Askeri teknoloji günümüzde o kadar hızlı ilerlemektedir ki, Körfez Savaşları’nın yaşandığı yıllarda söz konusu bile olmayan tehditler, ürünler veya savunma sistemlerinden bahsedilmektedir. Bu arada sivil teknoloji de boş durmamakta, uzaktan kontrol, yazılım veya sivil/eğlence amaçlı drone teknolojisi günümüz şartlarında çok düşük bir maliyet ve teknoloji ile yaygınlaşmaktadır. Bu teknolojileri kullanan asimetrik unsurlar drone’ları Kamikaze İHA veya teknik tabiri ile Taarruzi İHA’ya dönüştürmüş ve basit ama durdurulması zor silah sistemlerine çevirmiş, devletler ise Taarruzi İHA’ları çok daha etkili ve düşük maliyetli bir silah platformuna olarak silahlı kuvvetlerin kullanımına sunmuştur.

Geçmişte tüm silahlar gelişmiş ülkeler tarafından ulusal savunma sanayii firmalarında üretilirken, bugün biraz abartarak söylemek gerekirse “merdiven altı” yöntemleri ile üretilen topçu roketleri ile asimetrik unsurların füze tehdidinden bahsediyoruz. Buna en güzel örnek bir kısım malzemelerini İran ve Suriye’den temin ederek çok küçük topçu roketleri üreten ve İsrail’e karşı kullanan Hizbullah verilebilir. Kamikaze İHA’lara ise PKK terör örgütünün aylar önce Güneydoğu’daki çeşitli sınır illerinde kullandığı altına bomba yerleştirilmiş küçük İHA’lar tarafımızdan bilindik bir örnek olması sebebi ile en güncel örnektir.

Bir diğer örnek ise bizim gibi füze teknolojisinde yeni ülkelerin yıllarca gayret edip 280 km menzilli Bora balistik füzesi yapmasına karşın Yemen gibi geri kalmış bir ülkede Husilerin İran’dan demonte şeklinde aldıkları balistik füze parçalarını veya İranlı mühendislerin Yemen’de montajını yaptığı balistik füzelerle bir anda Suudi Arabistan için ciddi füze tehdidine dönüşmesidir. Husilerin Burkan-2 füzesi 800 km, Burkan-3 balistik füzesi ise 1250 km menzile ulaşmıştır ki dünyada balistik füze teknolojisinde 1000 km ötesine geçen ülkeler bile sayılıdır.

Son bir güncel örneği ise, boşluksuz radar kaplamasına sahip olmasa da modern radarları, E-3C AWACS uçakları ve hepsinden önemlisi Patriot’ları olan Suudi Arabistan’ın, düşük teknoloji ve maliyet içeren İHA ve seyir füzeleri karşısında çaresiz kaldığı Aramco-Abkayk rafinerileri saldırısında gördük.

ANTI ACCESS-AREA DENIAL (A2/AD) VE HAVA SAVUNMA SİSTEMLERİ

Anti Access-Area Denial kavramını “Geçişe Kapatma/Alan Hâkimiyeti, Girişi Engelleme/Bölgeye Hapsetme, Erişimi Engelleme/Bölgeden Men Etme” ifadeleriyle tercüme edebiliriz. Bugün çatışma ve savaş sinyallerinin algılandığı bölgelerdeki askeri yığınaklar için sık sık A2-AD’den bahsedilmektedir. Bu konudaki en güzel yaşanmış örneklerden birinin Çanakkale muharebeleri veya savunması olduğunu söyleyebiliriz.

