CAYDIRICILIĞIN YENİDEN BİÇİMLENDİRİLMESİ

Mücadele edenlerin ve/veya etmesi muh - temel potansiyel rakiplerin ekonomik ve mali güçleri, teknolojik kapasiteleri, ör - gütlenme becerileri, eğitim ve öğretimde dâhil olmak üzere kültürel düzeylerinin bileşkesinden doğan kuvvetin, zamanla ülkelerin harp silah ve teçhizatı tasarla - ma, üretme ve kullanma kabiliyetlerinde güce dönüşmesi, stratejinin müşahhas neticelerinden birisi olarak görülmekte - dir. Mezkûr bileşkelerin her birindeki kuv - veti güce dönüştüren strateji çınarının güçlü kuvvetli gövdesidir. Bitkilerin ya - şam güçlerini üzerinde yeşerdikleri top - raktan almalarında olduğu gibi strateji de hayatiyetini kök saldığı milletin maddi ve manevi değerlerinden sağlar. Burada söz konusu edilen strateji, ana (büyük/grand) stratejidir ve bu anlamda devlet ve millet - ler için bir yaşam bilimidir.

Ulusların varlıklarını nasıl koruyacakları ile yakinen ilgilidir. Büyük sıfatı, strateji - de hem nicelikte çokluğa hem de nitelikte üstünlüğe işaret eder. Boyutları itibarıyla küçüğe karşıttır; ancak nitelik üstünlüğü, büyüklüğün bir fonksiyonu değildir. Tam tersi bir ilişki büyüklüğü rüşeyminde ce - ninleştirir. Her şeyin aslı ve kaynağının “ana” ile anlamlandırılması bu yüzdendir. Tabiat ve toprağın ana olarak nitelendiril - mesinde olduğu gibi. “Ana yaratma ma - hallidir: Doğada ortaya çıkan her özelliği kendinde toplar ve anası olduğu her şey üzerinde hükümrandır. Ana kuşatıcıdır ve baştır.” 1 Bu özellikleriyle, stratejiyi büyük - ten ziyade ana sıfatıyla tanımlamak daha uygundur. Ana strateji bütün stratejilerin esasıdır; başka bir ifadeyle kendi alanın - da her hususu içeren en yüce toplamdır. Bütün güçlerin yekûnudur. Ana strate - jinin rüşeyminde bilginin eylemle yarat - maya dönüştürdüğü birçok alt stratejiler hayat bulur.

Ana strateji seviyesindeki ilişkilerde cay - dırıcılık ayrılmaz bir bütünün hem parçası hem de sonucudur. Millî güç unsurları - nın her biri, caydırmayla ilgili ve ilişkilidir. Bunlar arasındaki ilişkinin güce dönüş - mesi, genel caydırmanın konusudur. Bu - nun bir alt kümesinde, devletlerin gücü - nün askerî kuvvetle ifade edildiği rasyonel bir anlayış mevcuttur ve mantığının da - yandığı yerde de silahlı ikna vardır. Ana stratejinin caydırıcılığı silahlı iknada, silahlı ikna stratejisi de devletlerin askerî güç geliştirme stratejisine dayanarak şekillenir. Taş ve sapanla başlayan caydırma stratejisi, yüzyıllar boyunca silahlanma yarışının ana motivasyon kaynağını teşkil ederek, İkinci Dünya Savaşı’na kadar konvansiyonel güç etkinliğinin bir fonksiyonu olarak geliştirilmiş ve de yürütülmüştür. Mezkûr Savaş’ın sonucunu belirleyen ve tahripkârlığı tahayyüllerin ötesinde ölümcül olan atom bombasıyla, hem mücadelenin karakteri hem de caydırıcılık çok farklı boyutlara evirilmiştir.

