanda hükümetinin açtığı karşı dava sonucu Hollanda Yüksek Mahkemesi 20 Aralık 2019'da davacılar lehine karar vermiştir. Hükümetin iklim değişikliğine ilişkin yükümlülüklerini yerine getirmemesinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi uyarınca üstlendiği insan hakları yükümlülüklerine aykırı olduğuna ve hükümetin sera gazı emisyonları 2020 yılında 1990 seviyelerine oranla en az %25 azaltmasına hükmeden mahkeme, hükümete herhangi bir gecikme olmaksızın iklim değişikliğine karşı daha etkili adımlar atma çağrısında bulunmuştur (Germanwatch, 2021).


 

Urgenda iklim davasının başarısının ardından, dünyanın dört bir yanındaki vatandaşlar, hükümetlerine yetersiz iklim politikaları nedeniyle dava açmıştır. Dava, Belçika, Kanada, Kolombiya, İrlanda, Fransa, Yeni Zelanda, Norveç, Birleşik Krallık, İsviçre ve AB aleyhinde açılan iklim davalarına da ilham vermiştir (Germanwatch, 2021).


 

  • Avrupa Birliği’ne Karşı Açılan Halkın İklimi Davası (Armando Ferrão Carvalho and Others v. The European Parliament and the Council The People's Climate Case)


 

Aralarında çocuklar ve gençlerin de bulunduğu AB ülkeleri (Portekiz, Almanya, Fransa, İtalya, Romanya), Kenya ve Fiji'den iklim değişikliğinden etkilenen on aile ve İsveç'ten bir Sami gençlik derneği, AB’nin 2030 emisyon azaltım hedefinin tehlikeli iklim değişikliğini önlemek için yetersiz olduğunu, 1990’a göre emisyon azaltım hedefinin %40’dan %50-60 oranına yükseltilmesi gerektiğini ve davacıların yaşam, sağlık, meslek seçme ve malvarlığı edinme hakları dahil olmak üzere temel haklarını ihlal ettiği iddiasıyla Avrupa Parlamentosu ve Konseyi aleyhine Avrupa Birliği Adalet Divanı’nda (ABAD) Mayıs 2018'de dava açmıştır.


 

Dava kapsamında AB Emisyon Ticareti Sistemi, Çaba Paylaşımı ve Arazi Kullanımı, Arazi Kullanım Değişikliği ve Ormancılık ile ilgili AB müktesebatının yeterli sera gazı emisyonu azaltımı hedefi içermedikleri gerekçesiyle iptal edilmesi istenmiştir. Ayrıca, yetersiz emisyon azaltımlarının sağlık, eğitim, meslek seçme ve eşit muameleye ilişkin temel hakları koruyan ve çevreyi koruma yükümlülüklerini içeren tepe yasal düzenlemeleri (AB Temel Haklar Şartı, Avrupa Birliği'nin İşleyişi Hakkında Antlaşma (TFEU), Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ve Paris Anlaşması) ihlal ettiği ileri sürülmüştür. Dava, iklim değişikliğiyle mücadele alanında faaliyet gösteren çevre STK'larından oluşan şemsiye bir grup olan İklim Eylem Ağı (CAN) tarafından da desteklenmektedir (Independent, 2021).


 

ABAD esasa ilişkin karar vermemiş, ancak davacıların bu politikalardan yeterli düzeyde ve doğrudan etkilenmedikleri için davayı açamayacaklarını tespit ederek davayı usul gerekçesiyle reddetmiştir. Ayrıca, mahkeme, davacıların, TFEU'nun 263. maddesinin dördüncü paragrafında atıfta bulunulan 'bireysel kaygı' kavramının yorumlanmasının AB Temel Haklar Şartı'nın 47. maddesi kapsamındaki “etkili adli koruma”ya ilişkin temel bir hakla bağdaşmadığı yönündeki iddiasını reddetmiştir. 11 Temmuz 2019'da ABAD’a yapılan temyiz başvurusu sonucunda mahkeme 25 Mart 2021'de, ilk kararı onaylayarak davacıların iddialarını, Avrupa iklim politikasından bireysel olarak etkilendiklerini gösteremediği için daimi gerekçelerle kabul edilemez bulmuştur. ABAD, temyizi reddederek davacıların Avrupa Parlamentosu ve Konseyi tarafından yapılan masrafları ödemelerine hükmetmiştir (Climate Change Litigation Databases, 2021b) .


