Göç hareketleri tarih boyunca insanlığın kaderinde var. İnsanlar içinde bulundukları şartların daha iyisine kavuşmak için veya hayatta kalabilmek için doğdukları, bulundukları yerlerden başka yerlere doğru sürüklenirler. Savaşlar, kıtlıklar, afetler, işsizlik, eğitim şartları, hayat konforu gibi pek çok neden vardır göçlerde insanları motive eden veya mecbur bırakan.

Türkiye tüm yolların kavşağında. Yüzyıllar boyu doğudan ve batıdan, kuzeyden ve güneyden pek çok nedenle göçlerin merkezi olmuştur. Son yüzyıl içinde Balkanlar’dan, Kafkaslardan, Afrika’dan, Ortadoğu’dan, Orta Asya’dan Anadolu’ya insan akını olmuştur. Bu insanlar halk arasında geçmişte “muhacir”, günümüzde “mülteci” olarak adlandırılmakla birlikte bu adlandırma doğru değildir ve pek çok farklı hukuki statü ve durum ile ülkemizdedirler.

Birleşmiş Milletler Mülteci Ajansı’nın verilerine göre, dünya genelinde savaş, çatışma, şiddet ve yoksulluk nedeniyle evlerini terk ederek başka yerlere kaçan insan sayısı gün geçtikçe artıyor. Ülkelerindeki savaşlar, insan hakları ihlalleri, çatışmalar, iç karışıklıklar ve zorlu yaşam şartlarından kaçan insan sayısı dünya genelinde 71 milyona ulaştı. Dünyada her gün 37 bin kişi evini terk etmek zorunda kalıyor. Bu rakamın yarısını ise çocuklar oluşturuyor. Mülteciler içinde durumu en zor olanlar şüphesiz çocuklar. Güvenli bölgelere kaçmak isterken eğitimsiz bir geleceğe de adım atan çocuklar, zorlu kaçış yollarında aileleriyle birlikte hayatta kalma mücadelesi veriyor.

BM’nin raporladığı 25,9 milyon mültecinin yüzde 50’den fazlasını 18 yaş altı çocuklar oluşturuyor. Bu, son 70 yıl içinde kaydedilen en yüksek rakam. Öte yandan, geçen yıl çoğunluğu Afgan ve Suriyeli olmak üzere ailelerinden ayrı ya da refakatçisiz 111 bin çocuk, 70 farklı ülkede sığınma başvurusunda bulundu. İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) ise, ilkokul çağındaki mülteci çocukların en az yarısının eğitimden mahrum olduğunu belirtiyor. HRW’ye göre, dünya genelinde ülke içinde yer değiştiren insanların (IDP) yüzde 70’lik kesimini kadınlar ve kız çocukları oluşturuyor.

BM’nin Küresel Eğilimler Raporu’nda, zorla yerlerinden edilen 71 milyonun içinde üç ana grup yer alıyor. Bunlardan ilkini çatışma, savaş veya baskı nedeniyle ülkelerini terk etmek zorunda kalan mülteciler oluşturuyor. Geçen yıl dünyada mülteci sayısı bir yıl öncekine göre 500 bin artarak 25,9 milyona çıktı.

İkinci grubu ise mülteci başvurularının sonucunu bekleyen ve uluslararası koruma altında olan 3,5 milyon sığınmacı, üçüncü ve en büyük grubu da ülke içinde yerinden edilen ve kendi ülkelerinde başka yerlere göç eden 41,3 milyon kişi oluşturuyor. Suriye, Afganistan, Güney Sudan, Myanmar ve Somali dünyanın en fazla mülteci veren beş ülkesi konumunda bulunuyor. Suriye, 6,7 milyon kişiyle sivillerin en fazla yerinden edildiği ülke olarak ön plana çıkıyor. Bu ülkeyi 2,7 milyon ile Afganistan takip ediyor. BM’nin Küresel Eğilimler Raporu’nda, 5,6 milyon kayıtlı mülteci sayısıyla dünyanın en büyük mülteci krizinin kaynağının Suriye olduğu vurgulanıyor. Bu rakamın 2,5 milyonunu Türkiye, Lübnan, Ürdün, Irak ve Mısır gibi ülkelerdeki Suriyeli çocuklar oluşturuyor. Türkiye’de 615 bin resmi, 60 bin gayri resmi olmak üzere toplam 675 bin Suriyelinin eğitim kurumlarında kayıtlı olduğu bilgisine yer veriliyor.

