Günümüzün güvenlik ortamının, 20’nci yüzyılın Soğuk Savaş döneminden daha da karmaşıklaştığı açık. Devletlerin kendisi ve vatandaşları için nükleer silah ve askeri güvenliğin birincil tehdit olduğu dönemlerin üzerinden çok zaman geçti. Kuşkusuz, devlet merkezli geleneksel güvenliğin etkileri bitmedi, ancak yöntemleri değişti. Günümüzün güvenlik ortamı ise, hem genişleme gösterdi hem de derinleşti.

Geçmiş on yıllarda önemsenen ve hayati görülen güvenlik yaklaşımı, konvansiyonel silahlar ile orduları merkeze alan güvenlik örgütlenmeleri ve askeri güvenlik temelinde meydana gelmiş uluslararası hukuk idi.

Artık güvenlik denildiğinde ölçek olarak devletten bireye çoğulculaşan ve askeri güvenlik dışında ekonomik, politik, toplumsal, çevresel sorunların da güvenliğin konusu haline getirildiği görülüyor. Güvenlik yaklaşımındaki çoğulculaşma neticesinde; her ne kadar sözü edilen güvenlik konularının, küreselleşmenin de etkisinden faydalanılarak güçlü devletlerin zayıf ve yoksul ülkeler üzerinde bir tahakküm vesilesi yapıldığı yönünde eleştiriler getirilmiş olsa da, bu meselelerin bir güvenlik ihtiyacı olduğu gerçeği azalmıyor.

Güvenlik ihtiyaçlarının çeşitlenmesi ve bireyden uluslararası sisteme doğru çoğulculaşmasında küreselleşmenin etkisinin olduğu bilinmektedir. Özellikle mal ve hizmetlerin sınırlar ötesinde dolaştığı, üreten ve tüketen insanların karşılıklı ilişkili ve bağımlı kılındığı bir ortamda; küreselleşmenin hem ülkelerin kendi nispeti ölçeğinde kişisel özgürlüklerin gelişmesine imkân sağladığı, hem de dünyada toplumsal refahta artışa neden olduğu açıktır. Soğuk Savaşın galip tarafı olan liberal değerler ve serbest piyasa ekonomisinin küreselleşmeyi teşvik ettiği ve insanı merkeze alan özgürlük taleplerinde farkındalığı artırdığını biliyoruz (Ak, 2018:74-80).

Diğer taraftan küreselleşmenin siyasal ve ekonomik etkisinin olumsuzluklarıyla da karşılaşıldı. Dünyada nüfus artışının, toplumsal kesimler arasında gelir eşitsizliklerinin, ülke içi veya sınır ötesinde yaşanan zorunlu göçlerin, salgın hastalıkların yayılımının, kimlik temelli çatışmaların, kaynak kıtlıklarının ve iklim değişikliği etkisinin her insan tarafından farkındalığı çoğaldı. Bu yaşananlar; sözü edilen güvenlik sorunlarının hem siyasal, ekonomik, toplumsal ve çevresel boyutta tartışılmasını gerekli kıldı hem de dünyadaki dezavantajlı ülkelerden küresel terör grupları ve organize suç örgütlerine kadar birçok aktörün çıkar mücadelelerini ortaya çıkardı (Ak, 2020: 269-275).

Aslında Soğuk Savaş bittiği yıllarda dünyanın daha güvenli bir yer olacağına ilişkin bir düşünce hâkimdi. Francis Fukuyama, dünyada liberal demokrasinin ve kapitalizmin zaferini ilan ettiği bu anı tarihin sonu gibi bir iddialı önermeyle betimlemişti. Aradan geçen zaman durumun böyle olmadığını gösterdi. Özellikle insanlar arasındaki iletişim, bilgi, zenginlik ve tüketim hızla yer değiştirdikçe toplumsal hareketlilikler artmaya başladı, belirli bir mekânda sınırlı yaşam gösteren dışlanmış ve muhalif olan ideoloji, etnik ve dini gruplar için hareket alanı oluştu. Bu grupların, dünyanın farklı coğrafyalarında yaşayan ve kendisine sempati ve karşılık bulan insanlarla irtibatı arttıkça propaganda ve eylem alanı daha da genişledi.

