*Stratejik öneme sahip Hazar denizi üzerinde güç mücadelesi, tarihsel olarak değerlendirildiğinde Rusya’nın I Petro döneminde genişlenme politikaları ile başlamıştır.

*Azerbaycan, Rusya, İran, Kazakistan ve Türkmenistan   cumhurbaşkanları bir araya gelerek yıllardır üzerinde tartışılan belgeyi imzaladılar ve Hazar Denizi’nin hukuki statüsünün belirlenmesi ile ilgili sorunu çözüme kavuşturdular. Bu bakımdan Aktau toplantısı tarihi bir olay olarak kabul edilmelidir. 

*Hazar Denizi’ne BM Deniz Hukuku Sözleşmesi (1982) kuralları uygulansaydı, kıyıdaş devletler dışındaki güçlerin de etkin olabileceği ihtimali yüksekti.

*İran’da Ruhani hükümetini eleştiri konusu da jeopolitik çıkarları için denizdeki topraklarından taviz verdiğidir. Her ne kadar Ruhani hükümeti tarafından bu yalanlansa da anlaşmadan ekonomik olarak en kaybedeni İran’dır. Denizin en derin ve tuzlu kısmı İran’ın egemenliği altındadır.      


HAZAR DENİZİ ANLAŞMASI VE DEĞİŞEN JEOPOLİTİK DENGELER

Dr. Elnur İSMAYIL

12 Ağustos 2018 tarihinde Kazakistan’ın Aktau kenti, Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından sonraki dönemde kıyıdaş devletler tarafından çözümü bir türlü bulunamayan Hazar Denizi’nin hukuki statüsünün belirlenmesi için toplantıya ev sahipliği yaptı. 20 yılı aşkın bir süredetaraf devletlerin üst düzey yetkililerinin katılımlarıyla farklı formatlarda denizin statüsünün belirlenmesi için görüşmeler gerçekleştirilmiş fakat statünün belirsizliğinde teknik detaydan daha fazla uluslararası ilişkilerdeki bölgesel ve küresel güçler arasındaki rekabetten etkilenen sorunlar önemli etken olmuştur. Ayrıca, bölge devletleri arasında da zamanzaman yaşanan sorunlar denizin statüsünün belirlenme sürecini zora sokmuştur. 

-“Hazar Denizi’nin statüsü belirlendi” 

Stratejik öneme sahip Hazar denizi üzerinde güç mücadelesi, tarihsel olarak değerlendirildiğinde Rusya’nın I Petro döneminde genişlenme politikaları ile başlamıştır. Safevi İmparatorluğu’nun zayıflaması sonucu Rusya ile imzaladığı Türkmençay Anlaşması’yla (1828) Rus İmparatorluğu’nun deniz üzerindeki egemenliği tartışılmaz hal almıştır. Çar Rusya’sının yıkılmasıyla Sovyetler Birliği ve İran arasında paylaşılan denizin hukuki statüsü 1921 ve 1940 senelerinde imzalanmış anlaşmalarla belirlenmekteydi. Sovyetler Birliği’nin yıkılmasıyla Hazar Denizi kıyısında beş bağımsız devlet oluştu ki denizin paylaşımı ile ilgili önceki dönemlerdeki şartların yeniden gözden geçirilmesi gerektiği talebi ortaya çıkmıştır. Sorunun çözüme kavuşmasıyla ilgili 1992 yılından itibaren devam eden görüşmeler sonucunda Aktau Anlaşması imzalandı ve tüm mevcut sorunları çözmese de Hazar Denizi’nin statüsü belirlendi.

Bu analizde Hazar Denizi ile ilgili imzalanmış anlaşmanın ne anlama geldiği,jeopolitik dengeyi, bölgesel güvenliği ve enerji projelerini nasıl etkileyeceği, aynı zamanda kıyıdaş devletlerin bu anlaşmayla kazanımları anlatılmaktadır.

AKTAU ZİRVE TOPLANTISINA NASIL GELİNDİ?