Soğuk Savaş ve sonrasında devam eden küresel liderlik ve askerî üstünlüğün kilit taşı olarak nükleer silahlar devreye girmiş ve de caydırıcılığı yeniden şekillendirmişlerdir. Konvansiyonel silahlara dayalı caydırıcılığın gittikçe artan maliyetinden kaçınmanın yolu nükleer güçle aşılmaya çalışılsa da onun da nükleer olmayan şiddete yol açması, caydırma teorisinin çelişkili mantığında hükmünü devam ettiren bir gerçeklik olarak görülmektedir. Söz konusu gerçekliği, arttırılmış gerçeklikle zenginleştirmenin öngörülebilir gelecekteki yolunun hipersonik teknolojiler ve de ona dayalı silahlanmadan geçeceği değerlendirilmektedir.

KÜRESEL LIDERLIK VE HIPERSONIK SILAHLANMA YARIŞI

Mutasavver bir mücadelede hipersonik silahlar, asimetrik özelliklerinden kaynaklanan muazzam üstünlükleriyle harbin karakterini önemli ölçüde değiştireceklerdir. Hipersonik silahların; olağanüstü hızları, uçuş yörüngesinin tahmin edilmezliğindeki zorlukları, hedefe yaklaşırken manevra yapma nitelikleri ve de nükleer harp başlığı taşıma kapasiteleriyle rakip ve hasımlara karşı dengelenmesi oldukça zor avantajlar sağlayacakları öngörülmektedir. Bahse konu silah ve sistemlere sahip olan veya olması muhtemel devlet ve ittifakların, ‘stratejik kuvvet çarpanı’na dönüşen bu sistemler ile nükleer güç ve tesislere, kara-hava-deniz ve bunların derinliklerindeki stratejik kuvvetlerine uzak mesafelerden taarruz edebilme imkân ve kabiliyetleri oldukça güçlenecektir. Oyun değiştirme potansiyeli oldukça yüksek söz konusu silah ve sistemler, öngörülebilir gelecekteki yeni nesil bir savaşın da temel vasıtalarından biri olarak, küresel ve/veya bölgesel liderlik yarışında iddia sahibi olmak isteyenlerin özel ilgi alanında bulunmaktadır.

Hipersonik sistemlerin operasyonel hale gelmesiyle birlikte, potansiyel tehditlerin önlenmesi ve/veya bertaraf edilmesi bağlamında, sahip olan tarafa büyük bir güç ve caydırıcılık sağlayacakları çok açıktır. Muhtemel hedeflere en az 5 mach ve üstü ( 5000-25000 km./hr.) hızla yaklaşan, alçak irtifa avantajını kullanan, mevcut radar sistemleri ile tespit edilmesi bir hayli zor, hava savunma sistemleriyle önlenmesi ve def edilmesi neredeyse imkânsız olan bu sistemler; oyun değiştirici ve sonuç belirleyici nitelikleriyle silahlanma yarışını uzun süre açık ara önde götüreceklerdir.

Günümüzün söz konusu yarışına; Rusya, ABD ve Çin liderlik etmektedir. Ancak İngiltere, Fransa, Almanya, Hindistan ve Japonya da yarışın başlangıç çizgisinde yerlerini almış durumdadırlar. Bunun dışında Brezilya, Kanada, İran, İsrail, Pakistan, Singapur, Güney Kore ve Tayvan vb. ülkelerin ilgilerinin odak noktasının bu alana kaydığı görülmektedir. Yakın bir zaman diliminde Belarus, Kuzey Kore, Mısır, Polonya ve Güney Afrika gibi devletlerin de sürpriz çıkışlar yapması oldukça muhtemeldir.2 Yalnız muhakkak olan bir şey varsa o da, öngörülebilir gelecekte bu yarışın daha da kızışarak devam edeceğidir. Bugün için üç farklı ligde mücadele edenlerin vizyon ve misyonları birbirlerinden oldukça farklı görünse de, gerçekte lig içi ve/veya dışı bütün oyuncular arasında, uluslararası ilişkilerin doğasından kaynaklanan direkt/endirekt çıkar odaklı münasebetler devam etmektedir.