Dünya üzerinde A2-AD uygulamalarına namzet olacağı tahmin edilen bölgelerin bir savaş durumunda aşılması, geçilmesi veya gerisinde kalan bölgelere buranın by-pass edilerek erişilmesinin çok zor olacağı tahmin edilmektedir. Bunlardan birkaçına örnek vermek gerekirse: Karadeniz’de, Kırım Yarımadası’nda veya Kaliningrad’da Ruslar tarafından uygulanacak olan A2-AD, Çin Deniz’inin herhangi bir kısmında Çin tarafından uygulanacak olan ve Basra Körfezi ve çevresinde ABD tarafından uygulanacak olan A2-AD buna en güzel örnekler olacaktır. Çok yakın zamanda Rusya Arktika (Arctic) bölgesine S-400 yerleştirip Kuzey Kutup dairesinin önemli bir kısmını bloke etmeye çalışması gibi kısmi örnekler de verilebilir.

Diğer bir örnek de İsrail’dir. Sürekli olarak topçu roketi ve çevre ülkelerin SRBM tehdidi sebebi ile ABD desteğinde yıllardır balistik füze savunma sistemleri geliştiren İsrail, aynı zamanda coğrafi olarak küçük bir ülke olmasının da avantajını kullanmaktadır. Kısmen A2-AD ve daha çok hava ve balistik füze savunmasında en kapsayıcı ve boşluksuz savunma İsrail tarafından yapılmaktadır. Kademeli hava savunma şemsiyesinin mükemmel bir örneğini sergileyen İsrail, en düşük menzilli ve irtifadaki balistik füzeler olan topçu roketlerine karşı Iron Dome sisteminden en yüksek irtifa ve menzildeki balistik füzelere karşı etkili Arrow-3 sistemine kadar ideal bir hava ve füze savunma şemsiyesi kurmuştur. Ayrıca bunu ülkesindeki tüm ABD radar ve füzelerine (AN/TPY-2, Patriot’lar ve geçici konuşlanma ile THAAD) entegre etmiştir.

Peki A2-AD hangi silahlarla oluşturulur? Aslında silahlanmadan önce temel şart korunacak bölgede veya A2-AD uygulaması yapılacak yerde tam bir C4ISR yani komuta-kontrol, istihbarat, izleme-keşif kabiliyeti ile bölgesel, hatta artık bu da yetmez global sensör füzyonuna sahip olmaktır. Çünkü asimetrik unsurlar ve düzenli ordulardan gelen tehditler artık klasik savaş uçağı, denizaltı, savaş gemisi veya SİHA’ların çok ötesine geçmiştir.

Öyle ki devir “Swarm” denen sürü drone’lar, insansız; deniz ve denizaltı araçları, taarruzi İHA’lar, hipersonik füzeler ve hipersonik kayma/süzülme araçları (HGV) devridir ve bunların durdurulması örneğin Rus Avangard gibi klasik savunma tedbirleri ile çok zor, bazıları itibari ile de imkansızdır. Oysa daha önce gemisavar füzeler veya seyir füzeleri gibi konvansiyonel tehditlere karşı klasik HSS füzeleri ve CIWS (Çok namlulu top sistemleri) ile mücadele edilmekte idi. Şimdi ise uydu yani uzay dahil tüm sensörler, radarlar, insanlı istihbarat, elektronik dinleme ve sinyal istihbaratı gibi pek çok unsur işin içine girmeden yani mükemmel bir C4ISR ve bunu getireceği platform ve karargâh bazında sensör füzyonuna sahip değilseniz başarılı olmanız çok zordur.

Özetle hava ve füze savunması ile ilgili tüm birim, birlik ve tesislerin tam bir entegrasyon içinde olması gerekir. Bunun en yakın örneğini de yine Suriye’de Rus IL-20M ISR uçağının yanlışlıkla Suriye HSS’leri tarafından düşürülmesinde gördük. Her ne kadar Ruslar, İsrail F-16’larının IL-20 uçağını kalkan olarak kullanacak manevralar yaptığını iddia etse de Suriye’de bulunan çok sayıda Rus ve Suriye radarı ve S-300/400 HSS sistemleri, ABD’nin Ortadoğu’daki CENTCOM’unda olduğu gibi tam entegre olsa idi belki de bu kaza yaşanmayacaktı.