Günümüzde uluslararası sistemde devletler arasındaki sorunlar kolaykolay çözüme kavuşmuyor. 12 Ağustos 2018 tarihinde Kazakistan’ın Aktau kentinde Hazar kıyısında bulunan beş devletin- Azerbaycan, Rusya, İran, Kazakistan ve Türkmenistan   cumhurbaşkanları bir araya gelerek yıllardır üzerinde tartışılan belgeyi imzaladılar ve Hazar Denizi’nin hukuki statüsünün belirlenmesi ile ilgili sorunu çözüme kavuşturdular. Bu bakımdan AktauToplantısı tarihi bir olay olarak kabul edilmelidir. 

Statü sorunu ilk olarak Hazar Denizi’nin bir deniz olarak mı yoksa göl olarak mı kabullenilmesindeki belirsizlikten kaynaklanmaktaydı. Kendi özgün yapısıyla ve dünya okyanusuyla direk bağlantısı olmaması nedeniyle Hazar Denizi’ne farklı yaklaşımlar ortaya çıkmaktaydı. Buradaki sorun da Hazar’ın deniz olarak kabul göreceği takdirde BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne (1982) göre, göl olarak kabul edilirse denize kıyıdaş beş devletin ortak kararına göre statüsünün belirlenmesinden doğan endişelerdi. Göl olarak kabul edildiğinde eşit olarak ulusal sektörlere ve devletlerin ortak kullanımına bölünmesi gerekecekti. 

-“Paylaşma talebini Tahran gündeme getirmişti”

Aslında Sovyetler Birliği’nin yıkılması sonrasında statünün belirlenmesine en büyük engellerden biri, Tahran yönetiminin Hazar Denizi’nde egemenlik alanını %14’ten %20’ye çıkarma isteği olmuştur. Soğuk Savaşyıllarında Sovyetler Birliği, denizin %86’lık alanı üzerinde egemenken, yeni dönemde 5 bağımsız devlet arasında eşit olarak %20’lik paylarla paylaşma talebini Tahran gündeme getirmişti. Böyle bir talebin kabul edilmesi kıyıdaş devletlerin deniz sınırlarının yeniden çizilmesi anlamına gelecekti ki, Tahran dışında hiç bir devlet bundan memnun değildi. Tahran’ı böyle bir talebe iten etken, Azerbaycan’la o dönem soğuk ilişkilerin olması ve Azerbaycan’ın zengin enerji kaynaklarına olan kıskançlığıydı. 

En ilginç tarafı, bu yaklaşımın Yeltsin dönemi Rusya’sında da kısa bir dönem desteklenmesi olmuştu. Hazar Denizi’ne BM Deniz Hukuku Sözleşmesi (1982) kuralları uygulansaydı, kıyıdaş devletler dışındaki güçlerin de etkin olabileceği ihtimali yüksekti. Bu da Rusya’nın o dönem Hazar’ı deniz gibi görmesiniengelleyen en büyük nedendi. Sovyetler Birliği ve İran arasındaki  anlaşmalarda olduğu gibi Moskova ve Tahran kıyıdaş olmayan devletlerin gemilerinin Hazar’a girişlerinin yasaklanmasından yana idiler.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Rusya’da iktidara gelmesinden sonra Rusya’nın denizin statüsünün belirlenmesine ilişkin yaklaşımı değişiklik göstererek, Kazakistan ve Azerbaycan’la ortak görüşte olduğunu beyan etti. Sonraki süreçte statünün belirlenememiş olması, uzun süren görüşmelerde tarafları ikili ve üçlü anlaşmalarla Hazar’daki faaliyetlerini sürdürme zorunda bıraksa da devletler arasındaki (Azerbaycan-Türkmenistan ve Azerbaycan-İran) sorunlar biran önce nihai çözüm gerektirmekteydi.

Hazar Denizi ile ilgili tarihi 5.Aktauzirve toplantısında imzalanmış belgeye hazırlıklar 1996 yılında denize kıyıdaş devletlerin dışişleri bakan yardımcılarının görüşmeleriyle başlamıştır. 2002 yılında ise kıyıdaş devletlerin cumhurbaşkanları da sorunun çözümünde aktif iştirak etmek için zirve toplantıları gerçekleştirmişlerdir.

