SULTAN II.MEHMED GENÇLİĞİNDE HEYECANLI, DİRAYETLİ VE GÜVEN VERİCİYDİ. CEZALANDIRMASINI BİLDİĞİ KADAR, YERİNE GÖRE BAĞIŞLAMASINI DA ÖĞRENMİŞ, BAĞIŞLAYICI YÖNÜNÜN DAHA KUVVETLİ OLDUĞUNU HER DAİM GÖZLER ÖNÜNE SERMİŞTİ.

 

Kabiliyetlerini ve dehasını azılı düşmanlarına bile tasdik ettiren Sultan II.Mehmed’in dünya tarihindeki yeri bambaşkadır. Birçok hükümdarı, cihangiri ve zaferlerini kaydeden tarih, “Fatih” unvanını sadece Sultan II.Mehmed’e layık bulmuş, Padişah adından daha çok unvanıyla anılmıştır. Sultan II.Mehmed gençliğinde heyecanlı, dirayetli ve güven vericiydi. Cezalandırmasını bildiği kadar, yerine göre bağışlamasını da öğrenmiş, bağışlayıcı yönünün daha kuvvetli olduğunu her daim gözler önüne sermişti.

 

İstanbul’un manevi fatihlerinden Molla Gürani’nin yanı sıra Molla Hayreddin, Molla Zeyrek, İbn Temcid, Molla Hüsrev Vezir

, Hoca Yusuf Sinan Paşa, Çelebizade Abdülkadir Amidi, Molla Ayas gibi değerli hocalar da geleceğin fatihine kah edebiyat, din ilimleri, fen ilimleri, kah askerlik öğretmişler, onu her bakımdan mükemmel bir insan, cihangir bir padişah ve “fatih” olarak yetiştirmek için ellerinden gelen bütün gayreti göstermişlerdir. Sultan II.Mehmed matematik ile çok ya- kından ilgilenmiş özellikle de edebiyat onun en sevdiği alandır. Bıraktığı kitapların üçte birinin tarih ve coğrafyaya ait olması ilginçtir. Türkçe’nin yanında Farsça, Arapça, Yunanca, Sırpça, İtalyanca ve Slavca’yı da belirli ölçülerde öğrenmişti.

Yalnız hocalarının içinde bir tanesi vardır ki öğrencisinin ruhunu gergef gibi işlemiş, kozasını örmüş, ipek böceği kozasından çıkıp uçmaya başlayınca, kendisi için önünde tek bir rota bulmuştur. Fetih sırasında karşılaştığı inanılmaz güçlükler- le ümidi tökezler gibi olduğunda hep Ak Şemseddin Hocası’nı yanında bulmuştur.

 

KİŞİLİĞİ

Fatih’in son derece iyi eğitim almış, parlak bir zekaya sahip, bir şeyi yapma konusunda aşırı kararlı ve tutkuyla bağlı, düşüncesinden asla vazgeçmeyen, gerektiği zaman sert kararlar alabilen, kimseden çekinmeyen, büyük hayalleri olan ve bu hayallerini yerine getirme hususunda her türlü zorluğa hazır, nadiren gülen, projelerini yerine getirme konusunda inatçı, atılgan, cüretkar ve büyük bir devlet adamı ve lideri özelliği taşıyan bir kişiliğe sahip olduğu bilinmektedir. Bazen de oldukça sakin, mülayim, yumuşak, iyi kalpli ve affedici idi. Yani iki duygu durumu arasında bir duygusal yapısı vardı. Fatih, çok tedbirli ve temkinli davranırdı. Bir savaştan önce bütün detayları inceler, ona göre karar verirdi. Hatta düşmanlarını çok iyi aldatırdı. Birçok savaşta düşmanlarına başka yerlerle savaşacakmış intibasını uyandırıp onları hazırlıksız yakalamıştır. Yapacağı seferlerden en yakınlarını bile haberdar etmez ve bunların gizli kalmasına dikkat ederdi. Onun bir seferden önce seferin nereye yapıldığını soran bir Kazaskere; "eğer bunu sakalımın tellerinden birisi biliyor olsa idi onu derhal koparır yakardım” sözü meşhurdur.