Birinci ligde yarışan; ABD, Rusya ve Çin’in hem küresel liderlik hem de caydırıcılık bağlamında bir bütün olarak düşünmeleri gereken son derece stratejik meseledir. Liderlik yarışındaki üç ülkenin de, hipersonik silahlanmanın diğer ülkeler arasında yayılmasını önleme hususunda, işbirliğine gitmeleri dünya barışı ve güvenliği açısından önemli bir adım olarak görülmektedir. Ancak nükleer silahlanmada olduğu gibi, bu alanda da, hipersonik teknolojinin hem sivil hem de askerî maksatlarla kullanılma durumu, istismar edilme konusundaki bahane aramaları kolaylaştırmaktadır. Başta uzay olmak üzere sivil amaçlı yolcu ve kargo taşımacılığı alanında benzer teknolojilerin ve donanımların kullanılması kontrol ve denetimlerin önündeki en önemli engel sahalarından birisidir. Henüz, bu alanda Füze Teknolojileri Kontrol Rejimi (Missile Technology Control Regime-MTCR) benzeri bir antlaşma olmadığından, özellikle ikinci lig diye tabir ettiğimiz devletler grubu arasında hızla yayılma potansiyeli oldukça yüksektir.

Bilhassa Fransa ve Hindistan’ın mezkûr üçlüye katılmaya yönelik teknolojik hazırlık seviyeleri oldukça yüksektir. Hindistan’ın Rusya ile beraber geliştirdiği BrahMos-I ve II füze sistemleriyle önemli kazanımlar elde ettiği değerlendirilmektedir. Ayrıca Avusturalya, Japonya, İngiltere, Almanya ve Norveç gibi ileri teknolojide söz sahibi devletlerin de on yıldan daha kısa bir süre içerisinde bu kervana katılma ihtimalleri pek muhtemeldir. Bunun dışında kalan devletlerin farklı amaçlarla da olsa bu yarışa katılma iştiyaklarını dürüstçe anlamak gerekir. Neticede, söz konusu sistemlere sahip olanlar ile olmayanlar arasındaki güç mukayesesi ve dengesi ancak nükleer silahlar emsal alınarak anlaşılabilir. Nükleer silahlar nasıl ki modern savaş kavramlarının büyük bir kısmını değiştirerek başta güvenlik olmak üzere caydırıcılık ve mücadele yöntemlerinin başka bir boyuta evirilmesini sağlamış ise, hipersonik silahlar da benzer etkileri sağlayarak yarışta ön alanlara benzersiz avantajlar sunacaktır. Ancak bu yarışa katılmak da kolay bir işte değildir öyle.

HIPERSONIK GÜCE ULAŞMANIN VAZGEÇILMEZLIĞI

Emsaller arasında boy ölçüşebilmenin temel enstrümanlarından birisi belki de en önemlisi nitelikli ve de asimetrik silah ve sistemler üretme kapasitesidir. Bu kudretin, harbin değişen ve dönüşüme uğrayan karakteri bağlamında muhtaç olduğu güç geliştirme istidadının kaynağı, bilimsel ve değerlere dayalı eğitimdir. Devletin örgütlenme yeteneğiyle güçlenen kurumlarda, istihdam edilen nitelikli insan gücüyle, emsali nadir görülebilen ilerlemelerin kaydedilmesi pekâlâ mümkündür. Teknolojik hazırlık seviyeleri bakımından ‘lig’ metaforu ile izah edilmeye çalışılan devletler kümesindeki söz konusu açığın kapanmasının yegâne yolu bu koridordan geçmektedir.