Tam manası ile A2-AD uygulayabilmek için konvansiyonel uçak, gemi, denizaltı vb. silah platformların yanında yeni teknoloji içeren yani yukarıda bahsettiğim hava savunma faaliyetlerinin çehresini değiştiren tahditlere karşı C4ISR ile desteklenmiş, EH uygulamalarına karşı dayanıklı birçok füze, füze savunma sistemi ve bunları yönlendirecek radar/sensör sistemine ihtiyaç vardır ki yukarıda saydığım mevcut üç başarılı A2-AD adayı bölge de bunlarla doludur. A2-AD uygulamasını gerçekleştirmek için kullanılan bu sofistike silah sistemlerine hava, deniz, denizaltı ve kıyı konuşlu gemisavar füze sistemleri, yüksek-orta ve alçak irtifa HSS’lerden kurulu hava savunma şemsiyesi ve seyir füzelerini örnek verebiliriz.

SURİYE’YE YÖNELİK SEYİR FÜZESİ SALDIRISININ DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

14 Nisan 2018 günü sabah saat 04’e karşı Suriye’deki çeşitli tesislerde patlamalar olmaya başladığında bölgede Rus askerlerinin kontrolünde S-300, Rusya’ya ait S-400 ve çok sayıda Rus yapımı alçak ve orta irtifa (Pantsir, TOR vb.) Suriye HSS vardı. Ancak Suriye’deki kimyasal silah üretim ve depolama tesislerine doğru gelen 105 adet seyir füzesine birkaç tanesi hariç mâni olamadılar. Bunlar, çölde 20-30 metre irtifadan Irak veya Ürdün hava sahasını kullanarak uçanlar ile Akdeniz üzerinden denizi yalayarak gelen çeşitli seyir füzeleri idi.

ABD, İngiltere ve Fransa, Suriye’de bugün bile tartışılan bir gerekçe ile Esad rejiminin kimyasal silah kullandığını ileri sürerek bu silahların üretildiği ve depolandığı tesislere 4 ayrı tipte seyir füzesi saldırısı düzenledi. Saldırı sonucunda ise her iki tarafta dünya kamuoyuna farklı açıklamalarda bulundu. Üçlü koalisyonun iddiasına göre 3 ayrı lokasyondaki hedefe 105 seyir füzesi ateşlendi ve hepsi hedefine ulaştı. Saldırıya katılan platformları, kalkış noktalarını ve kullandıkları füzeleri tabloda, 3 ülkenin iddiasını destekleyen uydu fotoğraflarını da aşağıda görmektesiniz. Rusya’nın resmi iddiası ve bazı Rus medyasındaki haberlere göre ise, 103 seyir füzesi, GBU-38 akıllı bombaları ve uçaklardan ateşlenen havadan-yere füzeler vardı. Sputnik gibi Rus medya organları hedefine ulaşamayan 12 Tomahawk füzesinin ele geçirildiğini yazdı. Oysa yine Suriye menşeili kaynaklarda da 1 füzenin ele geçirildiği yazmakta idi. Rusya Federasyonu resmi söylemi ise 103 seyir füzesinden 71 tanesinin imha edildiği yönünde idi ve hiç inandırıcı değildi.

Ancak madalyonun diğer yönü itibari ile S-400 gibi büyük radara sahip ve HSS olarak anılan sistemlerin radarları sadece kriz, savaş durumu gibi anormal zamanlarda 24 saat çalıştırılır. Çünkü bu radarlar çok pahalı sistemlerdir ve ömürleri kısadır. Sabit radar kaplaması olan bölgelerde zaten 24 saat aktif olmasına da gerek yoktur. Sonradan çıkan haberlere göre İsrail hava saldırıları dahil çoğu zaman Rusların S-400’ü kapalı tuttuğu bunun en büyük sebebinin ise İsrail’e sinyal istihbaratı yapma imkânı tanımamak olduğu söylenmekte. (Rusya, koalisyon seyir füzesi saldırısının bölgedeki Rus hava savunma birliklerinin sorumluluk sahalarının dışındaki noktalara yapıldığı şeklinde bir savunma yapmıştır).