 

  • Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde (AİHM) Açılan İklim Davaları


 

Union of Swiss Senior Women for Climate Protection v. Swiss Federal Council and Others Verein KlimaSeniorinnen Schweiz v. Bundesrat”: Bir grup İsviçreli yaşlı kadın tarafından kurulan Senior Women for Climate Protection Switzerland adlı dernek, İsviçre’nin küresel ısınmayı güvenli bir seviyede tutmak için gerekli ve yeterli bir emisyon azaltım hedefi koymamasının ve gerekli önlemleri almamasının anayasaya ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (AİHS) aykırı olduğu gerekçesiyle 2016’da İsviçre Federal İdare Mahkemesi’nde İsviçre Hükümeti’ne karşı dava açmıştır. Mahkeme tüm delillere rağmen, 75 yaş üstü kadınların iklim değişikliğinin olumsuz etkilerinden özel olarak etkilendiğinin iddia edilemeyeceği ve bu durumun herkesi eşit şekilde etkilediği gerekçesiyle 2018 yılında davayı reddetmiştir. Kadınlar, mahkemenin verdiği hükmü 21 Ocak 2019’da İsviçre Federal Yüksek Mahkemesi’ne taşımış, Yüksek Mahkeme’nin temyiz kararını reddetmesi nedeniyle İsviçre’de tüm yasal yollar tüketilmiştir. 26 Kasım 2020'de AİHM’ye yapılan başvuruda İsviçre'nin yetersiz iklim politikalarının AİHS'nin 2. ve 8. maddeleri kapsamında kadınların yaşamını ve sağlığını ihlal ettiği, İsviçre Federal Yüksek Mahkemesi’nin 6. madde uyarınca adil yargılanma hakkını ihlal ederek keyfi gerekçelerle davayı reddettiği ve İsviçre yetkililerinin ve mahkemelerinin 13. maddedeki etkili başvuru hakkını ihlal ederek şikayetin içeriği ile ilgilenmediği ileri sürülmüştür. AİHM davayı öncelikli olarak görüşmüş ve İsviçre'yi 16 Temmuz 2021'e kadar savunma yapmaya davet etmiştir (Climate Change Litigation Databases, 2021c).


 

Duarte Agostinho and Others v. Portugal and Others: Mahkeme önüne gelmiş bu ilk iklim davasında davacılar yaşları sekiz ve yirmi bir arasında değişen altı Portekiz vatandaşıdır. Aralarında Türkiye'nin de bulunduğu 33 ülkeye karşı açtıkları davada özellikle 2017’den itibaren olmak üzere, Portekiz’de son yıllarda artan orman yangınlarının küresel ısınmanın bir sonucu olduğunu ve bu yangınlar sonucunda da sağlık sorunları yaşama riski taşıdıklarını ileri sürmüşlerdir. Ayrıca sık yaşanmaya başlanan kuraklık krizlerinin sebze ve meyve yetiştirmeye devam etmelerine ve ailelerinin evinde yer alan su kuyularının kullanılmasına engel olduğunu ve tekrarlayan yangınların da ailelerinin mülklerine zarar verdiğini belirtmiştir. Bu kapsamda davacılar, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin yaşam hakkını düzenleyen 2. maddesi ve özel ve aile hayatına saygı hakkını düzenleyen 8. maddesi bakımından 33 taraf devletin pozitif yükümlülüklerini yerine getirmediklerini, bazı diğer uluslararası sözleşmelerdeki düzenlemeleri de ortaya koyarak ileri sürmüştür. Başvuruda yer verilen uluslararası sözleşmeler arasında, 2. maddesine göre küresel ısınmanın 2100 yılına kadar 1.5C ile sınırlı tutulması kararlaştırılan Paris Anlaşması ve Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi yer almaktadır. 33 ülke Paris Anlaşması çerçevesinde üstlendikleri yükümlülükleri yerine getirmemekle suçlanmaktadır (Topukcu, 2021). Davacıların davanın öncelikli olarak ele alınması talebini kabul eden AİHM, ilgili hükümetlerin bu karara karşı yaptığı itirazı da reddetmiş ve hükümetlere savunma yapmak üzere 27 Mayıs'a kadar süre tanımıştır (DW, 2021).