Nükleer silahlanma yarışında olan devletlerin hassas güdümlü ve akıllı mühimmat geliştirdikleri hususu, ilgilenenlerin yakinen bildikleri bir konudur. Nükleer silahlı devletlerin bu alanda maalesef bir üstünlükleri mevcuttur ve de önemli bir avantaj yakalamış durumdadırlar. Durum üstünlüğünden istifade ederek, bugün de, hipersonik silahlar ve sistemler geliştirmektedirler. Hipersonik sistemlerin, kısa vadede mücadele sahasında operasyonel hale gelmesiyle birlikte, muhtemel tehditlerin önlenmesi ve/veya bertaraf edilmesi bağlamında, sahip olan tarafa büyük bir güç ve caydırıcılık sağlayacakları çok açıktır. Bu bağlamda üç kategoriye ayırdığımız devletlerin bahse konu rekabet alanındaki zorlukları da doğal olarak farklılıklar içermektedir. ABD, Rusya ve Çin’in amansız bir yarış içerisinde bulunduğu bu alanın, bilindiği gibi, dört farklı kategoride tahkim edildiği görülmektedir: Hipersonik seyir füzeleri (hypersonic cruise missiles), hypersonic glide vehicle diye adlandırılan ve balistik bir füze yardımıyla atmosfer dışına gönderilen ve oradan hedefe doğru dalışa geçen HGV’ler, hipersonik taarruz uçakları (hypersonic attack aircraft) ve hipersonik gemisavar füzeler (hypersonic anti-ship missiles).

Hipersonik seyir füzelerinde Rusya’nın yarışı önde götürdüğünü rahatlıkla ifade etmek mümkündür. Konvansiyonel ve nükleer başlık taşıyabilen Kh-47M2 hipersonik Kinzel füzesini, MİG-31 uçaklarını kullanarak birçok kez başarıyla test etmesi ve bunu 2020 yılı itibarıyla hizmete alacak olması son derece önemlidir. Hem yer hedeflerine hem de deniz hedeflerine karşı etkili bir şekilde kullanılması planlanan Kh-47M2’lerin Tu-22M3 uzun menzilli bombardıman uçaklarıyla kullanılması çalışmaları tamamlandığında ölümcüllükleri daha da artacaktır

Geleceğin en etkili ve oyun değiştirme yeteneği çok yüksek silah sistemi olarak HGV’ler, hipersonik yarışı sürdüren üç ülkenin de özellikle odaklandıkları bir alandır. Balistik füzeler kadar hızlı uçan ancak onlara nazaran manevra yeteneği, hedefe yönlenme kabiliyetleri ve tahmin edilmesi oldukça zor yörünge üstünlükleri nedeniyle “sınırsız” sıfatıyla tanımlamak mübalağa edilmemiş bir yaklaşımdır. Hava savunma sistemlerinin etkinliğini sıfırlayarak ve de nükleer başlık taşıyarak asimetrik bir silah olma özelliği oldukça yüksek HGV’ler konusunda geri kaldığını gören ABD, çalışmalarını hızlandırarak 2022’den itibaren operasyonel hale getirme gayretindedir.

Rusya Avangart/YU-74 projesiyle bu alanda önemli bir atağa kalkmıştır. Putin’in, 2018’de dünyaya övünerek açıkladığı5 altı büyük silah projesinden biri olan Avangart; 20 mach üzeri hızı (24700 km/h) ve Sarmat RS-28 kıtalararası balistik füzeler kullanılarak fırlatılacak olması gibi olağanüstü özellikleriyle caydırıcılığın ve/veya silahlanma yarışının başaktörü olmaya adaydır.6 Testleri başarıyla tamamlanan 2 sistemin 2019 sonu itibarıyla envantere girmesi, 2027 yılına kadar da her birinde 6 sistem bulunan iki alayın operasyonel hale getirilmesi planlanmaktadır. Nitekim bu hususta Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu, 28 Aralık 2019’da yapmış olduğu açıklamada, Avangart hipersonik seyir füzeleriyle donatılan yeni stratejik füze sistemlerinin ordu envanterine girdiğini belirtmiştir.7 Rusya bu hamlesiyle, yeni nesil nükleer silahlar ve hipersonik füze sistemlerinde, büyük bir avantaj yakalayarak açık ara öne geçmiştir. Çin’in DF-ZF/WU-14 olarak bilinen HGV çalışmalarının ise henüz test aşamasında olduğu bilinmektedir.