Zorla yerinden edilen milyonlarca insanın ağır yükünü Batılı zengin ülkeler yerine düşük ve orta gelirli gelişmekte olan ülkelerin çekiyor olması da dikkati çeken bir husus olarak öne çıkıyor. Yüksek gelirli ülkeler bin kişi başına ortalama 2,7, orta ve düşük gelirli ülkeler ise 5,8 mülteci barındırıyor. En yoksul ülkeler, dünyadaki tüm mültecilerin üçte birine ev sahipliği yapıyor.

Türkiye ise bu konuda en fazla göç ve sığınma hareketine maruz kalan ülke durumunda. Özellikle Suriye iç savaşı ile birlikte aşağıdaki tabloda görüleceği üzere 3 milyon altı yüz bin civarında insan ülkelerinden Türkiye’ye geçmiş ve yıllardan beri Türkiye’de yaşamaktadır.

Türkiye’de Suriyeli geçici koruma kapsamındaki sığınmacılar dışında resmi verilere göre 400 binin üzerinde de diğer ülkelerden gelen çeşitli statüde insanlar bulunmaktadır. Dolayısıyla Türkiye 4 milyonun üzerinde farklı statüdeki yabancıya ev sahipliği yapmaktadır. Bu kadar çok sayıda yabancının ülke sınırları içinde olması zaman zaman değişik polemiklere yol açarken, pek çok bakımdan da kamu yönetimine hiç de hak edilmeyen bir takım suçlamalar getirilmesine de imkân vermektedir.

Bir de yine ikamet izni ile ülkemizde olan, öğrenim gören, çalışan veya aile ikamet izni ile yaşayan yabancılar bulunmaktadır. Bunlar ülkede bulunuş gerekçeleri ile bağlı sürelerle ve ikamet izinleri çerçevesinde ve ikamet izni verilen yerlerle sınırlı olarak ülkemizdedirler. Kısa dönem ikamet izni ile 810 bin, öğrenim gerekçesiyle 90 bin, çalışma gerekçesiyle 70 bin, diğer nedenlerle 50 bin kadar yabancı ülkemizde bulunmaktadır. İkamet izni ile ülkemizde bulunanların ağırlıklı olarak Irak, Suriye, İran, Türkmenistan, Azerbaycan, Özbekistan, Mısır, Libya, Rusya Federasyonu gibi ülkelerden geldikleri görülmektedir.

Ülkemizde bulunan yabancıların statülerin konusunda başta medya olmak üzere, siyasiler ve kamu görevi yapanların da yeterince bilgi sahibi olmamaları bu polemikleri ve ülkemizdeki yabancılara yönelik mütecaviz bakışları körükleyebilmektedir. Bunun içindir ki, göç terminolojisinin bilinmesi durumun daha iyi kavranabilmesi ve değerlendirmelerin gerçekçi bir şekilde yapılabilmesi için şarttır.

Uluslararası Koruma: “Uluslararası Koruma”, devletlerin kendi vatandaşlarını koruma yükümlülüklerini yerine getiremediği durumlarda, başka ülkelere sığınma talebinde bulunan insanların güvenlik içerisinde yaşamaları, tehlikeli olan yerlere gönderilmemeleri ve temel insan haklarından yararlanabilmeleri anlamına gelmektedir. Bu süreçte koruma talebinde bulunan kişi sınır dışı edilemez ve ülkesine geri gönderilemez.

 

Sığınmacı: Sığınmacı, sığınma talebi henüz sonuçlanmamış kişilerdir.