 

  • Yüzyılın Davası” (Notre Affaire à Tous and Others v. France)


 

Fransa’da faaliyet gösteren dört sivil toplum kuruluşunun (Notre Affaire à Tous, Nicolas Hulot Vakfı, Greenpeace Fransa, Oxfam Fransa) iklim değişikliğiyle mücadelede etkin faaliyet göstermediği gerekçesiyle 2018 yılında Fransa Devleti’ne karşı açtığı davaya ilişkin karar 3 Şubat 2021’de yayınlanmıştır. Paris İdari Mahkemesi, Fransa Devleti’nin, iklim değişikliğiyle mücadelede ve Fransa’nın belirlediği sera gazı emisyon azaltım hedefine ulaşma kapsamında yetersiz kaldığını belirterek devleti kusurlu bulmuştur. Böylece Fransa’da iklim değişikliğinin olumsuz etkilerine maruz kesimlerin tazminat talebinde bulunmak üzere adalete başvurabilmesinin yolu açılmıştır. Bu karar Fransa’da bir mahkemenin ilk kez devletin iklim değişikliğiyle mücadeledeki yetersizlikten sorumlu olduğunu tasdik etmiştir (EKOIQ, 2021).


 

 

İklim Davalarının Son Halkası: Alman İklim Koruma Yasasının Anayasaya Aykırılığı İddiası

Yaşları 15 ila 32 arasında değişen ve Nepal ve Bangladeş gibi farklı ülkelerde yaşayan dokuz gençten oluşan bir grup, 18 Aralık 2019'dan bu yana yürürlükte olan Federal İklim Koruma Yasası'nın (Bundes-Klimaschutzgesetz - KSG) iklim krizini kontrol altına almak ve insani bir geleceğe yönelik haklarını korumak için çok zayıf olduğu ve hükümetin Paris Anlaşması kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmek için yeterli olmadığı gerekçesiyle Federal Anayasa Mahkemesi tarafından gözden geçirilmesi talebiyle dava açmıştır (Germanwatch, 2020). Davacılar arasında yer alan ve Kuzey Denizi’ndeki Pellworm adasında çiftçi bir ailenin kızı olan 22 yaşındaki Sophie Backsen, yükselen deniz seviyesinin aile çiftliğini yok edeceğini ileri sürmüştür.

12 Şubat 2020’de açılan dava Greenpeace, Germanwatch ve Protect the Planet gibi çevre örgütleri tarafından da desteklenmiştir. Bir yıldan daha fazla süren davada 29 Nisan 2021 tarihinde Federal Anayasa Mahkemesi, İklim Koruma Yasası'nın kısmen Anayasaya uygun olmadığına, Yasa’da yer alan 2030’a kadar sunulan sera gazı emisyonu azaltım hedefinin Paris Anlaşması’nda sunulan küresel sıcaklık artışının 2°C’nin altında tutulması (mümkünse 1,5°C ile sınırlandırılması) hedefi ve Avrupa Yeşil Mutabakatı’nın 2050 yılında karbon nötr hedefi ile uyumlu olmadığına, iklimin yeterince korunmaması nedeniyle temel hak ve özgürlüklerin halihazırda ihlal edildiğine ve bu doğrultuda Yasa’nın 2022'nin sonuna kadar gözden geçirilmesine hükmetmiştir (The Federal Constitutional Court, 2021).