“Mutabakat belgesine giden yol da çok kolay olmamıştır”

Aktauzirve toplantısından önce, sırasıyla 2002’de Aşkabat, 2007’de Tahran, 2010’da

Bakü ve nihayetinde en son 2014 yılında Rusya’nın Astrahan kentinde beş ülkenin – Kazakistan, Azerbaycan, Rusya, İran ve Türkmenistan cumhurbaşkanları görüşme gerçekleştirmişlerdir.  

2017 yılının Aralık ayında Moskova’da beş devletin dışişleri bakanları Hazar’ın hukuki statüsünün belirlenmesi konusunda mutabık kalmışlar ve Aktau toplantısında anlaşma imzalayacaklarına karar vermişlerdir. Fakat mutabakat belgesine giden yol da çok kolay olmamıştır.

2002 yılında Türkmenistan başkentinde gerçekleşmiş ilk zirve toplantısında o dönem Azerbaycan ve Türkmenistan arasında enerji yataklarının paylaşımından kaynaklanan sorunlar nedeniyle bir çözüm bulunamamıştır. Sorunların devam ettiği bir süreçte, Azerbaycan, Kazakistan ve Rusya2003 yılında karşılıklı olarak bugünkü Aktau anlaşmasında da belirtilen kurallarla aynı çerçevede olan denizin kendi sınırlarında geçerli egemenlik haklarını kabul ettiler.

2007 senesinde Tahran’da gerçekleşmiş 2. Zirve Toplantısı ortak bildiri metninin kabul edilmesiyle sonuçlandı. Ortak bildiride Hazar coğrafyasındaki jeopolitik değişikliklerin ve kıyıdaş ülkeler arasındaki uzlaşmaların dikkate alındığı ifade edilmişti. Bildiri metninde yer alan bir başka maddede Hazar denizinin dibinden yararlanılması amacıyla denizin dibinin paylaşılması konusunda tarafların egemenlik haklarına ve birbirilerinin çıkarlarına  saygı gösterileceği belirtilmekteydi.[1] Bu madde, Hazar Denizi’nin paylaşımı konusunda imzalanmış ikili anlaşmaları diğer kıyıdaş devletlerin de olumlu karşılayarak kabul ettiği anlamına gelmekteydi. Bu aynı zamanda TransHazar enerji projelerinin önündeki o dönem mevcut olan politik içerikli engelleri ortadan kaldırabilecek bir gelişme olarak da yorumlanabilir.

2010 tarihinde Bakü’de gerçekleşmiş 3. Zirve toplantısında, Aktau’da anlaşma kararları olarak belirtilen birçok madde üzerinde mutabakat sağlandı. Her kıyıdaş devletin denizin sahilinden 15 deniz mili mesafeye kadar bölgeler üzerinde egemen olduğu hakkı konusunda taraflar uzlaştı.

AKTAU KARARLARI

Aktau’da alınan kararlar aşağıdakilerdir: 

-Her kıyıdaş devlet, Hazar Denizi sahilinden 15 deniz mili mesafeye kadar olan bölgeler üzerinde egemen olacak.

-Her kıyıdaş devlet, belirtilen 15 deniz mili mesafeye 10 mil daha ekleyerek balıkçılık faaliyeti yapabilecek.

-Bunun dışındaki deniz mekanı ise devletlerin ortak kullanımına açık olarak, tarafsız bölge olarak kabul edilecektir.

-Hazar Denizi’nin dibindeki egemenlik hakları, karşı-karşıya ve yan-yana olan kıyıdaş devletler arasında daha sonra belirlenebilecek. 