Diğer yandan açık bile olsalar deniz üzerinde gelen füzeleri dünyanın yuvarlaklığı sebebi ile geç fark edecektir. Ayrıca birçok hedef ufuk altında yani 40-45 km’den uzaktadır. Dolayısı ile burada S-400 başarılı oldu demek ne kadar yalan ise başarısız oldu demek de çok doğru değildir. Çünkü yüksek irtifa hava savunma sistemleri birçok ülkede alçak ve orta irtifa hava savunma sistemleri tarafından korunmaktadır.

Bu olay saldırganların yani seyir ve gemisavar ve balistik füzelerin, hava ve füze savunma sistemlerinin daima bir adım önünde olduğunun bir göstergesidir. Diğer açıdan da A2-AD uygulamasında C4ISR’nin mesela AWACS desteğinin ne kadar önemli olduğunun. Şüphesiz uçakların Fransa, İtalya veya BAE’den kalkışı bilinse idi veya deniz yüzeyi taranabilse idi sonuç farklı olacak idi. Suriye seyir füzesi saldırısı karşısında bir savunma zafiyeti varsa ki vardı, bu S-400’e ait değil bölgedeki komple Rus-Suriye HSS ve daha çok Pantsir ve benzeri alçak irtifa hava savunma sistemlerinin zafiyetidir. Madalyonun diğer yönü ile o gece Suriye’de savunma yapan Rus sistemleri yerine şartlar aynı kalmak şartı ile ABD yapımı Patriot ve diğer alçak irtifa sistemler olsa idi ve saldıran da Rus Kalibri seyir füzeleri olsa idi bence sonuç değişmeyecek ve Rus füzelerinin %90’lık başarısından bahsedecektik. Çünkü kademede çok ciddi boşluklar olduğu sürece bu sonuç kaçınılmazdır.

BAHAR KALKANI HAREKATI NEYİ DEĞİŞTİRDİ?

Belki de dünyada hava savunma taktik ve doktrinin temelleri değiştiren son olay veya harekât, TSK tarafından icra edilen Bahar Kalkanı Harekâtı olacaktır. Çünkü bu harekatta dünya, Rus yapımı modern alçak-orta irtifa hava savunma füze sistemlerinin Türk SİHA’ları TUSAŞ ANKA-S, Bayraktar TB-2’lerin MAM-L ile ve F-16 uçaklarının sınırın Türkiye tarafından ateşlediği akıllı mühimmatlar ile kolayca imhasına şahit olmuştur. Oysa çok gelişmiş ve sofistike sayılan SA-17/SA-22 gibi yani Pantsir, BUK gibi Rus yapımı hava savunma füze sistemlerinin ANKA-S ve TB-2 gibi hiçbir öz savunma sistemine sahip olmayan SİHA’ları kolayca düşürmesi gerekirdi.

Ancak böyle olmadı ve hava savunma/yakın hava desteği/SEAD mücadelesinde yeni bir çığır açılarak, normalde tüm mobil hava savunma füze sistemlerinin radarlarının SEAD görevli F-16 uçaklarının AGM-88 HARM anti-radyasyon füzesi ile vurulması gerekirken, çok daha basit ve düşük maliyetli motorsuz, süzülen mühimmat MAM-L ile SİHA’lar tarafından gerçekleşti. F-16’lar da HSS vurdu ama esas işi SİHA’lar yaptı. Çünkü diplomatik ve askeri sebeplerden ötürü Türk uçakları Suriye hava sahasına girmeden harekata destek vermek zorunda kaldı. Nitekim düşürülen üç Suriye savaş uçağı dahi bu şekilde düşürüldü ve hatta 48 km ileride vurulan L-39 için AIM-120C7 füzesi yani orta menzilli bir hava-hava füzesi ile en uzun mesafede vurulan uçak rekoru kırıldığını iddia etmiştim.