BÜYÜK FETİH

Büyük fetih, her halkası şuurla örülen zincirin son halkasıdır. İlk halkası ise Peygamber Efendimizin İstanbul’un fethine dair verdiği müjdedir. Bu yolda Müslüman emirler ellerinden geleni yapmış, “Güzel Emir” ünvanına layık olmak için gayret göstermiş, özetle Konstantiniyye’yi büyük fethe hazırlamıştır. Bu sayede fethin maddi ve manevi temelleri örülmüştür.

Çocukluğunda hayali ile uyuyup rüyasını gördüğü, kaç gece adını sayıklayarak uyandığı Konstantiniyye, onu bekliyordu. Peygamber müjdesini gerçekleştirmek

için, tıpkı ataları gibi o da talihini deneyecek ve azimle fethe doğru yürüyecekti. Bizzat şehrin haritasını çıkarmış, günler ve geceler boyu çalışarak beynine nakşetmişti. “Konstantiniyye’ye meftunuz” diyordu, “çünkü o bir Peygamber müjdesidir.” Fetih sürekli kafasını kurcalıyordu ve bazen bir endişe dalgası yüreğini sarıyordu; “Şehri alabilecek miyim, fatih olabilecek miyim?”

Bir gece yarısı tereddüdünü  hocasına açtı. “Tasa etme” dedi Ak Şemsettin, “Konstantiniyye’yi alacaksın.” Hocasının hükmü Sultan II. Mehmed’in rehberi oldu. Fetih hazırlıkları sırasında karşılaştığı tereddütleri her zaman kulaklarında uğuldayan bu ses sayesinde aştı. Fetih sırasında karşılaşacağı zorlukları da yine bu sesteki inanca sarılarak aşacaktı. Sultan II.Mehmet sadece bir hükümdar ve komutan değil, aynı zamanda yeni savaş araçları icat eden ve bizzat hesaplamalarını yapıp imaline katılan bir mühendisti de. Başında bulunduğu savaşlarda karşılaştığı güçlükler, yeni çözümler üretmesine ve bu alanda iyice uzmanlaşmasına yol açmıştı.

BOĞAZKESEN HİSARI

Sultan II. Mehmed 50 bin kişilik ordu- sunun başına geldi, bugün Rumelihisarı adıyla anılan mevkide durdu. İstanbul’u fetih maksadıyla, dedesi Yıldırım Bayezid’in inşa ettirdiği Anadoluhisarı (Güzel- cehisar) tam karşısındaydı. İyi düşünülmüş, yeri iyi seçilmişti. Ama bu hisarın tek başına İstanbul Boğazı’nı kontrol altında tutması imkansızdı. Karşısına bir hisar daha inşa edilmeli, Bizans’ın şahdamarı kesilmeliydi. Hemen orada hisarın esaslarını kağıt üzerinde tespit etti, Mimar Müslihüddin Ağa’yı çağırdı ve inşaat hemen başladı. Sultan II. Mehmed inşaatın başında bizzat durdu, temel kazdı, kaya taşıdı, bir taraftan da Güzelcehisar’ı tamir ettirip güçlendiriyordu.

Bu sırada Bizans elçileri gelerek, Padişah’a Bizans İmparatorunun endişelerini dile getirdi. Bizans hisarı bir tehdit olarak görüyordu. Genç Padişah Bizans elçilerine şu cevabı verdi:

“Topraklarımızın tasarrufu tamamen bize aittir. Rumeli sahilleri mülkümüzdür, dilediğimiz gibi tasarrufta serbestiz. Bize mani olmak için elinizde hangi kuvvet vardır? Gidiniz Efendinize söyleyiniz. Deyiniz ki: “Şimdinin Osmanlı Padişahı, evvelkilere benzemez.” Bizim kudretimizin yettiği yerlere İmparatorunuzun ümit ve emeli yetişmez. Bu seferlik dönmenize ruhsat veriyoruz. Bundan sonra aynı tekliflerle karşımıza çıkma cüretini gösterecek elçiler olursa, diri diri derilerini yüzdürürüz!”. Cevap İmparatora iletildi, korkusu büyüdü. Fethi engelleyemeyeceğini kestirmişti.