 

Mülteci: Mülteciler, çatışma veya zulümden kaçan kişilerdir. Mülteci kavramı ilk olarak uluslararası hukukta 1951 tarihli Cenevre Sözleşmesi’nin 1. Maddesinde şöyle tanımlanmıştır: “Irkı, dini, uyruğu belli bir toplumsal gruba aidiyeti veya siyasi düşünceleri yüzünden, zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu için vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunan ve bu ülkenin korumasından yararlanmayan kişilerdir.”

2014 yılında çıkarılan 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun (YUKK) 61. Maddesindeki mülteci tanımı Türkiye’nin uyguladığı coğrafi sınırlama dışında Cenevre Sözleşmesi’ne benzerdir. Bu tanıma göre; “Avrupa ülkelerinde meydana gelen olaylar nedeniyle; ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncelerinden dolayı zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu için vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunan ve bu ülkenin korumasından yararlanamayan ya da söz konusu korku nedeniyle yararlanmak istemeyen yabancıya veya bu tür olaylar sonucu önceden yaşadığı ikamet ülkesinin dışında bulunan, oraya dönemeyen veya söz konusu korku nedeniyle dönmek istemeyen vatansız kişiye statü belirleme işlemleri sonrasında mülteci statüsü verilir.”

Buna göre Avrupa Konseyi üyesi olmayan İran, Irak, Afganistan, Somali gibi ülkelerden iltica talebiyle Türkiye’ye sığınanlar coğrafi sınırlama nedeniyle mülteci statüsüne sahip olamazlar.


 

Şartlı Mülteci: 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun (YUKK) 62. Maddesinde Şartlı Mülteci statüsünün nasıl verildiği şöyle ifade edilir: “Avrupa ülkeleri dışında meydana gelen olaylar sebebiyle; ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncelerinden dolayı zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu için vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunan ve bu ülkenin korumasından yararlanamayan, ya da söz konusu korku nedeniyle yararlanmak istemeyen yabancıya veya bu tür olaylar sonucu önceden yaşadığı ikamet ülkesinin dışında bulunan, oraya dönemeyen veya söz konusu korku nedeniyle dönmek istemeyen vatansız kişiye statü belirleme işlemleri sonrasında şartlı mülteci statüsü verilir. Üçüncü ülkeye yerleştirilinceye kadar, şartlı mültecinin Türkiye’de kalmasına izin verilir.”

Göçmen: Kişinin hukuki statüsüne, göç etmesine yol açan nedenlere ülkeler arası sınırları geçen veya aynı ülke sınırları içinde yaşadığı yerden uzakta olan kişi göçmen olarak tanımlanır.

Göçmenler, hem ekonomik ve sosyal durumlarını iyileştirmek hem de daha iyi bir gelecek için başka bir ülkeye gidebilir. Göçmen, ülkesinden zulme uğrayacağı için değil, daha iyi bir yaşama sahip olmak isteği, eğitim ve çalışma gibi nedenlerle ayrılan kişi olarak tanımlanabilir. Göçmenler, vatandaşı oldukları ülkelerin korumasından yararlanmaya devam eder ve yolculukları ülkelerin göç rejimlerine uygun biçimlerde yapılır.

Düzensiz Göçmen: Düzensiz göçmen kavramı, göç edilen ülkede kalmak için yasal hakkı bulunmayan kişiler için kullanılır. Ülkeye yasa dışı giriş, giriş koşullarının ihlali veya vizenin geçerlilik tarihinin sona ermesi yüzünden transit veya ev sahibi ülkede hukuki statüden yoksun kalan kişi düzensiz göçmendir. Kavram, yasa dışı göçmen ve kaçak göçmen yerine kullanılarak göçmenlerin suçla ilişkilendirilmesini engellemek için tercih edilmelidir.

