Kategoriler: Dergi,
Alt Kategoriler: Ekim,

Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki hak ve menfaatleriyle ilgili haberler son dönemde gündemden düşmüşken, Milli Savunma Bakanlığı’nın resmi twitter hesabından duyurulan Kararlılık-2021 Tatbikatı ile gözler tekrar bu bölgeye çevrilmiştir. Bu tatbikat öncesinde ise Türkiye son dönemde yaptığı bazı hamlelerle bölgedeki konumunu daha sağlam bir hale getirmeye devam etmektedir. Bu hamlelerden bazıları şunlardır: Türkiye Cumhuriyeti bünyesinde bir Kıbrıs Koordinatörlüğü kurularak devletin bu konuyu Cumhurbaşkanı Yardımcısı seviyesinde dikkate alması, 1974 yılından beri kapalı olan Maraş’ın kısmen yeniden kullanıma açılması, Türk Deniz Kuvvetleri’nin 2020 yılında bölgede tarihinin en uzun seyrüsefer faaliyetlerini gerçekleştirilmesi ve Mısır Devleti’yle bakan yardımcısı seviyesinde görüşmelerin başlaması. Mısır konusuna özel bir parantez de açmak gerekirse; 2013 yılında gerçekleştirilen darbe sonrasında Türkiye ile ilişkileri sonlandırma aşamasına gelmiş olan Mısır’ın 2020 Ağustosunda Almanya Şansölyesi Merkel’in Türkiye’yi oyalaması neticesinde Yunanistan ile yapmış olduğu Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) antlaşması Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki hak ve menfaatleri açısından önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmıştır. Fakat Mısır ve Yunanistan meclislerinde bu antlaşma henüz onaylanmamışken Türkiye ile Mısır arasındaki görüşmelerin başlaması Türkiye’nin bu dezavantajlı durumunu avantaja çevirme gayretinin öncü göstergelerindendir.

 Yunanistan’ın Doğu Akdeniz ve Adalar Denizi’nde sergilemiş olduğu agresif faaliyetler ile Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nin tehditkar bir tutumla Türkiye’nin kararlı adımlarından rahatsız olarak bölgede faaliyet gösteren arama ve sondaj gemileri personeli hakkında tutuklama kararı çıkarması konuyla ilgili olarak karşı tarafın hasmane tutumunu göstermektedir. Bu duruma ek olarak Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye karşı uygulamaya koyduğu yaptırımlar da bu iki ülkeyi cesaretlendirmektedir. Fakat AB’nin Kıbrıs konusunda son yaptırım kararına cevap niteliğinde olan Türkiye’nin sismik araştırma gemisi Oruç Reis’i Doğu Akdeniz’e gönderme kararı bu kararlı tutumu bir kez daha göstermiştir.

Türkiye’nin Kıbrıs konusunda taviz vermeksizin muhataplarının tutumlarına karşı vermiş olduğu diplomatik ve askeri cevaplar ile kararlı tutumun arka planında modern güçlü bir donanma yani Türk Silahlı Kuvvetleri’nin caydırıcı etkisi bulunmaktadır. Her geçen gün kuvvet çarpanı ve caydırıcılığı artan TSK’ya ait insansız hava araçlarının bölgede sürekli keşif faaliyetlerini sürdürmesi, donanmanın sahada olması ve gerginliğin arttığı zamanlarda F-16 uçaklarının bölgede yapmış olduğu sortiler Türkiye’nin hak ve menfaatlerini korumak adına kararlılığını göstermektedir. TPAO’ya ait arama ve sondaj gemilerinin faaliyetlerine devam ederken Türk Deniz Kuvvetleri’ne ait unsurların eşlik etmesi durumu çok sık rastlanan fotoğraflardandır.

Fotoğraf 1: Oruç Reis Gemisine  Türk Deniz Kuvvetlerinin Eskortu

Türkiye’nin cari açığının en önemli kalemlerinin başında enerji kaynakları ithalatı ve savunma sanayinde dışa olan bağımlılık gelmektedir. Son yıllarda yapılan çalışmalar ve yatırımlar bu sektörlerde dışa bağımlılığı azaltırken, cari açığın kapanmasına da önemli katkıda bulunmuştur. Kısa süre önce açıklanan 2020-2024 Yatırım Planında Türkiye’nin bu iki sektördeki yerlileştirme ve ihracat hamleleri ön plana çıkmaktadır. Savunma Sanayii’nde yüzde 70 seviyelerinde olan yerlilik oranının daha yukarılara çıkarılması hedeflenirken, enerji sektöründe ise 2021 yılı Eylül itibariyle yaklaşık 100 bin Megavat olan elektrik kurulu güç kapasitesinin yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı bir şekilde yükseltilmesi hedeflenmektedir.