ŞAHİ TOPLARI

Bu sıralarda ne hikmetse İmparator ile ihtilafa düşen Macar asıllı Urban Usta, Padişah’a sığınmış, maharetine ve tecrübesine binaen büyük topların dökülmesinde görevlendirilmişti. Mimar Müslihüddin Ağa ile Sekban Ağa’nın yardımlarıyla, planları bizzat Padişah tarafından çizilen korkunç güçte toplar dökülüyordu Edirne’de. On iki kantar ağırlığındaki mermer gülleleri bir mil mesafeye atan muazzam şahi topları denenmiş, iyi sonuçlar alınmıştı. Bizans casusları, deneme sırasında Edirne’nin zelzeleye tutulmuş gibi sarsıldığını, şehrin bir ucundaki evlerin bile camlarının kırıldığını konuşuyorlardı. İmparatorun korkusu iyice artmıştı. Bu toplardan en büyüğü 50 çift öküz koşularak taşınmış ve yolda idaresi için 400 adam görevlendirilmişti. 250 kişi, geçilen yolları ve köprüleri topun geçişine uygun olacak biçimde düzenlemekle görevlendirilmişti.

6 NİSAN 1453

6 Nisan 1453 tarihinde büyük topların ejderha gibi ağızları şehre dönmüştü. Hücum için her şey hazırdı. Surlara tırmanmak için kuleler yapılmıştı. Başkomutanın (Fatih’in) askeri dehası da hesaba katılınca her şeyin tamam olduğu görülüyordu. Bu hücum öyle güçlü olmalıydı ki yalnız Bizans’ı değil, Orta Çağı da delip geçmeliydi. Efsanelere göre, Bizans, Meryem Ana’nın koruması altındadır. Müslümanlar şehre girseler bile Çemberlitaş’ı geçip Ayasofya mabedine ayak basamayacaklardır. Sur dışında tekbir sedaları yankılanmaktadır. “Allahu ekber, Allahu ekber…” Fetih müstakbel Fatih’in hem özünde, hem sözündedir :

“Ya ben İstanbul’u alırım, ya İstanbul beni.”

Sultan II.Mehmed, Theodosius Surları’na ve şehrin su ile çevrili olmayan tek bölgesini Batı’dan gelebilecek saldırılardan koruyan hendeklere saldırmayı tasarladı. Ordu 6 Nisan 1453’te şehrin doğusuna yerleşti. Toplar haftalarca surları vurdu fakat yıkamadı. Topların yeniden doldurulmaları zaman aldığı için, her atıştan sonra Bizanslılar hasarlı bölgeleri tamir etme fırsatı buluyorlardı. Şehri savunma konusunda Bizans İmparatoru da kararlıydı.

YERALTI TÜNELLERİ

Osmanlılar yaptıkları yeraltı tünelleri ile surların altını kazdı ve şehre girme yolu- nu denediler, ama Johannes’in kazdırdığı karşı tünellerden içeri giren Bizans birlikleri Osmanlı işçilerini öldürdü. Diğer tüneller de suyla dolduruldu. Bizanslılar önemli bir mühendisi esir alıp, işkence yaparak, sonradan yıkılan tünellerin hepsinin yerini öğrendi.

OSMANLI DONANMASI

Venedik ve Cenevizliler de donanmalarıyla Bizans’a yardım ediyorlardı. Kara ordusu sıkışmıştı. Donanmanın devreye girmesi gerekiyordu. Osmanlı Donanması Haliç’in girişine dayanmış, Sarayburnu önlerinde demirlemişti, fakat donanmayı devreye sokamıyordu. Çünkü surlarının zayıf olduğu İstanbul’un Haliç tarafına zincir gerilmişti. Osmanlı donanmasının Haliç’e girişi böylece engellenmişti. Bizans’ın fethi Osmanlı donanmasının Haliç’e indirilmesine bağlı görünüyordu. Sultan İkinci Mehmed geceler boyu düşündü, bir şeyler yapmalı ve donanmayı Haliç’e sokmalıydı, yoksa Bizans düşmeyecekti.

Osmanlı ordusunun ilk saldırıları Bizanslılara ağır kayıplar verdirmişti ama sonuç alınamamıştı. Avrupa’dan yardım gemilerinin gelmesi de engellenemiyordu. Sultan İkinci Mehmed fetih için değişik bir yöntem bulmalıydı, klasik savaş yöntemleri burada işlemiyordu. Osmanlı savaş gemileri mutlaka Haliç’e girmeli, Bizans denizden ve karadan kıskaca alınmalıydı… Kurmaylarıyla istişareler yaptı ancak sonuç alınamadı.