Birer “İnsafsız hava aracı” na dönüşen Türk SİHA’ları dünyaya hava savunma taktik ve stratejilerinin yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini, artık savunmasız ve kolay hedef olan SİHA’ların bile HSS’ler için ciddi bir tehdit ve kısmi SEAD unsuru olabileceğini gösterdi.

Her ne kadar Suriye (Esad rejimi) kuvvetleri yukarıda anlatıldığı gibi entegre bir hava savunma sistemine sahip olmadığı için Pantsir gibi sistemler bile tepesindeki SİHA’dan bihaber görev yapmak zorunda kalmıştır. Diğer yandan KORAL ED/ET sistemini yoğun elektronik karıştırma ile Suriye radarlarını kör etmesi de bu başarıda çok önemli bir etkendir. Dolayısı ile gelecekteki bir savaşta hava savunma yapılacak bir bölgede EH ve karşı koyma ECCM sistemleri, C4ISR ve kademeli, entegre bir hava savunma şemsiyesi yoksa en modern HSS’lerinizin dahi MALE sınıfı SİHA’lar ile ve üstelik seyir füzeleri ve tanksavar füzelerine gerek olmaksızın motorsuz akıllı mühimmatla bile imha edilebileceği görülmektedir.

HAVA SAVUNMA SİSTEMLERİNİN MİLLİLEŞTRİLMESİNİN STRATEJİK ÖNEMİ VE TÜRKİYE’DE YÜRÜTÜLEN PROJELER

Genel olarak silah sistemlerinin milli projelerle geliştirilip yerli imkanlarla üretiminin yapılmasının önemini uzun uzun anlatmaya gerek duymuyorum. Piyade tüfeği yapıp, mermilerini dışarıdan aldığınızı düşünün veya uçak yapıp motorunu, tüm mühimmat ve füzelerini ithal ettiğinizi. O sahada bağımlılıktan ne derece kurtulmuş olabilir siniz? Mermi aldığınız ülkenin istemediği bir savaşa girerseniz ne olur?

Hava savunma sistemlerine gelince zaten kritik ve stratejik olan sistemlerin milli olması barış zamanı olmasa da savaş zamanı hayati önemdedir. Ülkemizde bugüne kadar hava sahasının korunması hava kuvvetleri uçakları ile yapılmıştır. S-400 modern bir sistemdir ama mevcut Rapier ve Hawk sistemleri hem demode hem de tıpkı 1 filo S-400 gibi sayıca yetersizdir. Dolayısı ile S-400 yanında görev yapacak olan veya S-400 olmayan bölgelerde alçak ve orta irtifada savunma yapacak olan milli HSS HİSAR sistemi çok kritik ve çok önemli bir açığı kapatacak ve yıllardır ihmal edilen hava savunma alt yapısına bir soluk getirerek, hava kuvvetlerimizin de yükünü azaltacaktır.

HİSAR-A Alçak irtifa hava savunma sistemi ile HİSAR-O Orta irtifa hava savunma sisteminin teknik özelliklerini ASELSAN resmî sitesinde bulabilirsiniz. Bana göre en ayrıcalıklı özellikleri IR değil IIR yani kızılötesi görüntüle türündeki arayıcı başlığı ve çift darbeli motora (Tek motor gövdesi içinde birbirinden bağımsız ateşlenebilen iki ayrı roket motoru) sahip olması. Bu konuda Hisar broşüründe şöyle yazıyor: “Hava savunma füzelerinin etkinliği (hız ve manevra kabiliyeti), ilk fırlatıldığı andan etkinlik menzilinin sınırına gelene kadar ciddi miktarda düşmekte, bu durum da tehdit hava unsurlarının füze tarafından vurulmadan kaçma şansını artırmaktadır. Bu teknoloji sayesinde HİSAR füzeleri, akıllı algoritmaları ile hedefine az mesafe kaldığında ikinci motorunu ateşleyerek son manevra evresinde çok yüksek etkinlik kabiliyeti kazanmaktadır.” Yani füze terminal aşamada ikinci motoru ateşleyerek hız ve manevra yeteneğini kaybetmeden hedefi kovalayabiliyor.

