“Dünya tarihi bir sürece girdi ve kırılmalar yaşıyor. Yeni bir dünya kuruluyor. Bu yeni dünyanın ekonomik, siyasi, sosyal, askeri kurum ve kuralları çok farklı olacak ve eski dünyanın tüm kodları, kurum ve kuralları geçerli olmayacak” diyoruz ya, söz konusu değişim/dönüşümün sebeplerini incelemeden sonuçlarını göremeyiz.

YENİ İTTİFAKLAR DÖNEMİ

Değişim/dönüşümün sebeplerine geçmeden önce, söz konusu sürecin “olmaz” denilen sonuçlarına bakmakta fayda var. Önce şunu belirtelim; bu sürecin temelleri belki yüzlerce yıl önce atılmıştı. Tetik mekanizması 8 Kasım 2016’da Trump’ın Amerikan Başkanı seçilmesi oldu.

Bu tarih, ABD’nin gerek kendi içinde, gerekse uluslararası konumu açısından bir kırılma noktasıdır. Trump öncesi ABD’nin uluslararası vizyon/ misyonu ile, Trump sonrası vizyon/ misyon farkı incelendiği zaman değişim/dönüşüm daha rahat anlaşılabilir. 3 Kasım 2020 başkanlık seçimlerinde Joe Biden’ın seçilmesi, ABD’nin ve dünyanın girdiği yeni süreci değiştiremeyecek. Bir anlamda sözkonusu değişim/dönüşüm süreci, Biden’ın temsil ettiği söylenen ve “ABD müesses nizamı” olarak adlandırılan küresel sisteme karşı bir direniş olarak da kabul edilebilir.

GÖÇLER KÜRESEL EŞİTLİĞİ SAĞLADI

Şimdi değişim/dönüşümün sebeplerine geçelim. Yeni dünyanın kapısını açan, küresel emperyalizmin yol açtığı küresel göç dalgası oldu. Bu göç dalgası öylesine etkili ki, “Kavimler Göçü”nün yol açtığı değişim/ dönüşümün sonuçlarını birkaç kez katlayacak nitelikte.

KAVİMLER GÖÇÜ: 

Günümüz Avrupa devletlerinin temellerini atan çok önemli bir tarihi kırılmadır. 350-800 yılları arasında Avrupa’ya yapılan şiddetli insan göçüdür. İlk dönem ve ikinci dönem olarak ikiye ayrılır. İkinci dönem kavimler göçü, ilk dönem kavimler göçünün devamı  niteliğindedir. İlk dönem kavimler göçü Roma İmparatorluğu ve Hunlar arasında yoğun sınır değişikliklerini kapsar.

Göç sonucu Avrupa’nın bugünkü siyasi ve sosyal yapısı ortaya çıktı. Göçlere dayanamayan Batı Roma İmparatorluğu 476’da yıkıldı.

KAVİMLER GÖÇÜ’NÜN SONUÇLARI: Avrupa’nın bugünkü siyasi ve sosyal yapısı ortaya çıktı, Kavimlerin birleşmesi ile yeni milletler ortaya çıktı, Roma İmparatorluğu ikiye ayrıldı, Göçlere dayanamayan Batı Roma İmparatorluğu 476’da yıkıldı, Avrupa’da derebeylik (feodalite) rejimi ortaya çıktı, İlk çağ sona erdi, Orta Çağ başladı, Avrupa Hun Devleti kuruldu, Avrupa’da günümüzde yaşayan milletler oluştu, Bilinen anlamda kapitalizm/emperyalizm ortaya çıktı.

TANIMSIZLIKLAR ÇAĞI

Küresel çapta “terörle mücadele” söylemi var ama bugün terörün tanımı yapılamıyor. Birleşmiş Milletler hala terörün tanımını yapamadı. Bu tanımsızlık, küresel güçler tarafından yeni bir savaş taktiği olarak kullanılıyor. Pek çok ülke terörle mücadele gerekçesiyle düşman olarak kabul ettiği ülkelerin uluslararası çıkarlarına saldırıyor. Terör, ülkelerin en büyük silahlarından biri haline geldi.

İkinci Dünya Savaşı sonrası çift kutuplu bir dünya oluştu. Sovyetler’in yıkılması ile tek kutupluya dönüştü dünya. Rusya, Çin, Hindistan gibi ülkelerin sahneye çıkması ile çok kutuplu dünyaya evrildi.