Sonuç olarak; günümüzün güvenlik ortamı, devletlerin güvenlik açısından kendisi ve vatandaşlarını korumak adına iki esasa yönelmesini gerekli kıldı. İlki, dünyada hasım olarak görülmüş ülke veya küresel terör gibi benzeri tehditlere karşı ülke dışından askeri güvenlik tedbirleri almak, ikincisi ise bu tehditleri ülke içerisinde önlenmesini sağlayabilecek ve ulusal güvenliği tamamlayacak iç güvenlik açısından donanımlı ve yetkin kolluk kuvvetlerine sahip olmaktı.

Bu bağlamda; günümüze kadar iç güvenlik ortamı değerlendirilirken, terörle mücadeleden kritik alt yapıların korunmasına, insani ve çevresel felaketlerden, kitlesel göç hareketlerine, ulus ötesi kaçakçılık ve organize suç örgütlerinden siber tehditlere kadar her bir güvenlik önleminde yeterli etkinliğe ve organizasyon kabiliyetine sahip olan kolluk birimlerine sahip devletler daha hazırlıklı oldular.

Bu açıdan; günümüzün güvensizlik ortamının böyle çeşitli ve değişken olduğu bir dönemde ülkelerin hem kamu güvenliğini sağlayacak hem de ulusal güvenliğin korunmasında silahlı kuvvetlere tamamlayıcı bir işlev kazandıracak jandarma tipi kolluk kuvvetleri çok önem kazanmıştır denilebilir.

Jandarma tipi kolluk kuvvetleri, 19’uncu yüzyıldan itibaren Avrupa kıtasının tipik bir özelliği olarak ilk defa Avrupa’da oluşturulmuş ve kırsal alanda merkezin gücünün yayılmasında ve egemen olmasında kullanılmış, Avrupa ülkelerinin ulus oluşturma mücadelelerinde önemli görevler üstlenmiştir. Jandarma tipi kolluklar ilk defa Fransa’da teşkil edilmiş, müteakiben diğer Avrupa ülkelerinde de yaygınlaştırılmıştır. Tarihsel olarak devlet geleneğinde böyle kurumlara sahip olmayan ve merkeziyetçiliği açısından bu tip kolluklara temkinli yaklaşan ABD ve Birleşik Krallık gibi ülkeler ise; bu tür kolluk ihtiyaçlarını 2000’li yılların başından itibaren mevcut yerel, federal ve merkezi polis kolluk birimleri arasında eşgüdüm düzeyini artırarak gidermeye çalışmıştır.

Hali hazırda jandarma tipi kolluk kuvvetlerine sahip olan ülkeler açısından, günümüzün güvenlik ortamına hazırlıklı olma ve tedbir alma süreci daha sağlıklı yaşanabiliyor. Günümüzde jandarma tipi kolluk kuvvetleri; vatandaşla birebir ilişki kurarak trafiğin düzenlenmesi ve asayişin sağlanmasından, terörle mücadeleye, afetlere müdahaleden kritik altyapıların korunmasına kadar birçok alanda hem tedbir alıyor hem de ihtiyaç halinde silahlı kuvvetlerin emrine girerek veya müşterek kullanılarak ülkelerin ulusal güvenliğinde tamamlayıcı bir işlev kazanıyor.