“Evet! Gemileri Uçuracağız”

“Gemileri uçuramayacağımıza göre Haliç’e giremeyeceğiz demektir.” Bu söz yaşlı serdarlardan birinin ağzından çıktı. Genç Padişah yerinden fırladı: “Evet! Gemileri uçuracağız.” Gemileri karadan yürütebilir, tepelerden geçip Haliç’e indirebilirdi. Konuyu tartışmaya açtı, kurmaylarından bazıları bunun mümkün olduğunu, bazıları ise imkansız olduğunu söylediler. “Mümkünün sınırlarını görmek için imkansızı denemek lazım” dedi padişah, “Tiz hazırlanasuz, gemileri karadan yürüteceğiz!”

Kurmayları ve mühendisleriyle birlikte bölgeyi gezdiler, ölçüp biçtiler ve gemileri karadan yürütüp Haliç’e indirmeyi denemeye karar verdiler. Tophane önündeki kıyıdan başlayıp Kasımpaşa’ya kadar ulaşan bir güzergah üzerine kızaklar yerleştirildi. Gemilerin kızakların üzerinde rahatça kayması için yağlanması gerekiyordu. Galata Cenevizlilerinden zeytinyağı ve tereyağı dahil, bulunabilen her türlü yağ satın alındı.

FETİH

Nihayet 21-22 Nisan gecesi, 72 parça gemi Galata sırtlarından getirilip Haliç’e indirildi. Bunu gören Rumlar gözlerine inanamadılar. Hiç kimse böyle bir şeyin olabileceğine ihtimal vermezdi. Olmayacak bir şey olmuş, imkansızlık ve olumsuzluk, kararlılık karşısında bir kez daha yenilmişti. Fatih zirve şahsiyetti, fetihleri de öyle olacaktı. Ülkesini zirveye taşıyacaktı, zafer tacını yere düşürmeyecek köklü tedbirler alacaktı…

Roma Çelengi 53 gün süren şiddetli kuşatma ve tazyikle düşmüştü. Bizans, kuruluşundan 1125 sene sonra tarihe gömülüyordu. Kuruluşundan Osmanoğulları tarafından fethine kadar 29 defa kuşatılmış, Mayıs’ın 29’uncu günü ise fethedilmişti. Müjde gerçekleşmiş, Padişah zafer alayının başında ve hocalarının ortasında Ayasofya’nın yolunu tutmuştu.

Sultan II.Mehmed’in büyük bir donanması, iyi eğitilmiş ve deneyimli askerleri, koca “Şahi” topları, mancınıkları, kuleleri vardı. Ama eğer olmazı oldurup gemileri karadan yürütmeseydi, elindeki imkanları kullanamayacak, dolayısıyla Doğu Roma İmparatorluğunun 1125 yıllık başkenti Bizans’ı fethedemeyecekti.

Hiçbir başarı tesadüfen kazanılmaz; her başarı sabrın, sebatın, kararlılığın, çabanın ve duanın ürünüdür. Fatih Sultan Mehmed Han hayatını ideal bir çerçeve içine almış, birçok şöhretli insanı kaldırıp yere vuran insani bir kısım zaaflara sımsıkı kapalı kalmış, gurur gibi, sefahat gibi, gaflet gibi çirkin hastalıklara kapılmamış ve bu yüzden de böyle verimli olabilmişti.

Bundan sonra esas mesele hedefini belirlemiş, yüreğini ve emeğini hedefine ulaşmak için bütünlemiş “fatih yürekli insan” yetiştirmektir… 

 

 

 

KAYNAKLAR

•        Edebi ve Manevi Dünyası İçinde Fatih, S. Ay- verdi

•        Fatih Sultan Mehmed, Y. Bahadıroğlu

•        Fatih Sultan Mehmed Han ve Dönemi : Edi- tör:Dr. A. Bilge Zafer

•        Fatih Sultan Mehmed Han’ın Liderlik Sırları, K. Kızıltoprak

•        Fatih Devri Üzerine Tetkikler ve Vesikalar, H.İ- nalcık

•        İslam Ansiklopedisi, H. İnalcık

•        İstanbul’un Fethi ve Fatih , H. Algül

 

 

Fatih Sultan Mehmed Han\'ın Savaş Stratejileri