Ekonomik Göçmen: Gönüllü olarak, kişisel veya ailevi sebeplerle daha iyi ekonomik bir yaşam ve geçim koşulu arayışıyla yaşadığı yeri terk ederek başka bir yere (ülke veya şehir) göç eden kişidir. Mültecilikle arasındaki sınırı çizmek bazen zordur. Örneğin etnik ve dinî bir grubun geçim ve çalışma koşullarının zorlaştırılmasının hem ekonomik hem de siyasi bir yönü olabilir. Bu nedenle kişinin durumunu belirleyen gerekçeler ekonomik gibi görünmekle birlikte dolaysız olarak varlığını tehdit eden unsurları taşıyor olabilir.

 

Geçici Koruma: Geçici Koruma, ülkesinden ayrılmaya zorlanmış, ayrıldığı ülkeye geri dönemeyen, acil ve geçici koruma bulmak amacıyla kitlesel olarak sınıra gelen veya sınırı geçen ve haklarında bireysel olarak uluslararası koruma statüsü belirleme işlemi yapılamayan yabancılara sağlanan korumayı ifade etmektedir.

 

Türkiye’ye gelen Suriyelilere sağlanan statü uluslararası literatüre göre “Geçici Koruma”dır. Türkiye, aşağıda yer alan geçici korumanın üç temel unsurunu yerine getirmekte ve Suriyelilere geçici koruma sağlamaktadır: Bu üç temel unsur,

 

- Gelen kişilerin temel ve acil ihtiyaçlarının karşılanması,

-Açık sınır politikası ile ülke topraklarına kabul ve
- Geri göndermeme ilkesi’dir.

 

 

Ne yazık ki, bu terminolojinin en bilmesi gereken kesimlerce dahi bilinmemesi, ülkemizde bulunan her sıkıntıdaki yabancıya “mülteci” gözü ile bakılması ve bunların geldikleri ama hiçbir zaman geldikleri ülkelere dönmeyecekleri kaygısı önyargıları ve “fobi”leri de beslemektedir. Ülkemizdeki her yabancıya toptancı bir yaklaşım ile “mülteci” olarak bakılmaktadır. Oysaki Göç İdaresi Başkanlığı verilerine göre ülkemizde hukuken mülteci sıfatı taşıyan kişi sayısı 30 evet sadece otuz kişi kadardır. Diğerlerinin hukuki statüsü farklıdır ve ağırlıklı olarak geçici koruma statüsündeki insanlardır.

 

Zenofobi yani yabancı düşmanlığı fevkalade yanlış bir duruştur ve dünyanın pek çok yerinde güçlü bir şekilde var olması şart olan bir millet için küçültücü olduğu kadar güç kaybettiricidir.

 

Dolayısıyla, Türkiye’de bulunan yabancıların çok büyük bir kısmının statüsü geçici korumadır ve ülkede iç savaş bitip barışa ulaşıldığında içinde bulundukları geçici koruma statüsü kendiliğinden son bulacağından ülkelerine döneceklerdir.

 

Türkiye’de siyasiler başta olmak üzere çeşitli kesimlerin ülkedeki çok sayıda Suriyeli dolayısıyla yoğun bir polemik geliştirmelerinin hukuki bir temeli ve geçerliliği bulunmamaktadır.

 

Türkiye bu büyük insani dramda komşusu ve kendi kültür coğrafyasının bir parçası olan Suriye halkına karşı müşfik davranmakla, kapılarını açmakla tarihi bir kadirşinaslık yapmıştır. Bu günler geçecek, her şeyin normalleştiği günler gelecektir. O günler geldiği zaman anlaşılacaktır ki, Türkiye en doğrusunu yapmıştır.

Ülkemizdeki diğer yabancıların büyük bölümünün statüsü ise düzensiz göçmendir ve bunlar da zaten ülkemizde kalma hakkı bulunmayan ve şartlar oluşturulup ülkelerine gönderilecek kişilerdir. Bunların ülkelerine iadeleri de zaman alsa da sürekli olarak yapılmaktadır.


 

 

GÖÇ TERMİNOLOJİSİ VE BİZ