Bu konuyu mütemadiyen tekrarlamanın ve gündemde tutmanın ana gayesi; Rusya’nın stratejik kuvvetlerini artık lazer ve hipersonik silahlarla donatmaya başladığı, uzun vadeli güvenlik ve temel caydırıcılık potansiyelini emsallerine nazaran bile oldukça güçlendirdiği, gerçeğine odaklanılmasının bir zaruret olduğunun görülmesindendir. Bu konuda Putin’in, 23 Şubat’ta kutlanan ‘Vatan Savunucuları Günü’ dolayısıyla düzenlenen törendeki konuşmasında, Rus ordusunun modernizasyon stratejisinin ağırlık merkezinin yukarıda vurgulanan konular olduğu açıkça görülmektedir.

Hipersonik teknolojide spekülasyona açık en karmaşık konulardan birisi de scramjet motorlarıyla donatılması düşünülen ve denemeleri yapılan taarruz uçaklarının kullanılmasıdır. Hipersonik taarruz uçaklarının olmazsa olmazı olan scramjet teknolojisi halen erken gelişim evresinde olduğu için bahse konu sistemlerin yakın bir zamanda operasyonel hale gelmesi beklenmemektedir. Ancak her üç ülkenin de farklı projeler yürüttükleri ve bu konudaki bilgilerin ise muğlak ve sınırlı olduğu görülmektedir.

ABD’leri bugün hipersonik gemisavar füze sistemleri alanında yalnızca subsonik füzelere sahiptir. Rusya’nın, 3M22 Zircon “Hypersonic Anti-Ship Cruise Missile” sistemi ise dikkate çekici özellikler taşımaktadır. Rusya’nın 2017’de başarıyla test ettiği füzenin seri imalatına başlanması kuvvetle muhtemeldir. Sesten beş kat hızlı, scramjet motorlu, 250 km. mesafeyi yaklaşık 2.5 dakikada kat eden bu füzeler, keskin nişancı tüfeğinden atılan bir mermiden çok daha hızlıdırlar. Ayrıca hipersonik hızda iş gören etkili radarları, hedef algılayıcısıyla hedefleri tespit ve izleme yetenekleri ve gelişmiş elektro-optik sistemleriyle üstün ve önlenemez bir silah sistemidir.9 Çin’in ise test aşamasında bulunan Dong-Feng 21 füzesiyle ilgili bilgiler oldukça sınırlıdır.

HIPERSONIK GÜCE ULAŞMANIN ÖNÜNDEKI DIĞER ENGELLER

Küresel liderliği ve askerî üstünlüğü koruma noktasında ABD, Rusya ve Çin’in hipersonik teknolojinin yayılmasını önleme konusunda zorda olsa işbirliğine giderek ortak bir politika belirlemeleri oldukça muhtemel görülmektedir. Ancak bahse konu devletler dışında nükleer silahlı güç olan İngiltere, Fransa, Hindistan, Pakistan, İsrail, Kuzey Kore ile bu güce ulaşma potansiyeli bulunan yaklaşık otuz civarında ülke içerisinde bulunan Almanya, Japonya, Güney Kore, Tayvan, Brezilya, Arjantin, Kanada, İran, Singapur vb. devletlerin de bu yarıştan vareste kalmaları beklenemez. Rekabet konusu son derece stratejik olan bu alanda geri kalanların temel caydırıcılık oyununu kaybetme ihtimalleri oldukça yüksektir. Günbegün artan güvenlik ve caydırıcılık saikasıyla, hipersonik teknolojilere ve sistemlere sahip olma iştiyaklı stratejiler gündeme gelse de, aşılması zor teknik ve ekonomik zorluklar bulunduğunu da unutmamak gerekir.

