Kategoriler:
Alt Kategoriler:

“Dibrifing için yerimizi alırken, tatbikatı yerden idare eden Binbaşı Bianca “Senin şu kel üsteğmen ve 2’li kolu çok iyi iş çıkardı” dedi. Biraz sonra uçuştan inen tüm pilotlar gelip havadaki olaylar büyük ekrandan tekrar izlenip, irdelenecekti. NATO’nun bu büyük tatbikatında yurt dışındaydık ve yaklaşık 500 personel kendi ülkelerinden kalkıp gelmişlerdi. Düşmanın 6 hava savunma uçağının, paketin en önündeki 4 adet F-18’i vurup bizim 2 adet F-16 tarafından perişan edilmesiyle durum açıklığa kavuştu. Dibrifingden çıkarken tebrikleri kabul ediyorduk... Aklımda ise yaşadığım gurur kadar dişinden tırnağından artırdıkları ile bize bu güzel makinelerle uçmamızı sağlayan her zaman zor şartların halkı olmuş “Türk Milleti’ne” olan minnet duygularımdı…" diyor eski bir F16 pilotu ve öğretmeni.

 

F-16 Savaşan Şahin uçaklarının TSK envanterine girmeye başladığı günlerden 2000’li yıllara kadar Türkiye savunmasındaki tarihinin canlı tanıklarından biri olan eski bir F-16 öğretmen pilotu ile sizler için röportaj yaptık ve paha biçilmez tecrübelerini ve değerlendirmelerini sorduk… İşte sorularımız ve savaşan bir şahinin duygu ve düşünceleri…

 

TSK için F-16 uçaklarının seçilme sürecini ve savaş pilotlarının neler yaşadığını değerlendirebilir misiniz?

 

“Türk Hava Kuvvetleri’nin tarihi evrimi sürecinde en önemli basamaklardan biri de kuşkusuz filoların F-16 uçakları ile modernizasyonudur. O tarihlerde modernizasyon için uçak seçimi ülkenin gündemini oldukça meşgul etmiş, yıllarca basında tartışma konusu olmuştur. Uzun süren eleme aşamasında F-18 ve F-16 finale kalmıştır. Hemen hemen birbirine denk olan bu iki uçak tipinin birbirine göre az da olsa üstünlük gösterdiği alanlar vardı. Ama sonuçta maliyet etkin bir seçim yapılarak Türkiye’nin yeni savaş uçağı olarak F-16 seçilmişti.

 

Uçakların envantere girmesi, sadece pilotlar arasında değil, tüm ülkede muazzam bir heyecan yaratmış, büyük törenler ve gösteri uçuşları düzenlenmiştir. Hava Kuvvetlerinde ise eğitim, bakım, lojistik gibi her alanda bir değişim havası söz konusuydu. Haklı olarak, dünyanın en modern uçaklarını uçuracak, hem de dünyanın en büyük F-16 filolarından birine sahip olacak bir kuvvette tüm personel kendini bu projenin başarısı ve geleceği için hazırlamış ve ciddiyetle çalışmaktaydı. Öyle ki pilotlar için fiziksel dayanıklılıklarını artırıcı özel programlar ve özel besin takviyelerini içeren ara öğün yiyecekler veriliyordu. Zira bu uçak, küçük görünmesine rağmen diğer tüm uçaklardan daha fazla fiziksel dayanıklılık istiyordu. Nedeni de, hava muharebesi esnasında yüksek enerjisini koruduğunda diğer uçaklara üstünlük kurabiliyordu. Bu enerji sayesinde manevra kabiliyetini koruyor, vuruyor, çabuk kaçıyor, veya kendisine atılan füzeyi savuşturması daha kolay oluyordu. Bu özelliğinin faturası ise pilotlara çıkıyor, yüksek G kuvvetlerine daha uzun süreler maruz kalmak özellikle bel boyun bölgesinde olmak üzere çeşitli rahatsızlıklara ve bazen de G-LOC (manevra esnasında G kaynaklı bilinç kaybı) neden olabiliyordu.

 

Oldukça kararsız bir aerodinamik yapıya sahip olması kıvraklığını artırıyor ama yine hesabı pilota kalıyor; vertigo eğilimi artıyordu. “Fly By Wire" teknolojisi sayesinde hidrolik boruların ağırlığından kurtulmuş, hafif gövdesine karşılık aşırı güçlü motoru ile 450 Knot ile 9G sürekli yük altında kalınan bir hava muharebesinde uçak sürat artırabilmekteydi. Bu yüzden devamlı bir fiziki yeterlilik, beslenme ve dinlenme disiplini Hava Kuvvetleri’ne yerleşti. Gün sonu 12 saat dinlenme kıstası bu şekilde programa girdi ve bu pilotların çok hoşuna gitti.