Bu, şunu gösteriyor, dünya aslında bir alternatif arıyor. Amerika’nın ve Rusya’nın dışında. Hindistan, bölgesel güç olmaya çalışıyor, Çin’in genişlemesini engellemeye, Pakistan’ı zayıflatmaya çalışıyor. Çin, Hindistan’a doğru alanını genişletmek istiyor, Pakistan’la işbirliği yapıyor, Pakistan’da büyük bir liman kurup Arap yarımadasındaki petrol ve doğalgaza ulaşmak istiyor. Amerika bunu istemiyor. Rusya dünya siyasetine yeniden çıkıp, yeniden bir kutbun parçası olmaya çalışıyor. Gambiya devlet başkanı, Amerika’ya meydan okudu. “Amerika, bizi sömürdüğün yeter, biz Afrikalılar artık kendi geleceğimizi kendimiz belirlemek istiyoruz” dedi. Filipinler devlet başkanı da benzer tepki gösterdi. Küresel çapta ABD’nin kurallarına karşı bir direniş başlamış gibi.

Son birkaç 10 yıldır dünyada bir hareketlenme gözleniyor. Yoksul kesimler neden yoksul kaldıklarını, yeraltı-yer üstü kaynaklarından neden yeteri kadar faydalanmadıklarını, gelir adaletsizliğinin neden düzeltilmediğini daha çok sorgular oldu.

BUGÜNKÜ GÖÇLER, DÜNKÜ GÖÇLERE TEPKİDİR

21. yüzyılı kökten değiştiren göçler dalgası, bir anlamda Kavimler Göçü’nün yol açtığı sonuçlara o günden bugüne biriken tepkinin başkaldırısı sayılabilir.

Kavimler Göçü’nün en önemli sonuçlarından biri, Avrupa’nın bugünkü yapısının ortaya çıkması ve buna bağlı olarak kapitalizm/emperyalizm, sömürü/sömürge gibi sistemlerin kurulması. Doğal olarak bu sistemler toplumsal ve sosyal yapıları da şekillendirdi. Ama aynı zamanda yapılar arasında farklı ve dengesiz kesimlerin oluşmasına yol açtı.

Sivil toplum örgütü İntermon Oxfam’ın raporunda, dünyadaki zenginliğin neredeyse yarısının (yüzde 46) dünya nüfusunun yüzde 1’inin elinde olduğu gerçeği artık gizlenemiyor. Dünyanın en zengin yüzde 1’lik nüfusunun zenginliğinin, dünya nüfusunun en fakir yarısının toplam zenginliğinin 65 katına denk geldiğinin kaydedildiği raporda, dünyadaki fakir nüfusun yarısının gelirinin dünyanın 85 en zengininin varlığına eşit olduğu, 2009’dan itibaren ABD’deki yüzde 1’lik en zengin nüfus daha fazla zenginleşirken dünyadaki fakir nüfusun yüzde 90’ının daha da fakirleştiği gerçeği artık daha güçlü sorgulanıyor.

Örneğin,  Oxfam’ın yaptığı bir araştırmaya göre yaratılan küresel servetin yüzde 82’lik bölümü en zengin yüzde 1’lik kesimin cebine gidiyor.

Kuruluşun raporuna göre, dünyanın fakir yüzde 50’lik kesimindeyse herhangi bir servet artışı gözlenmedi. Oxfam’a göre çıkan sonuçlar küresel ekonomik sistemin başarısızlığına işaret ediyor.

Yine Oxfam’ın verilerine göre, dünyanın en zengin sekiz kişisinin serveti, dünyanın yarısını oluşturan 3.6 milyar nüfusun servetine eşit.

Bu sorgulama sadece fakir ülkelerde yapılmıyor. ABD halkı sorgulama sürecine katılmaya başladı. ABD’de ezilen, dışlanan zencilerin, hispeniklerin sayısal oranına baktığımız zaman bu sorgulamanın hangi boyutlara ulaşabileceği görülebiliyor.

Bu adaletsizliğin sonuçları bir kesim azınlık için bilançolara kar olarak yansırken, bir kesim çoğunluk için zarar hanesine açlık, ölüm olarak yansıdı.

Adaletsiz sisteme, emperyalizmin kazanma hırsı ile dünyayı ateşe, gözyaşına ve ölümlere atması, aslında sürdürülebilir bir politika değildi ve tıkandı.

Sisteme yönelik başkaldırının görünür en büyük tetikleyicisi, 9/11 saldırılarıdır. 2001’de ABD’de İkiz Kuleler’e ve Pentagon’a El Kaide’nin yaptığı “terör saldırıları” ile dünya yeni bir döneme girdi.

ABD’de hakim güç, saldırıları kullanarak Afganistan’la başlayan bir sözde savunma/demokrasi mücadelesine (özde saldırı ve işgal süreci) başladı.

Bu öylesine bir süreçti ki; Asya’dan Afrika’ya, Kafkaslar’dan Ortadoğu’ya kadar tüm ülkeleri ve insanları olumsuz anlamda etkiledi. Baba Bush’un “Önleyici Savaş” doktrini gereği ABD, kendisine rakip olabileceğine inandığı herkesi/her şeyi yok edilmesi gereken hedef olarak kabul etti ve dünya ateşe atıldı.