Teknik zorluklar genellikle dört başlıkta toplanmaktadır: Malzeme ve ısı rejimi, uçuş kontrolü, itki sistemleri, modelleme-simülasyon ve rejim testleri. Atmosfer içinde ve/veya dışındaki hipersonik uçuşlarda neredeyse 2000 ⁰C kadar varan ısınma, basınç ve diğer şartlardan dolayı kullanılan malzeme alanındaki iddialı çalışmalar devam etmektedir. Isınma rejiminin kontrolü ve ısınmaya dayanıklı elektro-optik sensörler, radomlar, antenler vb. alt sistemlerin dayanıklılığı ile fonksiyonelliğinin sürdürülmesi çözülmesi gereken problem sahaları olarak devam etmektedir. Bahse konu sistemlere hipersonik hızlarda manevra yeteneği kazandırma çalışmaları da oldukça zorlu bir alandır. Yüksek sıcaklık ve hipersonik suratın sebebiyet verdiği aerodinamik karakterdeki değişiklikler başa çıkılması gereken oldukça önemli bir mühendislik sahasıdır. Manevra kabiliyeti oldukça yüksek hipersonik silahlar geliştirme projelerinin önündeki bir diğer problem sahası da scramjet teknolojisinin halen erken gelişim evresinde olmasıdır. HCM’lerdeki süpersonik yanmalı ramjet motorlarıyla birlikte HGV’lerde de planörü taşıyan roket motorlarında zaman ve maddi kaynak gerektiren ciddi çalışmalara ihtiyaç bulunmaktadır. Bütün bu zorlukların üstesinden gelmekte temel teşkil eden test, modelleme ve simülasyon imkânlarının geliştirilmesi de hem teknik engeller hem de ekonomik sınırlamalarla yüz yüzedir.

HIPERSONIK GÜCE ULAŞMADA TÜRKIYE’NIN SEÇENEKLERI

Hipersonik teknolojilerin özel bir ilgiyle desteklenerek, bu yarışta ihtiyaç duyulan alanlarda her türlü özveriyi göze alarak, gerekli yatırımların yapılması bir seçenek olmaktan da öte stratejik bir zorunluluktur. Türkiye Cumhuriyeti’nin uzay ve siber uzayı kontrol ederek post modern bir savaşı yürütme kapasitesi, hassas güdümlü, akıllı sistemler ve hipersonik silahlar bağlamında değerlendirildiğinde, mutlak surette geliştirilmesi ve korunması gereken istisnai bir alandır.

Hassas güdümlü ve akıllı sistemler ile füzeler geliştirme yarışına geç de olsa sonradan katılan Türkiye’nin, özellikle Birinci Körfez Harbi sonrası dönemde, bu alandaki çabaları ve kat ettiği mesafe dikkate değerdir. Bu hamle küçümsenemez. Nükleer silahlanma yarışı devam ederken stratejik bir yanılgı ve negatif yönlendirmeyle bu mücadeleden geri kalan veya bıraktırılan Türkiye’nin, kaybettiği zaman ve mesafe hayli önemli ve stratejik olmasına rağmen, tekrar ateşli silahlardaki rekabeti yüksek alana geri dönmesi ve ben de varım demesi son derece hayati bir reflekstir. Türkiye’nin bulunduğu coğrafyada var olmasının, kurulan veya kurulacak oyunlarda yüksek değerli taş olmasının önemli bir fonksiyonudur.