 

Kademeli ve her irtifaya hitap eden bir kaplamaya muktedir bir hava savunma şemsiyesine sahip olmak isteyen Türkiye alçaktan uçan seyir füzelerinden, yüksek irtifaya kadar savunma yapabilmek için HİSAR’lar yanında SİPER, KORKUT, GÖKDENİZ, milli MANPADS (Omuzdan Atılan Uçaksavar Füzesi) PORSAV, ALKA Yönlendirilmiş Enerji Silah Sistemi ve ASELSAN üretimi çeşitli radar projeleri üreterek hava savunma altyapısını millileştirmeye çalışmaktadır. Üstelik bu sistemlerin çoğunu (HİSAR, GÖKDENİZ, ALKA vb.) deniz konuşlu olarak da düşünmekte, geliştirmektedir.

HİSAR’ların yanında SİPER ise, onların bir üst kademesi, yani yüksek irtifa (aynı zamanda S-400 gibi uzun menzilden angajman kabiliyetli) versiyonu olan milli YİHSS olacaktır. Kısaca S-400’ün muadili olarak yerine geçmek üzere milli SAM füzemiz olacaktır. Ayrıca ismi henüz konulmamış milli anti-balistik füze geliştirilmesi çalışmaları da vardır veya bu özellik ileride belki SİPER’e de kazandırılabilir.

KORKUT ise çok alçak irtifada hava araçlarına karşı etkili olsa da daha çok çok alçaktan uçan seyir ve anti-radyasyon füzelerine karşı kritik tesis koruması sağlayacak olan, seri üretime geçmiş çok namlulu hava savunma top sistemidir.

 

GÖKDENİZ ise Korkut’un gemi konuşlu modeli olarak gemilerimize entegre edilecek yeni yapılan gemilerde de ABD yapımı CIWS sistemi yerine tercih edilecektir. Test amaçlı olarak bir firkateynimize uygulanmıştır.

Milli MANPADS PORSAV projesi devam etmekte olup, ROKETSAN ALKA ise çok önemli bir açığı kapatacaktır. ALKA öne çıkmış gözükse de TÜBİTAK ve ASELSAN’ın da anti-drone yetenekli lazer silahı prototipleri vardır. Ancak ALKA hem lazer hem de elektromanyetik etki ile drone avlayacaktır ve gemi konuşlu da olabilir.

Malum olduğu üzere makalenin başında da belirttiğim gibi hava savunmaya konu olan tehditler çeşit ve nitelik açısından artış göstermiş ve değişmiştir. PKK’nın geçen sene Güneydoğu illerimizde basit İHA’lar ile bombalı saldırılar yapmaya çalıştığını hep beraber gördük. Asimetrik unsurların İHA saldırıları yanında dünyada çeşitli devletlerce geliştirilen çok amaçlı sürü drone çılgınlığı yaşanmaktadır. Swarm denen bu drone sürüleri küçük, yüksek manevra kabiliyetli, yapay zekaya sahip ve yüksek sayıda olduğundan S-400, PAC, Hisar veya savaş uçakları ile asla imha edilemez. Dolayısı ile yönlendirilmiş enerji silah sistemleri de bu konuda kritik öneme sahiptir.

Diğer bir önemli ayrıntı ise geçtiğimiz yıllarda Kilis ilimize atılan çok sayıda Katyuşa roketidir. Halen İsrail’de günlük hayatın bir parçası olan bu çok kısa menzilli topçu roketlerini Iron Dome haricinde önleyebilecek bir füze sistemi mevcut değildir. ABD geliştirilmesinde ortak olduğu sistemi İsrail’den satın alacaktır. Ne Çin’de ne ABD’de muadili yoktur ki bunun sebebi de tehdit algısıdır. Tabi olarak ülkemizde de bulunmamaktadır. Yani, Rus yapımı 40 km menzilli Katyuşa roketini S-400 veya PAC veya HİSAR HSS ile önlememiz imkansız. Dolayısı ile Türkiye çözüm olarak parçacık etkili mühimmat geliştirmiş ve KORKUT sistemine entegre etmiştir. KORKUT sisteminin etkili olacağı düşünülmektedir. Daha önce normal mühimmat ile Kilis’de denenmiş ancak Katyuşa’ların kalın metal gövdesinde etkili olmadığı görülmüştür. Parçacık etkili mühimmatla ile de denenememiştir. Çünkü Zeytin Dalı Harekâtı ile bölgede Türkiye’ye Katyuşa atacak terör unsurlar kalmamıştır.