Türkiye son yıllarda enerjide dışa bağımlılığını azaltmak için çalışmalar yapmakta ve bu çalışmalardan dikkate değer sonuçlar almaktadır. Bu çalışmaların başında yerli kaynakları kullanmak, yenilenebilir enerji yatırımlarına hız vermek ve enerji verimliliği projelerini hayata geçirmek gelmektedir. Türkiye’nin enerjide yurt dışına olan bağımlığını azaltmak noktasında en önemli projelerinden birisi de, yapım çalışmaları halihazırda devam etmekte olan Mersin Akkuyu Nükleer Enerji Santrali projesidir. Kurulumunun tamamlanıp devreye alınması ile birlikte ülkemiz elektrik şebekesine yaklaşık 5 bin Megavat gücünde katkı sunacaktır. Yani elektrik kurulu gücü olarak iki adet Atatürk Barajı Hidroelektrik Santrali anlamına gelmektedir. Ancak Mersin Akkuyu Nükleer Santrali bazı tartışmaları da beraberinde getirmektedir. Hiç şüphesiz bu tartışmaların başında güvenlik meselesi gelmektedir. Tesisin kendi iç güvenliği bir yana olası bir terör saldırısı ya da savaş durumunda hedef konumda olabilecek kritik öneme sahip olması bu durumun dikkate alınmasını gerektiren önemli etmenlerdendir. 2019 yılı Eylül ayında Suudi Aramco Petrol Şirketine yapılan saldırı neticesinde sekteye uğrayan petrol üretimi kritik tesislerin güvenliği konusunu bir kez daha gündeme getirmiş olup sürdürülebilir enerji arzının sağlanmasının önemini gözler önüne sermiştir. Bununla birlikte kısa süre önce kritik askeri üslere yönelik gerçekleştirilen patlayıcı yüklü dron saldırıları da bu durumun hassasiyetine örnek teşkil etmektedir.

Enerji arz güvenliği, sürdürülebilir enerjiye en kısa yoldan en güvenli şekilde ulaşabilmek anlamına gelir. Enerjinin son kullanıcıya ulaştırılabilmesi için ise güçlü bir enterkonnekte sistemi ile enerji nakil ve iletim hatlarına ihtiyaç duyulmaktadır. Türkiye’de elektrik enerjisi ağının kontrol merkezi Ankara Gölbaşı'nda bulunan Milli Yük Tevzi İşletme Müdürlüğü'dür. Türkiye’nin ana şalteri gibi düşünülmesi gereken bu sistemin her türlü doğrudan ve siber saldırıya karşı korunması çok önemlidir. 2015 yılının Mart ayında Türkiye genelinde yaşanan büyük elektrik kesintisinin de teknik olarak sebebinin anlık enerji arzı kaybı olduğunu hatırlamak faydalı olacaktır. Son yıllarda dünyada siber saldırıların yurt içi ve yurt dışı kaynaklı arttığı görülmektedir. Kötü niyetli gruplar tarafından özellikle kritik kamu alt yapıları ile bankacılık faaliyetleri hedef alınmaktadır. Kritik tesislerin siber güvenliğinin artırılması adına kamunun uçtan uca bir metotla kendini korumaya alması önemlidir. Bu noktada Savunma Sanayii Başkanlığı koordinesinde faaliyetlerine devam eden Siber Güvenlik Kümelenmesi ve paydaşlarının çalışmaları büyük önem arz etmektedir. Kurumlara siber güvenlik konusunda farkındalık oluşturularak ihtiyaçlarına cevap verecek bir organizasyonun olması adına çok önemlidir.