Mücadele edenlerin veya etmesi muhtemel potansiyel rakiplerin asimetrik etkili silah, sistem ve doktrinlere sahip olması her zaman gündemde olması gereken stratejik bir konudur. Türkiye’nin de bahse konu yarışta var olması ve rekabet edebilecek seviyede teknolojisini güçlendirmesi, güvenliğini ve bekasını yakinen ilgilendiren millî bir meseledir. Vakit kaybetmeksizin, bu mücadelede aktör olabilecek oyuncularını özel bir ilgiyle destekleyerek ve koruyarak oyuna dâhil etmesi yaşamsal bir zorunluluktur. Hipersonik teknolojiyi yakalamak ve sürdürmek mutasavver mücadelenin mihenk taşı olduğu kadar asimetrik etkinin ve caydırıcılığın da vazgeçilmez bir enstrümanı olacaktır. Bu nedenledir ki Türkiye Cumhuriyeti’nin ana stratejisinin eylem planı; hipersonik teknolojiyle ilgili kurum ve kuruluşları, sanayiinin ilgili dallarını ve görevlendirilmiş üniversiteleri özel bir ilgiyle yönlendirmesi ve koruması son derece önemli bir adım olarak görülmelidir. Sonuç olarak; Türkiye’nin nükleer güç olma yarışında geri kalmasından gerekli dersler çıkarılarak, hipersonik teknolojiler ve silahlar konusundaki rekabeti yüksek alanda güçlü bir şekilde rol alması, vareste bırakıldığı sahadaki kayıpların telafisini sağlayabileceği gibi, öngörülebilir gelecekte bölgesel ve küresel dengeleri de değiştirebilecek stratejik bir gelişme olacaktır.

KAYNAKÇA

1 Saud El-Hakîm, İbnü’l Arabî Sözlüğü, Çev. Ekrem Demirli, Kabalcı Yayınevi, İstanbul, 2005, s. 71-2.

2 https://www.rand.org/pubs/research_reports/RR2137.html. Erişim Tarihi: 19 Şubat 2020.

3 Bu konuda teferruatlı bir çalışma, Global Savunma Dergisi’nin Ocak 2020 sayısında, “Hipersonik Savaşlar ve Milli Güvenlik” başlığı ile yayımlanmıştır. (E.T)

4 h t t p s : // w w w . s t r a t e g i c - c u l t u r e . o rg / news/2019/10/07/hypersonic-wea - pons-and-national-insecurity/. Erişim Tarihi: 02 Ocak 2020. https://www.popularmechanics.com/military/weapons/a22791042/the-first-us-hypersonic-weapons-arrow-and-hacksaw/. Erişim Tarihi: 02 Ocak 2020.

5 https://southfront.org/restoring-strategic-balance-russias-invincible-nuclear-weapons. Erişim Tarihi:15 Mart 2019.

6 h t t p s : // w w w . s t r a t e g i c - c u l t u r e . o rg / news/2018/11/15/decoding-hypersonic-putin-on-day-remembrance.html. Erişim Tarihi: 12 Mart 2019.

7 h t t p s : // t r . s p u t n i k n e w s . c o m /s a v u nma/201912281040928194-avangard-hipersonik-fuze-sistemi-goreve-basladi/ Erişim Tarihi: 30 Aralık 2019.

8 h t t p s : // t r . s p u t n i k n e w s . c o m / r u s - ya/202002231041460476-putin-ordu-ve-donanmamizi-lazer-ve-hipersonik-silahlarla-donatacagiz/ Erişim Tarihi: 26 Şubat 2020.

9 h t t p s : // w w w . s t r a t e g i c - c u l t u r e . o rg / news/2016/12/16/zircon-missile-produced-2018-russia-leading-hypersonic-arms-race.html. Erişim Tarihi: 12 Mart 2019.

10 https://www.rand.org/pubs/research_reports/RR2137.html Erişim Tarihi: 02 Mart 2020.

Kaynak:HİPERSONİK SİLAHLANMA YARIŞI VE TÜRKİYE

HİPERSONİK SİLAHLANMA YARIŞI VE TÜRKİYE