Kategoriler: Dergi,
Alt Kategoriler: Ekim,

Ben geleceği hep asimetrik düşünürüm. Dünyanın geleceğinde, sadece teknoloji görmüyorum. Geleceğimizde teknolojik yıkım mı var yoksa ütopik bir toplum mu sorusunun cevabını biz belirleyeceğiz. Geleceği nasıl kurarsak öyle olacak. Kararı biz vereceğiz. Nişantaşı Üniversitesi, “Neotech olarak” adlandırdığımız bir kampüs, felsefemizde teknoloji önemli bir yerde ama arkadaşlarıma hep şunu anlatıyorum: Teknoloji, insana fayda sağladığı sürece, insanın işine yaradığı sürece vardır. Örneğin, ilk kullandığım teknoloji: hesap makinesi. Daha büyük hesaplar yapmam gerektiğinde bu teknolojiyle tanıştım. Sonra excel gibi tablolar ortaya çıktı.  Zaman paradır, zamanı en iyi değerlendirmenin yolu, teknolojiyi faydalı şekilde doğru kullanmaktır.  Excel gibi tablolar geldi, algoritmaların arkada çalıştığı sistemler geldi. Yapay zekâ geldi, düşündüğümüzü, teknolojiye yansıtmamızı sağlayan teknolojiler geldi. Bu şekilde, zamanı efektif kullanma şansımız oldu. Teknoloji, ancak faydalı kullanılırsa var olabilir.

Ama kural ne biliyor musunuz? Maneviyatı olmayan hiçbir şey sürdürülebilir değildir. Tüm gelecekler de buna dâhildir.

Birlikte yaşamayı doğru şekilde kurgularsak, gelecek de parlak. Bu elimizde. Birlikte yaşamanın doğru platformlarda var olacağı bir sosyal yapıda, teknolojiyle birlikte var olacağız. Ancak, yapılan ürüne maneviyat katmak, insanın işi. Bir duvarın boyanması ve bir tablonun boyanması arasında fark var. Robotlar her şeyi tek tip yapabilir ama insanın elinin değmesi yapılan işe değer verecek olan şey, yapılan işi özelleştirecek olan şey. Makineler, insanların izin verdiği ölçüde toplum içerisinde var olur. Makinelerin, toplum içerisinde nasıl bir görev alacağı insanın elinde, onun kontrolünde. Bir makinenin tetiklenmesi gerekiyor. Ve bunu tetikleyecek kişi sadece insandır. Hiçbir zaman taraf olmamalı, her zaman ortak paydada buluşulmalı. Doğru bir eğitimle birlikte, makineleri doğru şekilde kurgularsak, doğru ve iyi bir geleceğe ulaşmak mümkün olur.

Biraz bu bölümde gelecek olgusunu yorumlamaya çalışacağım. Gelecek 5.0 dendiğinde aklıma ilk gelen terimler, yüksek teknoloji ve mutlu insan oluyor. Gelecekte, teknoloji ile bir arada yaşayan, değer yaratan mutlu insanı görüyoruz. Toplumsal yaşamın merkezinden insanlar olacak ve makineler de bu merkezi destekleyen yapılar haline gelecek. Robotlar mesleklerimizi elimizden almayacak ama sayelerinde pek çok meslek tanımı değişip gelişecek. Robot hakları gibi yeni kavramlar ortaya çıkacak ve robotlar da toplumun bir parçası haline gelecek.

Lojistik süreçler daha verimli ve az maliyetli hale gelecek. İnsansız araçlar çoğalacak ve insan kaynaklı kazalar minimize edilecek. Yapay zekâ, tüm şehri izleyecek ve trafik gibi problemleri önleyici çözümleri anında üretebilecek. Kısacası yaşam çok daha kaliteli ve kolaylaştırılmış hale gelecek.