Fotoğraf 2: Yük Tevzi Merkezinden Anlık Enerji Arz Takibi

Türkiye’nin enerji arz güvenliği aynı zamanda enerji kaynaklarını da çeşitlendirmekten geçmektedir. Bütün bir enerji üretim sürecini tek bir kaynaktan sağlamak ya da yurt dışına bağlı kaynağa dayalı enerji üretiminde tek bir ülkeyle ticaret gerçekleştirmek yerine kaynakların çeşitlendirilmesi büyük önem arz etmektedir. 2015 yılı Kasım ayında Rus jetinin düşürülmesi hadisesi ile Rusya ile olan ilişkiler bitme noktasına gelmiş olup iki ülke arasındaki pek çok ticari antlaşma askıya alınmıştır. Hadisenin kış ayında yaşanması ise Rus doğalgazı konusundaki endişeleri bir kat daha artırmıştır. Neyse ki aklıselim ve iki ülke arasındaki sözleşmelerdeki yükümlülükler ağır basarak doğalgaz arzında büyük bir sıkıntı yaşanmamıştır. Üstelik Rusya’nın gaz akışını tek taraflı durdurması durumunda sadece ısınma konusunda değil doğalgaza dayalı elektrik üretiminde de büyük sorunlar oluşturma ihtimali söz konusu olacaktır. Buradan hareketle enerji arz çeşitliliğinin öneminden bahisle Rusya ile birlikte İran, Katar, Azerbaycan ve Kuzey Afrika doğalgazlarının da dengeli bir şekilde kullanımının devam ettirilmesinin önemi vurgulanmaktadır. Ayrıca Türkiye’nin uzun yıllardır üzerinde çalıştığı Tuz Gölü doğalgaz depolama sahası da oldukça önemlidir. Tamamlanması halinde yaklaşık 1.2 milyar metreküpün üzerinde doğalgaz depolama kapasitesi bulunan bu tesis Türkiye’nin enerji arz güvenliği açısından kritik öneme sahiptir.

Türkiye’nin jeopolitik ve jeostratejik konumu dikkate alındığında Avrupa’nın enerji ihtiyacı için kritik bir öneme sahip olduğu görülmektedir. Türkiye’nin Ortadoğu ve Hazar Havzası için stratejik olan konumuna Doğu Akdeniz enerji kaynaklarının eklenecek olması bu konumu daha kritik bir hale getirmektedir. Ancak bu yeni denklemde Türkiye transit güvenli bir geçiş güzergahı olmasının yanında Akdeniz’in en uzun kıyı şeridine sahip olan ülkesi olması sebebiyle enerji arz eden ülke haline gelmesi elzemdir. Bu amaçla sahada ve diplomatik olarak masada güçlü olabilmek için güçlü bir donanma ve modern bir ordunun varlığı oldukça önemlidir. Üstelik ülkemizin yakın coğrafyasında yaşanan hadiselerin de enerji kaynaklarına ve geçiş noktalarına hakimiyet odaklı yaşandığı göz önüne alındığında güçlü bir ordunun varlığı daha önemli bir hale gelmektedir. Bu amaçla Türkiye’nin bu enerji denklemindeki en önemli bileşeninin milli savunma sanayisi ile yetişmiş nitelikli insan gücü olduğu göze çarpmaktadır. Bu noktada savunma sanayinin sadece harp sanayii ile ilgili değil tüm sektörler için ve özellikle enerji sektörü için hayati önem taşıdığı unutulmamalıdır. Ayrıca Mavi Vatan bilincinin kamuoyunda oluşması ve sorgulanmasıyla bu konu her daim gündemde kalmaya devam edecektir.

 

 

 

Kaynaklar

https://twitter.com/tcsavunma/status/1439186383613173764

https://www.sbb.gov.tr/wp-content/uploads/2021/09/2022 2024_YatirimProgrami_Hazirlama_Rehberi.pdf

Akkuyu Nükleer Enerji Santralli http://www.akkunpp.com/

https://tr.wikipedia.org/wiki/Atat%C3%BCrk_Baraj%C4%B1_ve_Hidroelektrik_Santrali

https://www.botas.gov.tr/Sayfa/tuz-golu-yer-alti-dogal-gaz-depolama/23

https://www.teias.gov.tr/yuktevzimerkezi

 

Ambargo Tarihi Tamamlandı


ENERJİ VE SAVUNMA DENKLEMİNDE TÜRKİYE