 

F-16’nın kıvraklığı ve vertigo ihtimalini artırması sonuçlarını bertaraf etmek gerekiyordu. Bu konuda bilinçlenme ve eğitim için Eskişehir’de Havacılık Tıp Merkezi kurulmuştur.

Kokpit, sandalye dizaynı, lövyenin yanda olması ve “switchology", belli bir eğitim seviyesine gelmiş pilotuyla F-16’yı ergonomik, kullanması kolay eşsiz bir savaş makinesi yapar. 90 derece yukarı tırmanırken kafanız geride düşmanı arar, sadece gaz kolu ve lövye üzerindeki butonların değişik kombinasyonlarıyla radar ve silahları içeriye bakmadan amaca uygun kullanabilir, hava muharebesi yaparsınız. Sürate bile bakmazsınız. Bu arada size kalan sadece uçağı hissederek gerekli kumandayı vermektir. İlave olarak uçağı uçurmakla uğraşmazsınız. O sizin yumruğunuzdur nereye nasıl vuracağınızla ilgilenirsiniz.”

 

Biraz da F-16 uçağının savaş kabiliyetlerinden bahseder misiniz?

 

“F-16’nın bakım ve işletme maliyeti diğer uçaklardan daha kolay ve ucuzdur. Körfez savaşından alınan istatistiklere göre sorti başına vurulma oranı en düşük uçaktır. Bununla birlikte her işi yüksek hassasiyetle yapar. Aviyonikleri, atış kontrol sistemleri, zamanın gerekliliklerine uygun olarak devamlı geliştirilir. İlk çıkan modeli ile son çıkanı arasında uçurum vardır. Alçak irtifa gece arazi takip ve hedef bulma sistemi(LANTIRN), düşman hava savunma ve radar sistemlerini baskılama ve vurma (SEAD) gibi birçok görevi yapabilme kabiliyeti onu dünya üzerinde vazgeçilmez bir savaşçı yapmıştır. Şu anda Mig-21 ve F-4’den sonra dünyada en çok üretilen savaş uçağıdır (yaklaşık 5000). Kendilerini çok yorsa da, pek çoğunun vücutlarında kalıcı hasarlar bıraksa da, pilotlar F-16’yı çok severler. Çünkü uluslararası arenada sıcak çatışmalar dahil, birçok meydan okumada kendilerini hiçbir zaman utandırmamış, daima başları dik gururla yürümelerini sağlamıştır."

 

F-16 uçaklarını hangi gerçek muharebe sahalarında da kullandınız, izlenimleriniz neler oldu?

 

“Bosna ve Kosova Savaşı’nda bizzat muharebede, pilotlar ve uçaklar kendilerini test etmişlerdir. 50’ye varan uçaklı paket kollara görev komutanlığı yapılmıştır. Bu uçakla birlikte unutulmaz haz ve gururlar yaşanmıştır. Uluslararası tatbikatlarda tek bir Türk F-16 2’li kolunun 10’dan fazla uçağı vurması, tek bir F-16’nın 4 adet EF-2000 vurması gibi efsanevi anılarımız olmuştur. Harrier, F-15, F-14, Mirage 2000, döner namlunun tadına bakmıştır. Bu rakip uçakların arkadan çekilmiş görüntüleri pilotların arşivlerinde torunlarına gösterilmek üzere yerlerini almışlardır. Böyle bir uçağı kim sevmez...

 

Bizim filolar F-16’larla soğuk iklimde de kendilerini kanıtladılar. NATO’nun doğu Avrupa savunması için Baltık bölgesinde scramble görevlerine aktif katılındı ve son derece başarılı görevler icra edildi.

 

Suriye ve Irak’ta yaşanan sıcak çatışmalarda pilotlar F-16 ile inanılması güç şartlarda uzun süreli görevleri kayıpsız, hasmı vurarak, sindirerek, nasıl görevler yaptıklarını herkes takip etmektedir. Terörle mücadele ve Ege’de yaşananlara hiç girmiyorum bile…"

 

F-16 uçaklarına başka ülkeler de sahip, karşılaştığınızda neler oluyor?