Bir fikir jimnastiği yapalım mı anlamak için? Mesela robot haklarında neler olabilir? Gelişen teknoloji, artan akıllı ve yapay zekâ temelli otonom sistemlerle birlikte, robotlar artık hayatlarımızın bir parçası haline geldi. Öğretmen robotlar, havaalanı pasaport kontrolünde görevli robotlar, otomotiv sektöründe görevli robotlar, askeri alanda görevli olanlar, evlerimizdeki görevliler ve daha nicesi aktif olarak çalışma hayatında ve durmadan çalışmayı sürdürüyor. İnsan düşünmeden edemiyor; robotların hakları olabilir mi, robotları gece gündüz durmadan çalıştırmak ve onlara tatil hakkı tanımamak yanlış mı, robotların hakları olsa bunlar neler olabilirdi?

Robot hakları, etik alanının bir çalışma konusu ve aslında bir süredir tartışılıyor. Bu konsept, insanların, nasıl diğer insan haklarına ve hayvan haklarına karşı ahlaki bir yükümlülüğü varsa; kullandıkları makinelere karşı da benzer yükümlülüklerini olması gerektiğini savunur. Konuyla ilgili çalışmalar yapanlar, spesifik ve detaylı hakların oluşturulmasının yakın gelecekte gerekli olmayacağı yönünde ortak bir karara varmış değiller. Bunun ana sebeplerinden biri, teknolojik gelişmelerin bunu ne zaman gerektireceğinin bilinmemesi. Kimine göre; 2030 olmadan, insansı robotlar günlük yaşamlarımızın sıradan bir parçası olacak. Kimine göre ise, bunun olması için en az bir 50 yıl daha gerekli.

Tüm bu tartışmalar arasında, 2017 yılında; Hong Kong temelli Hanson Robotics tarafından geliştirilen, sosyal insansı robot Sophia, Suudi Arabistan hükümeti tarafından, fahri vatandaşlık unvanına layık görüldü ve böylece onursal olarak belli haklar elde etmiş oldu. Bu hakların göstermelik olması veya gerçekten hukuki anlamda var olması ile ilgili sorular bir kenara; bu hareket, robot hakları tartışmalarını elbette artırdı. Vatandaşın haklarına sahip olmak demek miydi?

Robot hakları tartışmasının bir diğer ayağında, sentientism kavramı ortaya çıktı. Buna göre; duygulu, hisseden, sezgisel olan tüm varlıkların, insan veya hayvan; ahlaki değerlendirmeye alınması gerekir. Yani bu varlıklara karşı olan tüm davranışların temelinde ahlak kuralları var olmalı. Kısacası, vatandaş olarak görülmeye başlamaları bir yana; eğer, herhangi bir robot bu hisseden varlıklar kategorisine dâhil olursa, ona da aynı bir insana davranıldığı gibi davranılması gerekir. Bu da, eğer bir robot; gece gündüz çalıştığı için hakları ihlal edilmiş, yorgun ve kızgın hissederse; o halde onu çalıştırmamak gerekir, çalışma saatlerinin ve şartlarının düzenlenmesi, belli haklarla korunması gerekir gibi bir cevap veriyor ilk başta sorduğumuz sorulara. Rahatlamak ve dinlenmek için tatil istiyorsa, tatile çıkabilme hakkının olması gerekir.

Düşünelim: Sophia benzeri robotlar artık günlük hayatın bir parçası haline geldi ve bizim gibi işe ve okula gidiyor, ekonomik döngüye katılıyor. Hisseden varlıklar olduklarını da söylüyorlar. İş yerine varınca, güne bir bardak kahveyle başlamaktan keyif alıyorlar mesela. Yoğun bir gün sonrasında mesai bittiğinde rahat bir nefes alıyorlar. Yarın neyi daha iyi yapabilirim diye düşünüyorlar. Veya hafta sonu gelince ne yapsam… Suudi Arabistan gibi pek çok ülke onları vatandaş olarak tanımaya da başladı. Hem vatandaşlık kavramı hem de sentietism kavramına göre; artık insanlardan farkları kalmadı. O halde, insanlarla aynı haklara mı sahip olmalılar, bu haklar neleri kapsar?