Bu savaş dönemi, emperyalizmin yarı aç-yarı tok yaşamak zorunda bıraktığı insanları tamamen açlığa, iç savaşlara sevketti.

Ve göçler dalgası başladı.

Bu öyle bir dalgası ki; bilinen hiçbir silahla durdurulması mümkün değil.

Bu öyle bir göç dalgası ki; ABD’den Avrupa’ya hiçbir ülkenin kendisini koruması mümkün değil.

Bu öyle bir göç dalgası ki; genel kabul görmüş tüm ahlaki, dini, hukuki meşruiyete sahip.

Bu öyle bir göç dalgası ki; tok ve güvende yaşayan insanların bile desteğini alabilecek kadar haklı bir gerekçeye sahip.

Örneğin; Avrupa’nın izole ve refah içinde yaşayan insanı, bir sabah uyandığında kapı komşusunun Afrikalı aç bir mülteci olduğunu gördü.

İkisi birbirine uzun uzun baktı. “Sen niye açsın? Sen niye toksun?” sorusunu sordular birbirlerine. İşte bu soru, dünyanın mültecilere bakışını değiştirdi. O güne kadar televizyon ekranlarında yardım kuruluşları haberlerinde 3-5 saniye görüp geçtikleri o aç insanlar artık komşuları olmuştu.

Örneğin; ABD, ne yaparsa yapsın Meksika’dan, Honduras’tan ve diğer ülkelerden akın akın gelen mültecileri önlemekte zorlanıyor. İç dengeleri sarsılmaya başladı.

Örneğin; Akdeniz’de batan mülteci teknesinde hayatını kaybeden Aylan bebek, insanlık vicdanının simgesi haline dönüştü.

Örneğin; Fransa’da kaos noktasına gelen “Sarı Yelekliler” hareketi, yoksulluğa başkaldırının simgesi oldu.

Örneğin; Yemen’de yoksulluğun pençesindeki milyonlarca çocuk mezhep çatışması nedeniyle kitlesel ölümün eşiğine geldi.

Göç dalgasının belki de en belirleyici sonucu; tokla açın bu durumun sorumlusu olarak aynı adreste buluşmasıdır.

Bu adres, kimi zaman petrol tröstü kimliği, kimi zaman silah tüccarı kimliği, kimi zaman ilaç, kimi zaman gıda, kimi zaman demokrasi havarisi kimliği ile karşımıza çıktı. Ancak tüm kimliklerin ortak özelliği; hedef ve amaçları için kullandığı taktiklerin kan ve gözyaşına yol açmasıydı.

Bu taktik, Suriye’ye kadar başarıyla uygulandı.

Suriye süreci ve sonrası malum. Anlatmaya gerek yok.

AÇLIK, HÜKÜMETLER ÜSTÜDÜR

Savaşların yol açtığı sonuçlar, silah eşliğinde küresel düzenin sürdürülemez olduğu gerçeğini kabul ettirdi. Yeni dünya tablosunda Afrika’daki aç çocuk ile Avrupa/ABD’deki tok çocuk artık birbirlerini tanıyor. Kapitalizmin sağladığı sırça köşkler teker teker yıkılıyor ve hükümetler artık çaresiz.

Şimdi çözüm zamanı. Yani “efendilik” dönemi bitti. Öyle veya böyle paylaşım dönemi başlıyor. Bu dönemin testleri Ortadoğu’da ve Akdeniz’de yapılıyor. Eski dönemin son hamleleri yine bu bölgelerde gerçekleştirildi ve tutmadı. O zaman yeni yöntemleri denemek gerekiyor.

Geleneksel düşman kardeşler İsrail ve Körfez ülkeleri arasında “normalleşme” süreci gibi.

Akdeniz’de silahların gölgesinde doğalgaz projeleri tıkandı. İsrail, Mısır, Yunanistan, Fransa gibi ülkeler bir tarafta, Türkiye diğer tarafta, ABD, Rusya, İngiltere öbür tarafta yer aldı. Ancak hiçbir ittifak diğerine üstünlük sağlayamadı.

Sonuç; yeni dünya düzeninin yeni ittifakları netleşiyor. İlk ittifak; Türkiye, Rusya, Çin, İngiltere, İsrail aktif hale geldi. Bu ittifakın siyasi, ekonomik ve nüfus/nüfuz etki alanı “Adriyatik’ten Çin Seddi’ne” kadar uzanıyor.

Bu ittifak açla tok arasındaki farkı giderebilir mi, en azından makası daraltabilir mi, zaman içinde ortaya çıkacak. Ancak yarının dünden çok farklı olacağı aşikar.


 

 

 

GÖÇLER DALGASI VE SONUÇLARI