 

“Evet, hasımlarımızdan da bu uçaklara sahip olanlar var. Ama hiçbir şeyin iyi bir oyun planının ve durumsal farkındalığın yerini tutmadığı da tecrübelerle sabittir. Bir savaş pilotunun havada hasmına karşı bir poker oyuncusu gibi davranması gerekir. Kurnaz ve tahmin edilemez olmak zorundadır. At sahibine göre kişner…"

 

Peki ya zayıf tarafları...

 

“Var tabi. Menzili kısıtlı. Havada yakıt ikmal uçaklarımız, tankerlerimiz var. Yüksek irtifada manevra kabiliyeti oldukça düşer. O yüzden BVR atışı için tırmanılır, ses üstü atış yapılıp, daha yakın dogfight’ı alçak irtifada kabul etmek menfaatinizedir. Bir “Typhoon” pilotu alçak irtifada F-16 ile dogfight’a girmeyeceğini açıkça bizzat itiraf etmiştir. Daha öncede değindiğimiz gibi limiter’ların devreye gireceği düşük süratlerde kalmanın son derece ölümcül sonuçları olabilir. Özellikle Mirage-2000, F-18, bilhassa thrust vectoring nozzle sistemine sahip Rus uçaklarına karşı sürat düşürülüp atış parametrelerinde oyalanıp uzun süre kalınmamalı, çabucak işini bitirip bölge terk edilmelidir. Stealth özelliği yoktur. Yani görünmez değildir. Radarla tespit edile- bilinir. Bu önemli bir özelliktir. Ama kişisel fikrim, şimdi radar tarafından tespit edilemiyormuş gibi lanse edilen bu özelliğin kısa zaman içinde çok bir şey ifade etmeyeceği yönündedir. Teknoloji bunun üstesinden gelecektir. Zira halihazırda açık kaynaklarda Venezuella’ya ait Çin yapımı JY-27 radarının ABD F-22’sini tespit ettiği bilgisi yer almaktadır. Elektronik karıştırma güçlü olursa koruma sizi vurulamaz yapabilir. Daha çok bu konuya yoğunlaşılmalıdır.”

 

“Geçmişte elektronik karıştırma ve koruma konusunda bazı zafiyetler yaşadığımız bir gerçektir. Yerli, kendimize ait bir elektronik kütüphane oluşturma ve yazılım çalışmaları uzun yıllardır devam ediyor. Bu konuda bilgi ve birikim yönünden çok mesafeler kat edilmiş durumdadır. Özellikle, 2018 yılında Aselsan tarafından başlanan AESA tipi radarların uçaklarımıza konulması programı ile gücümüz katlanacaktır. Bu radar aynı anda hava-hava ve hava–yer modunda görev yapmaya olanak sağlar, elektronik karıştırmaya karşı mukavemeti çok fazladır. Tespit ve teşhis menzili oldukça fazladır. Şu anda ABD kendi 4 adet F-16 üssünü AESA radarlı uçaklarla modernize etmiş durumdadır. Bu da 5. nesil uçakların kendini göstermeye başladığı dünyada F-16’da modernizasyon uygulamalarıyla daha çok görevler yapacak anlamı taşıyor.”

 

Özetlersek F-16’lar Türkiye Savunması için ne ifade ediyor sizce?

 

"Günümüzde, Hv. K.K. gelişmiş uzun menzilli füze, offboresight kabiliyetli yakın hava muharebesi füzeleri, kaska monteli nişangah, menzili uzatan gövdeye monteli yakıt tankları, Link-16, uzun menzilli havadan yere hassas vuruş imkanı veren füze ve bombaları ile filosunu güçlendirmiş durumdadır. Geliştirilen yerli füze, bomba ve elektronik sistemler gögsümüzü kabartıyor. Yerli imkanlarımızı kullanmaktaki gösterdiğimiz kararlılık, platform olarak en çok F-16 filolarına yansıyacaktır. Gövde ömürleri uzatılmış ve elektronik görünmezliği artırılmış nispeten eski fabrika çıkışlı uçakların da modernizasyonu ile eğitimli pilotlarının elinde F-16’lar günümüz çatışmalarına hazır ve Türkiye’nin en büyük caydırıcı gücü olarak en ön safta uzun yıllar hizmetlerine devam edecektir.”

 


 


GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZDE TÜRKİYE SAVUNMASINDA F-16