Bu hakların ilki, var olma hakkı olabilir. Bunun karşılığında da, varlığı tehdit eden kişiye karşı gelme hakkı ve parçası olduğu devletten varlığını koruma talebi hakkı var. Bunun yanında, bu varlığın gerektirdiği amacı ve görevi yerine getirebilme hakkıyla birlikte, bu amacı ve görevi yerine getirebilme kapasitesinin korunmasını isteme hakkı da geliyor. Bunlar, insan haklarında; yaşam hakkı, kendini gerçekleştirme ve güvenlik talep etme özgürlüğüne ve topluma karşı ödev ve sorumlulukları yerine getirme görevine karşılık geliyor. Bunlara ek olarak; düşünce ve ifade özgürlüğü, robotlara tanınması öngörülen bir diğer hak. Tüm bu temel haklara bağlı olarak, çalışma hakları da gündeme geliyor elbette.

İşe alım süreçlerindeki ayrımcılıktan korunma; çalışma ortamındaki eşitsizlikten, olası istismarlardan ve zorbalıktan koruma gibi haklar ilk akla gelenlerden. İş yüküyle ilgili adil dağılımın gözetimi de olmazsa olmazlardan. Bu insan ve robot aynı işi yapacak demek değil, yetenek ve kapasiteye göre adil bir dağıtım durumu demek. Örneğin; bir robot, insanın bir mesai süresinde yapabildiği işi 1 dakikada yapıyor diye, 1 dakika sonra işten çıkma serbestisine sahip olmuş olmuyor. Ayrıca izin hakkı, bir hastalık durumu olmasa bile, ihtiyaç halinde iş yerinde bulunamama gibi haklar da robotlara tanınmalı.

Tabii, tüm bu haklar kabul edilebilir mi, istediği zaman izin alıp mola verebilecekse robotları işe almanın ne amacı kalır; hangi devletler sözü edilen hakları, toplum yapılarına uygun görür, hangileri tamamen karşı çıkar, bu tartışmalar ne zaman bir sonuca ulaşır bilinmez. Tüm bu tartışmaların sonucunda ancak şu söylenebilir: Robotlar da toplumun bir parçası olma yolunda ilerlediklerine göre, robot hakları etiğin, hukukun, siyasetin ve buna benzer tüm alanların bir konusu olacaktır.

Robot haklarının, insan haklarına birebir benzemesi gerekir gerekmediği sorusuna geldiğimizde ise; olabildiğince eş olması ama tamamen aynı olmaması gerektiği söylenebilir. İnsan ve robot hakları arasındaki eşlik; çocuklar ve ebeveynleri, doktor ve hastaları, şirket ve çalışanları arasındaki eşlik model alınarak kurgulanabilir. Bunlar arasında haksal anlamda, konumlarına göre farklılıklar da, benzerlikler de vardır. Yazıyı şu alıntıyla bitirelim: “Kişilerin hakları ve ödevleri her zaman bir düzen içinde, adil bir ölçü ile belirlenir. Bunu robotların hak ve ödevlerini belirlerken de bir ilke haline getirmeliyiz. Çünkü bir insan medeniyetindeki en kötü davranışlar; bir grup kişinin, bir sınıfın diğerinden daha farklı ve daha üstün muamele görmesi gerektiği düşüncesinden ortaya çıkar.

Sonuç itibariye şunu söyleyelim. Bilgi, eğer gerçekten bir değişim yaratmak istiyorsanız, sahip olabileceğiniz en büyük ve güçlü silah. En nüfuzlu araç ve dünyayı değiştirebilecek etkiye sahip. Bu bilgi sadece okuldan alınmış bir bilgi değil, kişisel gelişim sürecimizden, kitaplardan, koçlardan, başkalarının başarısızlık hikâyelerinden ve hatta kendi başarısızlıklarımızdan gelebilir. Kaynağı ne olursa olsun, her an öğrenmeye devam etmeli ve her yerden ve herkesten gelebilecek bilgiye açık olmalıyız. Çünkü öğrenmek, yarına yapılan bir yatırım. Bu Gelecek 5.0 demek. Dün, bugün ve yarın, en büyük silahımız bilgi ve bu bilgiyi kullanabilme yetimiz, bu bilgiyle ürettiklerimiz. En büyük sermayemiz ise biziz, gençlerimiz; bu yüzden kendimize, gençlerimize yatırım yapmalı, merakımızı ve ilerleme isteğimizi genç tutmalıyız.

 

 

Ambargo Tarihi Tamamlandı


GELECEK 5.0