Bu dava iki yıldan fazla bir süredir gelecekleri için iklim grevini sürdüren genç nesil bakımından büyük bir zafer olarak yorumlanmış ve dünya çapında devam eden tüm iklim davaları için önemli bir dönüm noktası olarak değerlendirilmiştir. Karar, Greenpeace ve İsveçli aktivist Greta Thunberg’den ilham alan Fridays for Future hareketi dahil birçok çevre grubu tarafından desteklenmiştir. Bu kararın Yeşiller’in hükümete katılmasıyla sonuçlanabilecek Eylül ayındaki seçimlerden önce siyasi yankı uyandırması beklenmektedir (İklim Haber, 2021).

Yeni İklim Taahhütleri Adaletsizliğe Çare Olabilecek Mi?

Nisan ayı yalnızca iklim davaları bakımından değil, aynı zamanda iklim krizine karşı temel aktörlerin taahhütleri ve eylemleri açısından da oldukça hareketli geçmiştir. Bu kapsamda öncelikle AB Konseyi ve Parlamentosu tarafından AB'nin 2050'de iklim-nötr kıta olma hedefini amaçlayan Avrupa İklim Yasası üzerinde 21 Nisan 2021’de geçici mutabakat sağlanmıştır. AB'nin 2050'da karbon nötr olması ve net sera gazı emisyonlarının 2030'da (1990'a göre), kolektif olarak, en az %55 azaltılması hedefini bağlayıcı olarak ortaya koyması öngörülen ve “yasaların yasası” olarak nitelendirilen Avrupa İklim Yasası gereğince bir Avrupa İklim Değişikliği Bilimsel Danışma Kurulu’nun tesis edilmesi, Komisyon'un 2040 için bir iklim ara hedefi önerisi sunması, ayrıca 2050 sonrasında negatif salım sağlanabilmesini teşvik edecek bir hedef belirlemesi gibi hususları içermektedir (European Commission, 2021).

Geride bıraktığımız aydaki bir diğer önemli gelişme, Paris Anlaşması’na geri dönen ABD’nin Başkanı Joe Biden’ın 26 ​Mart'ta 40 ülke liderine ve Avrupa Birliği'ne (AB) gönderdiği davet üzerine Amerika Birleşik Devletleri'nin ev sahipliğinde 21-22 Nisan 2021 tarihlerinde düzenlenen çevrimiçi İklim Zirvesi olmuştur. 40 ülkenin devlet ve hükümet başkanlarının katıldığı Zirvede bazı ülkelerin sunduğu yenilenmiş taahhütler şunlardır (U.S. Department of State, 2021):

  • Zirvenin ev sahibi ABD 2030 yılına kadar sera gazı salımını 2005'e kıyasla yarı yarıya indirmeyi amaçladığını beyan etmiştir.

  • Kanada 2030 yılına kadar sera gazı emisyonlarını %40-45 oranında azaltmayı hedeflemektedir.

  • Japonya 2013 yılına kıyasla atmosfere %46 oranında daha az karbondioksit salacağını açıklamıştır.

  • Çin Kigali Değişikliğine katılacağını, karbondioksit harici sera gazlarının kontrolünü güçlendireceğini, kömürle çalışan elektrik üretim projelerini sıkı bir şekilde kontrol edeceğini ve kömür tüketimini azaltacağını ve 2060'dan önce sıfır karbon emisyonuna ulaşmayı planladıklarını belirtmiştir.

  • Hindistan, 2030 yılına kadar 450 GW yenilenebilir enerji hedefini yinelemiş ve bu doğrultuda iklim finansmanı ve temiz enerji inovasyonunu hızlandırmak için "ABD-Hindistan 2030 İklim ve Temiz Enerji Gündemi 2030 Ortaklığı"nın başlatıldığını duyurmuştur.

  • Türkiye, bugüne dek sürdürdüğü tutumu yineleyerek, 2015 yılında sunulan Niyet Edilen Ulusal Katkı Beyanı çerçevesinde 2030 yılına kadar sera gazı emisyonlarında yüzde 21'e varan azalmanın hedeflendiğini ifade etmiştir.

  • Arjantin, Ulusal Katkı Beyanını güçlendirecek, yenilenebilir enerjiye daha fazla odaklanacak, metan emisyonlarını azaltacak ve yasadışı ormansızlaşmayı sona erdirecektir.

