27 Eylül- 9 Kasım 2020 tarihleri arasında Azerbaycan Cumhuriyeti’nin 30 yıldır Ermeni işgalinde olan topraklarını geri almak için başlattığı savaş, zafer ile sonuçlandı. Öyle ki Ermenistan büyük bir yenilgiye uğramış ve Azerbaycan Askeri güçleri topraklarına kavuşmuştur. 9 Kasım 2020 gecesi Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya arasında imzalanan anlaşmaya göre Kelbecer, Ağdam ve Laçın savaşılmadan (askeri güç kullanılmadan) boşaltılarak Azerbaycan’a teslim edilmiştir. Rusya, bölgede savaşsız boşaltılan şehirler, bunların Azerbaycan’a teslimi, Hankendi bölgesindeki Ermenilerin evlerine dönmesi, ateşkesin sağlanması ve en nihayetinde iki devlet arasında suların durulması misyonunu üslenirken, Türkiye de ordusu ile birlikle yeni yaratılacak olan ortak barış merkezinde yer alacağını bildirdi.

SSCB’nin çözülmesi ve Azerbaycan’ın 1991 yılında bağımsızlığını kazanmasından beri ilk defa ülkenin ulusal güvenliği böyle tam teşekküllü olarak sağlandı. Fakat, Dağlık Karabağ ve civarında bulunan yedi şehrin boşaltılmasıyla birlikte çok farklı boyutlarda yeni güvenlik sorunları ortaya çıktı. Bu yazı, II. Karabağ Savaşı sonrası ulusal güvenlik meselelerinin nasıl ortaya çıktığı, söz konusu süreçte Azerbaycan’ın yürüttüğü politika ve savunma stratejileri ele alınacaktır.

Kafkasya bölgesinin genel güvenlik meselesinden bahsederken öncelikle Rusya’nın 19. yüzyıldan beri değişmeyen klasik güvenlik akımı olan Realist akım üzerinden politikasını kurduğunu ve sürdürdüğünü belirtmek gerekir. Özellikle de katı askeri güvenliği öne çıkaran bir anlayış hâkim olmuştur ve bu anlayış Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra da pratikte Kafkasya’da uygulanmıştır.

Realist akıma göre devletin en önemli işlevi ‘güvenliğin sağlanmasıdır’. Devlet ve ulus güvenliği odaklı bir güvenlik anlayışı hakimdir. En temelde askeri güvenlik bu devletlerin merkezi odak noktasıdır. Realist akımda soğuk savaş bitene kadar güvenliğin sadece askeri araçla sağlanabileceği fikri kabul görür. Soğuk savaş bittikten sonra ise Realist okulu tarafından yaygınlaştırılan askeri güvenlik kavramı sorgulanmaya başlanmış ve eleştiriler arasında askeri güvenlikten ziyade siyasal, toplumsal, bireysel, çevresel, küresel güvenliğin de askeri güvenlik kadar önem arz ettiği vurgulanmıştır.

Gelgelelim ki, Rusya’nın Kafkasya bölgesinde hâlâ klasik askeri realist güvenlik politikası yürüttüğü ve hatta bazen nostaljik SSCB duygulara (emperyalist) kapıldığı görülür. II Karabağ Savaşı sonrası da benzer durumun yaşandığı bilinen bir gerçektir. Rusya 1991 yılında SSCB’nin çözülmesinden sonra Batıyla bir ‘centilmenlik anlaşması’ yaparak Batı’nın ‘Avrupa’ya dönmesi’ ve Rusya’nın da eski SSCB coğrafyasında hâkim güç olarak kalmasını kabullendirmiştir. Bundan dolayı da günümüze kadar Kafkasya’da baskın güç olarak varlığını hissettirmiştir. Örneğin, Gürcistan’ın Batı’ya entegre olma politikasını 2008 yılında 5 günlük savaşla ağır cezalandırmış, Gürcistan’da hukuk dışı ilan edilen “iki kukla devleti” Abhazya ve Güney Osetya’nın bağımsızlıklarını tanımıştır. Gürcistan ise karşılığında Batı’dan beklediği desteyi alamamış ve bugüne kadar sınırlarındaki çatışma hâlâ aktif olarak devam etmiştir. Bu savaşla da Rusya, dünyaya bölgede hegemonya gücün kendisi olduğunu tekrar hatırlatmıştır.