Hazar Denizi’nin hukuki statüsüne ilişkin anlaşmanın imzalanması jeopolitik olarak öncelikleRusya’nın ve İran’ın başarısı olarak değerlendirilebilir. Yıllardır Hazar’da bölge devletleri dışındaki güçlerin askeri üs kurma girişimlerinin olabileceği endişesi hem Tahran hem de Moskova’da net olarak ifade edilmekteydi. Anlaşmaya göre Hazar kıyısındaki devletler dışında üçüncü tarafların Hazar Denizi’nde askeri kuvvet bulundurma izni bulunmamaktadır. Bu yaklaşım 2007 tarihli Tahran toplantısındaki ortak bildiri metninde de yer almaktaydı. Hem İran hem de Rusya, ABD ve AB’nin Azerbaycan merkezli Hazar Denizi’ndeki enerji projelerine politik-ekonomik destek vermesini kendi güvenliklerini tehdit eden bir gelişme olarak değerlendirerek, uzun vadede ABD’nin veya NATO’nun olası bir üs kurma girişimlerinin olabileceğini ifade ederek diğer kıyıdaş devletlere baskı olarak kullanmaktaydılar. Fakat Aktau’da kabul edilmiş karar böyle bir endişeye gerek olmadığını da gösterdi.

Ayrıca, Hazar’a kıyısı bulunan devletlerin denizdeki alanlarından başka bir devlete askeri saldırıya izin verilmemesi de anlaşmada yer almaktadır. Bu madde özellikle Tahran rejiminin kendisine yönelik Azerbaycan sularından bir saldırı girişimi gerçekleştirilebileceği endişesini de ortadan kaldırmaktadır.

Buna rağmen, İran Cumhurbaşkanı Ruhani, Aktau’da anlaşma imzalandıktan sonra yaptığı açıklamasında bu anlaşmayla, ABD ve NATO’nun Hazar kıyısında askeri üs kurma girişimleri olduğunu ve bunun engellendiğini beyan etti. İran’da Ruhani hükümetini eleştiri konusu da jeopolitik çıkarları için denizdeki topraklarından tavız verdiğidir. Her ne kadar Ruhani hükümeti tarafından bu yalanlansa da anlaşmadan ekonomik olarak en kaybedeni İran’dır. Denizin en derin ve tuzlu kısmı İran’ın egemenliği altındadır.    

Rusya Deniz Kuvvetlerinin bölge devletleri içinde en güçlü filoya sahip olduğu bir gerçektir. Rusya’nın bu anlaşmayla ekonomik çıkarlarını jeopolitik çıkarlara değiştiği gibi iddialar da mevcuttur. Özellikle, Rusya’yı devre dışı bırakacak ve Türk Akımı projesine rakip olan Trans Hazar projesinin Aktau anlaşmasından sonra gerçekleşmesine Kremlin’in yeşil ışık yakması ile ilgilidir.   

ENERJİ PROJELERİ NASIL ETKİLENİR?

Yeltsin döneminde Rusya’nın Hazar Denizi statüsüne ilişkin farklı yaklaşımına neden olan bir başka etken de, denizin Azerbaycan’a ait bölgelerinden Batılı devletlerin desteğiyle Rusya’yı devre dışı bırakacak enerji boru hatları projelerinin gündeme gelmesi ve bunun engellenmesi çabaları idi.

Yukarıda da belirtildiği üzere, denizin hukuki statüsü bölgedeki enerji kaynaklarının ve enerji boru hatları projeleri konusundaki Batı-Rusya anlaşmazlıklarını yeni bir boyuta taşıyabilir.Aktau’da varılmış mutabakatın denizin altıyla çekilmesi planlanan boru hatları projelerinin sadece ilgili devletlerin onayını gerektirdiği belirtilmektedir (14.madde). Özellikle, dünyanın petrol kaynaklarının yaklaşık %4’ünü; doğal gaz kaynaklarının yaklaşık %6’sına sahip olan Hazar Denizi’nin Azerbaycan kısmından çıkarılan enerji kaynaklarının taşınılmasında bugün sorun olmasa da; Trans Hazar projesinin bir parçası olması ihtimal edilen Türkmenistan’dan doğal gaz boru hattının çekilmesi denizin statüsünün belirlenmesine rağmen yapay olarak yeniden Rusya ve İran engeline takılabilir. Denizde gerçekleşecek projelerde çevre ve ekoloji sorunların olduğu kanıtlanırsa (24.madde), bu tür projenin gerçekleşmesi engellenebilecek. Bu da birçok projenin gerçekleşmesini yapay yollarla ortaya çıkacak sorunlarla engelleme girişimi gibi değerlendirilebilir. 