  • Birleşik Krallık, 2035 yılına kadar 1990 seviyelerinin altında %78 sera gazı azaltımı yapacaktır.

  • Avrupa Birliği, net sera gazı emisyonlarını 2030'a kadar en az % 55 oranında azaltacak olup, 2050 itibariyle karbon-nötr olmayı hedeflemektedir.

  • Güney Kore, denizaşırı kömür finansmanını sonlandıracak ve 2021’de 2050 net sıfır hedefi ile tutarlı olması için Ulusal Katkı Beyanını güçlendirecektir.

  • Brezilya, 2050 yılına kadar net sıfır emisyona ulaşmayı, 2030 yılına kadar yasadışı ormansızlaşmayı sona erdirmeyi ve ormansızlaşma uygulamaları için çifte finansman sağlamayı taahhüt etmiştir.

  • Güney Afrika, Ulusal Katkı Beyanını güçlendirmeyi ve sera gazı emisyonlarının öngörülenden on yıl önce (2025'de) zirveye ulaşacağını açıklamıştır.

  • Rusya, tüm kaynaklardan karbon yakalama ve depolamanın yanı sıra atmosferden karbon tutulumunun önemine dikkat çekmiş ve metan konusunda uluslararası işbirliği çağrısında bulunmuştur.

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) 1,5°C Özel Raporu’na göre, Paris Anlaşması’nda küresel ısınma düzeyinin 1,5°C’de sınırlandırılmasına yönelik hedefe ulaşılabilmesi halen mümkün olmakla birlikte kolay olmayacaktır. Buna göre, 2030 yılına kadar 2010 yılına göre insan kaynaklı karbondioksit emisyonlarının mutlaka %45 oranında azaltılması ve 2050 yılına değin net sıfır salıma düşmesi gerekmektedir. Bu ise, enerji, sanayi, tarım, konut, ulaştırmadan kaynaklanan karbondioksit emisyonlarının 2050 yılına gelindiğinde 2010 yılına göre %75-90 oranında azaltılmış olması anlamına gelmektedir (IPCC, 2018). Ancak tüm ülkeler Paris Anlaşması kapsamında sundukları Ulusal Katkı Beyanlarını tam olarak gerçekleştirse bile küresel sıcaklık artışının 2100’e kadar 2,8-3,1°C olması öngörülmektedir. Bu çerçevede, yukarıda bahsi geçen yenilenmiş taahhütler de iklim değişikliğini durdurmaya yetmeyecek ve iklim davaları ve protestoları artmaya devam edecektir.

 

 

Yararlanılan Kaynaklar

Barabanova, Y. (2013), Emerging Climate Justice Discourse: Perspectives of Grassroots Networks in the UK, dissertation submitted to the Department of Environmental Sciences and Policy of Central European University in part fulfillment of the Degree of Doctor of Philosophy, Budapest.

Climate Change Litigation Databases (2021a), “Urgenda Foundation v. State of the Netherlands (http://climatecasechart.com/climate-change-litigation/non-us-case/urgenda-foundation-v-kingdom-of-the-netherlands/) (03.05.2021).

Climate Change Litigation Databases (2021b), “Armando Ferrão Carvalho and Others v. The European Parliament and the Council The People's Climate Case (http://climatecasechart.com/climate-change-litigation/non-us-case/armando-ferrao-carvalho-and-others-v-the-european-parliament-and-the-council/) (03.05.2021).

Climate Change Litigation Databases (2021c), Union of Swiss Senior Women for Climate Protection v. Swiss Federal Council and Others (http://climatecasechart.com/climate-change-litigation/non-us-case/union-of-swiss-senior-women-for-climate-protection-v-swiss-federal-parliament/) (04.05.2021).

CorpWatch, (1999), Greenhouse Gangsters vs. Climate Justice. Autumn Press.

Deutsche Welle (DW) (2021), AİHM'de Türkiye'ye karşı iklim davası” (https://www.dw.com/tr/aihmde-t%C3%BCrkiyeye-kar%C5%9F%C4%B1-iklim-davas%C4%B1/a-56714464) (04.05.2021).