Maalesef kamuoyunda S-400, PAC alırsak veya HİSAR yaparsak tüm tehditlere karşı savunma yapacağımız sanılmaktadır. Oysa en basit örnek ile her iki sistemin broşüründe anti-balistik füze tehditleri kısımlarında 1000/1500 km yukarısı MRBM, IRBM ve ICBM yazmamaktadır. Bu şu manaya gelir tüm illerimizi S-400 ve PAC-3 doldursak bile örneğin İran’ın çok sayıda 1500 km üzeri menzilli MRBM’leri, İsrail’in Lora balistik füzesi vb. birçok balistik füzeye karşı hala daha savunma yapabilecek bir kabiliyetimiz yok demektir.

Türkiye bu amaçla anti-balistik füze üretmek için teknoloji transferleri arayışlarına devam ederken, bir taraftan da caydırıcılık sağlayabilecek Bora (280 km menzil) gibi balistik füzeler geliştirirken, hava savunma konumuzun dışında olan ama gereğinde A2-AD uygulamamızda temel unsurlardan olacak birçok balistik, seyir, gemisavar, hava savunma ve anti-radyasyon füzesi projesi yürütmektedir. Bunları da kısaca aktararak bitirmek istiyorum.

Dördüncü sayımızda tanıttığımız Göktuğ havadan-havaya füze ailesinin görüş için, kısa menzilli, IIR (Kızılötesi görüntüleme) güdümlü füzesi Bozdoğan ve görüş ötesi AR (Aktif radar) güdümlü Gökdoğan hava-hava füzeleri testleri devam etmektedir. Her iki füze A2-AD uygulamasında hava hakimiyeti sağlayacak olan F-16 ve gelecekte MMU TF-X’in ana silah sistemleri olacaktır. Ayrıca Amerikan NASAMS, İsrail Spyder benzeri olarak taktik tekerlekli veya paletli araç üzerine monte edilerek ileride HİSAR’lar yanında ikinci bir mobil HSS yani SAM bataryası olarak görev yapması düşünülmektedir.

200 km menzilli Atmaca gemisavar füzesi seri üretime geçmiş ve bir savaş gemimizde kullanılmak üzere envantere alınmıştır. Bu da bundan sonra üretilecek gemiler için Amerikan Harpoon füzesi alınmayacağı manasına gelebilir.

Tomahawk muadili (1700 km menzilli B4 modeli değil de, önceki 1000+ km menzilli modeller gibi) uzun menzilli milli seyir füzesi projesi “Gezgin” devam etmektedir. Hepinizin bildiği gibi F-35 için üretilen SOM-J ve yine uçaktan atılan orta menzilli seyir füzesi SOM-A/B/C1/C2 füzeleri sıra ile envantere alınmaktadır.

AGM-88 HARM anti-radyasyon/radar füzeleri yerine geliştirilen milli anti-radyasyon füzesi projesi AKABABA projesi devam etmektedir.

Tüm bu hava savunma ve diğer füze sistemleri ile Türkiye savunmasını millileştirmenin yanında ambargolardan etkilenmeden yukarıda bahsedilen yeni tehditlere karşı hava savunmasını veya gereğinde bir bölgede A2-AD uygulaması yapacak kabiliyete kavuşmayı amaçlamaktadır.

 

HAVA VE FÜZE TEHDİDİ İLE HAVA SAVUNMANIN DEĞİŞEN YÜZÜ VE TÜRKİYE’DEKİ GELİŞMELER