Bunun yanı sıra, Aktau’da şimdiye kadar mevcut sorunların hepsi çözüme kavuşmadı. Enerji zengini bölgelerde tarafların paylaşamadığı petrol ve doğal gaz yatakları sonraki görüşmelerde dikkate alınacak. Bu da ilk olarak Azerbaycan, Türkmenistan ve İran’ın deniz sınırlarında bulunan bölgeleri kapsamaktadır ki çözümü kolay gözükmemektedir. 

Batı-Rusya ilişkilerinde yaşanan sorunlar, Rusya’nın Avrupa enerji piyasalarından tedrici olarak çıkarılma veya Avrupa devletlerinin alternatif kaynaklar hesabına Rusya’ya bağımlılıklarını azaltma girişimleri Kremlin’i de farklı hamleler zorunda bırakmaktadır. Rusya’nın bugün Hazar’ın Azerbaycan’a ait bölgesinden Avrupa’ya çıkarılan projeleri engelleme girişimleri inandırıcı gözükmemektedir. Bunu gerçekleştireceği takdirde, bugün de tamamlanması imkânsız olması gibi tartışma konusu olan Rusya’nın Kuzey Akım-2 projesine engel çıkarılacağı ihtimal edilmektedir.

SONUÇ

Uzun bir süredir çözüme kavuşamayan bir sorunun bölgedeki tüm devletler tarafından kabullenilmesi ve çözüm çabaları olumlu sonuç verdi. Fakat çetrefilli uluslararası sistemde ortaya çıkabilecek herhangi bir belirsizlik yine Hazar bölgesindeki sorunların ortaya çıkmasına neden olabilecektir. İran Cumhurbaşkanı Ruhani de yaptığı açıklamasında taraf devletler arasında sorunların tam çözümlenmediği mesajını verdi. Bölgesel rekabet ve bölge dışındaki küresel güçlerin Hazar’ın enerji kaynaklarına her geçen zaman diliminde ilgisinin artması Hazar Denizi’nin güvenli bir bölgeden güvensiz bir bölgeye dönüşmesine neden olacaktır.

Aktau anlaşmasıyla tüm Hazar kıyısı devletlerinin kazandığı gözlemlenmektedir. Azerbaycan’ın enerji projeleri tam hızıyla devam etmektedir. Trans Hazar projesinde Türkmenistan’ın karşılaştığı sorunlar Aktau anlaşmasıyla ortadan kalkmış gibi gözükmektedir. Tahran ve Moskova’nın Hazar’da yabancı askeri güç ortaya çıkabilir endişesi artık yoktur.

Fakat, ABD-Rusya rekabeti, ABD’nin yeniden Tahran rejimine yönelik baskılarının artması, gelecekte Batılı devletlerin Rusya enerji bağımlılığından kurtulması için destekledikleri enerji projelerinin güvenliğini de olumsuz etkileyecektir. Ayrıca, bölgede Azerbaycan-Ermenistan arasındaki sorunun çözülmemiş olması Rusya ve Gürcistan arasındaki sorunların farklı boyutlarda ortaya çıkması Hazar Havzası güvenliğini olumsuz etkileyecek gelişmeler sayılabilir. Hazar Havzasında gerçek güvenlik için belirtilen tüm sorunların çözümlenmesi ve bölgesel güçlerin de diğer kıyıdaş devletlere baskı politikası uygulamaması gerekmektedir.

[1]“Caspian Sea Leaders Sign Declaration”, Tehran Times

HAZAR DENİZİ ANLAŞMASI VE DEĞİŞEN JEOPOLİTİK DENGELER