II. Karabağ Savaşı’nda Azerbaycan, Gürcistan’ın düştüğü pozisyona düşmemek için Karabağ meselesinde ihtiyatlı davranarak daha sağlam adımlar atmıştır. Belirtilen savaş ile Azerbaycan sadece işgal altında olan topraklarını almamış, aynı zamanda Kafkasya’da yüz yıllardır değişmeyen jeopolitik dengeyi yerinden oynatmıştır. Realizmin 3 esas kuramından biri olan “güç dengesi” kuramını uygulamaya çalışan Azerbaycan, Rusya tehdidini kardeş ülke Türkiye’nin desteğini alarak dengelemeye çalışmış ve başarılı da olmuştur.

Güç dengesi kuramında savaşa girişen ülke, kendi güvenliğini sağlamak için ya başka bir devletin desteğini alır ya da silahlanma yoluna gider. Azerbaycan’ın teorideki bu bilgileri uygulamaya koyduğunu görmek mümkündür. Nitekim ulusal güvenliğini sağlamak açısından hem içeride orduyu güçlendirerek yeni silahlar almış hem de dışarıda Rusya baskısını bertaraf etmiştir. Rusya ise Ermenistan’ın Batı’ya entegre politikası yürüttüğünü görerek bu sefer Ermenistan’ı Azerbaycan’ın eliyle cezalandırmak için ses etmemiş ve diğer taraftan da Türkiye’yle olan enerji ve ticaret üzerine kurulu olan strateji ortaklığını riske atmama yolunu seçmiştir.

Görünüşe göre savaşın sonunda Ermenistan’dan başka her üç taraf Azerbaycan, Türkiye ve Rusya kazançlı çıkmıştır. Bir tarafta topraklarının bölünmezliğini temin eden Azerbaycan, diğer tarafta Kafkasya’nın değişmeyen güç dengesini yerinden oynatan ve Türkiye’nin “arka kapısı” olan Nahçıvan’ı ablukadan çıkararak Azerbaycan’a kapılarının açılmasını temin eden Türkiye, diğer taraftaysa son anda barış gücünü bölgeye intikal ettirmeyi başararak hâlâ Kafkasya’da baskın güç olduğunu ve Kafkasya’nın kendisine ait bir ‘arka bahçe’ olduğunu kanıtlamaya çalışan Rusya.

Savaş bitmesine rağmen ulusal güvenlik meselesi aktif bir şekilde devam ettiğinden bir an önce yeni bir ulusal savunma stratejisi geliştirilmesi gerekmektedir. Her şeyden önce ‘Rusya barış gücünün (1960 Asker) Karabağ bölgesine girmesinin Azerbaycan’ın bağımsızlığı için bir tehdit oluşturuyor mu?’ sorunsalı ele alınmalıdır. Eğer, sorun teşkil ediyorsa, Azerbaycan nasıl bir savunma ve güvenlik stratejisi izlemelidir? Rusya’nın ‘arka bahçesine’ Türk askerinin girmesi ne zaman gerçekleşecek? Bilindiği üzere, 17 Kasım 2020 tarihinde kabul edilen tezkerede Türkiye’nin, Azerbaycan’da yaratılacak olan barış kontrol merkezinde Rusya’yla birlikte olacağı anlaşılmıştı. Şimdiye kadar Türk ordusunun bölgeye intikal edip etmediği kamuya açıklanmadı. Ancak Azerbaycan’ın politik ve askeri dengeyi korumak, bölgede bulunan Rus ordusuyla yaşanabilecek potansiyel çatışmaları engellemek ve Rusya’nın bu topraklarda bağımsız kararlar alabilmesinin önüne geçebilmek için Türkiye’nin de bölgede bulunmasını sağlayacak adımlar atılmalıdır.