EKOIQ (2021), Fransa’da Yüzyılın Davası’nda Tarihi Karar: Devlet İklim Değişikliği Mücadelesinde Yetersizhttps://ekoiq.com/2021/02/04/fransada-yuzyilin-davasinda-tarihi-karar-devlet-iklim-degisikligi-mucadelesinde-yetersiz/ (04.05.2021).

European Commission (2021), Commission welcomes provisional agreement on the European Climate Law (https://ec.europa.eu/commission/presscorner/detail/en/IP_21_1828) (03.05.2021).

Independent (2021), EU taken to court by families in Peoples Climate Caseover inadequate 2030 emissions target(https://www.independent.co.uk/climate-change/news/eu-emissions-targets-peoples-climate-case-change-european-parliament-global-warming-a8367146.html) (04.05.2021).

Intergovernmental Panel on Climate Change (IPCC), (2018), Summary for Policymakers. In Global Warming of 1.5°C: An IPCC Special Report, Geneva: World Meteorological Organization.

İklim Değişikliği Alanında Ortak Çabaların Desteklenmesi Projesi (iklimİN), (2019), İklim Mücadelesinde Ekonomik, Sosyal ve Ekolojik Adalet, İklim Değişikliği Eğitim Modülleri Serisi 16, Ankara.

Kaya, Y. (2017), “Paris Anlaşmasını İklim Adaleti Perspektifinden Değerlendirmek”, Uluslararası İlişkiler, Cilt 14, Sayı 54, 87-106.

Mallett, D. and Nagra, S. (2020), "Climate change litigation - what is it and what to expect?” (https://www.kwm.com/en/au/knowledge/insights/climate-change-litigation-what-is-it-and-what-to-expect-20200227) (02.05.2021).

Monsma, D., (2006), “Equal Rights, Governance, and the Environment: Integrating Environmental Justice Principles in Corporate Social Responsibility”, Ecology Law Quarterly, Vol. 33, No: 2, 486-91.

Norton Rose Fulbright, (2021), Climate Change Litigation Updatehttps://www.nortonrosefulbright.com/en/knowledge/publications/7d58ae66/climate-change-litigation-update (02.05.2021).

Ovacık, G. (2017), Küresel İklim Değişikliği Yükümlülükleri Hakkında Oslo İlkeleri: İklim Adaleti Mücadelesinde Uluslararası ve Yabancı Mahkeme Kararları. [Özlüer, I.Ö. (der.)] Ekoloji Kolektifi Yayını: Ankara.

Topukcu, A. (2021), Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin “İklim Krizi”ne Olası Yaklaşımı Üzerine Düşünceler”, 8 Ocak 2021, Kadir Has Üniversitesi Hukuk Fakültesi (https://law.khas.edu.tr/tr/avrupa-insan-haklari-mahkemesinin-iklim-krizine-olasi-yaklasimi-uzerine-dusunceler) (04.05.2021).

United Nations International Children's Emergency Fund (UNICEF) (2021), “16 children, including Greta Thunberg, file landmark complaint to the United Nations Committee on the Rights of the Child (https://www.unicef.org/press-releases/16-children-including-greta-thunberg-file-landmark-complaint-united-nations) (02.05.2021).

U.S. Department of State (2021), Leaders Summit on Climate https://www.state.gov/leaders-summit-on-climate/ (02.05.2021).


 

 Arjantin, Brezilya, Fransa, Almanya, Hindistan, Marshall Adaları, Nijerya, Palau, Güney Afrika, İsveç, Tunus ve Amerika Birleşik Devletleri.

Avusturya, Belçika, Bulgaristan, GKRY, Çekya, Almanya, Yunanistan, Danimarka, Estonya, Finlandiya, Fransa, Hırvatistan, Macaristan, İrlanda, İtalya, Litvanya, Lüksemburg, Letonya, Malta, Hollanda, Norveç, Polonya, Portekiz, Romanya, Rusya, Slovakya, Slovenya, İspanya, İsveç, İsviçre, Birleşik Krallık, Türkiye ve Ukrayna.

 

 


İKLİM ADALETİNİN YENİ YÜZÜ: İKLİM DAVALARI