Avrupa kıtasında yaşanan gelişmeler de bunu doğrulamıştır. 1990’ların başından itibaren jandarma tipi kolluklar tüm güvenlik güçleri arasında en fazla büyüme gösteren kuvvetler olmuştur. 1980 ve 2000 yılları arasında ordu personelinde ciddi düşüşler gerçekleşirken aynı ülkelerin Jandarmalarında %30’lara kadar varan artışlar olmuştur (Lutterberg, 2005: 246)

Günümüzde, jandarma tipi kolluk kuvvetlerinin devlet içerisinde konumu, bağlılığı, görev alanı değişmekle birlikte her ülkede etkinlikle kullanılmaya devam ediyor. Dünyada jandarma tipi kolluk kuvvetleri 57 ülkeden 26'sında mülki, adli ve askeri görevlere sahip, 31 ülkede ise adli görevleri yok (Durgun vd., 2019:76). Şili’de Carabineros ülkenin tümünden tek kolluk olarak sorumlu, İtalya’da şehir içi de dâhil polisle birlikte ülkenin tümünden, Fransa’da halkın dağınık olarak yaşadığı bölgeler ile nüfusu 20.000 kişiden az yerleşim yerlerinden, İspanya’da belediye sınırları dışından, Portekiz’de belediye sınırları dışında ve nüfusu 25.000’den az şehir merkezlerinden sorumlu.

Fransa, İtalya, İspanya Portekiz, Hollanda ve Romanya gibi ülkeler polis ve jandarma olarak ikili kolluk yapısını muhafaza etmektedir. Fransa’da asayiş görevleri yanında kritik tesislerin korunması ve nükleer silâh konvoylarına eşlik edilmesi, İtalya’da Cumhurbaşkanlığı, Senato, Meclis, Anayasa Mahkemesi ve Başbakanlığın koruması, Portekiz’de temsil ve şeref kıtası görevleri ile hükümet binalarının korunması görevlerinde de bulunuluyor. Fransa, İtalya, İspanya, Portekiz gibi ülkelerde başkent ve büyük şehirlerde toplumsal olaylara müdahale görevi jandarmadadır. İtalya ve Fransa’da mali suçlarla mücadele birimleri görev yaparken, İspanya ve Hollanda gibi ülkelerde jandarma hava alanlarının iç güvenliğinden de sorumludur. Ayrıca, İtalya’da, sahil koruma görevi de jandarmanındır.

Jandarmanın en önemli özelliği, herhangi bir savaş durumunda envanterinde bulunan ağır silah ve teçhizat kabiliyeti sayesinde toplu bir güç olarak silahlı kuvvetleri destekleyebilir olmasıdır. Böyle bir imkân, Soğuk Savaş sonrası ortaya çıkan güvenlik ortamında ülkeler açısından önemli bir asimetrik etki yaratmaktadır. Bu durum, Jandarma tipi kollukların iç güvenlikte ki mülkî ve adlî görevleri dışında uluslararası alanda barışı destekleme harekâtlarında kullanılmasına da katkı sağlamaktadır.

Jandarma tipi kolluk kuvvetlerinin, önümüzdeki on yıllarda da ulus devletler açısından yeni dönemin güvenlik ihtiyaçlarına uygun yanıt verebilecek ve asimetrik bir etki yaratabilecek önemli bir kazanım olmaya devam edeceği açıktır.

 

 

Kaynakça

Ak, T. (2018). “Dünyada İç Güvenlik Yaklaşımının Değişimi ve İç Güvenlik Yönetimine Etkisi”, Van YYÜ İİBF Dergisi, 3 (6): 74-93.

Ak, T. (2020). “Covid-19 salgınına yönelik mücadelenin iç güvenlik açısından yönetimi”, International Journal of Social Sciences and Education Research, 6 (2): 269-281.

Durgun, S., Aydın, A. & Bucak, U (2019). "Jandarma Genel Komutanlığının İçişleri Bakanlığına Hızlı Uyumu”, ASSAM Uluslararası Hakemli Dergi, 13. Uluslararası Kamu Yönetimi Sempozyumu Bildirileri Özel Sayısı: 70-83

Lutterberg, D. (2005). “Blurring the Dividing Line: The Convergence of Internal and External Securıty Western Europe”, European Security, 14 (2): 246.

 

GÜNÜMÜZÜN GÜVENLİK ORTAMINDA VAZGEÇİLMEZ GÜÇ:  JANDARMA TİPİ KOLLUK