Türkiye’nin bölgede siyasi ve askeri olarak etkinliğinin artması, Rusya’nın hegemonik gücünü kaybettiği veya gücünün azalıp azalmadığı sorusuna kesin bir cevap vermek güçtür. Rusya bir taraftan Türkiye’nin Kafkasya’da artan nüfuzuna sessiz kalırken, diğer taraftan da askeri gücünü Karabağ bölgesine intikal ettirerek Azerbaycan’ın bağımsızlık kazandığı tarihten bu yana hiç olmadığı kadar ‘içeriye’ girmiş durumdadır. Rusya’nın elinde her an pimini çekeceği, patlamaya hazır bomba gibi Azerbaycan’a karşı kullanabileceği bir siyasi ve askeri baskı mekanizma vardır. Bundan dolayı Azerbaycan, hızlı bir şekilde yeni pro-aktif ulusal savunma stratejisini geliştirmeli ve olası tehditlere karşı ihtiyatla karar verilmiş hamleler yapmalıdır. Türkiye-Azerbaycan askeri ve siyasi birlikteliğinin İkinci Karabağ Savaşı sırasında olduğu gibi savaş sonrasında da olası güvenlik tehditlerine karşı bir ‘caydırma politikası’ niteliğinde olacağı öngörülmektedir.

Azerbaycan şimdiye kadar saldıran değil de savunmacı realist politika izlediğini göz önünde bulundurarak savaş sırasında topraklarını savunduğunu ve geri aldığını ve savaş sonrasında da aynı şekilde arazi bütünlüğünü savunma amaçlı strateji geliştireceğini öngörebilir. Fakat bölgede savunma stratejisinin sadece askeri araç olarak görülmesi doğru değildir. Geçtiğimiz günlerde 9 Kasım 2020 beyanının uygulanması çerçevesinde Kelbecer, Ağdam ve Laçın şehirlerinin savaş olmadan Azerbaycan’a teslim edilmesi gerekirken Rusya barış gücünün de bulunduğu bölgelerde Ermenilerin terk ettikleri sahalarda ormanları ve köyleri yaktığı, ağaçları kesip İrevan’a taşıdığı, bölgenin ekosistemine zarar verdikleri ve Rusya barış gücünün söz konusu durum karşısında sessiz kaldığı görülmektedir. Bu durumdan çıkarılacak kıssa nedir peki? Sadece güç dengeleme politikasıyla bu tür güvenlik açığının önüne geçmek mümkün değildir.

Bildiğimiz gibi, SSCB’nin çözülmesinden sonra uluslararası güvenlik sisteminin realizm kuramı eleştirilmiş ve Kopenhag Üniversitesi’nden Ole Waever ve London School of Economics’ten Barry Buzan tarafından yeni bir ulusal güvenlik öğretisi geliştirilmiştir. Yeni kuram “Kopenhag Okulu” adını alırken esasında sektörel güvenlik yaklaşımı stratejisini geliştirdiği anlaşılmaktadır. Güvenliğin sektörel yaklaşımı sadece askeri değil devletin 5 farklı dalda-toplumsal, siyasi, askeri, ekonomik ve çevresel- güvenliği sağlamasını analiz eder.

Azerbaycan işgal altındaki topraklarını askeri operasyon yaparak almasına rağmen sektörel güvenliği sağlaması kolay olmayacaktır. Tüm bunlara boşaltılan şehirler ve Karabağ bölgesinin çevresel, ekonomik, toplumsal ve siyasal güvenliği de dahildir ki bahsi geçen durumlar askeri olmayan en önemli ulusal güvenlik seviyesindeki meselelerdir. Kelbecer’in ekosistemine Ermenilerin bölgeyi terk etmeden önce verdiği zarar bu duruma örnektir. Rusya barış gücünün şahit olduğu bu “Vandalizm’i”, Hankenti’ndeki evlerine geri getirilen Ermenilerin tekrar yapmayacağı belli değildir. Belirli miktarda askerden oluşan Rusya barış gücünün gelecek beş yıl içerisinde Ermenilerin can ve mal güvenliğini sağlarken onların civar şehirlerin çevre ve eko-sistem güvenliğine zarar vermemesi için ne yapacağı ise oldukça muğlaktır. Bu sebepten de Azerbaycan’ın her türlü komplo ve senaryoyu öngörmesi, bundan sonra artık askeri realist politikadan ziyade sektörel güvenlik stratejisini geliştirmesi zaruret halini almıştır.

Diğer taraftan 9 Kasım 2020 beyanının maddelerinde birçok güvenlik açığının da bulunduğundan alt anlaşmaların geliştirilmesi gerekmektedir. Beyanın 9. maddesine göre Ermenistan ile tüm ekonomik ve ulaşım ilişkileri onarılarak her iki tarafın vatandaşlarının hareketine set oluşturulmayacak ve güvenlik Rusya Sınır Hizmeti tarafından sağlanacaktır. Bu madde, birçok soru işaretini bünyesinde barındırmaktadır ve savunma açığı alarmı vermektedir. Örneğin, Ermeniler Nahçıvan’a açılacak olan kapılardan veya Hankenti’nden rahatça Azerbaycan’a girebilecekler mi? Hankenti’nde yaşayan Ermeniler hangi ülkenin pasaportunu taşıyacak ve hangi ülkenin para birimini kullanacak? Azerbaycan’a rahatça giren ve Bakü’ye kadar gelebilen Ermenilerin terör eylemlerinin önüne nasıl geçilecek? Tarihten de bildiğimiz gibi Ermeniler şimdiye kadar ASALA gibi birçok terör örgütü kurmuş, Türkiye ve Azerbaycan’a karşı bir dizi eylem gerçekleştirmiştir. Ermenistan ile sınırların açılması halinde, Hankenti’ne geri dönen Ermenilere Azerbaycan pasaportlarının dağıtılması, söz konusu insanların ülkede nasıl bir terör estirecekleri önemli ve aktüel ulusal güvenlik meselelerinden biri olarak görülmelidir.

Sektörel güvenliğin diğer boyutu ekonomik güvenliğin sağlanmasıdır ki Cumhurbaşkanı İ. Aliyev’in de açıkladığı gibi geri alınan 7 şehrin hepsi yeniden inşa edilecek, bölge mayınlardan tamamen temizlenince ve yaşanılabilir hal alınca 27-30 sene önce evlerinden zorla çıkarılan insanlar şehirlerine geri dönebilecekler. Bu insanların da aynı zamanda ekonomik güvenliğinin sağlanması önemli meselelerden biridir. 30 sene içinde Bakü’de doğan, büyüyen, eğitim alan ve çalışan insanlar var. Bu insanlar kendi evlerine geri dönmeleri, refahın sağlanması, kaynakların doğru kullanılması, iş yerlerinin açılması, üniversitelerin birkaç dalının bu şehirlerde açılması gibi projelerin geliştirilmesinin de yolunu açacak. Bunun için de özellikle de Türkiye’deki şirketlerle iş birliklerinin geliştirilmesi, büyük şirket ve holdinglerin branşlarının açılması ve yerli ahalinin istihdam edilmesi ekonomik güvenliğin sağlanması açısından elzemdir.

İşgalden kurtarılmış bölgelerin yeniden yaşanılabilir hale getirilmesi hemen yapılacak bir iş değildir. Yeni komünikasyon projeleri, şehir yapılanması, insanların evlerine dönmesi, bölgede turizm sektörünün geliştirilmesi, istihdam alanlarının oluşturulması, iş birlikleri, çevre ve eko-sistem güvenliğinin sağlanması, tarımın ve irrigasyon sistemlerinin geliştirilmesi, polis güvenliğinin temin edilmesi gibi adımların hepsi içedönük kısa ve uzun sürede geliştirilebilecek projelerdir. Tüm bunları yaparken de Kafkasya’nın dış politikasını özenle işlenmiş dengeli bir stratejiyle yürütmesi Azerbaycan’ın yakın gelecekte bölgede istikrarı ve güvenliği sağlaması, insanların barış ve refah içinde yaşamasına katkı sağlayacaktır.

 

 

 

İKİNCİ DAĞLIK KARABAĞ SAVAŞI SONRASI KAFKASYA’DA GÜVENLİK VE SAVUNMA STRATEJİSİ